• 195 syf.
    ·5/10
    Herşey Cem’in sorumsuz babasının yine onları hiçbir açıklama yapmadan terk etmesiyle başlıyor.Annesi ile beraber Gebze’deki teyzesinin kocasının bahçeli evinin müştemilatında kira vermeden yaşamaya başlarlar.Mahmut ustayla da orda karşılaşıyor.Mahmut usta 1980’lerin ortasında geleneksel usulle kuyu kazıcılığı yapmaktadır.Cem eğitimi için para biriktirmek istediği için Mahmut ustanın yanında çalışmaya başlıyor beraber öngörende bir arazide kuyu kazmaya başlıyorlar yıl 1986 o ara bulundukları yerde bir tiyatro oyunu oynanıyor bir akşam Cem’in dikkatini bir kadın çekiyor kırmızı saçlı,sürekli onu düşünürken buluyor kendini daha sonra farkediyor ki kendinden oldukça büyük bu kadın...kitapta çok fazla hikayelerden,mitolojik olaylardan bahsediliyor...ibretlik olaylar,baba oğul arasında yaşananlar...bir ara hahhhh tam yeşilçam gibi dedim...dur o senin baban diye bağırasım geldi...çok fazla kitap hakkında birşey yazmak istemiyorum çünkü herşeyi anlatmış olurum...bolca siyaset,reklam,marka da kullanılmış kitapta üzgünüm sevmedim seni kırmızı saçlı kadın isteyen okusun,benim önereceğim bir kitap değil...
  • 1015 syf.
    ——————————————————
    ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 9
    ——————————————————

    "Yüzüklerin Efendisi'ni yazmaya başladığım zaman, ne yüzüğün ne olduğunu ne de Sauron'un kim olduğunu bilmiyordum," demiş Tolkien Baba* bir arkadaşına.

    1937 yılında Hobbit adlı bir hikâye ile birdenbire yıldızı parlar Tolkien Baba'nın. Hobbit, öylesine büyük bir ilgi ve yüksek bir alaka ile tüm dünyada adını duyurunca (ancak bize altmış iki yıl sonra 1996 yılında sadası ulaşır) yayıncılar Tolkien Baba'dan bu masalın devamını isterler. Prof. Tolkien, kendi mitolojik evreni ile ilgilenmek ister. Tabiri caizse Hobbit ona göre tek gecelik ilişki gibidir. Onun esas sevdası, sevgilisi, yaratmak için sancılarla kıvrandığı mitolojisidir: Silmarillion. (Detaylı açıklama, Silmarillion'u okuduktan sonra incelemesinde yapılacaktır.)

    Fakat Tolkien Baba, yapılan baskılara çok daha fazla direnemez. Hayatı boyunca tamamlayabildiği iki eseri vardır. Biri Hobbit ve diğeri de Yüzüklerin Efendisi'dir. Geriye kalan diğer bütün eserleri Tolkien Oğul bir araya getirmiştir. Ama konumuz bu değil. Tolkien Baba, Hobbit adlı öykünün devamını yazmaya karar verir en sonunda. Ama gönülsüz olduğundan mıdır, daha önce bunu düşünmediğinden midir, nedendir bilinmez Tolkien Baba bir türlü başlayamaz esere. Karakterler yazar, çizer, bozar, tekrardan yapar. Hikayenin kahramanına dahi karar veremez. Hikaye'ye Bilbo ile mi devam etmeli, yoksa Bilbo'nun bir oğlu mu olmalı veya Bilbo'nun bir akrabası mı, belki de kendisinin bir varisi olmalı. Hikayeleri yazar olmaz, karakterleri sürekli değiştirir. Çünkü olmaz hiçbiri. Çünkü Tolkien Baba ince eleyip sık dokuyan cinsindendir. Bir ara yok bu iş olmazlanırsa da tekrar devam eder. Karakterler oluşturulup hikayeye başladıktan sonra dahi Tolkien Baba dönüp dönüp değişiklikler yapar. Hem karakterlerde hem de hikayelerde. Kitabı bitirdiğinde ise değiştirilen, atılan, yeniden yazılan yüzlerce müsvedde vardır etrafında ve onlarca yan hikayecikler...

