Roman boyunca Toru Watanabe’nin gençlik yıllarında; hayatı, aşkı, ölümü, sevgiyi ve yetişkin olmanın getirdiği sancıları öğrenişine tanıklık ediyoruz. Bir uçak yolculuğuyla başlayan romanda karakterimiz yurttan üniversiteye eğlence mekanlarından terapi merkezine bekar evinden kitapevine kadar farklı mekanlarda dolaşırken aslında kendi içsel yolculuğunu deneyimliyor
İmkansızın Şarkısı, Murakami’den okuduğum ilk kitap olduğu için ön yargısız yaklaşmaya çalıştım; ancak tüm bu acılar ve duygusal geçişler içinde cinselliğin bu denli ön planda olması, beklentimi açıkçası düşürdü.
Hayatın içindeki aşk, ölüm, hüzün, mutluluk, yalnızlık, ruhsal bunalımlar gibi derin duyguların cinsellik sınırlarına sıkıştırılmaya çalışılması ve hatta bir kaçış olarak görülerek bu kadar basitleştirilerek anlatılması bende bir tür "duygusal körlük hissi" yarattı. Oysa romanda, tıpkı diğer duygular gibi, cinselliğin de yalnızca biyolojik ya da kimyasal boyutundan fazlasını okumayı bekledim son sayfaya kadar.
Toru’nun Naoko ile kurduğu ilişkiyle Midori ile olan ilişkisi arasındaki fark ise insanı düşündürüyor... Bir de Reiko var tabi. Bir insan aynı anda bu kadar farklı biçimlerde sevebilir mi? Yoksa bu, büyümenin ve hayata tutunmaya çalışmanın kaçınılmaz bir sonucu muydu, bilemiyorum.
Belki de büyümek tam olarak buydu; çelişkilerle, yanlışlarla büyümek ve eksikliklerle ilerlemek...