• Akıl hastanesinin bahçesinde sigara içiyordum. Merakımdan sanırım, bir şekilde orada buldum kendimi. Kendi halinde, oldukça normal davranan, yüz çizgilerinden kırklarında olduğunu düşündüğüm bir adamla göz göze geldik. Ben bir kaç kafamı çevirsem de, o gözlerini üzerimden hiç çekmedi. Kıyafetlerinden anladığım kadarıyla misafirdi orada, hasta demeye dilim varmıyor şimdi. Önce biraz çekindim, sonra cesaretimi toplayıp küçük adımlarla yaklaştım yanına.

    “Sigara versene” dedi hemen. Sigarayı uzatırken “neden buradasınız ?” demiş bulundum. Sigarasını yaktı, tekrar gözlerini dikti üzerime. Kırpmıyordu bile, ürkmedim desem yalan olur.

    “İyi günler” dileyerek uzaklaşmaya karar verdim. “Belki de yanlış bir soru sormuşumdur. Belki canını sıkmışımdır ya da ne bileyim amına koyayım adam deli işte!” diye geçirdim içimden.

    “Sen neden burada değilsin?” diye bağırdı arkamdan. Öyle bir bağırdı ki, arkamı dönmeye korktum. Cinnetle bağırır gibi.. Döndüm yüzümü, olduğum yerde, yaklaşmadan baktım yüzüne. Bu sefer sesini daha da yükselterek, tekrarladı; "Sen neden burada değilsin? Onca sahtekarın, onca vicdansızın, onca ihanetin içinde durabilmeyi nasıl başarıyorsun ? Çocukların vurulduğu, çiçeklerin koparıldığı, sevgilerin harcandığı, umudun tükendiği, renksiz, yapay bir dünya var dışarıda. Uyuşmadan uyum sağlayamadığım, gürültüsünden uyuyamadığım. Kirli, kibirli, kaba bir dünya var. Çıkarları uğruna seni çakıyla son model bir arabayı çizer gibi çizecek binlerce insan var. Kanını emecek bir sürü vampir. Sana kullanılıp, köşeye atılmış pis bir mendil gibi hissetirecek bir sürü katil. Sen neden burada değilsin?"

    Nursen Yıldırım
  • 184 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Leonardo da vinci son akşam yemeği" isimli resmini yapmayı düşündüğünde
    büyük bir güçlükle karşılaştı.

    iyiyi isa'nın bedeninde, kötüyü de isa'nın arkadaşı olan ve son akşam
    yemeğinde o'na ihanet etmeye karar veren yahuda'nın bedeninde tasvir etmek
    zorundaydı.

    resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini
    aramaya başladı.

    bir gün bir koronun verdiği konser sırasında korodokilerden birinin isa
    tasvirine çok uyduğunu fark etti.

    o'nu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız eskiz çizdi.aradan üç
    yıl geçti...

    "son akşam yemeği" neredeyse tamamlanmıştı,ancak vinci henüz yahuda için
    kullanacağı modeli bulamamıştı.

    leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için
    ressamı sıkıştırmaya başladı...

    günlerce aradıktan sonra leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam
    buldu.

    paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda
    kaldırım kenarına yığılmıştı...

    leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını
    söyledi,zira artık eskiz çizecek zamanı kalmamıştı.

    kiliseye varınca yardımcıları adamı ayağa diktiler.

    zavallı başına gelenleri anlamamıştı.

    leonardo adamın yüzünde görünen inançsızlığı,günahı,bencilliği resme
    geçiriyordu...

    ressam işini bitirdikten sonra sarhoşluğun etkisinden kurtulan berduş
    gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.şaşkınlık ve hüzün dolu bir
    sesle şöyle dedi:

    "ben bu resmi daha önce gördüm"

    "ne zaman?" diye sordu ressam...o da şaşırmıştı!

    "üç yıl önce...elimde avucumda olanı kaybetmeden önce...o sıralarda bir
    koroda şarkı söylüyordum,pek çok hayalim vardı,bir ressam beni isa'nın yüzü
    için modellik yapmak üzere davet etmişti..."

    iyi ve kötünün yüzü aynıdır...her şey insanın yoluna ne zaman çıkacağına
    bağlıdır....
  • En çok öğretmene dikkat etmemiz lazım. Bizde model hep öğretmenlerdir, anlattıklarıyla bir dünya kurarlar. Öğretmen iyiyse, toplumunu kurtarır.
    İlber Ortaylı
    Sayfa 149 - KRONİK YAYINLARI
  • 168 syf.
    ·Puan vermedi
    Eee ne olacak şimdi ha?

    Dostumuz alex 15 yaşında tüm kurallara kafa tutan ahlak değerlerini dibine kadar hem de el şıklatlmak kadar basit bir hamleyle hiçe sayan. Bu yaptıklarından zerre utanmayan hatta müthiş bir iştahla anlatır bunu. Nasıl tecavüz ettiğini nasıl yaşlı bir adamı marizlediğini. Bizim yüzümüze en azından benim yüzüme çarpan gerçeklik bu şekildi. Burgess ne olacak şimdi ha? Toplumun sizden istediği bir model vardır eyyy dostlarım bu sigortalı işinin olması gibi evlenip iyi bir aile babası olmak gibi ahlaki öğretilerle harmanlanmış duygulardır. Okuyun bu kitabı. Cavlağı çekmeden okuyun mutlaka. Alex 15 yaşında serseri bir çocuktur ama boş değildir. Bayılır beethoven'a ben de severim. Yatağa uzanırım alex gibi açarım beethoven'ı.

    Bu kitabı size toparlayamam ama tanımlarım.

