• 592 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “ Batı’nın modern çağ fantazisi romanlarıyla Doğu’nun Binbir Gece Masalları’nın özgün bir bileşimi”

    “ Tabiata,emeğe ve şiire övgünün romanı”

    Kitabı ilk elime aldığımda sayfa sayısı ve punto’nun küçük olması sebebiyle biraz gözüm korksada sayfaları okumaya başlamamla farklı bir alemde buldum kendimi.Masalın başladığı yer Anakara.Okudukça karakterler,tabiat,doğa’nın gücü,yaşam enerjisi,şiirler,şairlere verilen değerler ve daha bir çok duygu yoğunluğuna tanık olacak geçmiş ve gelecek içerisinde güzel bir yolculuğa adım atmış olacaksınız.Kitabımızda ki karakterlerin her biri ana karakter,olayların örgüsü kendi içinde birer tarz olsa da kitabın tamamına bakılacak olursa konuların harmanlanmış ve biz okurlara yansıması anlaşılır bir şekilde sunulmuştur.Kitabımız şöyle başlıyor:Bendag bilge şair 50 yıl önce ayrıldığı Anakara’ya dönerek kendini doğduğu yerde huzurlu bir şekilde ölümü beklemek istiyor.Kimliğini kimselere söylemek istemiyor hatta belki unutuldum diye bile düşünüyor.Adımını Anakara’ya atmasıyla tek bir amacı vardır Odragend’de yapılacak On Üç Dolunaylı Yıl şenliklerine katılmak.Diğer bir karakterimiz Moottah,yıllarca inzivaya çekilmiş ve artık zamanı geldiğine inanarak yanına aldığı iki ikiz kardeşlerin birileri olan Zeey ve Tagan.Moottah’ın da amacı Odragend’e gitmektir.Yolculuk esnasında yıllarca biriktirdiği bilgileri iki ufaklığa aktararak ilerde onların da bu yolda birer bilge olmalarını istemesidir.Ve Gamenn,gözü pek polisimiz.Yıllarca işlenen şairlerin cinayetleri arasında ki bağlantıyı bulabilme adına kendini işine adayan Odragend’de yapılacak şenliklerde düğümü çözeceğine kanaat getiren ve istikâmetini o yöne çeviren zeki bir karakterimiz.Durun daha bitmedi yan karakterlerimiz var.Ümma,gördüğü rüyalar ile Gamenn’e yardımcı olmaya çalışan işlenen cinayetlerin katilini bulmak için kehanetlerini ortaya koyan gizemli biri.Lelalu Anakara’nın ünlü kadın şairlerinden biri.Qkhanyus,Horad,Haritacı Kaa kendi alanlarında birer usta ve Gamenn’in en yakın arkadaşları.Agabu,Yeşilaylar komutanı Settu’nun oğlu acımasız,kıskanç bir o kadar kibirli.Dünyalar güzeli Zeheyra ölümüne verdiği mücadele ve geçmişin intikâmını alabilme adına yaptığı fedakârlıklar.İçimi yakan beni benden alan Serhenas,iyi yürekli şair kaderi ne yazık ki güzel değilmiş.Ve Marangoz karısı ve beş çocuğu ile gözden ırak bir yerde yaşamını sürdürür.Daha devam edeyim mi:))Tüm karakterlerimizin tek bir amacı vardır şenliklere katılmak.Gamenn’in ise katili bulmak.Yolda giderken yaşanılanlara değinmeyeceğim işin içinden çıkamayız:))Aşk,acı,kıskançlık,sevgi,nefret,ölüm daha bir çok konu ilmek ilmek işlenmiş damarlarımıza nakşedilerek kitabı hem bir an önce bitirmek hem de bu masalı bitirmemek arasında ikilemde kalıyorsunuz.Şimdi gelin birkaç soru soralım;

    1-Bendag kimliğini istediği gibi gizleyebilecek mi?

