• Abel Sánchez -Tutkulu Bir Aşk Hikâyesi- / Tula Teyze
    Aforizmalar
    Aforizmalar – Ciltli
    Aias
    Aias Ciltli
    Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
    Akıl Çağı
    Akıl Çağı Ciltli
    Akıl ve Tutku
    Akıl ve Tutku Ciltli
    Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler
    Alçakgönüllü Bir Öneri
    Alçakgönüllü Bir Öneri Ciltli
    Alman Göçmenlerin Sohbetleri
    Almanya Üzerine
    Almanya Üzerine – Ciltli
    Amphitryon –Molière’den Esinlenmiş Bir Komedi-
    Anabasis – On Binler’in Dönüşü –
    Andromakhe
    Anna Karenina
    Antigone
    Antigone Ciltli
    Antonius ve Kleopatra
    Argonautika
    Argonautika – Ciltli
    Ars Poetica –Şiir Sanatı-
    Âşık Şeytan
    Aşk Sanatı
    Aşk Sanatı Ciltli
    Aşk ve Anlatı Şiirleri
    Aşkın Emeği Boşuna
    Atebetü’l-Hakayık
    Atinalı Timon
    Atinalıların Devleti
    Atomcu Felsefe Fragmanları
    Avcının Notları
    Ayı -Dokuz Kısa Oyun-
    Babalar ve Oğullar
    Bâbil Hemeroloji Serisi
    Bâbil Yaratılış Destanı –Enuma Eliş-
    Bakkhalar
    Bakkhalar Ciltli
    Başkanın Ziyafeti – Parasızlık – Bekâr
    Baştan Çıkarıcının Günlüğü
    Beyaz Geceler
    Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine
    Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev
    Binbir Hayalet
    Binbir Hayalet Ciltli
    Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun -Petersburg Öyküleri ve Fayton-
    Bir Havva Kızı
    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü
    Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları
    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    Bizans’ın Gizli Tarihi
    Boris Godunov
    Böyle Söyledi Zerdüşt
    Budala
    Bütün Fragmanlar
    Bütün Şiirleri -Veronalı Catullus’un Kitabı-
    Büyük Oyunlar
    Büyük Timurlenk I-II
    Cardenio
    Carmilla
    Cennetin Anahtarları – Seçme Şiirler –
    Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar
    Çimen Yaprakları
    Cimri
    Çocukluk
    Coriolanus’un Tragedyası
    Cymbeline
    Cyrano De Bergerac
    Danton’un Ölümü
    David Copperfield
    David Strauss, İtirafçı ve Yazar Zamana Aykırı Bakışlar-1
    Dede Korkut Hikâyeleri – Kitab-ı Dedem Korkut
    Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
    Değirmenimden Mektuplar
    Deliliğe Övgü
    Denemeler
    Denemeler – Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü
    Deniz İşçileri
    Devlet
    Dhammapada
    Dhammapada – Ciltli
    Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    Dillerin Kökeni Üstüne Deneme
    Dionysos Dithyrambosları
    Diriliş
    Dîvân
    Dîvân-ı Kebîr
    Doksan Beş Tez (Latince – Türkçe)
    Dorian Gray’in Portresi
    Dörtlükler -Rubailer-
    Dostluk Üzerine
    Düello -Bütün Öyküler-
    Duino Ağıtları
    Duino Ağıtları (Almanca-Türkçe)
    Duman
    Düşünceler
    Düzyazı Fabllar
    Ecce Homo – Kişi Nasıl Kendisi Olur
    Ecinniler
    Efendi ile Uşağı – Bir Toprak Sahibinin Sabahı –
    Eğitici Olarak Schopenhauer Zamana Aykırı Bakışlar-3
    Elektra
    Emile
    Enkheiridion
    Ermiş Antonius ve Şeytan
    Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar
    Eugénie Grandet
    Ev Sahibesi
    Evde Kalmış Kız
    Evlenme Kumarbazlar
    Ezilenler
    Felsefe Konuşmaları
    Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
    Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün
    Fırtına
    Fragmanlar
    Frankenstein ya da Modern Prometheus
    Galib Dîvânı
    Gargantua
    Geceye Övgüler (Almanca-Türkçe)
    Genç Werther’in Acıları
    Gençlik
    George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?
    Germinal
    Gezgin Satıcı
    Gezgin ve Gölgesi – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Gılgamış Destanı
    Gılgamış Hikâyeleri
    Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine
    Gorgias
    Goriot Baba
    Gulliver’in Gezileri
    Gülme
    Gülşen-i Râz (Metni ve Şerhi)
    Gurur ve Önyargı
    Güvercinin Kanatları
    Güzel Dost
    Hacı Murat
    Hafız Dîvânı
    Hagakure: Saklı Yapraklar – Mücadele, Şeref ve Sadakat
    Ham Toprak
    Hamlet
    Hançer -Seçme Şiir ve Manzumeler-
    Hastalık Hastası
    Hayat Bir Rüyadır
    Hayvanlaşan İnsan
    Hırçın Kız
    Hırçın Kız Ciltli
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim)
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim) Ciltli
    Hophopname (Seçmeler)
    Hophopname (Seçmeler) Ciltli
    Hükümdar
    Hükümdar Ciltli
    Hüsn ü Aşk
    Hüsn ü Aşk Ciltli
    İdeal Devlet
    İdeal Devlet – Ciltli
    II. Edward – Ciltli
    II. Richard
    II. Richard Ciltli
    II.Edward
    III. Richard
    III. Richard Ciltli
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog Ciltli
    İki Kıyının Avaresi
    İki Kıyının Avaresi – Ciltli
    İki Oyun Brand-Peer Gynt
    İki Oyun Brand-Peer Gynt Ciltli
    İki Soylu Akraba
    İki Soylu Akraba – Ciltli
    İlâhiname
    İlâhiname Ciltli
    İlimlerin Sayımı
    İlimlerin Sayımı – Ciltli
    İlkgençlik
    İlkgençlik – Ciltli
    Illuminations (Fransızca-Türkçe)
    Illuminations (Fransızca-Türkçe) Ciltli
    İlyada
    İlyada Ciltli
    İnsan Neyle Yaşar?
    İnsan Neyle Yaşar? – Ciltli
    İnsanca, Pek İnsanca-1
    İnsanca, Pek İnsanca-1 Ciltli
    İnsandan Kaçan
    İnsandan Kaçan Ciltli
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma – Ciltli
    İphigenia Aulis’te
    İphigenia Aulis’te – Ciltli
    İphigenia Tauris’te
    İphigenia Tauris’te – Ciltli
    İran Mektupları
    İran Mektupları – Ciltli
    İskender – Sezar
    İskender – Sezar – Paralel Hayatlar – Ciltli
    İskendernâme
    İskendernâme – Ciltli
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri Ciltli
    İvan İlyiç’in Ölümü
    İvan İlyiç’in Ölümü Ciltli
    İyinin ve Kötünün Ötesinde
    İyinin ve Kötünün Ötesinde – Ciltli
    Joseph Andrews
    Joseph Andrews Ciltli
    Judith
    Judith – Ciltli
    Julius Caesar
    Julius Caesar Ciltli
    Kaderci Jacques ve Efendisi
    Kaderci Jacques ve Efendisi Ciltli
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi Ciltli
    Kadın Mebuslar
    Kadın Mebuslar – Ciltli
    Kadınlar Mektebi
    Kadınlar Mektebi Ciltli
    Kafkas Tutsağı
    Kafkas Tutsağı Ciltli
    Kamelyalı Kadın
    Kamelyalı Kadın Ciltli
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe)
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe) Ciltli
    Kanunların Ruhu Üzerine
    Kanunların Ruhu Üzerine – Ciltli
    Karabasan Manastırı
    Karabasan Manastırı – Ciltli
    Karamazov Kardeşler
    Karamazov Kardeşler Ciltli
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2 Ciltli
    Kartaca Kraliçesi Dido
    Kartaca Kraliçesi Dido – Ciltli
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler-
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler- Ciltli
    Kâtip Bartleby
    Kâtip Bartleby – Ciltli
    Kaygı Kavramı
    Kaygı Kavramı Ciltli
    Kazaklar
    Kazaklar – Ciltli
    Kendime Düşünceler
    Kendime Düşünceler – Ciltli
    Kerem ile Aslı
    Kerem ile Aslı Ciltli
    Kibarlık Budalası
    Kibarlık Budalası – Ciltli
    Kırmızı ve Siyah
    Kırmızı ve Siyah Ciltli
    Kış Masalı
    Kış Masalı Ciltli
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler Ciltli
    Kısasa Kısas
    Kısasa Kısas Ciltli
    Kitap Adı
    Kitlelerin Ayaklanması
    Kitlelerin Ayaklanması Ciltli
    Klara Miliç
    Klara Miliç – Ciltli
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın – Otuz Yedi Seçme Öykü Ciltli
    Körler Üzerine Mektup
    Körler Üzerine Mektup – Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup Ciltli
    Kötülük Çiçekleri
    Kötülük Çiçekleri – Ciltli
    Kral IV. Henry -I-
    Kral IV. Henry -I- Ciltli
    Kral IV. Henry -II-
    Kral IV. Henry -II- Ciltli
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü Ciltli
    Kral Lear
    Kral Lear Ciltli
    Kral Oidipus
    Kral Oidipus Ciltli
    Kral V. Henry
    Kral V. Henry Ciltli
    Kral VI. Henry – II –
    Kral VI. Henry – III –
    Kral VI. Henry – III – Ciltli
    Kral VI. Henry -I-
    Kral VI. Henry -I- Ciltli
    Kral VI. Henry -II- Ciltli
    Kral VIII. Henry
    Kral VIII. Henry Ciltli
    Kreutzer Sonat
    Kreutzer Sonat Ciltli
    Kritovulos Tarihi (1451-1467)
    Kritovulos Tarihi (1451-1467) – Ciltli
    Kum Adam – Seçme Masallar
    Kum Adam – Seçme Masallar – Ciltli
    Kumarbaz
    Kumarbaz Ciltli
    Kuru Gürültü
    Kuru Gürültü Ciltli
    Kutadgu Bilig
    Kutadgu Bilig – Ciltli
    Lokantacı Kadın
    Lokantacı Kadın – Ciltli
    Lorenzaccio
    Lorenzaccio – Ciltli
    Louis Lambert
    Louis Lambert Ciltli
    Lykurgos’un Hayatı
    Lykurgos’un Hayatı Ciltli
    Macbeth
    Macbeth Ciltli
    Madame Bovary
    Madame Bovary – Ciltli –
    Mahşerin Dört Atlısı
    Mahşerin Dört Atlısı Ciltli
    Mālavikā ve Agnimitra
    Mālavikā ve Agnimitra Ciltli
    Maltalı Yahudi
    Maltalı Yahudi – Ciltli –
    Mantık Al-Tayr
    Mantık Al-Tayr Ciltli
    Marianne’in Kalbi
    Marianne’in Kalbi Ciltli
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu)
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu) Ciltli
    Masallar
    Masallar -Bütün Ezop Masalları-
    Masallar -Bütün Ezop Masalları- Ciltli
    Masallar Ciltli
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe)
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Matmazel De Scudéry
    Matmazel De Scudéry – Ciltli
    Medea – Euripides
    Medea – Euripides Ciltli
    Medea (Latince-Türkçe)
    Medea (Latince-Türkçe) Ciltli
    Milletlerin Zenginliği
    Milletlerin Zenginliği Ciltli
    Mimoslar
    Mimoslar – Ciltli
    Modeste Mignon
    Modeste Mignon Ciltli
    Monadoloji
    Monadoloji – Ciltli
    Monte Cristo Kontu – 2 Cilt
    Monte Cristo Kontu – Ciltli – 2 Cilt
    Müfettiş
    Müfettiş Ciltli
    Mülkiyet Nedir?
    Mülkiyet Nedir? Ciltli
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü Ciltli
    Mutlak Peşinde
    Mutlak Peşinde Ciltli
    Mutlu Prens – Bütün Masallar, Bütün Öyküler
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine – Ciltli
    Mutluluğun Kazanılması
    Mutluluğun Kazanılması – Ciltli
    Nana
    Nana – Ciltli
    Nasıl Hoşunuza Giderse
    Nasıl Hoşunuza Giderse Ciltli
    Northanger Manastırı
    Northanger Manastırı Ciltli
    Notre Dame’ın Kamburu
    Notre Dame’ın Kamburu Ciltli
    Oblomov
    Oblomov Ciltli
    Odysseia
    Odysseia Ciltli
    Oidipus Kolonos’ta
    Oidipus Kolonos’ta – Ciltli
    Olmedo Şövalyesi
    Olmedo Şövalyesi Ciltli
    Ölü Canlar
    Ölü Canlar Ciltli
    Ölüler Evinden Anılar
    Ölüler Evinden Anılar Ciltli
    On İkinci Gece
    On İkinci Gece Ciltli
    Önemsiz Bir Kadın
    Önemsiz Bir Kadın – Ciltli
    Öteki
    Öteki Ciltli
    Othello
    Othello Ciltli
    Otranto Şatosu
    Otranto Şatosu – Ciltli
    Özel Günceler
    Özel Günceler – Apaçık Yüreğim – (Ciltli)
    Pantagruel
    Pantagruel – Ciltli
    Para Üzerine Bir İnceleme
    Para Üzerine Bir İnceleme Ciltli
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero – Ciltli
    Paris Sıkıntısı
    Paris Sıkıntısı Ciltli
    Paris’te Katliam
    Paris’te Katliam – Ciltli
    Parma Manastırı
    Parma Manastırı – Ciltli
    Paul ile Virginie
    Paul ile Virginie – Ciltli
    Pazartesi Hikâyeleri
    Pazartesi Hikâyeleri Ciltli
    Pericles
    Pericles Ciltli
    Phaedra (Latince-Türkçe)
    Phaedra (Latince-Türkçe) Ciltli
    Phaidros
    Phaidros – Ciltli
    Philoktetes
    Philoktetes – Ciltli
    Pierrette
    Pierrette Ciltli
    Ploutos (Servet)
    Ploutos (Servet) – Ciltli
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne–
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne– Ciltli
    Pragmatizm –Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Pragmatizm -Ciltli- Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Profesör
    Profesör Ciltli
    Putların Alacakaranlığı
    Putların Alacakaranlığı Ciltli
    Pyrrhonculuğun Esasları
    Pyrrhonculuğun Esasları – Ciltli
    Rahibe
    Rahibe – Ciltli
    Rameau’nun Yeğeni
    Rameau’nun Yeğeni Ciltli
    Resos
    Resos Ciltli
    Retorik
    Retorik – Ciltli
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4 – Ciltli
    Rigveda
    Rigveda – Ciltli
    Robinson Crusoe
    Robinson Crusoe Ciltli
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler – Ciltli
    Romeo ve Juliet
    Romeo ve Juliet Ciltli
    Rubailer
    Rubailer Ciltli
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri Ciltli
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı –
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı – Ciltli
    Sağduyu
    Sağduyu – Ciltli
    Sainte-Hermine Şövalyesi
    Sainte-Hermine Şövalyesi – Ciltli
    Şam Tarihine Zeyl
    Şam Tarihine Zeyl – I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi – Ciltli
    Şamdancı
    Şamdancı – Ciltli
    Sanat Nedir?
    Sanat Nedir? Ciltli
    Sapho
    Sapho Ciltli
    Şarkılar
    Şarkılar – Ciltli
    Sarrasine
    Sarrasine – Ciltli
    Savaş Sanatı
    Savaş Sanatı Ciltli
    Savaş ve Barış 2 Cilt
    Savaş ve Barış 2 Cilt – Ciltli
    Seçme Aforizmalar
    Seçme Aforizmalar Ciltli
    Seçme Masallar
    Seçme Masallar Ciltli
    Seçme Öyküler
    Seçme Öyküler Ciltli
    Seçme Şiirler
    Seçme Şiirler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Sefiller – 2 Cilt
    Sefiller – 2 Cilt Kutulu – Ciltli
    Sevgililer
    Sevgililer Ciltli
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir – Ciltli
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe)
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe) Ciltli
    Seyir Defterleri
    Seyir Defterleri – Ciltli
    Şiirler – Bütün Fragmanlar
    Şiirler – Bütün Fragmanlar – Ciltli
    Silas Marner
    Silas Marner Ciltli
    Sis
    Sis Ciltli
    Sistem Olarak Tarih
    Sistem Olarak Tarih Ciltli
    Sivastopol
    Sivastopol Ciltli
    Siyah İnci
    Siyah İnci – Ciltli
    Siyah Lale
    Siyah Lale – Ciltli
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri Ciltli
    Siyasetname
    Siyasetname Ciltli
    Sokrates’in Savunması
    Sokrates’in Savunması Ciltli
    Şölen – Dostluk
    Şölen – Dostluk Ciltli
    Soneler (İngilizce-Türkçe)
    Soneler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Stepançikovo Köyü
    Stepançikovo Köyü Ciltli
    Suç ve Ceza
    Suç ve Ceza Ciltli
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda – Ciltli
    Suttanipāta
    Suttanipāta – Ciltli
    Suyu Bulandıran Kız
    Suyu Bulandıran Kız Ciltli
    Tao Te Ching
    Tao Te Ching – Ciltli
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri Ciltli
    Tarih
    Tarih Ciltli
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2 – Ciltli
    Theogonia – İşler ve Günler
    Theogonia – İşler ve Günler – Ciltli
    Thérèse ve Laurent
    Thérèse ve Laurent Ciltli
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar –
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar – Ciltli
    Tılsımlı Deri
    Tılsımlı Deri Ciltli
    Titus Andronicus
    Titus Andronicus Ciltli
    Toplum Sözleşmesi
    Toplum Sözleşmesi Ciltli
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika)
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika) Ciltli
    Tragedyanın Doğuşu
    Tragedyanın Doğuşu Ciltli
    Trakhisli Kadınlar
    Trakhisli Kadınlar Ciltli
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe)
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe) Ciltli
    Troilus ve Cressida
    Troilus ve Cressida Ciltli
    Üç Ölüm
    Üç Ölüm Ciltli
    Üç Silahşor
    Üç Silahşor Ciltli
    Upanishadlar
    Upanishadlar Ciltli
    Ursule Mirouët
    Ursule Mirouët Ciltli
    Utopia
    Utopia Ciltli
    Vadideki Zambak
    Vadideki Zambak – Ciltli
    Veba Yılı Günlüğü
    Veba Yılı Günlüğü – Ciltli
    Venedik Taciri
    Venedik Taciri Ciltli
    Veronalı İki Soylu Delikanlı
    Veronalı İki Soylu Delikanlı Ciltli
    Windsor’un Şen Kadınları
    Windsor’un Şen Kadınları – Ciltli
    Yakarıcılar
    Yakarıcılar Ciltli
    Yanlışlıklar Komedyası
    Yanlışlıklar Komedyası Ciltli
    Yarat Ey Sanatçı
    Yarat Ey Sanatçı – Şiirler, Roma Ağıtları, Akhilleus (Almanca-Türkçe) Ciltli
    Yasalar Üzerine
    Yasalar Üzerine – Ciltli
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar Ciltli
    Yaşama Sevinci
    Yaşama Sevinci Ciltli
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat Ciltli
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar Ciltli
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine – Ciltli
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe)
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe) – Ciltli
    Yeraltından Notlar
    Yeraltından Notlar Ciltli
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe)
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe) Ciltli
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü – Ciltli
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin Ciltli
    Yüce Sultan
    Yüce Sultan Ciltli
    Yükümlülükler Üzerine
    Yükümlülükler Üzerine Ciltli
    Yunus Emre
    Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri Ciltli
    Yürek Burgusu
    Yürek Burgusu Ciltli
    Yüzbaşının Kızı
    Yüzbaşının Kızı -Bütün Öyküler Bütün Romanlar- Ciltli
    Zincire Vurulmuş Prometheus
    Zincire Vurulmuş Prometheus Ciltli
  • Ahlakın Güzelleşmesinde Yeni Tarz: İmam Nursi Modeli


