"örneğin, benim bazı hastalarımın 'tanrısı' yatak odasının tavanında, kendi zihninde ya da duvardaki bir haçın içindeydi. duada seslendiği bu nesne her neyse, hastan o'na yani kendisini yaratan varlığa değil de, kendisinin yarattığı nesneye dua etmeye devam etsin. hayal gücü bütün dua boyunca sürekli aynı yerde kalsın. çünkü aradaki farkı görüp de dualarını bilinçli olarak 'düşmanla ilgili kafasındaki hayale değil de, gerçek düşman'ın kendisine' yönelttiğinde durumumuz umutsuz demektir."
"insanlar bizim büyük bir mutsuzlukla kaçınmaya çalıştığımız o yetiden, yani o'nu direkt olarak görme yetisinden yoksunlar. o dehşet verici parlaklığı, hayatımızı sürekli acıya boğan o delici, yakıcı ihtişamı bilmiyorlar."
“ölümlüler bizim sürekli onların kafalarına bir şeyler sokmamızdan kuşkulanıyorlar. oysa bizim en büyük görevimiz kafalarından bir şeyler çıkarmaktır.”
“benim elimden öyle hastalar geçti ki, eşinin ya da oğlunun ruhu için hararetle dua edip kalktıktan sonra vicdanları hiç sızlamadan onları dövüp aşağılıyorlardı.”
“meseleyi görüyor musun? bu insanlar asırlar önce başlattığımız süreçler sayesinde, olağan şeyler gözlerinin önünde olduğu sürece olağandışı şeylere inanmayı olanaksız buluyorlar.”