    2-Moottah yıllarca çekildiği inzivadan çıkınca kafasında ki soruların yanıtını bulabilecek mi?

    3-Gamenn yıllardır peşinde olduğu davayı sonuçlandırabilecek mi?

    4-Zeey ve Tagan çıktıkları bu yolda nelerle karşılaşacaklar?

    5-Ümma gördüğü rüyalar ve Gamenn’e verdiği tavsiyeler ne denli işe yarayacak?

    6-Agabu yaptıklarının cezasını nasıl ödeyecek?

    7-Dehamar yıllar önce kurtulduğu katil’in elinden bu sefer kurtulabilecek mi?

    8-Rüya terbiyecisi Kuyuhera yaptıklarının bedelini ödeyecek mi?

    9-Pepqemok’un bulduğu bilgiler olayların akışını nasıl etkileyecek?

    10- ODRAGEND’DE ON ÜÇ DOLUNAYLI YIL ŞENLİKLERİNDE NE OLACAK?!!

    Sanırım bu kitabı yorumlamaya ne cümle yeter ne de akıl:))Kitabın içinden beş adet kitap ve beş sezonluk flim çıkar desem yeridir.Gerçek bir kitap okumak istiyorsanız okudukça beyin fırtınası yaşamaya hazır mısınız?LÜTFEN KİTABI OKUYUN KESİNLİKLE TAVSİYEMDİR.Alıntı bırakmak isterdim ama kitabın çizilmedik yeri kalmadı.Sonunu merak ederseniz gözyaşlaınıza hakim olamayacağınız bir veda:((
  • 261 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Sineklerin tanrısı

    William Golding

    Alegoriyi sevenler için tam başucu . Eğer kitap üzerine düşünmek istiyorsanız bunu sonsözü okumadan yapın zira Mina Urgan şahane bir son söz yazmış ve ben dahil değerlendirme yapabilecek kimseye söz bırakmamış . Yinede kitabı edinmemiş ve edinebilecekler için bir kaç kelam edelim kitap hakkında. Nobel ödüllü William Golding in ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlattığı, kahramanları çocuk olsa da aslında insan doğasının vahşiliğinin kendisini henüz çocuk dünyasında ortaya çıkardığını konu edindiği sürükleyici edebi çarpıcı kitabı herkese tavsiye ederim. Olay tarihinin geçtiği çağ modern çağ olsa da aslında bunun pek de önemi yoktur zira her şeyden uzak adanın dış dünyayla bağlantısı yoktur. Kitapta üzerinde durulacak bir çok husus var; ancak belki de bunlardan en önemlisi adadaki çocukların tamamının erkek olmasıdır. Jack, Ralph, Domuzcuk karakterleri üzerinden insanların doğuştan getirdiği liderliği ele geçirmek için gruplaşma, dost edinme, gerekirse öldürme içgüdülerini ortaya koyan,olay örgüsünü ve karakterleri müthiş bir teknikle yazan ,yazarı kutlamak gerekiyor.
    Barındırdığı imgeleri fark edebilmek için dikkatlice ve defalarca okunması gerekiyor diye düşünüyorum.

    "beyaz dişleri gördü, donuk gözleri gördü, kanı gördü. simon'ın gözleri, o çok eski, o yadsınmaz bilgiyi kabul etti. simon'ın sağ şakağında bir damar, beynini dövercesine zonklamaya başladı."

    Demokrasinin ve Faşizmin karşılaşmasını bir kitap ancak bu kadar güzel anlatabilir, üstelik bu kavramları kullanmadan anlatması harikulade olmuş.

    Keyifli okumalar

    Gürbüz Deniz
  • 328 syf.
    ·2 günde·9/10
    Başta yaklaşık 100-150 sayfa boyunca basit bir hikâyeyi anlatıyor izlenimiyle çok hızlı akan, bundan dolayı diğer incelemelerde abartılmış mı sorusunu kafamda uyandıran, bittiğinde okuduğuma pişman etmeyen bir kitap oldu.