    I. PSİKOLOJİNİN BUGÜNÜ

    İnsan ruhunun derinliklerini ve zenginliğini tanıma çabası insanın yaradılışından beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Psikiyatri ve psikoloji insanı ele alan diğer bilim dallarından farklı olarak ruh ve beden ilişkisinin getirdiği çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır. Son yıllarda doğa ve genetik bilimindeki gelişmeler, fizyolojik psikolojinin beyin işlevlerinin neler olduğunun daha fazla bilinebilir olması insanı etkilemek isteyenlerin çok dikkatini çekmiştir. İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşurken, bilgisayarlar silikonlardan oluşurlar. "Bir model geliştirerek beyindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri beyne nakledebilir miyiz?" sorusu artık hayal olmaktan çıktı. İnsan beynine mikroçip koyarak onu yönlendirebilir miyiz? İlaç vererek onun davranışlarını değiştirebilir miyiz? soruları akademik araştırma konuları arasındadır.

    GELECEK BİLİMİ

    Bilim dünyasının yeni bir projesi var. Bu proje "Beyin projesidir." Genom projesi tamamlanarak evrenin sırları konusunda önemli bir adım atıldı. Beyin projesinin tamamlanması için 30 yıllık bir süre belirlendi. İnsanlığın sırlarının anlaşılmasında "Nasıl düşünüyoruz" sorusu önemli bir hedef olmuştur ve çalışmaları bu noktalara getirmiştir.

    Önemli çalışmalar yapan"World Future Society"(Dünya Gelecek Derneği) öğrenmenin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkili olan IQ zekâsı konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir. Bu görüşler şu şekildedir:

    1- Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan İNTERNET giderek büyüyecek ve önem kazanacaktır.

    2- Beden gücünün yerini mekanik makineler aldı. Bilgisayarlarda zihinsel çalışmaların yükünü azaltacaktır.

    3- Bilgi teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletleri küçülecek ve herkes taşıyabilecektir. O kadar küçülecek ki bedeninize bile yerleştirilebilecektir. Ürünleri tanıtmak için bu aletler bedava bile verilecektir.

    4- Yeni bir Dünya kültürü oluşacak, mevcut kültür ve dillerden pek çoğu yok olacaktır. Bu durum ise beklenmedik olaylar ve tehlikelere neden olabilecektir.

    5- Akıllı evler oluşacak, bundan sonra büro gökdelenler gereksizleşecektir. İnsanların çoğu kırsal kesime ve tatil yörelerine yerleşecek, bilgi teknolojisi ile işlerini yürütecektir. Evler çok çekici şekilde olacak, bu nedenle dışarı çıkmak istemeyen insan yeni bir yalnız yaşam türü oluşturacaktır.

    6- Yeni yaşam türü insanı antisosyalleştirecek, ardından suç davranışlarında belirgin artışlar oluşacaktır.

    7- Klasik zekâya dayalı olan klasik okul eğitimi şekil değiştirecek. Her alanda paketlenmiş eğitim yardımları alınabilecektir. Okul eğitimi bebeklik çağından başlayacak "Yaşam boyu" eğitim düşüncesi yaygınlaşacaktır. "Uzaktan eğitim" sistemi bütün dünyaya yayılacaktır.

    8- Okul sınıfları çok farklı, yetenek ve ilgileri olan öğrencileri bir araya getirecek daha çok sanal gerçekler konuşulacaktır.

    9- Depolanmış bilgi kaynakları genç kuşağın daha kolay ulaşabileceği hale gelecek, daha çok bilgi sahibi olmak yerine daha az bilecek , ancak bilgiye istediği anda ulaşacak.

    10- İnsanlığın bugüne kadar edindiği bütün bilgilerden kendi çalışmaları için yararlanabilecektir.

    11- Eğitim kişisel tempoya göre tamamlanabilecektir.

    12- Disiplinli, ama eğlenceli eğitim felsefesi yerleşecek, öğretmenlik görevi öğrencilerdeki yıkıcı ve oyuncu eğilimleri denetleme önceliğine dönüşecektir.

    13-Gerçekler yerine sanal birdünyada yaşanacak bencillik, kumar, kişisel çıkar tutkunluğu daha büyük toplumsal sorun haline gelecektir.

    GENEL SİSTEMLER KURAMI

    İnsanın var oluşunun anlaşılma çabaları evrenin somuttan soyuta genel bir sistem bütünlüğü içerisinde olduğu tezini güçlendirmektedir. Madde-enerji toplulukları ve yer zaman sürekliliği aşamalı (hiyerarşik) bir düzen içerisindedir. Sub-atomik parçacıklar, atom, hücre, insan, aile, toplum, dünya, evren şeklinde birbiri içindeki daireler sisteminde yerimiz nerededir? Somut sistemle soyut sistemlerin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? Decart "Düşünüyorum öyleyse varım" diyerek duyguları önemsememişti. Zeki ama başarısız, bilgili ama ahlâksız insanların giderek çoğalması duyguların eğitimini ön plana çıkardı. Duyguların eğitiminin şansa bırakılamayacağı ortaya çıktı.

    Klasik psikanaliz ve 20. yüzyılın başındaki baskın psikolojik görüş Freudiyen görüştü. Bu görüşlere göre baskı, gerilim ve zorlama ruhsal bozukluklara yol açıyordu. Bu sebeple temel psikolojik ihtiyaçların giderilmesi için hoşgörülü eğitimle çocukların dürtülerinin boşalımına imkan sağlanmalıydı. Genç beyinler fazla bilgilerle yüklenmemeliydi. Cinsel doyum erken yaşlardan itibaren sağlanmalıydı. Böylece insanların ruh sağlığı daha iyi olacaktı.

    Ancak psikolojik gözlem, psikiyatrik bulgular yukarıda saydığım beklentilere karşı tam tersi sonuçlar elde etti. Örneğin: En ağır ruhsal bedensel zorlamaların yükü altında kalmış İkinci Dünya Savaşı sürecinde nevrotik ve şizofrenik dediğimiz ruhsal bozukluklarda artış olmadı. Sadece savaş stres reaksiyonları yaşandı. (Genç 1981) Buna karşılık savaşı izleyen yıllarda toplumlar istenilen refah düzeyine eriştikçe depresyonlarda, varoluş nevrozlarında artış oldu. Emeklilik depresyonu arttı. Yaşamın anlamsızlığı görüşünden kökenini alan yeni ruhsal bozukluklar ortaya çıktı. (Alexander,1960) Çağdaş insan giderek toplumdan kopuyordu. İntihar olayları artıyordu. Bazı insanlar anlamsız gördükleri yaşama heyecan katmak için suç işliyorlar, uyuşturucu kullanıyorlardı.

    ABD, Dünya nüfusunun %5'ini oluşturduğu olduğu halde Dünya kaynaklarının %25'ini kullanıyor. Zengin Dünyalılar Ay'a giderken, yoksul Dünyalılar açlıkla ölüm savaşı veriyor. Buna karşı zengin Dünyalılar bilgili ama mutlu değiller. O halde ruh sağlığı politikaları yeniden düzenlenmeliydi. Freud hayatının son yıllarında "Uygarlığın karşılığı nevrozla ödenir." derken bu gidişi vurgulamaya çalışmıştı.

    DUYGULAR MANTIKLI OLMAK İÇİN GEREKLİDİR

    Bir insan, hayatında önemli kararlar verirken, yatırım yaparken, evlenirken duyguları ile de hareket eder. Bir ülkede karar mekanizmasının başında bulunan kişiler korkularının etkisi altında iseler çok adaletsizlikler yapabilirler.