    Kuralları sorgulamanızı sağlar
    Kartların kimin elinde olduğunu gösterir.
    Biliriz kartların kimin elinde olduğunu
    Ama yine de deneriz
    Ve şöyle dersin

    Eee ne olacak şimdi ha?

    son olarak eklemek isterim ki bu kitabı okurken burgess'in kalemi sayfaya nasıl bastırarak nasıl bir nefretle yazdığını hissettim. sinirle yazılmış bir kitaptır bana göre. erken gelen ölüm teşhisi ve şu ne olacak şimdi ha?

    burgess bu soruyu sormuş ve otomatik portakal'ı yazmıştır bana göre ve akıl tıkanmaları yaşamıştır muhtemelen bazen nefreti kitabın dışına taşmıştır. öyle hissettim okuduğumda çünkü iki sayfada bir durakmış dinlenmiş çıkmazlığın sonucunda ne olacak şimdi ha? diye sormuştur sürekli kendine.
  • ... 'Onun bedenine yalnızca teslim olmaya değil, o bedenin kalıbına girmeye de hazır olduğumun farkına varmış mıydı?' sorusuyla, aslında hem ergenlikte hem de yetişkinlikte aşkın bir model bulma / yaratma ve önce ona âşık olup sonra reddederek rüştünü ispatlama kimyasından ibaretliğini gözler önüne seren ıstırap...
  • 80 syf.
    ·2 günde·5/10
    Görünmez bağlarla sımsıkı bağlandığımız duygular, "ben"in idrakı geliştiğinde neden ortadan kalkma eğiliminde olur? Ortadan kalkan duygular, bizim, "sevgi" adını verdiğimiz, içinde aynı zamanda acizlikten, çeşitli nedenlerle kendini ve yaşamı yok sayma ihtiyacından, tutunacak bir dal aramaktan, model aldığımız tüm ilişkilerden, kadınlık-erkeklik altındaki basmakalıp düşünce biçimlerinden gelen korkular olabilir mi? Ve bu korkular, kendini anlama yolculuğunda görünür olduğunda, bir tür sapmaya uğrayıp götürebilir mi beraberinde "sevgi" dediğimizi de?
    Bu, gerçekten bir kadının, bir erkeğin özgürleşmesi sayılabilir mi?

    Kitap boyunca zihnimde dönüp duran sorulardı bunlar. Gabriele, bir erkekle beraber olarak, erkeğin egemenliği altına girmenin ne denli alçaltıcı bir varoluş biçimi olduğunu savunurken, bundan sadece kaçıyor gibiydi. Erkeğe ve kadına dair, ilişkilere dair gerçek anlamda Adine'ye yol gösterebilecek söylemleri yoktu. Bana kalırsa söylemlerinin bu derin olmayan niteliğine rağmen Adine'nin, o yaşamdan ve Benno'ya olan duygularından kafasını hızlıca çevirip Paris'e giderek, kendisini sanata vermesi gerçeklikten uzaktı.

    Adine şöyle diyordu kitabın başlarında: "Artık sevgisini, ancak kendimi aşarak elde edebilirmişim gibi geliyordu." Aslında bu cümle göz kırpıyordu, kitap boyunca. Bir insanın, kendini aşabilmesi için bazen başka bir insanın mevcudiyetine duyduğu ihtiyaç anlaşılabilir. Fakat roman boyunca, Adine'nin sanatı, özgürleşmeyi dayandırdığı sağlam bir temel göremedim. Dahası bu söz ile, Adine'nin özgürleşmeyi dahi, Benno'nun hayranlığını kazanmada bir kılıf olarak gördüğünü gösterdi. Benno hatasını anlamış, deli divane bir şekilde Adine'ye yalvarırken, Adine Benno'nun bu yıkılışından hoşnuttu, hatta kendisini defalarca öpmesine, sarılmasına bir defa dahi dur demedi, onu inciteceğinden korkmasına bağladı bunu. Halbuki Adine hala, Benno'nun kendisine olan duygularına bağlıydı. Paris'e gitmesi, atölye açması sadece Benno'ya karşı bir duruş olarak kaldı. Salome neden böyle yazdı, bilmiyorum.

    Adine'ye ne oldu? Adine'nin, bu öykünün devamında ne yapacağına dair düşünebileceğimiz, davranışlarının sarsılmaz bir köklerini bulamadım. Benno'nun, Adine'yle tekrar birleşebilmek üzere söyledikleri, Benno'nun gerçekliğine ne kadar işlemişti? Bunu da bilemiyoruz.

    Kadının kendini arayışı, bu yolda içine girdiği sanatı, bir erkeğin, kendine dair bilinmeyenleri ortaya çıkarmakla, ama buna rağmen Adine'nin bir daha dönmeyeceğinden korkup Benno'nun da acılar içinde Adine'yi istemesiyle bitmemeliydi.

    Salome "özgüleşmeyi" malesef sadece Benno'nun, Adine'ye olan aşkının, Adine'nin Paris'e gidişiyle alev alması-ile duyurmaya çalışmış.

    Benno, nişanı attıktan sonra Adine'nin çekip gidişine aldırış etmeseydi, kendi yaşamına ve işine dönseydi, hiçbirimiz Adine'yi okumaya devam etmeyecektik.

    Adine'yi "gözümüzde" prangalarından kopabilmiş kılan, Benno'nun Adine'yi delice istemesi olmamalıydı.

    Sahi, Adine'ye ne oldu?
  • "İnsan ancak önündeki modele bakarak kendini belirleyebilir. O model başka dünyalar kurabilen biriyse sen de o dünyaya adım atabilirsin"