• 261 syf.
    ·Puan vermedi
    yine güzel bir kitabı geride bıraktık. atom savaşından korunmak için güvenli bölgeye götürülen çocukları taşıyan uçağın bir adaya düşmesi sonucu hikaye başlar.

    çocukların kurtulması için acilen örgütlenip bir şeyler yapmaları gerekiyor tabi. bu sırada farklı özelliklere sahip çeşitli çocuklar var adada. gözümüze ilk satırlarda Ralph ilişiyor, Ralph güzel, güçlü ve akıllı bir çocuk; Jack kural tanımaz, kindar, içinde kötülük barındıran bir küçük Hitler tabiri caizse. diğer kahramanımız ise diğerlerine göre varoş, daha alt kesimden, fiziksel olarak daha çirkin görünen fakat adada aklını en iyi kullanan Domuzcuk’tur.

    olaylar birbirini izler, ortak amaç uğruna birliktelik başlar, daha sonra bireysel hırs yüzünden bölünme olur ve gruplaşma olur, bir başı Jack diğer başı Ralph çeker ama Ralph demokrasiden yanayken Jack diktatörlüğü zorbalığı benimser. işler çığrından çıkar ve adada ölümler olur.

    açıkçası kitapta çoğu kavramın sorgulanışını gördüm. İyilik, kötülük, zorbalık, adalet, demokrasi, faşizm, benlik, kurumsal normlar, aidiyet duygusu, güçsüzlük, güruh içinde olmak vs.vs.vs...
    zaten Sineklerin Tanrısı” kavramı insanların içindeki kötülüğü simgeler. ve bu ÇOCUKLARIN içindeki kötülüklerin tek sebebi, yaşadıkları coğrafyayı rol-model alıp içselleştirmeleri yüzündendir.
  • “Mahsus iyi bir ayna aldım ki, model bulamayınca kendimi model olarak çalışabileyim; baka baka kendi başımın renklerini tutturabilirsem başka adamcağızların ve kadıncağızların portrelerini yapabileceğim.”
    Vincent Van Gogh
    Sayfa 102 - Remzi Kitabevi
  • "Beynimizi daha iyi çalıştıracak 10 öneri:

    1. Sağlam kafa, hareketli vücutta bulunur!
    Beden ve beyin bir bütün oluşturuyor ve bedensel hareketlilikler beyinsel hareketlilikleri getiriyor. Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.
    2. Beyin sulanmaz, beyin kurur!
    Beyin yüzde 80 sudan oluşuyor ve bu yüzden beyne su takviyesi yapmak gerekiyor. Günde 8-10 bardak kadar su içilmezse beyin kurur ve algı kalitesi düşer.
    3. Eli hızlandıran şeyler, aklı yavaşlatır!
    Bir alışkanlık edindiğimiz zaman elimiz hızlanır ve otomatik pilot ile hareket eder, bu durum da aklı yavaşlatır. Zihinsel rutinlerinizi kırın: eğer sağ elinizi kullanıyorsanız bazen telefonu sol elinizde tutun (solaksanız tam tersi), çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.
    4. Akıl tutulmasına karşı, açık görüşlü ol.
    Kullanılmayan organ körelir. Sürekli aynı insanlarla aynı programları seyredip aynı hayatları yaşayarak aklınızı köreltmeyin. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.
    5. Beyne çöp girerse, beyinden çöp çıkar!
    Beyninizi ne ile beslerseniz beyninizden alacağınız verim ya da çıktı o olacaktır. Girdilerin kalitesi çıktıların kalitesini belirler, dolayısıyla beyninize ne aldığınıza dikkat etmelisiniz.
    6. Sihirli “eğer” ile düşünün
    Beyin tıkandığında varsayımlarla akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda önemsediğiniz, model aldığınız bir kişiyi aklınıza getirerek “O benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.
    7. Aklının takıldığı yer hayatının takıldığı yerdir!
    Zihin bir şeye takıldığında tüm sistem kendi içinde kilitlenir, aklınızı çözmek için kendi hayallerinizi gerçekleştirin, yani yeni ihtimalleri görmeye çalışın.
    8. Sosyal medya diyeti yapın!
    Sosyal medyanın aşırı kullanımı insanı beyninden vuruyor. Bu araçları aşırı derecede kullanırsanız beyin ölümünüz gerçekleşir, aşırı iletişim kurmak düşünmeyi durduruyor.
    9. İnsanları beyninizle sevin! Aşk bir beyin işlevidir!
    Duyguların gerçekleştiği yer insan beynidir. Mantıksız davranış aşk üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılıyor, bu doğru bir düşünce değil.
    10. Nasıl çalışması gerektiğini beynine öğret!
    Beyin kendisini nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre kendini yapılandırır. Beyninizi sabah çalışmadığına inanırsanız beyin sabah çalışmaz, dolayısıyla beyninizi nasıl çalıştığına dair yapılandırırken dikkatli olun."
  • Karşımda, bana vaktiyle iyi davranan bir öğretmenin yaşadığı eski model bir otel var. Son görüşmemizde onu yemeye götürerek veda etmiştim. Beni serbest bırakmıştı, ama o anki bakışını hiç unutamam. Öğrenciliğimde bana büyük ümit bağlamıştı. Ama o bakışı, hakkındaki kanaatini tamamen değiştirdiğini anlatmaya yetmişti. “Dünyayla hiçbir zaman uyuyamayacaksın” dese de olurdu.
    Henry Miller
    Sayfa 683 - Telos
  • Sevdiğimiz kişiye bakışımızdaki arayış, kaygı ve talep, ertesi gün için bir randevu umudunu bize verecek veya öldürecek olan sözü bekleyişimiz, bu söz söyleyinceye kadar, aynı anda olmasa bile birbirini takip eden sevinç ve umutsuzluk hayallerimiz, bütün bunlar, sevilen varlık karşısındaki dikkatimizi fazlasıyla titrek bir hale getirdiği için, sevdiğimizin net bir suretini elde edemeyiz. Belki de buna ek olarak, bütün duyuların bir arada harekete geçtiği, bakışların ötesindeki şeyi sadece gözlerle öğrenmeye çalışan bu faaliyet, canlı bir insanın normal olarak, sevmediğimiz zaman hareketsiz kıldığımız bin şekline, bütün tatlarına ve hareketlerine karşı fazla hoşgörülüdür. Sevilen model ise, aksine kıpırdar; onun fotoğrafları hep bozuktur.
  • Hint filmlerini hiç sevmezdim ama, son zamanlarda seyrettiğim iki film oldu. Bunlardan biri PK, diğeri ise Oh My God. İkisi de, dini inançları sorgulayan “sevimli” ve “düşündürücü” filmler.