    Duyguların Biyolojik Temelleri

    Korku, öfke, mutluluk, sevgi, şaşkınlık, kıskançlık, kuşku, düşmanlık, tiksinme, üzüntü gibi temel duygular beyin beden ilişkisinde farklı sonuçlar doğurur. Öfke anında kalp atışı hızlanır, çevik hareket sağlayabilecek güçte enerji açığa çıkar. Korku anında kan kaçmayı kolaylaştıracak şekilde bacaklara toplanırken yüz solar. Mutluluk anında bazı beyin alanlarında metabolizma artışı yaşanır. Sevgi duygusu ile parasempatik sistem harekete geçerek vücutta gevşeme oluşur. Üzüntü anında beyinde enerji azalması yaşanır. Uzun süren üzüntünün depresyona yol açması durumunda metabolizma yavaşlar, geri çekilme yaşanır. Bu durum, organizmanın sonuçları değerlendirmek, yeni başlangıçlar yapmak için kendini güvende hissedeceği içe dönüklüğe gidişinin işaretidir. Kaygı durumunda korkuya benzer bir tepki oluşur, beynin duygularla ilgili alanında enerji artışı yaşanır, sempatik sistem uyarılır. Vücut "savaş-kaç-yaklaşan tehlikeye odaklan" şeklinde dikkatini arttırır.

    Duygusal Körlük

    Beynin orta bölgesi limbik sistemdir. İnsanın öğrenme ve hatırlama süreçlerinin önemli bir kısmı bu bölgenin ürünüdür. Badem büyüklüğündeki Amigdal ise duygusal durumların uzmanıdır. Amigdal'i alınmış olan hayvanlarda korku, öfke, yarışma, işbirliği güdüleri kaybolur. Amigdal bölgesi Epilepsi hastalığı nedeniyle çıkarılmış bireylerde duygusal körlük oluşur. Bu kişiler neşe, sevinç, üzüntülü olaylar karşısında kaygısız kalırlar. Çok iyi konuştukları halde sevgi, şefkat hissetmezler. Karşı tarafın çektiği acıya karşı duyarsız kalırlar. Acıma duyguları körelmiş gibidirler.

    New York Sinir Bilimleri Merkezinde çalışanDr. Joseph Le Doux duygusal beyinde Amigdalin rolünü ilk keşfeden sinir bilimcidir. Beyin haritası yöntemi ile çalışarak duygusal beyin devrelerini çözüp eski bilgileri değiştirdi. Beyin kabuğunun daha karar aşamasındayken amigdal bölümünün denetimi nasıl elinde tuttuğunu açıkladı.

    Ön beyin (prefrontal loblar) ile Amigdal ilginç bir birliktelik gösterir. Anlama, kavrama, dikkat, karar verme, plan yapma, strateji üretme beyin ön bölgesinin işlevidir. Amigdal duygusal öneri gönderiyor, ön beyin bunu süzgeçten geçiriyor. İkiside bilinçli çalışma disiplinine sahipse akıl ve mantık birlikteliği ortaya çıkıyor.

    Sağ ön beyin korku-öfke gibi olumsuz duyguların yeridir. Sol ön beyinde onu denetler. Sol prefrontal korteksi hasarlı, inmeli hastaların ileri derecede kaygı-korku içinde oldukları, hasarı sağ tarafta olanların beklenmedik ölçüde mutlu oldukları bilinen gözlemlerdir. Sağ ön beyni ameliyatla alınmış erkeğin ameliyattan sonra kişiliğinin değiştiğini, şefkatli bir insan haline geldiğini eşler söylerler. (Mutlu koca vakası) Aynı şekilde psikiyatri pratiğinde öfkeli, kıskanç, kuşkucu kişilerin beynin bu bölgesinde kimyasal iletiyi değiştirici ilaçlarla sakin ve kontrollü hale geldikleri bilinmektedir.

    İnsan beyninde düşünce ve duygunun buluştuğu çizgi Prefrontal - Amigdal devresidir. Amigdal'e depolanmış ve kayıtlı duygularla, akıl süzgecimiz olan ön beyin bölgeleri çocukluk çağından itibaren iyi kimyasallarla ve doğru sinirsel networkla şekillendirilirse akıl ve sevgiyi beraber kullanan insanlar ortaya çıkacaktır.

    AHLÂKIN BİYOLOJİK TEMELLERİ

    Bilimsel çalışmalar sinir sistemi, sinir iletileri ve beyin kimyası ile dini ve ahlâki deneyimlerin arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışıyorlar. Bilimle din arasında köprü kurabilecek bu çalışmalarla önemli bulgular elde edildi. Pennsylvania Üniversitesinden Prof. Andrew Newberg Tanrı'nın beynin sabit bir parçası olduğunu öne sürdü. SPECT beyin haritalama yöntemi ile yaptığı çalışmalarda Tibetli Budistlerin derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga ederek yaptığı deney sonunda beynin belli bölgelerinin değişime uğradığını saptadı. "İnsanlar ruhani deneyimler geçirirken evrenle bütün olduklarını hissederler ve kendileri olma duygusunu kaybederler. Bunun nedeni beynin o bölgelerinde neler olduğu ile ilgilidir. Şu halde o bölgeyi belirler ve bloke ederseniz, kendimizle dışımızdaki dünya arasında sınır kalkar."

    Milyonlarca insan dini inançlarının hayatlarını değiştirdiğini söylerken herhalde beyinlerinde bazı programların değiştiğini söylüyorlar.(Hürriyet, 18.06.2001)

    İngiliz Doğabilimci Edward O. Wilson "Atlantic Monthly"dergisi Nisan 1998 sayısında bir makale yayınladı. Ahlakın biyolojik temelleri (The Biological Basis of Morality) isimli makalede Wilson dinin sadece sosyal hayata ait bir olguolmadığını aynı zamanda genlerimizde yazılı bir gerçek olduğunu iddia etti. 6 Temmuz 1998 tarihinde Newsweek dergisi de konuyu sorgulayan ikiaraştırma yayınlıyor.

    Edward Wilson Harvard Üniversitesinde de mukayeseli zooloji müzesinde çalışıyor. Ömrünü karıncaların hayatını inceleyerek geçiriyor. Tezi bilimsel metodolojiyi değiştirecek boyutta bir tez. Bilginin Birlikteliği (Consilience, Knopf yay.) kitabında yazarı tartışılacak çarpıcı görüşleri var.

    Ahlaki değerlerin dini veya din dışıda olsa aşkın yani insan aklında üstün bir yerde olduğunu savunuyor. Sosyal olguların sinir sisteminin anlaşılması ile çözülebileceğini, sinir sistemi genetik bilimini, genetik bilim biyokimyayı biyokimya da insan davranışını açıklıyor. Böylece her şey doğa bilimlerine indirgeniyor.

    Wilson, insanoğlunun genetik uyaranlarını dinlediği zamana hlâki öğretilere uygun davranacağı ve kendi menfaatini koruyacağını savunuyor.

    Wilson'ın bu görüşü Antonio Domasio ve Le Doux'un görüşleri birbirini destekliyor. Bütün bilgiler ve psikososyal yaşantılar beyinde belli bölgelerde kimyasal harflerle yazılıdır. "Bütün bunları yöneten, yönetici (Executive) bir gen mi var? Doğaüstü güç, beyni nasıl etkiliyor?" sorularına dikkati çekiyor. Dinin biyolojik bir ihtiyaç olduğu, ruhsal deneyimlerin insanda huşu duygusu uyandırmasının biyolojik bir temeli olduğu görüşleri gittikçe doğrulanmaktadır. Yaşamı ayakta tutan her şeyin biyolojik temeli olduğu Din ve Tanrı ihtiyacının da biyolojik temeli olduğu tezini savunanların bir kanıtı da tarihte dine karşı yapılan eylemlerin uzun vadede daha çok dindarlaşma sürecini hızlandırma olgusudur. Bunun hangi din ve inanç olacağı kültürel yapının öğretisine bağlıdır.

    Moleküler biyoloji ve genetik bilimindeki muazzam ilerleme, her türlü duygunun genler tarafından salgılanan enzimlerin yönlendirdiğini söylüyor. Kalbin sadece beyne kan pompalayan bir pompa olduğu; insanın duygu, düşünce ve davranışlarının yönetildiği organın beyin olduğu kanıtlandı.

    Sosyal bilimlerle uğraşanlar genleri dikkate almak zorundadırlar. Toplumda psikolojik müdahaleler yapmak isteyenler de artık genleri göz önüne almak zorunda kalacaklardır.

    II. KÜRESELLEŞME VE AHLÂK

    Şu anda Dünya da 1.300.000.000 insan açlık sınırında bulunuyor, önlem alınmazsa eğer 2020 yılında bu sayı 3.000.000.000 bulacak. Dünyanın bir köşesinde umutsuzluk, şiddet, adaletsizlik, açlık, yoksulluk yaşanırken, diğer tarafında bolluk içerisinde müreffeh bir hayat var. Dünya nüfusunun % 20'si olan Batı toplumları Dünya kaynaklarının % 80'ini tüketiyorlar.

    Haçlı seferleri dini seferler olarak biliniyordu, gerçekte ise o bir kılıftı. O tarihlerde Batıda açlık, sefalet ve yoksulluk vardı. Doğu ise zengindi. Seferlerin dini değil ekonomik ve siyasi gerekçeleri vardı. Şimdi Doğudan Batıya göç başladı. TIR'ların altında ve kum motorları ile insanlar Batıya göçmeye devam ediyor. Önlem alınmazsa vize ve silahlar bu göçü durduramayacak.

    Gelişen iletişim teknolojisi sayesinde sade insanlar yaşanan adaletsizliği, haksızlığı daha fazla görmeye başladılar. Önceleri kader diyerek sineye çekilen durumlar artık öfke ve isyan fırtınaları oluşturuyor.

    Batıda da durum çok farklı değil. "15 Eylül'de CNN Int. de altı yaşındaki kız çocuk soruyor; kuleler neden bombalandı, bu insanlar bizden neden nefret ediyorlar."

    Ya Adalet, Ya Şiddet:

    İnsanlık tarihinde hep adaletsizlikler oldu. Feodal düzende zengin azınlık; surlar, şatolar arkasında yaşarken sefil çoğunluk kaderine razı bir hayat içindeydi. Bu yüzyılda insanlık uyandı, sade insanlarda, her şeyi görebilir oldular. Böylece toplumsal talep arttı. HABİTAT II. Toplantısında, sivil toplum örgütlerinin hükümetlerin ortağı olması, hesap sorması ve sorgulaması benimsendi.

    İnsanlık uyanmışken ve insaniyetin getirdiği nimetleri tatmışken bunu güzel yaşamak için adaletli bir global düzene ihtiyaç vardır.

    ABD dünyanın tek büyük gücü oldu. Batı değerleri dünyaya hâkim oldu. Bakalım bu durum dünyaya asgari mutluluğu sağlayabilecek mi? Hiç olmazsa hayatın yaşamaya değer olduğunu gösterebilmek için bir yorum, bir inanç insanlara kabul ettirebilecek mi? Toplumsal barış ve bireysel mutluluğu sağlamak için kendi değerlerinin yetersiz olduğunu görüp Doğu değerlerinden yaralanacak mı?

    Batı değerleri hep aklı rehber aldı. Doğu değerleri duyguları ön planda tuttu. ABD Batı akılcılığı ve Doğu ahlâkı ortak zemininde insanlığı buluşturup küresel mutluluğu sağlayabilir.

    İnsanların barış içinde beraber yaşayacağı küresel bir düzen için seküler ahlâki öğretilerin ve bütün dinlerin uzlaştığı insani değerlere ihtiyaç vardır. Işık hızını geçme gayretleri iyi insanların elinde olmazsa tarihin sonu felaket olur. İyi insanlar-kötü insanlar mücadelelerinde küresel ahlâk, şiddet içermeyen kültür, insanlık bilinci, adil ekonomik düzen ve paylaşma ahlâkı çoğunluğun kabul ettiği altın standart haline gelmezse ne yazık ki küresel barış olamayacaktır.

    III. KÜRESEL NARSİSİZM

    Narsisistik (özsever) kişinin temel özellikleri şunlardır; gururlu ve kibirlidirler, kendilerini özel ve önemli görürler, övgüyle beslenirler. Menfaatçıdırlar. Kendi çıkarları için kuralları değiştirirler. Beklentileri karşılanmazsa sinirlenirler, eleştiriye hiç tahammül edemezler. İnsanları çok iyi kullanırlar ve sömürürler. Başkalarının duygu, düşünce ve ihtiyaçlarına empati duymazlar. En çok kafa yordukları konular zenginlik, güç, şöhret, başarı, güzellik ve aşk gibi konulardır. Son derece kıskanç, kinci ve nankördürler. Çıkarları biten insanı bir anda unuturlar, vefa duygusu beslemezler.

    Egosu büyük ama her şeyi küçük olan bu kişiler etraflarınca sevilmezler. Kendilerini o kadar güçlü hissederler ki başka bir şeye ihtiyaç duymazlar. En akıllı, en yetenekli, en iyi insan olarak sadece kendilerini görürler. Sıradan olmaktan korktukları için çok çalışırlar.

    Rekabeti çok kullanırlar, sanat, spor, bilim, ticaret gibi konulardaki keşifler bunların işidir.

    Diğer insanlar narsisistik kişinin yaptığı işlerden hoşlanır, fakat kibirli hallerinden nefret ederler.

    Liderle rarasında narsisistik kişi çoktur. Liderliğin bittiği yerde narsisizm başlar.

    En büyük Narsisist Hitlerdi!

    Sezarların çoğu, Napolyon, Mussolini, Kleopatra, Nemrud, Firavun, Stalin gibi kişilerin hepsi heykeli dikilecek narsisistlerdi. Bunlardan biri olan Hitler Darwin'den etkilenerek kendi ırkının üstünlüğünü, diğer ırkların değersizliğini doktrin haline getirdi (Nazizm). Bu doktrine halkına inandırdı ve insanlık tarihinin en kanlı savaşının çıkmasına neden oldu.

    Narsisistik kişiler çoğalıyor mu?