    Ve evet. En baştaki cümleyi yanlış okumadınız. Tolkien Baba bu esere başladığında esere adını veren Hüküm Yüzüğü'nü ve onu döven Karanlıklar Efendisi'ni bilmiyordu. Yani bilse de bu son şekli ile değildi. Çünkü diğer bütün karakterler gibi yüzük ve Sauron dahi onlarca kez değişiklik yaşadı. Neyse ki Tolkien Baba, yapmış olduğu onlarca ve yüzlerce değişiklikten sonra bu bilinen son halinde karar kıldı. Ve nihayet kitap yayınlandı.

    Yüzüklerin Efendisi yayınlanınca resmen dünya ikiye ayrılmış oldu. Tolkien Baba'ya hayran olanlar ve ona karşı cephe alanlar. Hayran olanlara gelmeden önce cephe alanların neden cephe aldığına değinelim hemen.

    Tolkien Baba'ya cephe alanların başında şüphesiz edebiyat faşistleri yer alıyordu. Tolkien Baba'yı edebiyatı tahrif etmek/bozmak ile suçluyorlardı. Çünkü onlara göre bunlar masaldı ve ancak masal olarak kalmalıydı. Bunlar yazınsal edebiyata/romana dahil edilmemeliydi. Çünkü fantastik ögeler ilk Tolkien Baba'da vücut bulur. Ondan öncesinde fantastik edebiyat yoktur. Olsa dahi hiçbiri bu denli köklü, bu denli farklı ve bu denli çarpıcı olmamıştır.

    Hayran olanların hayranlığına gelecek olursak;
    — Yeni bir evren
    — Yeni ırklar
    — Yeni coğrafyalar
    — Yeni diller
    — Akıcılık
    — Sürükleyicilik
    — Çizim yeteneği
    — Şiirsel yetkinlik (yani daha ne diyelim ki Tolkien Baba için)
    Bütün bunlara sahip olan bir adama ve onun eserine hayran kalmamak elde mi? Ancak bağnaz düşüncelere sahip olanlar bunları hoş karşılamaz ve hayran olmaz. Hikayenin bu denli köklü ve derin olması da cabası...

    Birçoğumuz bu efsanevi kitap serisini okumamış olsak dahi filmlerini izlemişizdir. Fakat her uyarlama film gibi bu muhteşem ötesi film serisi bile ne yazık ki kitabın yanına yaklaşabilecek olsa da ona asla ulaşamaz. Filmler her ne kadar büyük ölçüde kitaplara sadık kalınarak yapılmış olsa da kitaplardan farklı olan, kitapta olmayan veya kitaptaki şeklinden çarpıtılarak uyarlanan yerler var. Ama bunlara burada değinmeyeceğim. Onları her kitabı ayrı okuduğum zaman inceleme yaptığımda aktaracağım.

    Bununla birlikte, ben kitabı e-kitap olarak okudum. Fakat basılı olarak okuyanlar (Tek cilt özel basım kitabın) yazı puntolarının çok küçük ve gözü yoracak cinsten olduğunu söylüyorlar. Yani basılı materyal olarak okuyacaksanız ayrı ayrı kitapları alıp okumanız tavsiye edilir.

    Bunların dışında, sanırım söylenecek pek bir şey kalmadı. Kitabı övmeye gerek yok. O kendisini övüyor zaten. Olayları anlatmaya gerek yok. Herkes (çoğunlukla) biliyor. O vakit burada cümlelerime son noktayı koyuyorum.

    Ek; Okumadığınızda bir şey kaybedecek misiniz? Kesinlikle hayır. Çünkü çok şey kaybedeceksiniz.

    Son soru: Acaba neden bu eseri okuyanlar, buradaki evren kötülüklerle dolu olmasına rağmen onu bizim yaşadığımız dünyaya tercih etmektedir? Cevabı sizden...