    Bu filmler sayesinde Hint kültürüne ait de bazı bilgiler edindim. Gerçekten çok tuhaf insanlar Hintli dindarlar. Allah’a yaklaşmak için pek çok Tanrıya, puta vb. yapıyorlar ama bir şekilde bu putlara tapmadıklarını, Allah’a taptıklarını zannediyorlar.

    En ilginci de, tapınaklara harcadıkları devasa paralar. Ülkenin bir tarafında fakirlik kol gezerken, halk, tapınakları inşa etmek, onların devamını sağlamak için müthiş paralar harcıyor. Tapınaklarda çalışan din adamları oralardan maaşlar alıyorlar filan.

    Şükür, bizim ülkemizde böyle saçmalıklar yok. Düşünsenize, ülkenizde sağlık ocağı, hastahane, okul gibi, hayati öneme sahip yapılardan daha fazla sayıda tapınak olsaydı. Sizce bu, akıllı insanların yapacağı bir şey mi olurdu? Nasıl bir yaratıcı inancınız olursa olsun, yaratıcının, bir ülkede, hayati öneme sahip yapılardan çok, tapınak isteyeceğine inanır mıydınız?

    Bu Hintliler gerçekten akletmeyen insanlarmış.

    Düşünsenize, bir araya gelerek, dünyanın parasını harcayarak tapınaklar yaptırabiliyorlar. Böyle bir güçleri var demek.

    Madem bir araya gelerek tapınak yaptırabiliyorsunuz. Mesela, bir araya gelerek evler yaptırsanız, bu evleri de, ihtiyacı olanlara tahsis etseniz. Sözgelimi, yeni evlenen çiftlere, ilk beş yıl ücretsiz bu evlerde oturma hakkı verseniz. Bu ihtiyacı olan çiftler de, normalde kiraya verecekleri parayı biriktirip, kendi evlerini almak için kullansalar.

    Hemen, Hintlilerin, neden buna benzer organizasyonlar düzenlemeyip, bu yardım paraları ile tapınak yaptırdıklarını düşündüm. Tapınak deyip geçmeyin; “Oh My God” filminin bir sahnesinde geçmişti ama tam sayısı kalmadı aklımda. Ülkede, çok fazla sayıda tapınak varmış.

    Gene, tapınaklarda çalışan insanların, din görevlilerinin, o organizasyonun başındaki kişilerin gerçekte ne ürettiklerine baktım. Hiç! Hiç bir şey yapmıyorlar. Ama, hiç bir şey için dünyanın parasını alıyorlar. Bu maaşlar nereden çıkıyor? Halktan. Tam bir asalak gibi yaşıyorlar. Hatta, filmde bir sahnede, tapınağın başındaki kişinin, son model bir arabadan inmesi o kadar “düşündürücü” bir sahneydi ki. Hintliler bu gibi şeylere neden karşı çıkmıyorlar diye düşündüm.

    Neyse, şükür bizim ülkemizde böyle saçmalıklar olmuyor.

    Gürkan Engin