    Teknolojik başarı, insanlığın eski çağlara göre daha zengin olması insanların egolarının kabarmasına neden oldu. Tanrıya ne gerek var diyen insanlar çoğaldılar ve bunu bilim adına ifade etmeye başladılar. Eski çağlarda değer vermemek ve inançsızlık eğitimsizlikten ileri geliyordu. Bugün bilim ve teknoloji adına dine gerek olmadığı ve hesap vereceğimiz doğaüstü gücün olmadığı duygusu gelişti. Bir insan düşününüz, kendisi narsisistik özellikte ve yaptıklarından hesap verme duygusu taşımıyor. Bu kişi kendi çıkarı için her şeyi yapabilir. "Beni inorganik maddeler yarattıysa, ona hesap vermeyeceğime göre canımın istediğini yaparım" felsefesi gelişti. Bireysellik bencilliğe dönüştü. Kendi çıkarını kutsallaştıran insan başkalarına neden yardım etsin ki!

    "Kuvvetliysem zayıfı yok etmem hakkımdır. Ben özel ve önemliyim, başkası açlıktan ölse bana ne, ben tok olduktan sonra" anlayışı bu kişilerin ego idealleri oldu. Zayıf insan ve milletleri çalıştırıp sırtlarından beslenmek bu görüş sahiplerinin doğal haklarıydı.

    Böyle bireyler insanlık tarihinde hep oldu. Semavi mesajlar ise bu kişilere karşı zayıfları sürekli korudu ve yol gösterdi. Haklarını doğru yöntemlerle savunmayı başaran zayıflar ezilmekten kurtuldu ve toplumsal barış böyle sağlandı.

    Peki günümüzde ne olacak? Narsisistik bireyler eski çağlara göre daha çok ve fazladan ellerinde teknolojik güçlerde var. İşte bu durumda küresel narsisizme karşı küresel bir faaliyet gerekiyor. Ahirzaman dininin bu küresel tehlikeye bir çözümü olmalı.

    Bediüzzaman'a göre bu formüller Kur'an-ı Kerim'de vardı. Bir dönem Imam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını, Abdülkadir-i Geylani'nin Fütuhul Gaybi'sini nefis terbiyesi için okuyor. Fakat nefsi ikna olmuyor. Daha sonra "Ulum-u felsefiyenin vekaleti namına nefsim dedi ki,.. " diyerek bu asrın nefsi özelliklerine uygun olan eserlerini yazmaya başlıyor. Bu çalışmaları "Tevhid-i Kıble et" diyerek doğrudan Kur'an-ı Kerim'den yorumlar çıkararak yapıyor.(Yirmi Altıncı Lem'a)

    IV. MACHIAVELLI'NİN DERİN ETKİSİ

    Niccolo Machiavelli (1489-1527) "Hükümdar" isimli kitabı ile siyaset biliminin kurucusu olarak anılır. Machiavelli'nin bu kitabını Hitler, Napolyon, Mussoline, Stalin hep başucu eseri olarak bulundurdular. Siyasetçilere ilham kaynağı olan bu kitap, aslında siyasi ahlâkı tanımlıyordu.

    Kitabın ana fikri şudur. "Devlet menfaatleri uğruna her şey mübahtır. Devlet hayatı ile özel hayatın ahlâki ölçüleri birbirinden farklıdır". "Gayenin vasıtayı meşru kılacağı" herkesin bildiği görüşüdür.

    "Zalimlik; bir hükümdarın tebâsını birlik halinde ve itaatkâr tutabilmek için kullandığı silahlardan biridir. Bir-iki ibretli örnekle kan döken hükümdar, sonunda daha büyük kan dökülmesine yol açacak kadar yumuşaklık gösteren birinden daha merhametli olacaktır. Hükümdarın şiddeti fertlere zarar verir. Hükümdarın gereksiz yumuşaklığı devlete zarar verir",

    "Hükümdarın korkutucu olması sevilmesinden daha emniyetlidir."

    "Dürüstlük övgüye değerdir. Fakat siyasi iktidarın muhafazası için hilekârlık, ikiyüzlülük, yalan yere yemin zorunludur. İnsanların hepsi iyi olmadığı için hükümdarın da iyi olması gerekmez. Hükümdar sözünde durmamayı izah için her zaman makul bir sebep bulur. Sizin nasıl göründüğünüzü herkes görür, ama nasıl olduğunuzu pek az kişi bilir."

    Machiavelli Hükümdar isimli eserinde olması gerekeni değil olanı ele aldığını söylüyordu. Machiavelli'nin hararetli okuyucular listesinde bugün dünyayı yönetenlerin olduğunu gördükçe, küreselleşmeyi savunanların Machiavelli'de çok faydalı öğütler bulduklarını söylemelerini toplumsal barış için büyük tehlike olarak değerlendiriyorum. Bu anlayış kişileri siyasi başarıya götürebilir, fakat uzun vadede sonuç toplumsal ahlâkın bozulması ve barışın zarar görmesidir. Bir kazanıp on kaybetmektir. I. ve II. Dünya savaşlarında Machiavelli'nin büyük ahlâki sorumluluğu vardır. Despotizmi savunanlar bu fikirlerden çok yararlandılar. Doğu despotizminde de bu ahlâkın eserlerini görüyoruz. Emevi saltanatı bunun bir örneğidir.

    V. KÜRESEL TEHLİKE VE DUYGUSAL ZEKA

    İngiltere'de intiharla gelen ölümler trafik kazalarından fazla, Norveç'de uyuşturucu ile meydana gelen ölümler trafik kazalarından fazla. Her yüz ABD'liden 3'ü şiddet içeren bir suçun kurbanı. ABD'de de kadınların % 65'i, erkeklerin % 80'i abartı derecesinde alkol kullanıyor. 1999 yılında boşanma oranı %75'e çıktı. Çocuk suç çetelerinin 750.000 üyesi var. SAMHSA raporunda 3.000.000 gencin ölümü düşündüğü belirtiliyor. ABD'de son 10 yılda ölüm cezasına çarptırılan mahkum sayısı % 57 arttı. (Psychology Today, Haziran 2002)

    New York Times'in haberine göre Norveç'de 1999'da dünyaya gelen çocukların % 49'ü evlilik dışı doğumlardan oluşuyor. Bu oran İzlanda da % 62, İngiltere de % 38, Fransa da % 41 seviyesinde. En dindar olarak bilinen İrlanda da ise 1999 da doğan 100 çocuktan 31'i evlilik dışı. Cinsel suçların kurbanlarının % 71'i 17 yaşının altındaki çocuklardan meydana geliyor.

    Yukarıdaki rakamlar Batılıların duygusal profillerinin iyi olmadığını gösteriyor. Evlilik, toplumsal yaşam gibi duygusal paylaşım gerektiren konularda başarılı olamıyorlar.

    Bir sinir bilimci olan Antonio R. Damasio "Descartes'in yanılgısı" isimli kitapta duygu, akıl ve insan beynini araştırırken beynin duyguları yöneten hücrelerini tanımladı. Duyguların eğitimini şansa bırakmakla hata yapıldığında itiraf etti.

    Daniel Goleman "Duygusal Zekâ" isimli kitabının girişinde şöyle diyordu: "Son on yılda ailemizde, çevremizde ve toplum hayatımızda duygularla baş edememe, umutsuzluk, tahammülsüzlük ve evlilik içi şiddet arttı. İnsanlar 'İyi günler' yerine 'gel boyunun ölçüsünü al' diyorlar."

    AHLÂKA AYKIRILIK ÖLÇEĞİ

    New York Üniversitesinde Psikiyatri Doçenti Dr. Michael Welner belki insanlık tarihinde ilk defa "Ahlâka aykırılık ölçeği" geliştirdi. Gerekçesi de adi suçların, cinayetlerin artması, sadist, kana susamış, hor gören insanların fazlalaşması ve kendinden başkasını düşünmeyen insanların hızla artması karşısında psikiyatrinin kötülüğü tanımlama yeteneğini belirlemekti.

    Duygusal Zekâ Nedir?

    1- Öz bilinç: İnsanın kendisini tanıması.

    2- Öz denetim: İnsanın kendisini yönetmesi. Hedefini belirleme, kendisini harekete geçirme, dürtü ve isteklerini kontrol edebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, ruh halini düzenleyebilme.

    3- Empati kurabilme: Diğergâmlık, başkasının istek ve ihtiyaçlarını anlayabilme

    4- Uzlaşma yeteneği: Sorunlar karşısında ben-merkezci davranmadan uzlaşma odaklı çaba içinde olma. Kavga ve mahkeme arayışından vazgeçme

    5- Umut besleyebilme:

    İşte ABD'liler Semavi Ahlâk'da geçen sabır, tevekkül, affedicilik Allah'ın rahmetinden ümit kesmeme, alçak gönüllü olma, verici olma gibi özelliklere deneme-yanılma yolu ile geldiler.

    KÜRESEL AHLÂK İLKELERİ

    Dünya dinleri parlamentosu 1993 yılında Chicago'da kabul ettiği Küresel ahlâk deklarasyonunda başlıca şöyle diyor.

    1- Küresel ekonomi, küresel siyaset ve küresel çevre büyük krizdedir.

    2- Küresel ahlâk olmadan küresel düzen olamaz.

    3- İnsanların barış içinde bir arada yaşayacağı bir bakış gerekiyor.

    4- Küresel ahlâk yeni bir ideoloji veya yani bir din değildir.

    5- Küresel ahlâk bütün dinlerin ve seküler ahlâkın öğretilerinin uzlaştığı değerlere dayanır.

    6- Hiç kimse dini, rengi, düşüncesi, cinsiyeti yüzünden dışlanmamalıdır.

    7- İstisnasız her insana insanca muamele yapılmalıdır.

    8- Kimse kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamalıdır.

    9- Irksal, cinsel, bireysel, sınıfsal her türlü egoizm reddedilmelidir.

    10- Hayata saygılı şiddet içermeyen bir kültür benimsenmelidir.

    11- Sadece insan değil yeryüzündeki her şey saygıdeğerdir.

    12- Adil ekonomik düzen olmadan küresel barış olmaz.

    13- Ekonomik ve siyasi güç, vahşi üstünlük kavgalarına değil insanlığın hizmetine yöneltilmelidir.

    14- Açgözlülük insan ruhunu öldürür. Alçakgönüllülüğe değer verilmelidir.

    15-Gazeteci, bilim adamı, doktor her meslek kendi etik kurallarını geliştirmelidir.

    16-İnsan bilinci gelişmeden dünya asla iyiye götürülemez. (Aksiyon, Ekim 2001)

    VI. İMAM NURSİ'NİN TEZİ

    İKİ DEHŞETLİ HÂL:

    Milyonlarca dini kitabın neşrine set çekildiği, insanları dini faaliyetten vazgeçirmek için sistemli çalışılmaların yapıldığı bir dönemde Nur Risalelerinin çoğu el yazması ile yaygınlaşmasının ve okunmasının sırrı sorulduğunda İmam Nursi bu zamanın iki dehşetli durumdan söz ediyor.

    Birincisi: Hissiyat-ı insaniyenin akıl ve fikre baskın geldiği fikri. Hedonizm olarak da tanımlayacağımız zevkçiliğin, dünya sevgisinin insanın hayatında birinci plana çıkmasını dehşetli bir durum olarak öne sürüyor. Böylece insanlar kısa vadeli zevkle meşgul olup ölüm ve ötesini düşünmüyorlar, Allah'ı akıllarına ve gönüllerine getirmiyorlar. Hoşça vakit geçirip mutluluğu yakalayacaklarını düşünüyorlar.

    Bu Hedonistik hissiyatın modern insanın günlük yaşamını doldurduğu düşüncesine karşı geliştirdiği yöntem ise şudur. Modern insanın lezzet olarak gördüğü şeyin içerisinde elemi gösterip aklını devreye sokmaktır. Allah'ın istemediği tarzda yaşamanın ve maddi zevkler peşinde koşmanın elem verici, ürkütücü neticeleri ile onları yüzleştirmek.

    "Günahların, haram lezzetlerin içinde manevi elim elemleri gösterip hasenat ve güzel hasletlerde ve hakaiki şeriatın amelinde cennet lezaizi gibi manevi lezzetler bulunduğunu ispat ediyor."

    "Risale-i Nur bu dünya da manevi cehennemi dalalette gösterdiği gibi, imanda dahi bu dünyada manevi bir cennet bulunduğunu ispat ediyor." (İ.K.M. s.8)

    gibi görüşlerle duyguların denetimini, kişinin kendini yönetmesini aklın rehberliğine veriyor. Akıl yürütme yöntemleri ile zevk tuzaklarına insanların düşmemesini, dini yaşantının insanı bu dünyada da mutlu ettiğini kanıtlama yolunu seçiyor.

    Böyle akıl yürütme yöntemleri kullanılarak toplumdaki ahlâki yozlaşmanın önünün alınacağını, bireylerin Kur'an ahlâkına uygun yaşamanın güzelliklerine ikna edilmesini anlatmanın bir "tecdid" olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır.

    İkinci dehşetli hâl olarak şu tezi savunuyor.

    "Eskiden fen ve ilim ile dalalete girip, inad ve temerrüd ile iman hakikatlarına karşı çıkana nispeten şimdi yüz derece ziyade olmuş."(İ.K.M. 10).