    * Tolkien Baba tabirini, J. R. R. Tolkien'in hem fantastik edebiyatın atası sayıldığı hem de kendisinden sonra oğlu Christopher Tolkien notları düzenlediği (karışmasınlar diye) için J. R. R. Tolkien'e Tolkien Baba ve Christopher Tolkien'e de Tolkien Oğul diyorum.
  • Romalıların yaptığı yolların hepsi Roma ' ya çıkar.
    Noah Gordon
    Sayfa 210 - Yurt Yayınları
  • 539 syf.
    Kuran, diğer Ortadoğu dinlerinde olduğu gibi yaratılış kökenini Adem ile Havva'ya dayandırır. Tanrı, Adem'i topraktan yaratır, ona ruhundan üfleyerek can verir. Sonra Adem'den Havva'yi yaratır. (Birkaç yerde geçen tek nefisten yarattım, ondan da eşini yarattım ayetlerinden ben bunu anladım; tabi farklı şekillerde anlayanlar da olabilir) Sonra bilindiği gibi şeytan yüzünden elmayı yerler ve cennetten kovulurlar. Bu olay tevratta kadını suçun ana faili yapacak şekilde anlatırken Kuran'da kadını bu konuda suçun ana faili yapmak zorlama olur. Ancak, Kuran'daki ağırlıklı olarak erkeğe hitap, erkeğe yönelik vaadler, olayları anlatis tarzından Kuran'in da diğer Ortadoğu dinleriyle Adem - Havva- Elma konusunda ortak düşündüğünü gösteriyor. Zaten bu üç dinin kadına olan olumsuz bakışının temelinde de ana etken bu olay gibi gözüküyor.
    ...
    Kuran'da gereğinden fazla tekrar var. Bu kitaba edebi bir yapı kazandirmakla beraber aşırı fazla olması sebebiyle okurken insanın yorulmasina ve usanmasina neden olabiliyor. Özelikle Musa - Firavun kıssası birçok yerde geçiyor. Firavun demişken her zaman aklımdan geçen soru şu olmuştur: Bu Firavun kim? Mısır tarihi, benim bildiğim kadarıyla tarih yazimina önem veren bir medeniyettir. Bu medeniyetin, Firavun'un ve onla beraber koca bir ordusunun yok olmasına sebep olacak bir faciayi tarihinde yer vermemesi biraz enteresan. Bunun arasına Musa'nın gösterdiği mucizeleri de ekleyebiliriz.
    ...
    Kuran'da evrenin - gökyüzünun- denizlerin- dağların anlatisi o dönem insanı için etkileyici olabilir lakin her çağ insanı için aynı derece etkileyici değil nitekim tartışmalara neden olan durumlar var:
    - Karışmayan iki denizden bahsediliyor; bu denizin Arabistan tarafındaki bir deniz olduğu belli, ancak bütün denizler birbirine karışır
    - Dağlar sürekli sabit, sabit kazıklar olduğu ve bu sayede sarsılmalardan koruduğu vurgulanir, bundan ibret alınması istenir. Sadece bir yerde sanırım cehennem tasviriydi emin değilim, orda dağların hareketli oluşu geçer. Ancak başka cehennem tasvirinde ise dağların yurutulecegi gibi durumlar geçer. Ancak dağların hareketli olduğu,sabit olmadığı ve depremlerin dağlık alanlarda fazla olduğu bilinir günümüzde.
    - Mitolojik hikayelerde sıklıkla geçiyor diye biliyorum: "Yer ile gök bitişiktir ve Tanrı onları ayırdı" ve böyle devam eder. Kuran'da da yer-gok bitişik ve ayrıldı gök direksiz şekilde duruyor ve onu tutan Tanridir denir. Yer döşek gibi serilir diye devam eder.
    - Keza düşünme eyleminin kalbe yorulmasi da garip. Çünkü 1400 sene öncesini düşünürsek bu işlevi kalbin yaptığı düşünülürdu.
    Yani bunlardan anlatmak istediğim, bunlari -belki hatirlayamadigim birkaç şey vardir- okuyunca, benim zihnimde oluşan o dönem insanın evren - jeoloji- anatomi bilgisidir. Tabiki o dönem insanına anlayacağı şekilde evren, yeryüzu yada insan vücudu anlatılır. Lakin bu anlatis ilerleyen çağlarda gelişecek olan bilimsel gelişme ile ortaya çıkarılacak gerçeklerle celismemesi gerekir.
    ...