    Konu iki farklı hikayeden ilerleyip finalde çok farklı bir yere bağlanıyor. Final kısmı, bağlandığı yer özellikle güzeldi.

    İlerleyen sayfalarda özellikle "bilmek" ve "inanmak"a ilişkin açıklamalarını, karşıt görüşleri konuşturmasını çok sevdim.
    Gayet akıcı, yalın bir dili olmakla beraber özellikle kitabın sonlarına doğru ister istemez yavaşlıyorsunuz. Bu yavaşlama söylenenleri düşünmek ya da satırların altını çizmek için oluyor.

    Konusuna gelirsek kısaca modern çağ insanlarının bilinmeyen bir nedenden ötürü kendi aralarında yaptığı savaş sonrasında sınırlı bir alanda kurulan yeni dünya düzeni anlatılıyor diyebiliriz. Bu yönüyle distopik bir eser diyebiliriz.

    Bu distopya kısmını okurken aklıma şu soru geldi: Dünya felaketle yok olurken yeni kurulan ya da kurulmaya çalışan dünya düzenine ilişkin ütopik eserler yazılmış mıdır acaba?

    Velhasıl inanç ve bilmek kavramlarıyla ilgili roman eşliğinde bir zihinsel jimnastik yapmak isterseniz sizi fazlasıyla tatmin edecektir diye umut ediyorum.