    Bu tespitten sonra yazdığı eserlerde fen ve ilim kullanılarak imani gerçekleri kanıtlama yolunu seçiyor. Allah'ın varlığını tartışmaya açıyor, akıl yürütme yöntemleri ile (vacib-ül vucud) olması gerektiğini savunuyor. Öldükten sonra dirileceğimiz ve ikinci bir hayatın varlığını ispatlıyor. (Haşir Risalesi). Kadere inanmanın mantık ve muhakeme ölçülerinde açıklamasını yapıyor. (Yirmi Altıncı Söz). Naturalizme karşı Mistizmin tezini Tabiat Risalesinde mantıksal yargılama yöntemleri ile ifade ediyor. Tesettürün ve Ramazan orucunun insanın psikolojik doğasına uygun olduğunu delillendiriyor. Bir seyyahı evrende gezdirerek ağaçlar, kuşlar, yağmur, yıldızlar, insan vücudu ve kan hücrelerini konuşturarak bilimsel verileri delil olarak anlatıyor. Peygamber ahlâkına uygun olarak yaşamanın insanı mutlu edeceğini, sağlıklı yapacağını, hastaneleri, hapishaneleri çeşitli maddi hastalıkları delil belirterek aktarıyor. Hapishanede yazdığı mektuplarla zehirli bal hükmündeki gençlik lezzetlerine aldanmamayı anlatarak sonsuz gençlik lezzetine bilet olan Peygamber yoluna gençleri davet ediyor. 5-10 senelik gençliğin meşru daire dışındaki lezzetlerinin gam ve keder çektirdiğine, "meşru dairedeki keyfin keyfe kafi geldiğini"ne gençleri ikna ediyor.

    İKİ AHLÂKIN KARŞILAŞTIRILMASI

    İmam Nursi On İkinci Söz'de Kur'an ve felsefe ahlâklarını şöyle karşılaştırıyor. "Kur'an-ı Hakimin hikmeti, hayat-ı şahsiyeye verdiği terbiye-i ahlâkiye ve hikmet-i felsefenin verdiği dersin muvazenesi :

    Felsefenin halis bir tilmizi bir firavundur. Menfaati için en hasis şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir. O ... dinsiz şakird cebbar, mağrurdur...Gaye-i himmeti nefs ve batnın ve fercin hevesatını tatmindir...

    Amma Hikmet-i Kur'an'ın halis tilmizi ise bir abddir. Hem cennet gibi azam menfaata olan bir şeyi gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir. Hem mütevazidir. Rıza-ı ilahi, fazilet için amel eder, çalışır...

    Amma hikmet-i felsefe ise hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı kuvvet kabul eder. Hedefi menfaat bilir.Düstur-u hayatı cidal tanır. Cemaatlerin rabıtasını unsuriyet, menfi milliyet tutar. Semeratı ise hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin hacat-ı beşeriyeyi tezyiddir.

    Amma Hikmet-i Kur'aniye ise nokta-ı istinadı, kuvvete bedel hakkı kabul eder. Gayede menfaate bedel gaye ve rıza-ı ilahiyi kabul eder. Hayatta düsturu cidal yerine düstur-u teavünü esas tutar. Cemaatlerin rabıtalarını unsuriyet milliyet yerine rabıta-i dini ve sınıfı ve vatani kabul eder. Gayatı hevesat-ı nefsaniyeye sed çekip ruhu maaliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder.

    İki ahlâk öğretisinin şahsi hayata verdiklerini ve toplumsal hayata sağladıklarını şöyle yorumlayabiliriz.

    Seküler ahlâk öğretisinin kişiye verdiği ego ideali menfaattir. Çıkarı için çalışan insanlar güçlerini o yönde kullanacaklardır. Güçlü olan zayıfa zarar verecek, böylece çatışma çıkacaktır. Dini ahlâkın kişiye verdiği ego ideali "Fazilet ve Rızayı İlahi"dir. Erdemli yaşamayı onurlu yaşamak olarak algılayan insan, ilkeleri için çıkarını ikinci plana atacaktır. Dini ahlâk insanın ilkeli yaşamasını önerdiği için ilkeli insanlar daha kolay anlaşma sağlayıp uzlaşabileceklerdir.

    Seküler ahlâkın dayanak noktası kuvvettir. Çözümlenmesi gereken konularda güç, para, sosyal statü kullanılarak sorun çözülmeye çalışılır. Güç, para ve sosyal konumu ilkesizce şahsi çıkarı için kullanan insanlardan oluşan bir toplumda kavga, şiddet, saldırı bitmeyecektir.

    Dini ahlâk dayanak noktası "Kuvvet yerine Hak" der. Haklı olanın güçlü olması, güçlü olanın haklı olmamasını benimseyen insanlardan oluşmuş toplumda ortak yaşam kolay olur

    Seküler ahlâkta yaşam prensibi "mücadele"dir. Darwin'den etkilenen sosyal bilimciler, yarışmacılığı, rekabetçiliği barışçıl olmayan bir tarzda önerdiler. İşletmelerde başkasını düşünmeden başarılı olmayı ilke olarak benimsediler. Böylece üretkenlik arttı, fakat insanlar arası yardımlaşma azaldı. İnsanlar zengin oldular,ama yalnız kaldılar.

    Dini ahlâkta yaşam prensibi olarak "yardımlaşma" önerildi. "Kendi iyiliğin ve başarından önce toplumun iyiliği ve başarısı gelir" ilkesi ile paylaşma ahlâkı "infak" gerçeği olarak önerildi. Kendisinden önce komşusunu düşünmek, başkasına, zayıflara, hastalara yardım etmek kutsal davranış olarak övüldü.

    Seküler ahlâkta topluluklar arası bağ olarak ırk, soy bağı önerildi. Milliyetçilik duyguları şovenizm ölçüsünde teşvik edildi. Ulus devlet ideoloji olarak benimsendi. Ulusçuluğu kutsallaştıran yaklaşım başkalarını yutmakla beslenen "şovenizm" akımlarını doğurdu. İnsanlık tarihinin en büyük savaşları XX. yüzyılda bunun için yaşandı. Dünya barışı bu anlayış sebebiyle zarar gördü.

    Dini ahlâkta insanlar arası bağ olarak "din, vatan, sınıf bağı" ön plana çıkarıldı. İnsanların değiştirilebilir bağlarının olması sevgi duygusunu güçlendirici etki yapar. Bir insanın kendi ırkından olmayan bir insanı sevebilmesi, küçük görmemesi, savundukları ortak değerlerin daha çok olması toplumsal kardeşlik ve dostluk duygularını arttırıcı sonuçlar verir.

    SEKÜLER AHLÂKIN SONUÇLARI :

    1- İnsanların zevk tuzaklarına düşmesi, zevklerini doyurmak için bencilleşmesi.

    2- Narsisistik bireylerin artması: Başkalarını küçümseyen, kendi çıkarı için her şeyi kullanan, eleştiri kabul etmeyen, yardımlaşmayı kendisine yardım olarak düşünen, kinci, kıskanç, nankör, övgüyle beslenen küçük firavunların çoğalması. Basit, rutin günlük işler onu mutlu etmediği için küçük şeylerden zevk alamaz. Onu mutlu edecek şey para, güç, şöhret ve cinsel doyumdur.

    3- İnsanlığın ihtiyaçlarının artması: Daha çok kazanmak, daha rahat yaşamak, para, güç, şöhret sahibi olmak duygularının abartılması ekonominin felsefesi oldu. Tüketim teşvik edildi. İnsanların beklenti düzeyi yükseltildi. Moda ve merak gibi duygular abartıldı. 1-2 şeyle mutlu yaşam sürebilecek insan 20-30 şeye muhtaç duruma düştü. Ulaşmadığı için kendini kötü hissetmeye başladı.

    4- Yalnızlık psikososyal sorun oldu. Kendi çıkarını kutsallaştırmış, zorluklar karşısında zevk aldığı başka konuya yönelen insan özgür ve birey olmak isterken kendisini yalnız, güvensiz hissetmeye başladı. Kendi rahatını, zevkini eğlencesini amaç edinen birey evlilik yaşamında, aile içi iletişimde gerekli olan empatik iletişimi sağlayamadı. "Biz" diyemeyen bir insan hep "Ben" demenin sonucu yalnızlığı, köpeklerle arkadaşlık kurmayı tercih etti.

    5- Güven duygusu azaldı. Kendisini sevmenin medeniyet olarak sunulduğu bir ahlâkta başkalarını sevme duygusu zayıfladı. Başkalarını sevmeyen insan onların dost olmadığını düşünmeye başlar. Kendisini tehdit altında hisseder. Her an zarara uğrayacağı duygusu ile korku içerisinde yaşar. Kendi çıkarı için yalan söyleyebilen bir insan herkesin yalan söylediğini düşünmeye başlar ve güvensizlik daha da artar.

    6- Saygı duygusu zarar gördü. Ben-merkezci yaklaşımlar kutsal değer olarak bireyin isteklerinin doyurulması, zevklerinin karşılanmasını önerir. Böyle durumlarda otorite rolündeki kişilere karşı kızgınlık gelişir. İsteklerini sınırlandıran güce karşı saygısızlık, kurallara önem vermeme, itaatsizlik duyguları ön plana çıkar. Başkasının hakkına saygı duymak gibi bir kaygı, merhametli olmak seküler ahlâkı benimsemiş insan için gereksizdir.

    Yaptıkları işlerde bir yaratıcıya hesap vermeyeceğini düşünen insan yasalara yakalanmadıkça her şeyi yapabilirim düşüncesine sahip olur. Başkasına zarar vermenin, hayvanlara, doğaya zarar vermenin vicdani kaygısını hissetmez. Kendisine doğrudan zarar vermeyen şey onun umurunda bile değildir.

    Zengin, bilgili ama mutlu olmayan bireyler seküler sistemin meyveleri olarak önümüzde duruyor.

    DİNİ AHLÂKIN SONUÇLARI :

    1- Somut zevkler yerine soyut zevklerle doyum sağlayan insanlar oluşur. Zevk alma ve sevme duygusunu rutin günlük işlerinde bulabilir. Eşiyle, ailesiyle, toplumsal rolüyle mutluluğu yakalayabilir. Para, güç, şöhret, cinsel doyum yaşamında ve egosunda ideal olmaz. Toplumun iyiliğinden zevk almayı başarabilir. Küçük şeylerden mutlu olmayı başaran birey ortaya çıkar.

    2- İçgüdüleri dizginleyerek psikolojik enerjisini toplumsal üretkenliğe yöneltir. Amaç erdem olarak insanları sevmek, doğrulara bağlılık, dürüst olmak, sözünde durmak, âdil olmak, hoşgörülü olmak, barışçıl olmak, yardımsever olmak, içten, samimi, iyi niyetli olmak, şefkatli olmak, alçak gönüllü ve diğergâm olmak benimsenir.

    Araç erdem olarak: Çalışkan, düzenli, dikkatli, disiplinli, cömert, cesaretli, esnek, yumuşak olmak, başkalarını incitmemek gibi özellikleri benimser. Böylece psikolojik enerjisi kişisel zevklere değil toplumsal zevklere yönelterek mutluluğu yakalamaya çalışır.

    3- Hodgamlık yerine diğergamlığın yerleşmesi sağlanır. Her olay ve durumda kendi çıkarı için sonuçlar çıkaran birey yerine her olay ve durumda toplumun ve diğer insanların menfaatini düşünebilen bireylerin çoğalması gerçekleşir. Böylece toplumsal barış için gerekli zemin oluşur.

    4- Uzlaşma kültürü gelişir. Kendisi için istediğini başkası için isteyen, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmayan bireyler çoğalır.

    "Güçlüler yapacağını yapar, zayıflara katlanmak düşer." tarzındaki uzlaşmayı yok eden seküler ahlâk yerine "güçlü ve zayıf hukuk önünde eşittir" evrensel ahlâkı benimsenir.

    "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölmüş bana ne" veya "sen çalış ben yiyeyim" tarzındaki acımasız ben merkezcilik yerine yardımlaşmaya ibadet kutsallığı vererek toplumsal barışa katkı sağlanır. (İktisat Risalesi)

    5- Ölüm korkusundan kurtulur. Hesap verme duygusu taşımayan, kendi çıkarını kutsallaştırmış bir insan ölüm gerçeği ile yüzleşmemeye çalışır. Ancak kaçınılamayacak bu gerçek onu ruhsal acılara iter. Varoluş amacını sorgulayan, ona uygun yaşamaya çalışan bir insan ego ideallerini kendisini tatmine değil yaratıcısını memnun etmeye göre düzenleyecektir. Ölüm o kişi için bir kavuşma olacaktır. Sevdiği kişiye kavuşma aşkı kalıcı ve devamlı bir lezzettir. Baki, sonsuz, sınırsız güç sahibine döneceğini bilen bir insan içindeki sevgi ateşini sürekli yakacaktır. Sevgi ateşinin yandığı yerde korkular buharlaşıp giderler.

    Sevilmek, istenmek, takdir edilmek insanın temel içgüdüleridir. (Maslow) Bu içgüdülerin yönünü yaratıcıya yönelten insan iki yaşamında da mutluluğu yakalar. Görüldüğü gibi İmam Nursi tezini seküler ahlâkla dini ahlâkın ortaya çıkardığı sonuçları göstererek ifade etmiştir.

    VII. İMAM NURSİNİN KULLANDIĞI YÖNTEM

    İmam Nursi eğitimli olan ve olmayan takipçilerini nasıl ikna etti? Savunduğu teze onları nasıl inandırdı? İmam Nursi gibi formal eğitim almamış bir kişinin oluşturduğu büyük etki sosyolojik bir inceleme konusudur. Oluşturduğu etkinin dayandığı temelleri ve kaynakları iyi analiz etmek gerekiyor.

    Onun kişiliğinde buluşan etkiler nelerdi, kullandığı özel bir yöntem var mıydı, sübjektif paradigmaları nelerdi?

    Kişiler kendi kültürleri içerisinde özel bir yol ararken İmam Nursi nasıl bir kültürel yol haritası geliştirmişti?

    Bütün bu sorular akademik bir ilgi alanı olarak kafa yorulması gereken konulardır.

    1. "TEBLİĞ DEĞİL TEMSİL ZAMANI" DEMESİ

    İmam Nursi Şualar kitabının 302. sayfada Risale-i Nur'un mesleğini şöyle ifade eder :

    1. İhlas-ı tam ve terk-i enaniyet.

    2. Zahmetlerde rahmeti elemlerde baki lezzetleri hissedip aramalı.

    3. Fani ayn-ı lezzet-i sefihanede elim elemleri göstermek.

    4. İmanın şu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını.