    Adem ile Havva'ya yeniden dönecek olursak, her zaman merak etmişimdir. Hatta küçükken de din kültürü öğretmenime gidip sormuşumdur: "Hocam, ilk insanlar Adem ile Havva. Bunlar çocuk yaptılar. Ancak ondan sonra nasıl ürediler?" Hocamın cevabı "kardes kardeşe cinsel ilişkiye girerek ürediler" olmuştu. Ben de "Ama hocam bu ayıp değil mi!" diye tepki verince; hocam: "O zamanlar değil demişti". Hiçbir zaman aklıma yatmadi bu şekilde üreme ve insanın çoğalmis olabileceği. Hem dinen birkaç açıdan yanlıştır. Bir kere ensest ilişki dinen çok kötülenirken aynı dinler tarafından sanki başka yol bulunamayacakmis gibi ensest ilişkiye bir defa başlangıçta müsaade edilmesi, tutarlı ve mantıklı değildir. Neyse ki Kuran'da bu konu geçmiyor. Zaten Kuran çok ayrıntıya giren bir kitap değil. Olayları yüzeysel anlatıp geçiyor. Ayrıntıda bogulmayin, ana fikri alın der gibidir; kissalarda. Bu da gayet güzel bir yaklaşım. Kuran'da gecmemesine rağmen İslam literaturune insanın çoğalmasi hocamin dediği gibi geçmiş malesef.
    ...
    Bana konu dışı gelen, garibime gelen ise Ahzab suresi ve Tahrim suresi (ilk beş ayet) ve bu sürelerin inişine sebep olan olaylar. İki olay da Peygamberin özel hayatında yaşadığı sıkıntılar. İlkindeki olay evlatligi Zeyd'in hanımı ile evlenmesi ve bunun halk tarafından tepki görmesi ve sonrasında bu suredeki âyetlerin nazil olmasi. Tabiki aynı surede Peygamberin hayatı, kendisi bize örnek olduğu söylenerek aslında gerekçe de sunuluyor, neden peygamberin özel hayatındaki sorunlara yönelik âyetlerin inmesinin. Ancak olayın anlatis üslubu ayette biraz dikkatimi çekti. Önce, evlatliklariniz sizin kendi öz evladiniz değil, onlara kendi öz babalarının verdiği isimle hitap edin gibi şeyler soyleniyor. Sonra, peygamberin örnekligi vurgulanıyor. Sonra, peygamber eşlerine öneri tarzında ayetler gelir: Dünya hayatını isteyenler isterse saliverilecek denir, yok eğer ahiret yurdu, peygamber ve Allah isteniyorsa, içinden edilen güzelliklerin güzel cevapları olduğu vurgulandiktan sonra; uyarı kısmına geçiliyor; (peygamber hanımlarına seslenilerek yine) yapılan terbiyesizligin cezasının iki kat olacağı; buna karşın Allaha ve resule itaat edip, iyi şeyler yaparsa mükafatın da iki kat olacağı söylenir. Sonra peygamber hanımlarının; evde oturması, vakarla konuşması gibi takinmalari gereken haller bildirilir. Bunlar sadece peygamber hanımlarına deniyor gibi gözükse de İslam literaturunde kadının adabı tarzı konularda peygamber eşlerine yapılan bu uyarılar da dikkate alindigi asikardir. Aslında bu olay bir ara kesit, başka bir konu. Ben Zeynep olayını anlatırken âyetlerin sıralamayi bozmadan anlatmak istedim. Sonrasında müslüman erkekler, Müslüman kadınlar ... şeklinde uzun bir şekilde anlatilan kişilerin mukafatlandirilacagi söylenir ardından gelen ayette, bunlarla beraber Allah ve resulu bir ise hükmettigi zaman müslüman kadın veya erkeklerin tercih haklarının olmadığı söylenir ve kim bunun aksini yapar, asi olursa fena bir sapıklık içinde olacağı vurgulanir. Sert bir ayet. Ardından asıl konuya girilir. Zeynep olayı anlatılır. Bu olayın sebebinin, Müslümanlara örnek olmasi için yapıldığı söylenir. Lakin ardından gelen ayette ise Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mubah kıldığı şeyde bir darlık olmadığı soylenilir. Tahrim suresinde de ilk beş ayette peygamberin özel hayatında haniminin birisine tembihledigi bir şeyi başka hanimindan duyması üzerine iner. İsteyen araştırabilir. Kutsal kitapta, bu kadar peygamberin özel hayatına yer verilmesi yani peygamberin özel hayatındaki sorunların âyetler yoluyla çözülmesi garip bir durumdur.
    ...