    Keyifli okumalar dilerim...
  • 408 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    #kitapyorumu
    #köleintikam
    #ışılca
    Spoi içerir!
    "Hayatta olmak bakış açısına göre değişir, yaşamakla, yaşamaya çalışmak arasında ince çizgi vardır. Ben yaşarım, siz yaşamaya çalışırsınız."
    -Sayfa 303, İndigo Kitap
    Köle İntikam, Modern Çağ Masalı serisinin 2. kitabını oluşturuyor. Seri 3 kitaptan oluşuyor. Kitap, Jaymie ve Edward'ın ölümüyle başlayıp çocukları Stew ve Mira ile devam ediyor. Stew darbe ile indirilen ve öldürülen ailesinin intikamını almak için 20 yıl intikam planı kuruyor. Bu sırada Daisy -Jaymie'nin kız kardeşi- ve Marlon, Mira'yı ve Stew'i Kraliçe Lisa'dan korumaya çalışıyor.
    Kitap genel hatlarıyla böyle devam ediyor.
    Ben Jaymie ve Edward'ın ölmesini hem beklemiyordum hem istemiyordum. Onlar için kötü bir son olmuş. Bu yüzden serinin 1. kitabı favorim. Bakalım 3. kitapta beni neler bekliyor.
    Serinin 1. kitabı olan Köle'yi okumanızı tavsiye ediyorum. O kitapta duygular daha güzel aktarılmıştı ve beni mükemmel bir şekilde ağlatmıştı.
    Hepinize keyifli okumalar diliyorum 1000 Kitap ailesi.
    "İnsanların sorunu bu işte. Kötüye odaklanıp şimdilerini korkularıyla mahvediyorlar."
    -Sayfa 260
  • 246 syf.
    ·Puan vermedi
    İçinde bulunduğumuz çağ şimdiyi yaşatmamıza izin vermiyor biz hiçbir zaman kaderin bir adım ötesine geçemeyiz geleceği düşünmek, planlar yapmaktan an'ı yaşayamıyoruz hep haz arıyoruz "yavaşlayın" ve bu kitap size rehber olsun.
    Kitap dört bölümden oluşuyor; yavaş güzeldir, modern mutsuzluk, modern zamanlarda aile, benliğin ve toplumun krizi. Sorunları çok net açıklamış ve çözümleri edebi bir üslupla önümüze naif bir şekilde sermiş.
    Okumanızı tavsiye ederim :)
  • 248 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Her insan deli doğar!
    Kimimiz toplumda müfredat mengenesi altında aba altı edilmiş törpülerle yıldan yıla belli bir reşitlik yaşına gelip toplum içinde sorun (!) teşkil etmeyeceğimizin dönem dönem karnelendirilip, derecelendirildiği zamana kadar, bu standartı geçemeyenlerin Orta Çağ dünya atlası üzerindeymişcesine toplumdan itilip 'yok' olması temennisi ile bir tarafa atılacağı güne kadar başımıza geleceklerin, gelmişlerin ve gelmiş olanların toplamına toplum denir. Bunu yazın bir kenara ağzı süslü akademik camiadan böyle bir tanım bulamazsınız.
    Emre Timur'un kitaplarını okumayı ayrı yorumlamayı ayrı seviyorum. Çok katmalı oluklardan ilerleyen, birazda bir dönem, Yakın Türkiye Tarihi kitabı olduğu için tek bir şekilde yorum yapmam mümkün değildi. Ben de bu kitabı 3 yorum girerek yorumlamaya ve zamana yaymaya karar verdim.
    Emre Timur Karakterleri diye bir bölüm açıyorum, sonra semboller ve olay örgüsü gelecek.
    Emre Timur Karakterleri yine kendi imzasını taşıyan 'öteki' semptomunun müsait temsilcileri olarak ortaya çıkıyor. Müjdat, Müjgan ve Behnan. Sosyoloji, Psikoloji ve Felsefeyi temsil eden karakterler. Devam etmeden önce es bırakıyorum, bu ilişkiden geriye sonradan sakat bir kız çocuğu olacaktır. İşte bu sakat, bacakları çapraşık kız çocuğu sembolü dönemin şartlarında toplumsal olayların ve siyasal buhranların altında eksiltilmiş genç nesildir. Daha sonra bu çocuğun yetiştirme yurduna bırakılmasını, gözden uzağa itilmesini bir nesil kaybının, kısa süreli yüksek sosyal irtifasını kaybetmesi olarak yorumladım.
    Behnan'ın hastanede kaldığı dönemden bir bölüm kaldı aklımda, oldukça net. La İlahe İllallah yazısı olan duvarın karşısında bir deli doktor, bir deli psikoloji öğrencisi, bir deli hastabakıcı ve bir deli Nietzsche. Nietzsche karakterini, bana post modern dünyada "Tanrı Öldü" selasını duyuran bu feylosofun adında, başka bir ölümlü vücuda sadece külliyatı yükleyen Timur'un, bu duvarın önüne Nietzsche'nin kopya müadilini yeşertmesi büyük bir riskti. Dikkatli okuyucu görecektir ki; bu ötekilerin bu duvarın önünde bir toplumun selası okunacaktır. İlerleyen bölümlerde müdahale ile ölen Nietzsche bunun en büyük kanıtıdır.
    Behnan'ın gölge ve aynalar ile karanlık mücadelesi devam ettikçe insanın kendisine ait en büyük savaşını göreceksiniz.
  • Üzeyme Sungur
    Üzeyme Sungur Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti'yi inceledi.
    374 syf.
    ·16 günde·Puan vermedi
    Ben kendi düşüncelerinden çok kitabın en etkilendiğim önsözünü almak istiyorum. Kitabı okumaya bu önsözle ikna olmuştum:

    Çağımıza atom çağı, füze çağı ve modern çağ demek yerine; bunalımlar çağı demek daha yerinde olur. Çağımız insanı, cemiyetin bütün kesimlerini bir ahtapot gibi saran korkunç bir buhranın kıskacında kıvranmaktadır. Huzur, mutluluk, saadet gibi terimler modern insanın lügatından adeta silinmiş gibidir. Üretimi hızlandıran dev yapılı makinalar, her an insan neslini tedirgin eden korkunç silahlar, gökleri delercesine uzanan devasa binalar, ışık hızı ile yarışan uçaklar, tek kelime ile modern teknolojinin ortaya koyduğu imkanlar artık insanoğluna mutluluk vermiyor. Maddenin kuduran kudurdukça azgınlaşan amansız dalgaları altında ezilen insanoğlunun ruhu büyük bir tehlike ile yüz yüzedir. Ya dar madde kalıplarını yırtıp var olduğunu ispatlayacak veya bir mengeneden farksız kabuğunun ağırlığı altında yok olup gidecektir. Bütün mesele olmak veya olmamak noktası üzerinde düğümlenmektedir. Bir başka deyişle bu insanoğlunun madde ile hesaplaşmasıdır. Fertte başlayan madde-ruh çekişmesi adım adım cemiyete doğru ilerlemektedir. Cemiyetin de insan bünyesi gibi bir büyüklüğe sahip olduğu sosyologlarca ifade edilen bir gerçektir. İnsanlığın her geçen gün biraz daha uçuruma yaklaştığını gören çağdaş sosyologlar, psikologlar, sosyal psikologlar gecelerini gündüzlerine katarak insanlığı kurtarmanın yollarını aramaktadırlar. İnsanlığa bir mutluluk reçetesi yazmanın gayreti içerisindeler. Gerçekleri yakından görebilenler psikolojik ve sosyal realitelere eğilebilenler tek kelime ile insanın ruhundaki çöküntüyü duyabilenler, feryat ediyorlar. Gazetelerde, dergilerde, radyo ve televizyonda, kitaplarda ve çeşitli yayın organlarında bu gerçeği açıkça dile getiriyorlar. Bütün otoriteler bir noktada birleşiyorlar. "Çağımız insanı korkunç bir buhranın sancıları içinde kıvrananmaktadır."

    Konulan teşhis doğrudur. Fakat önemli olan çözüm yoludur, tedavidir. Her şeyden önce problemin temeline inmek gerekir. İnsan nedir, nasıl bir varlıktır, insan organizması nasıl çalışır, insanla hayvan arasında fizyolojik ayrılıkların dışında bir farklılık var mıdır gibi temel sorulara cevap bulmak gerekir. Bu sorulara doyurucu cevaplar verilmedikçe yapılan çalışmalar düğüme yeni bir düğüm atmaktan daha doğrusu problemi içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

    İnsan denen organizma diğer organizmalar içinde karmaşık, girift ve kompleks bir varlık olarak göze çarpar. İnsanoğlu kabaca psikolojik ve fizyolojik olarak ayırabileceğimiz iki bünyeden oluşmaktadır. Ruh-beden de diyebiliriz. O halde insanın mutlu ve mesut olması bu iki bünyenin dengeli bir şekilde ele alınmasına bağlıdır. İnsanın yapısına saygı göstermeyen veya sadece bir yönünü görebilen sistem ve doktrinler insana ıstıraptan başka bir şey veremezler. İşte çağımız insanının geçirmekte olduğu bu buhranların, sancıların, krizlerin temelinde bu çarpık teşhis ve anlayış yatmaktadır. Çağımızda insanoğlu insan realitesini bir bütün halinde göremeyen, görme gücünden yoksun olan kapitalizm, komünizm ve Sosyalizm gibi kokuşmuş sistemlerin ağırlığı altında ezilmektedir. Çağımız insanı kendine saygı duyan, insanlığına hürmet eden, yaratılış hikmetlerinin sırrına eren, realiteleri bir bütün olarak gören cihanşümul bir nizama muhtaçtır. Bu nizam da İslam'dır. Yirmimci asırsır insanı bu eşsiz nizamın özlemi ile yaşamaktadır.

    Elinizde bulunan bu eser bu gerçeği dile getirmektedir. Müslümanların gerilemesiyle dünyanın neler kaybettiğini sergilemektedir. İslam'ın sadece nüfus cüzdanlarına hapsedilmesi dünyaya nelere mal olduğu gibi can alıcı bir konuyu ele almaktadır.