    5. Hiçbir felsefenin eli yetişemediği noktaları ve hakikatleri ders vermek.

    Bu ifadelerde özetlendiği gibi İmam Nursi düzeltme faaliyetine kendisinden başlamıştır. Eserlerinde mektuplarına "Ey nefsim" diyerek başlamıştır. Kendisi söylemlerini ve peygamber ahlâkını kusursuz yaşamıştır. Her şeyden feragat, hediye almamak, dünya malına değer vermemek gibi özellikleri tavizsiz uygulaması, bu asrın Mevlânâsı gibi yaşamayı başarması O'nun aleyhindeki propogandaya rağmen güven duygusunu azaltmamış artırmıştır. "Biz ahlâk-ı İslamiyenin ve hakaiki imaniyenin kemâlatını ef'alimizle izhar etsek sair dinlerin tabileri elbette cemaatle İslamiyete girecekler" sözü İmam Nursi'ye aittir. İnsanlığın uyandığını, ilim ve araştırma meyli içinde olduğunu, doğru nerdeyse er geç arayıp bulacağını "Uyanmış beşerin başka şansı yok" diyerek savunuyordu. İmam Nursi'nin en yakın bir talebesi olan Zübeyr Gündüzalp de "Hizmet için değil nefsimi ıslah için çalışmalıyım" diyordu.(1997, Nefis Muhasebesi) İmam Nursi'nin örnek olmaya dayalı yaşama yöntemini kullanması günümüzde Asr-ı Saadet Müslümanı bilincini geliştirdi.

    2. MÜSBET HAREKET İLKESİ

    İmam Nursi başkasının kusurlarını dile getirmeden sürekli kendi doğrularını anlatmıştır. Siyasi bir talep içine girmemiş "En büyük siyaset siyasetle ilgilenmemektir." diyerek iman ve ahlâk vurgusundan taviz vermemiştir. Tahrik edici yaklaşımlara hep sessiz kalmış, kendi doğrularına sarılarak ve model insan yetiştirerek ancak cihat edilebileceğini savunmuştur. "Taş atana ekmek at" şeklindeki tasavvuf ilkesini yaşantısında göstermiştir. Böyle davranarak kavgacılığı, boğuşmayı, düşmanlık duygularının gelişmesini önlüyordu. Bu yapıcı ve kucaklayıcı tavrıyla çağımızın Mevlânâsı oluyordu.

    3. DİN VE BİLİM UZLAŞMASINI SAVUNMASI

    Sadece din ilimleri ile meşgul olmanın taassuba, sadece fen ilimleri ile meşgul olmanın da hile ve şüpheye götüreceği, ancak ikisinin beraberliğinden akıl ve duyguların aydınlanmış olacağı tezini ısrarla savundu. İmam Nursi 21. yüzyılda post modernizmin geldiği noktayı 80-90 yıl önce görmüşdü. Tüm bu önerileriyle bilgili, çalışkan ve nitelikli insanların yetişebileceğini tekrar tekrar ifade etti.

    4. KİŞİSİZLEŞTİRME ÇABASI

    Osmanlı ve orta çağ döneminde şeyh-mürit ilişkisinde kişisel bağlılık mekanizmaları ile irşat faaliyeti sürüyordu. Modern çağda "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir, sanattır." düşüncesi en önemli vurgu haline geldi.. Modern dünya önermeci araçlar,kişisel ilişki tarzının yerine araştırmaya dayalı araçları öneriyordu. Herkes fikir üreterek, kafa yorarak doğruyu bulmalıydı. İncelemeden kimsenin arkasından gidilmemeliydi.

    İşte bu anlayışa uygun olarak İmam Nursi'de kişisel rehberliği reddedici yaklaşımlar görüyoruz. "Beni ziyaret etmek isteyenler Risale-i Nur'u okusun, Said yoktur, konuşan yalnız hakikattir" gibi ifadelerle sürekli bu vurguyu yapıyordu.

    Arkasından halife bırakmaması, mezarının bilinmemesini istemesi, buna rağmen ölümünden sonra bütün dünyada milyonlarca takipçisinin olması sosyolojik bir olgudur

    Kur'anda konulan normları, geleneksel müslüman davranış ve kişisel ilişki tarzını gelişen sanayii ve kitle iletişim toplumuna yeniden sokacak biçimde yenilenmiş (tecdit) olması çağdaş Türkiye'de oluşturduğu etkidir. (Şerif Mardin 1992)

    5. DOĞU DESPOTİZMİ İLE MÜCADELE ETMESİ

    "Sorma, düşünme itaat et." tarzındaki geleneksel sosyal yapının modern çağla birlikte başladığını İmam Nursi meşrutiyet döneminde gördü. Sorgulayan, özgür düşünen, bağımsız davranan bireylerin, insanlığın geleceğinde yer alacağı tezini savunan din alimi olarak ilginç bir öngörü içinde olduğunu söyleyebiliriz.

    Ortodoks Osmanlı ulemalarının kesinlikle kabul etmeyeceği bu tezi Meşrutiyet döneminde yazdığı kitaplarında açıkça ifade etti. "Âlemdeki terazinin hürriyet gözü ağır geldiğinden, birdenbire terazinin öteki gözündeki vahşet ve istibdadı kaldırdı." sözü ona aittir.

    İstibdatın İslamın özünde olmadığını Emevilerle birlikte girdiğini söylüyordu. Ayrıca özel hayatta, medresede, ülke yönetiminde istibdadın yerinin olmadığını karıncaların cumhuriyetçiliğini örnek vererek anlatması canlandırılmış İslami modernleşmenin Kur'ani bir yorumu olarak nitelendirilebilir.

    6. SEVGİ YERİNE ŞEFKATİ MESLEK OLARAK SEÇMESİ

    Risale-i Nurmesleğinin dört esasıolan "acz, fakr, şefkat, tefekkür"ü sayarken insanlararası bağda şefkatin sevgiden daha üstün olduğunu savundu. Şefkat koşulsuz bir sevgi olarak tanımlanırsa içerisinde menfaat izi olmayan bir sevginin savunulması hatta bunun için İmam-ı Rabbani ye hafif bir muhalefette bulunması ilginçtir.

    İmam Nursi, Yakup Peygamberinoğlu Hz. Yusuf'a ilgisini şefkat, Züleyha'nın Yusuf'a ilgisini de aşk olarak tarif ediyor. Aşk ve muhabbetin ücret ve karşılık istediğini fakat şefkatin karşılıksız sevgi olduğunu savunarak insanlararasında koşulsuz sevgiyi önermesi İmam Nursi'nin başka bir yaklaşımıdır.

    Sevginin karşılık beklemeden verilmesini savunduğu İhlas Risalelerini takipçilerinin on beş günde bir okunmasını istemesi dikkat çekmektedir.

    7. EV OKULLARI UYGULAMASI

    Değişen dünya şartlarında din ve fen bilimlerini birleştirerek geliştirmeye çalıştığı projeleri hayata geçirilemeyen İmam Nursi ilginç bir yol izledi. Yazdığı kitapların evlerde okunup tartışılmasını ve kendisine mektuplar yazılmasını hararetle destekledi. Dört büyük kitabını bu mektuplara verdiği cevaplardan oluşturdu. Şualar isimli kitabını doğruları savunmaya, Sözler, Lem'alar gibi eserleri ile tezini anlatmaya, Lahikalar isimli (Emirdağ, Barla, Kastamonu) kitaplarında da uygulanacak yöntemlere yer verdi.

    Anadolu'da bir gelenek vardır "sıra geceleri" olarak tanımlanır. Akşamları aileler oturup çeşitli kitaplar okurlar, sohbetler yaparlardı. İşte İmam Nursi bu sosyolojik veriyi çok iyi gözlemledi ve kitaplarının kabulünde bu yasal yolu kullandı. Peygamber ahlâkına uygun yaşamanın, sünnete uymanın bir edep olduğu, bu evlerde hayata geçirildi. Psikolojik karmaşa yaşayan, tereddüt ve arayış içerisindeki insanlar kafalarındaki sorulara bu evlerde cevap buluyorlardı.

    8. UMUDU AYAKTA TUTMAYI BAŞARMASI

    Umut eserlerindeki lahika mektuplarında sık vurgulanan bir konudur. Küfrün bel kemiğinin kırıldığı, istikbal inkılapları içerisinde en gür sedanın İslam'ın sedası olacağı her ziyaretine gelene vurguladığı görüşler olmuştur.

    "Fikri hürriyet, meyl-i taharri-i hakikat nev-i beşerle başladı... Su-i ahlâkın çirkin neticelerinin görülmesi ile hakikatlerin önü açılacak. Hakiki medeniyet, maddi terakki ve hakkaniyetin manevi katkıları ile düşmanlar mağlup olup dağılacak"

    gibi motivasyonu arttırıcı vurguları sürekli yapmıştır. Hatta kendisi ile görüşmek isteyenlere; ümit duygusunu destekleyen, yeisi en dehşetli hastalık olarak tanımlayan, insanlığın fıtri gidişinin Kur'ana doğru olduğunu anlatan "Hutbe-i Şamiye" isimli eserini okumayı tavsiye etmesi çarpıcı bir uygulamasıydı.

    SONUÇ:

    İmam Nursi, "insanların kendi dinlerini ve kültürlerini koruyarak modernleşmesinin mümkün olduğu" tezini hem teoride hem pratikte kanıtlamış bir fikir ve aksiyon insanı olarak dikkati çekmektedir. Güzel ahlâktan ibaret olarak tanımlanan Kur'an normlarını ve Hz. Muhammed'i model almaya dayalı bir sistemi geliştirdi.

    Zikirlerle, şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitap okuma, akıl ve kalbi beraber kullanma, kişinin değil kitapların arkasından gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.

    Sosyokültürel süreçlerde geliştirdiği bu hareket modeli, dinler tarihinde subjektif bir paradigmadır. Çizdiği kültürel yol haritası da insanların kendi kültürleri içerisinde yol bulmalarını kolaylaştırmıştır. Kendi kişisel rehberliğini reddetmesi fikirlerinin arkasından gidilmesini pekiştirdi. Hareketinin dinamiğinde çağımızın tedirgin insanına, psikolojik karmaşasına, arayışına çözüm sunması önemlidir.

    Diğer taraftan geleneksel ulema kültürü ile halk kültürünü ev okullarında bir araya getirdi. Kendisini de talebe olarak niteledi.

    İnsanın Allah'a erişmesinde "Ulu kişi" imajına gerek olmadan bir yolun bulunabilmesi, arkasından halife bırakmaması, eserlerini rehber olarak sunması İmam Nursi'nin iman ve ahlak alanında karizmatik önderliğini gösterdiğini söylemek yerinde olacaktır.

    KAYNAKLAR

    1. Berger P.L : Dinin sosyal gerçekliği, İnsan Yayınları, İSTANBUL, 1993.

    2.CooperC.L : Stress, Medicine and Health CRC Press, NEWYORK, 1996.

    3.Csermely P.: Stress of Life from Molecules to men, Annals of the New York Academy of Sciences, Volume851,New York,1998.

    4.Damasio, A: Descartes'in Yanılgısı, Duygu, akıl ve insan beyni, Varlık/Bilim Yayınları Türkçesi Bahar Atlanır İSTANBUL, 1999.

    5. Damasio A.R.,Harrington A., Kagan J., et.all: Unity of Knowledge, The convergence of natural and human science Annals of the New York Academy of Sciences, Vol. 935. 2001.

    6. DSM IV: Amerikan Psikiyatri Birliği, Diognostic and Statistical Manual of Mental Disorders, New York,1998

    7.Gençten, Engin: Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar, Maya Yay., ANKARA, 1981.

    8. Goleman D.: Duygusal Zeka, Varlık/Bilim Yay. Çeviri: Banu Seçkin Yüksel 9.Basım İSTANBUL,1998.

    9. Jung C. G. : Psikoloji ve Din, Çeviri: Cengiz Şişmen, İnsanYay.,İSTANBUL,1975.

    10. Kutay, Cemal: Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslüman'ı Bediüzzaman Said Nursi, Kur'an Ahlakına Dayalı Yaşama Düzeni Yeni Asya Yay., İSTANBUL,1980.

    11. Mardin, Şerif: Bediüzzaman Said Nursi Olayı, ModernTürkiye'de Din ve Toplumsal Değişim, İletişim Yay, İSTANBUL,1992.

    12. Micheal Thomas: Medeniyetler Çatışmasından Diyaloğa, Gazeteciler Yazarlar Vakfı Yay. Zaman Gaz. Yay. İSTANBUL, 2000 (6-7 Haziran 1997 tarihli Bildiri).

    13. Nurbaki Haluk: İnsan Bilinmezi.7Baskı Damla Yay. İSTANBUL 1999

    14. Nursi, Said: Risale-i Nur Külliyatı, Kaynaklı-İndeksli 1, 2, 3, ciltler. Yeni Asya Yay. İSTANBUL 1994.

    15. Spinoza:Etika, Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış,Tercüme, Hilmi Ziya Ülken, Ülken Yay., İSTANBUL (Tarih Yok)

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: 1952 yılında Merzifon'da doğdu. 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. GATA stajı, Kıbrıs ve Bursa kıt'a hizmetinden sonra 1982 yılında GATA'da psikiyatri uzmanı oldu. Erzincan ve Çorlu'da hastahane hekimliği sonunda GATA Haydarpaşa'da yardımcı doçent (1988), doçent (1990) oldu. Klinik direktörlüğü yaptı. Albaylığa (1993) ve Profesörlüğe (1996) yükseldi. 1996-1999 yılları arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesinde öğretim üyeliği ve Adli Tıp Kurumunda bilirkişi olarak görev yaptı. Kendi isteğiyle emekli oldu. Halen Memory Centers of America Nöropsikiyatri Merkezlerinin Türkiye yöneticiliğini yapmaktadır. Çok sayıda eseri ve makalesi vardır.