    Cennet tasvirlerindeki bakire kızlar, huriler, kadınlar hatta bir ayette sağdaki adamlar yani cennet ehlinden bahsederken anlatılır. Sağdaki kadınlara da bakir erkekler, hûriler, erkekler vaad edilmesi ya da iki cinse de bu tarz bir vaadde bulunulmamasi daha yerinde olurmus gibi düşünüyor insan.
    ...
    Savaş konusu keza kafa karıştırıcı. Savaşın gerekçesi olarak, karşı tarafın saldırmasi gösteriliyor ki doğru olan da budur. Eğer saldırı varsa tabiki karşı konulacaktır. Anlaşmayı bozanlarla savaşılmasi gerektiği söylenir. Lakin bu âyetlerin makul gerekçelerinin aksine farklı yerlerde; önce müşriklerin pislik olduğu sonra; kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahirete inanmayanlarla, Allah'ın ve resulunun haram saydığını haram saymayanlarla, islami din edinmeyenlerle cizye verene kadar savaşın emrini veren ayet de var. Cizye: Yabancıları ölümden koruyan vergi manasında yani kafa vergisi. Dinlerinden, inanislarindan ötürü ödedikleri vergi. Barış dini diye anılan bir dinde, bu savaş gerekçesi ve yer yer ayetlerde geçen şiddet söylemleri pek güzel durmuyor.
    ...
    Muta nikahı mevzusu, keza peygambere evlenebilecegi kadınlar sayildiktan sonra gelen ayetlerde geçen artık kimseyle evlenemeyecegi; halen eşi olan hanimlarla ve cariyeleriyle idare edeceginin soylenmesi veya bir olay anlatılırken, iffetli olunması anlatılırken cariyelerle girilecek cinsel ilişkinin iffetsizlik olarak gorulmemesi, kadının mirastaki durumu, keza şahitlikteki durumu, itaatkar olmasi gerektiği aksi takdirde dayak/uzaklaştırma cezasına munasip görülürken; erkeğin gecimsiz olmasinda barış yapılmasının tavsiye edilmesi gibi başka konular da dikkat çeken konular.
    ...
    Tabiki güzel birçok şey de var: Merhametli olunmasi, sabırlı, tevekkül sahibi, öldürmeme emri, on emir diye tabir edilen geçmiş kitaplardaki emirler Kuran'da da geçerli. Oldurmeyeceksin, zina etmeyeceksin, komşunun hakkını gozeteceksin gibi... Keza kimi yerde ceza olarak köle azad edilmesi çok güzel bir uygulamadir. Anlatilan kissalardan çıkarılacak anlamlar vardır. Ibrahim'in Tanrıyı araması, bunu göğe bakarak, yıldızlara bakarak yapması, sorgulaması önemlidir. Yusuf'un kardeşleri tarafından kuyuya atılması, yanından bulunduğu yetkilinin hanımı tarafından iftiraya uğrayıp zindana atılması ancak ordan kurtulup Mısır'a yönetici olmasi, insana umut aşılayan, zorluklara karşı dik durmasını öğütleyen güzel bir kıssadir. En çok hoşuma giden ayetlerden birisi "Dinde zorlama yoktur" ve bir diğeri (leri) de "Akletme ve düşünmeye yönelik" ayetlerdir.
    ...
    Evrensel ve her döneme hitap eden bir kitabın günümüze uygulanması artık mümkün olmayan birçok durumu mevcut. O dönem için devrim niteliğinde uygulamalar var olabilir. Böyle kabul etsek dahi; o döneme uygun olan uygulamaları, bu çağa hitap etmeyen hal ve uygulamaları bu dönemde uygulamak için zorlamak yerine evrensel mesajları "adalet, eşitlik, meşhur 10 Emiri" temel alarak yola devam edilmesi zannimca daha iyi olacaktır.
    ...
    Ben, normalde inceleme yapmayacaktim. Buna yönelik incelemeye kısaca yazmıştım lakin iki üç kişinin inceleme beklediklerini görünce inceleme yapmaya karar verdim. Ben gayet saygılı şekilde bir inceleme yaptığımı düşünüyorum, aynı saygıyı herkesten beklerim.
    ...
    Keyifli okumalar...
  • 136 syf.
    Gerçeküstü olayları en gerçekçi biçimde yazıya döken Jose Emmi’ nin 6 hikayeden oluşan kitabı. Alışık olduğumuz gibi sadece nokta ve virgül kullanan yazar, bu kitabında genel yazım kurallarına sadık kalıp diğer noktalama işaretlerini de kullanmış. Blok halinde yazılmış uzun satırlardan oluşan sayfaların sayısı az. Tavsiyem okuduğunuz hikayelerde kopukluklar olmaması için hikayeleri bitirmeden ara vermemeniz.