    Yazar: Nevzat TARHAN (Prof. Dr.)
  • Bu konuda yazmayacaktım. Yazılarımı okuyanlar “aşk” konusuna doğrudan temas eden pek bir şey bulamaz. Niçin? Efendim bu ulvî mesele, bu mahrem konu (Esasen ve peşinen dünyevî aşkı kastettiğimi de belirteyim, öteki hakkında konuşmak haddimiz değil) o kadar dile düştü ki, ağızlara sakız oldu. Her yanımızdan gürül gürül aşk ırmakları akıyor sanki, her ferdin paçalarından dökülüyor. Cılkını çıkardılar. Masum; o kadar örselendi ki “orta malı” oldu. İnandırıcılığını, etkisini, büyüsünü kaybetti. Şairlerin eli koynunda kaldı, lügatleri zayıfladı, kimi cinselliğe sığındı, kimi “usta malı” satmaktan başka yol bulamadı.

    İşte bu sebeple meseleye değinmiyordum.

    Bu yazı da aslında yine çok sözünü ettiğim “hayat tarzı” çerçevesi içinde anlaşılmalıdır.

    Harputlu Hayri''nin musiki meclislerinde okunan bir şiiri vardır. Bir beytinde şöyle diyor:

    Zülfün görenlerin bahtı siyah olurmuş
    Tek zülfünü göreydim bahtım siyah olaydı

    Eski dünyanın şairleri için bu konu hayalhânemizi zorlayan bir mahremiyetle kaplıdır. İşin ucu dünyevî aşktan mutlaka ilahî aşka uzanan bağlar ile donanmıştır. Bu sebeple sözün gücü ilham ile beslenir ve yücelir.

    Gurbet, hasret, vuslat, ızdırap vb. gibi yüzlerce kelime binlerce mazmun şairi coşturur, ağlatır, sevgilinin ayak tozuna yüzler sürdürür.

    Kavuşamama, görüşememe aşkın alevini âsumana çıkarır.

    Eski hayat tarzında sevgili bırakın buluşmayı, el-ele tutuşmayı, âdeta mâverada duran bir anka kuşudur. Şair onun kokusundan bir katre tatmak için rüzgâra yalvarır. Çünkü kadın-erkek ilişkileri fevkalade disiplin içindedir. Gençler evlenmeden önce kolay kolay birbirlerini göremezler. Bakın türkü ne diyor:

    Evlerini önü zerdali dalı
    Pencereden gördüm kınalı eli

    Şairler dikkat: Zerdali rengi ile kına, dal ile bilek-parmak arasında neler var?
    Sevgilinin elini görmek bile âşığa (şaire) aylarca yeter.
    Ya şimdi öyle mi?

    Yâre ulaşmak için dağları delmek gerekmiyor. Yâr sokaklarda dolaşıyor; fabrikaya, okula, işe gidiyor; canı isterse bir cafeye takılıp dondurma yiyor.

    Ne hasret mektubunun ucunu yakmak lazım, ne mani düzmeye ihtiyaç var. Çetleşirsiniz iş biter. Vuslat ne bahara ne mahşere kalır; cep telefonu istediğiniz yerde buluşturur sizi, kimse fark etmez, kimse kınamaz, çok az kalmış bazı bölgeler dışında kan dökülmez.

    Dolayısıyla şiir lügati açısından ortada bir çelişki yaşanmaktadır. Zaman ve mesafenin anlamı değişmiştir. Gözün ve kulağın mânası bir başkadır. Dikkat ederseniz eski şarkı ve şiirlerde ne kadar çok “göz”den bahis vardır. Çünkü sevgilinin sadece gözleri görülür. Bakışlarından mâna devşirilir.

    Şimdi köküne bereket her yanları görülüyor. Kaynanaların gelin görmek için hamama gitmeye ihtiyaçları kalmadı; hoş hamam da kalmadı ya.

    Şairlerin işi zorlaştı. Eski şiirin lügatini artık çok rahat kullanmak mümkün değil. Biraz mübalağa edeyim isterseniz: Günümüzün aşklarını dile getirmek için şiir yazmak gerekiyor mu acaba, diye düşünüyorum. Adam şarkıda “yatağıma gel” diye bas bas bağırırken.

    Modern hayat edebiyatı da, şiiri de boğdu. Belki şimdi intikam vaktidir. Nasıl?
    Zaman, mekan, teknoloji, hayat tarzı değişiyor ama; insan değişmiyor.

    O yine seviyor, seviliyor, kin tutuyor, kıskanıyor, red cevabı alınca dağılıyor, fedakâr ve cesur, pinti ve korkak oluyor; insan bildiğimiz insan.

    Sevgili delikanlıdan bir “tek taş” bekliyor; delikanlı diploma sahibi ama işsiz. Değil tek taş almak, sevgiliyi Mc Donalds''a götürüp bir hamburger alamıyor.
    Buyurun buradan yakın.
    Demek ki araya başka şeyler giriyor; iki gönül bir olunca samanlık seyran olmuyor.

    Bakınız evler, yollar, araçlar, alışkanlıklar, yeme-içme-giyinme ve hayata dair binlerce unsur değişirken; tıpkı komşuluk, akrabalık, dostluk, doğana sevinme, ölene üzülme vb. de değişiyor. Galiba aşk da değişiyor.
    Bunu en iyi musikideki değişme gösteriyor.
    Mesela gecekondu hayatının yaşandığı zorlu yıllarda gerçeklerin doğurduğu “arabesk” gibi.

    Şiirin ana-babası olan “ruh” kaybolmadığı sürece şiir sürecek. Lakin “ruh” nerede?

    Bize “zamanın ruhu”ndan bahsedenler var. Ama ne dedikleri anlaşılmıyor. Belki bunu şairler anlar, belki değil muhakkak.

    Ve o zaman aşkın şiirini, bugünkü lügatini yakalayacaklar.

    Bize hızlı trenden, genetiği değiştirilmiş yiyeceklerden, ucuzluk günlerinden bahsedebilirler. Biz bütün bunların arasında sevgilisinden ayrılmış bir gencin gerçekten akan gözyaşlarını farkedebiliriz. O zaman işte bu yazının dramına limon sıkılmış noktasına geliriz:

    Kâğıt mendil aranıyor.

    | Mustafa Kutlu
  • “A”
    Animal [Hayvan]

    Bir hayvanda beni etkileyen şey nedir? Beni etkileyen şey, evvela her hayvanın bir dünyaya sahip olması, bu çok merak uyandırıcı, çünkü öyle çok insan var ki, bir dünyası bile yok; bir dünyası olmayan bir sürü insan. Bunlar herkesin hayatını yaşar, yani herhangi birinin ve herhangi bir şeyin. Oysa hayvanlar, onların dünyaları var. Bir hayvan dünyası nedir? Bu bazen olağanüstü sınırlıdır, ki beni etkileyen şey de bu. Sonuç olarak, hayvanlar çok az şeye tepki gösterir...

    Evet, hayvanın ilk özelliği hikayesinde, mesele gerçekten de spesifik, özel hayvan dünyalarının varlığıdır. Belki de bazen, bu dünyaların yoksulluğu, bu dünyaların indirgenmiş karakteri, beni bu kadar etkiliyor.

    Parnet – Peki senin yaşam hayalin bu mu? Seni hayvanlara çeken şey bu mu?

    Bir hayvan olmak için bir dünyaya sahip olmak yeterli değil. Beni asıl büyüleyen şey yeryurt meseleleri. ... Yeryurdu olan hayvanlar -kabul, yeryurdu olmayan hayvanlar da var- ama yeryurdu olan hayvanlar, işte bunlar hayret vericidir, çünkü yeryurt oluşturmak, benim için, neredeyse sanatın doğuşu gibi bir şey. Bir hayvanın yeryurdunu nasıl işaretlediğini herkes bilir, hayvanın kendi yeryurdunun sınırlarını belirlemesini sağlayan, anal salgı bezleri, idrar vs. hikayeleri anlatılır durur. Ama bununla bitmez: Bir yeryurt işaretlenirken işe bir dizi duruş da müdahil olur, örneğin, alçalmak/kendini yukarı kaldırmak; bir renk dizisi, babunlar mesela, babunların popolarının rengi, tüm bunları yeryurtların sınırlarında gösterirler. Renk, şarkı, duruş: Bunlar sanatın üç belirleyicisidir. Yani renk ve çizgiler -hayvan duruşları bazen gerçek çizgiler oluşturur, renk, çizgi, şarkı -saf haliyle sanat işte budur. Öyleyse yeryurtlarını terk ettiklerinde ya da buralara geri döndüklerinde, tüm bunlar mülkiyet ve sahiplik alanında gerçekleşiyor diye düşünüyorum. Mülkiyet ve sahiplik alanında gerçekleşmesi çok şaşırtıcı, yani Beckett veya Michaux gibi söylersek “benim mülklerim”. Yeryurt hayvanın mülklerini oluşturur ve burayı terk ettiklerinde bunları tehlikeye atarlar; eşlerini tanıyan hayvanlar var, onları ancak yeryurdun içinde tanıyabilirler. İşte mucize buna denir.

    ... ben yeryurt mefhumuyla ilgileniyorum ve şöyle diyorum, bir yeryurt, yeryurdu terketme hareketine istinaden tanımlanır. O yüzden, bunu ifade edebilmek için, “barbarca” gelebilecek bir kelimeye ihtiyacım var: ... “yersizyurtsuzlaşma” kavramı. ... O yüzden şöyle diyorum, felsefe için -hayvanlara geri dönmeden önce- felsefe için bu oldukça çarpıcıdır: ... yeryurttan çıkma vektörü olmayan bir yeryurt olmaz... Ve aynı zamanda başka bir yerde, başka bir şey üzerinde yeniden yerliyurtlulaşma çabası olmadan bir yeryurttan çıkmak, yani yersizyurtsuzlaşmak da olamaz. Tüm bunlar hayvanlarda işler, beni etkileyen şey de bu. Genel olarak etkileyici olansa tüm bir göstergeler alanıdır. Hayvanlar göstergeler yayar, durmaksızın göstergeler yayar, göstergeler üretirler. Yani çifte anlamıyla, göstergelere tepki verirler. Örneğin, bir örümcek, ağına değen her şeye, herhangi bir şeye tepki verir, göstergelere tepki verir ve göstergeler üretir. Örneğin, şu ünlü gösterge, bu bir kurt göstergesi mi, bir kurdun izi veya başka bir şey mi? İzleri tanımayı bilen insanlara büyük bir hayranlık duyuyorum. ... O noktada, işte onlar da hayvandır, hayvanla hayvani bir ilişkileri vardır.

    Parnet: ... yazmak ve yazarla hayvan arasında bir bağlantı var mı?

    Elbette. Eğer biri bana hayvan olmak ne demektir diye sorsa, ... Hayvan olmak tetikte olmaktır. Hayvan esasen tetikte olan varlıktır. [Yazar tetiktedir, filozof tetiktedir]

    [Yazar, okurlarına yönelik, okurlarına doğru, okurlar 'için' yazar. Ama bu 'için' ne demektir?] ... yazarın okur olmayanlar için de yazdığını söylemek gerekir, yani onlara yönelik olarak değil de “onların yerine”. O yüzden, 'için' iki anlama gelir: onlara yönelik olarak ve onların yerine. [(Artaud, Faulkner, vb.) aptalların, okuma-yazma bilmeyenlerin, barbarların, hayvanların 'yerine' yazmak...] İnsan yazarken, özel bir meselenin peşinde değildir. Onlar gerçekten aptal ahmaklar; gerçekten, bu edebi sıradanlığın iğrençliği, her çağda ama özellikle son zamanlarda, insanları, bir roman yaratmak için mesela, kendine ait özel bir meseleye, küçük bir kişisel hikayeye sahip olmanın yeteceğine inandırıyor -kanserden ölen bir büyükanne, veya birinin özel aşk ilişkisi- ve işte bu kadar, bunun üzerine bir roman yazabilirsin artık. Böyle şeyler düşünmek utanç verici. Yazmak bir kimsenin özel meselesi değildir, aksine, insanın kendini evrensel bir meselenin içine atması anlamına gelir, roman olsun, felsefe olsun. Ne demek bu?

    Parnet: ['yerine' yazmak konusu, Bin Yayla'da ifade ettiğin alıntıya götürüyor bizi. “Yazar büyücüdür, çünkü hayvanı kendisine karşı sorumlu olduğu tek nüfus olarak görür.” Hofmannstahl.]

    Yazmak zorunlu olarak dili -ve dil sözdizimi olduğu için- sözdizimini belli bir sınıra kadar zorlamak demektir, çeşitli yollardan ifade edilebilecek bir sınır: Bu, dili sessizlikten ayıran sınır da olabilir veya dili müzikten ayıran sınır da olabilir, veya dili, şeyden ayıran sınır da olabilir, mesela ne? İnlemeden diyelim, acı dolu inlemeden... [İnsan ölmekte olan sıçan sürüsü için yazar. Çünkü söylenenin aksine, nasıl ölüneceğini bilen insanlar değil, hayvanlardır, ve insanlar öldüğünde, hayvanlar gibi ölürler.] [ölen küçük bir kedi gördüm, bir hayvanın nasıl öleceği bir köşe aradığını gördüm...] Ölümün de bir yeryurdu vardır, bir ölüm yeryurdu arayışı, ölünecek bir yer. Küçük kedinin kendini nasıl da daracık bir köşeye, bir açıya sıkıştırdığını gördük, sanki orası ölmesi için iyi bir noktaymış gibi.

    O halde, bir anlamda, yazar gerçekten dili sınıra doğru zorlayan kişiyse, yani dili hayvanlıktan ayıran, dili ağlamaktan ayıran, dili şarkıdan ayıran sınıra doğru zorlayan kişiyse, o zaman evet, yazar ölen hayvanlara karşı sorumludur demeliyiz, yani, yazar ölen hayvanlara hesap verir, harfiyen '... için' yazmak değildir bu, köpeğim ya da kedim için yazmıyorum ama ölen hayvanların vs. 'yerine' yazmak, dili bu sınıra taşımaktır. Dili ve söz dizimini, insanı hayvandan ayıran bu sınıra taşımayan bir ebediyet yoktur... İnsan bu sınırda olmak zorundadır.