    Sandalye hikayesinde bir diktatörün düşüşünü konu ediyor. Sahneye assolist gibi çıkan diktatörün aralık duran ağzından dökülen salyalar eşliğinde yıkılışı. Saramago’ nun her zaman yaptığı tanrı yergisi ve güzel betimlemeleri sıkça karşımızda. Adem’ den Havva’ ya, Charlie Chaplin’ den Tom Mix’ e ve bazı mitolojik karakterlerle göndermeler eşliğinde hikaye akışı devam ediyor.

    Bir diktatörün yıkılışını ; ‘’ Düşerken ters dönmüş bir tosbağa gibi çırpınıyor, sonra aniden yaz tatilinde köydeki ailesinin evine dönen ve ailesi tarlaya gittiği sırada çavuşu tokatlayan çizmeli bir ilahiyat öğrencisi gibi kasılıp kalıyor. ‘’ gibi cümlelerle muzipçe anlatan ender yazarlardan. Bu alıntıyı ilk defa isimsiz bir şekilde başka bir yerde okusam aklıma gelecek ilk isim Jose Saramago olurdu.

    Ambargo; bir şehre ve/ veya ülkeye uygulanan ambargo nedeniyle sorun yaşayan halkın, akaryakıt sıkıntısı üzerinden arabası tarafından esir alınan bir adamın hikayesi. Ülkemize uyarlasak gaz kuyruğu sıkıntısı ve gaz lambası tarafından esir alınan bir adam üzerinde hikaye yazılabilirdi.

    Kısırdöngü: Yine bir hürmetli büyük bir yönetici tarafından çıkarılan yasaya halkın uyumu ve değişerek şekillenen yaşayış biçiminin hikayesi. Kıymetlimiz ölümle ilgili bir şey görmek istemediği için tüm ölülerin tek bir yere gömülmesini ve etrafının büyük duvarlarla çevrilmesini emreder. Halkın tüm alışkanlıkları, gelenekleri ve yaşayış biçimleri kralın emrine göre şekillenmeye başlar. Her ne kadar önemli değişiklikler olsa da su akar yolunu bulur misali zengin ve fakir sınıflar bu düzende de bir şekilde üstlerine düşen rolü yeni düzene göre oynarlar, şehirleşme yeni yasaya göre şekillenir vs. Temelde her şeye kuzu gibi boyun eğen halkın bir adamın keyfi uygulamasına adapte olup yaşamlarını ona göre şekillendirmelerine eleştiri de olabilir.

    Nesneler: Kitaptaki en çok beğendiğim hikaye. Eşyaların/ nesnelerin insanlara baş kaldırması. Almışsın 4k bir tv, daha ilk taksit yeni ödenmiş, sabah bir kalkmışsın tv almış başını gitmiş. Asansörler, kapılar, sürahiler, binalar yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlar. Bu isyanın başladığı bölgede/ ülkede kast sistemi vardır. Alfabetik sıraya göre insanlar a, b, c diye devam eden sınıflara mensup vatandaşlardır. İsyan devam ederken hükümet yetkililerin aldığı önlemler bu sınıf farklarının da çatırdamaya başlamasına neden olur.

    Bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Ne okuduğum kitaptan konu açıldı ne de Jose’ den. Aşağıda linki olan 6 dakikalık bir kısa filmden bahsetti. Tam da nesneler hikayesinde kalmışken. Şimdi nesneler mi insanlara isyan etti yoksa nesneleşen insanlar mı ayaklandı? Hikayenin son cümlesi bu konuda insanı düşünmeye sevk ediyor.

    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

    Sentor: İnsanlar tarafında kutsallığı elinden alınan ve yüzyıllardır hayatta kalma mücadelesi veren Sentor’ un sürgün yaşamından son kesitler. Mitolojiyle bezenmiş masalsı bir anlatımı olan hikaye.

    Kısas: Kısas kitapta yer alan son hikaye. Kafamda oturtup şekillendiremedim ve biraz havada kaldı.

    Keyifli okumalar.
  • 575 syf.
    ·2/10
    Kitabı bu ikinci okuma çabam. İlki kadar başarısız oldu. 60 yıla yakın bir sürede yazılmış olduğu rivayet edilen bu eser hakkında çok sayıda eleştiri okudum. Başlayınca saatler süren olumlu anlatımlar dinledim. Öve öve bir hal oldukları kitabı bitirmek için ölümüne gayret ettim yinede son sayfalarda pes edip okumayı bıraktım. Aşırı sıkıcılığı bir yana anlamamak adına acaba ben mi yetersizim diye kendimi sorgulamadan geçemedim. Ama hayır. Maalesef kitabı hiç sevmedim. Konu kendince bir şeylere değinse de ne yalan söyleyeyim bu bile durumu kurtarmada eksik kaldı.
    Bölümler arası geçişlerde sürekli gerilere dönüp tekrar okudum. Acaba atladığım yer mi oldu kuşkusu kitap boyu sürdü. Çünkü kopuk kopuk anlatılmıştı.

    Bir diğer konu;
    Ne kadar çok gereksiz karakter girdi çıktı kitaba. Korolar, mitolojik yaratıklar hatta bir ara Tales'den söz edildi. Hemde uzun uzun. Allah aşkına neyin nesidir bu? Dağılıp toparlamaktan bütünlüğü bir türlü yakalayamadım.
    İkinci kez olarak fiyasko ile sonuçlandı okumam. Üstelik bu defa ilkinden farklı olarak bir kaç yayın evinden eş zamanlı okudum. Olmadı. Olamadı.
    Neredeyse okuma eyleminden soğudum. Bu kadar sert eleştirdiğim için üzgün olduğumu belirtmekle birlikte ne hissettiysem olduğu gibi aktardım. Bu anlamda Gothe seviciler lütfen kızmasınlar...

    Vesselam.
  • 480 syf.
    ·22 günde·Beğendi·9/10
    Romanı çok fazla gördüm ve duydum. Özellikle toplu taşıma araçlarında bu kitabı okuyanlara birçok kez denk geldim. Mutlaka okumalısın diye öneriler aldım. Romanın bu kadar popüler olması bende biraz önyargı oluşturdu. Hem önyargıyı kırmak hemde merakımı gidermek için okudum desem yalan olmaz. Belirtmek isterim ki yazarın ilk kitabıymış.

    Açıkçası tatile çıktığım için, romana bir hafta ara vermek zorunda kaldım. Tatilden geldiğimde ise odaklanamadığım için az az okuyabildim. Sonunda bugün bitirdim. Romanı okuduğum bütün süreç boyunca seri katilin kim olduğunu bulmaya çalıştım lakin yazar her seferinde bize başka bir olay ve durum anlatarak kafa karışmaktan ziyade kendimizce katile yaklaştığımızı zannettiğimiz kişinin aslında o olmadığını gösteriyor. Sürekli olarak ihtimaller ve isimler değişiyor. Ayrıca mitolojik kişiliklerle anlatım desteklenmiş. Sadece romanın sonunda birkaç sorunun cevabını bulamadım. Bakalım benden sonra bu romanı okuyacaklar bu sorulara cevap bulabilecekler mi?