    [Felsefe için de geçerlidir bu] İnsan düşünceyi düşünce olmayandan ayıran sınırdadır. Her zaman seni hayvanlıktan ayıran sınırda olmak zorundasın, ama bunu öyle bir biçimde yapmalısın ki artık ondan ayrı olmamalısın. İnsan bedenine ve insan zihnine özgü bir insan dışılık vardır, hayvanla kurulan hayvani ilişkiler vardır...

    “B”
    “Boire” [İçki içmek]
    23:36

    ...
    ...

    “C”
    “Culture”
    35:27 kültür

    [Kültürlü insanlar karşısında dehşete kapılıyorum. Her şeyi biliyorlar, her şey hakkında konuşabiliyorlar. Bu tiksindirici bir şey. Ne entelektüel ne de kültürlü bir olmadığımı söylediğimde, aslında çok basit bir şeyden, “rezerv bilgi”ye sahip olmadığımdan bahsediyorum.] ... herhangi bir rezervim, tedarikim, hazırlık kabilinden bilgilerim yok benim. Öğrendiğim her şeyi, belli bir iş için öğreniyorum, iş bittiğinde hemen unutuyorum, böylece on yıl sonra -ki bu bana büyük zevk veriyor- aynı konuya yakın ... bir şeyle ilgilenmem gerekirse, tekrar sıfırdan başlamam gerekiyor... [Tabi kalbimde taşıdığım Spinoza üzerine bilgiler hariç] [Kültür bir dolu konuşmaktan ibaret. Konuşmak kirli, oysa yazmak temiz. Konuşmak kirli, çünkü ayartıcı olabilmek demek bu. Entelektüeller seyahat falan etmiyorlar, onların seyahat dediği şey şaka gibi. Yaptıkları, konuşmaya gitmek için oradan oraya dolaşmak. Konuştukları bir yerden kalkıp, konuşacakları bir başka yere gidiyorlar. Konuşmalara dayanamıyorum] [Sergilere, sinemaya kültürlü olmak için değil, tetikte olmak için gidiyorum. Kültüre değil, karşılaşmalara inanıyorum, bu faaliyetlerimi tetikte olmaya yaptığım bir yatırımın parçası olarak görüyorum] [Karşılaşmaların insanlarla olduğuna inanılıyor, oysa bu korkunç bir şey. Çünkü karşılaşmalar insanlarla değil, şeylerle olur. Bir esim, bir müzik, vb.] [Tabi karşılaşma olacağı kesin değildir. Biri bir şey yaptığında, bu aslında ondan çıkıp gitmekle de ilgilidir, felsefenin içinde kalmak, bize ondan nasıl çıkılacağını da verir. Ben felsefeden felsefe yoluyla çıkmak istiyorum. Beni ilgilendiren asıl şey bu.] [Tiyatronun bizim çağımıza pek dokunduğunu hissetmiyorum] [Minelli veya Losey gibi sinemacılar]

    Parnet: Kültürel olarak zengin ve yoksul dönemleri düşünelim. [Şu an ne durumdayız?]

    [Yoksul bir dönem, ama endişe verici de değil.]
    [beni daha çok rahatsız eden] yoksul dönemlerde yaşayan insanların küstahlığı veya cüreti.

    Parajanov (bir film)

    [Yakınlarda bir filme gittim: Komiser] Film çok. Çok iyiydi, daha iyisi olamazdı... mükemmel. Ama bir tür dehşetle veya bir tür acımayla fark ettik ki bu film Rusların savaştan önce çektiği filmlere benziyor. ... O zamana ait her şey vardı, özellikle paralel montaj... Sanki savaştan bu yana hiçbir şey olmamış gibi. ... film kesinlikle iyi, ama tam da aynı nedenden dolayı, ... o kadar iyi değilse, nedeni yine buydu. Bu gerçekten de işinde son derece soyutlanmış olan birinin elinden çıkmış bir filmdi, o kadar ki 20 yıl önce çekilen filmler gibi film çekmiş. ... Arada olup bitenlerden hiç haberi olmamış yani... çünkü bir çölde büyümüş. Bu korkunç. Bir çölü geçmek... bir çölde çalışmak ... o kadar kötü bir şey değil. Korkunç olan, bu çölün içine doğmak, onun içinde büyümek. ... Yalnızlık hakkında bir intibanız olmalı.

    Yoksul dönemlerde olan budur. Şeyler ortadan kaybolduğunda, ... kimse bunu fark etmez. Bir şey kaybolduğunda, kimse eksikliğini çekmez. Stalin dönemi Rus edebiyatının [Rus resminin] kaybolmasına yol açtı ve ... Rusların çoğunluğu bunu fark etmedi.

    Bugünün yeni Beckett'leri, mevcut yayıncılık sistemi yüzünden yayımlanmıyorsa, kimse “onun gerçekten eksikliğini çekiyoruz!” falan diyemez.

    Birisi bir beyanat vermiş, şimdiye kadar duyduğum en küstah beyanat. Yayıncılık alanndan biri şunu söyleme cüretini göstermiş: “En başta Proust'u yayımlamayı reddeden Gallimard'ın yaptığı hatayı bir daha yapma riski kalmadı artık, çünkü bugün bunun için gereken bütün araçlara sahibiz...”

    Parnet: Beyin avcıları...

    Sanki ellerinde bir Geiger sayacı var da [yeni Beckettleri, Proustları tespit edebileceğiz! Kaldı ki yeni bir Beckett'ın karşımıza nasıl çıkacağını bile bilmiyoruz.]

    Bugünün krizini üç şeye bağlıyorum. Bir çöl dönemi şöyle tanımlanabilir: Öncelikle gazeteciler kitap formunu ele geçirmiş durumda. ... ama gazeteciler bir kitaba giriştiklerinde, başka bir yazma formuna geçtiklerine inanırlardı. ... Gazeteci olarak gazeteci, kitap formunu ele geçirdi, yani bir gazete yazısından farklı olmayan bir kitap yazmayı gayet normal buluyor, o kadar basit yani. Bu da hiç iyi bir şey değil. İkinci sebepse, şöyle genel bir fikrin egemen olması: Herkes yazabilir çünkü yazmak, bireyin küçük özel meselesi haline geldi. Mesela aile arşivlerine dayanarak, yazılı arşivlere veya kafanın içindeki arşivlere dayanarak. Herkesin bir aşk hikayesi var, herkesin hasta bir büyükkannesi var, herkesin korkunç koşullarda can çekişen bir annesi var. Öyleyse bu konuda ben de bir roman yazabilirim, diyorlar. Bu kesinlikle roman değil, gerçekten değil.
    Üçüncü sebep de şu: biliyorsun, gerçek müşteriler değişti. Demek istediğim, kimdir televizyon müşterileri? Dinleyenler insanlar değil, daha ziyade reklamcılar, gerçek müşteriler onlar.

    1.2

    Parnet: O zaman üçüncü sebep ne?

    Dediğim gibi, gerçek müşteriler reklamcılardır. Ve artık şöyle bir şey yok, demiştim ya, yayıncılıkta, editörlerin gerçek müşterilerinin potansiyel okuyucular değil de, dağıtımcılar olması tehlikesi var. Dağıtımcılar, editörlerin gerçek müşterileri haline gelirse ne olur? Dağıtımcıları ilgilendiren şey, hızlı geri dönüştür, bu da kitle tüketim ürünleriyle sonuçlanır, çok satanlar sisteminde hızlı geri dönüş vs. Söylemesi güç ama, bu tüm edebiyatın, Beckett tarzındaki tüm yaratıcı edebiyatın, bu sistem tarafından doğal olarak ezileceği anlamına gelir.

    Parnet: Şimdilerde olan da bu zaten, toplumun ihtiyaçlarına göre önceden şekillendiriliyorlar.

    Evet, kuraklık dönemi işte bununla tanımlanır. ... [durum o kadar da kötü değil tabi, korsan hareketler hep olacak] Ruslar edebiyatlarını kaybettiler, ama onu bir şekilde geri kazanmayı başaracaklar. ... yoksul dönemleri zengin dönemler izliyor.


    “D”
    “Desire” [Arzu]
    3:30

    Parnet: [Seni sözlüklerde arzunun filozofu olarak tanımlıyorlar. Arzu nedir?

    [Anti-Odipus kitabında çok basit bir çıkış noktamız vardı. Arzu hakkında o güne kadar çok soyut konuşuldu. Biz bu kitapta arzuyu somut bir biçimde ele almak istedik.] Çünkü, arzunun nesnesi olduğu varsayılan bir nesne çekip çıkardınız. Böylece artık şöyle denilebilirdi: Bir kadını arzuluyorum, bir yolculuğa çıkmayı arzuluyorum, bunu arzuluyorum, şunu arzuluyorum. Biz ise gerçekten çok ama çok basit bir şey diyorduk: Birini ya da bir şeyi asla arzulamazsınız. Her zaman bir yığışımı arzularsınız. Hiç de karışık değil. ... Sorumuz şuydu: Arzunun var olması ve öğelerin arzulanabilir olması için, bu öğeler arasındaki ilişkilerin doğası o zaman ne olmalı? Demeye çalıştığım, ben bir kadını arzuluyorum, ... [Proust bunu çok güzel açıklamıştı]. Bir kadını arzulamıyorum, bu kadında kuşatılmış olan manzarayı da arzuluyorum, öyle bir manzara ki gerekirse -ne bileyim- hissettiğim bir manzara. Onu kuşatan manzarayı kat kat açmadıkça, mutlu olamayacağım, yani arzuma ulaşamamış olacağım, arzum doyurulmadan kalacak. ... Bir kadın “bir elbise istiyorum” ... dediğinde ... O bütün bağlamıyla onu arzular; bizzat kendisinin örgütleyeceği, kendi yaşamına dair bir bağlamla. Sadece manzarayla değil, aynı zamanda arkadaşlarıyla, arkadaş olmadıklarıyla, kendi mesleğiyle birlikte arzular. Bir şeyi asla kendi başına arzulamam. Bir yığışımı da arzulamam, bir yığışımın içinden arzularım. [Bir içki içmeyi arzuluyorum, dediğimde] ... bir asamblaj içerisinde akmayan -tam anlamıyla akışı kastediyorum- arzu yoktur. Öyle ki arzu benim için her zaman -arzuya karşılık gelebilecek soyut bir terim arıyorum- her zaman kostrüktivizm olmuştur. Arzulamak bir asamblaj inşa etmektir: bir etek yığışımı, bir güneş ışını yığışımı, ... bir manzara, bir renk. Arzu bir asamblaj kurmaktır, bir bölge inşa etmek, gerçekten bir araya toplamak. ... Yani bunların hepsi, fiziki fenomenlerle alakalıdır. Bir olayın meydana gelebilmesi için, bir potansiyel farkı zorunludur, potansiyel farkının olabilmesi için de iki düzeye ihtiyaç vardır. ... Her birimiz zamanımızı inşa ederek geçiririz... psikanalistler arzudan gerçekten de rahiplerin bahsettiği gibi bahsediyorlar... Bunu da hadım edilmeye yakılan o büyük ağıtın kisvesi altında yapıyorlar; hadım edilme, ilk günahtan bile beterdir. Hadım edilme... arzunun üzerindeki, aşırı korkutucu, bir nevi büyük bir lanet.

    Anti-Ödipusta ne yapmaya çalıştık? Psikanalize doğrudan karşıt olan üç temel nokta vardı...: 1) Bilinçdışının bir tiyatro olmadığına, Hamlet ve Ödipus'un sahnelerini sonsuzca oynadığı bir yer olmadığına inanıyoruz. Bilinçdışı bir tiyatro değil, bir fabrikadır, üretimdir. Bilinçdışı orada üretir, durmaksızın üretir... 2) sabuklama... sabuklama arzuyla çok yakından ilişkilidir. Arzulamak, bir ölçüde sabuklamak anlamına gelir. Sabuklamanın neresinden bakarsanız bakın, onun psikanalistlerin ona yapıştırdıkları şeyin tam tersi olduğunu görürsünüz, yani baba ya da anneyle ilgili sabuklamayız. Bunun yerine tamamen farklı bir şey için sabuklarız: Tüm dünya hakkında sabuklarız. Tarih, coğrafya, kabileler, çöller, insanlar, iklimler, vb. ... Sabuklamanın dünyası şudur. “Ben bir hayvanım, bir zenci” der Rimbaud. Yani: Benim kabilelerim nerede, nasıl düzenlendiler, çölde nasıl hayatta kalıyorlar vs. Çöl sabuklama coğrafi-politiktir; psikanalistler ise onu her zaman ailevi belirleyenlere bağladılar, “Anti-Ödipus”tan onca yıl sonra bile, psikanalistlerin sabuklamadan hiçbir şey anlamadıklarını düşünüyorum. Herkes, o küçük ailesini değil, dünyayı sabuklar. ... Edebiyatın birisinin küçük özel meselesi olmadığını söylediğimde de aynı şeyi söylüyorum aslında... 3) Arzu her zaman kendisini kurar, ... daima çeşitli öğeleri oyuna dahil eder; psikanaliz ise bizi her zaman tek bir etmene, bazen babaya, bazen anneye, bazen fallusa vs. Çokluğu görmezden gelir.

    Uzun bir işbirliğinden sonra Freud'dan kopan Jung'un sevdiği bir metninde çok hoşuma giden bir olay vardır. Jung Freud'a rüyasında ölü kemiklerinin toplandığı bir yer gördüğünü anlatıyor ve Freud gerçekten de hiçbir şey anlamıyor. Jung'a ikide bir “kemik gördüysen, bu birinin ölümü anlamına gelir” diyor. Fakan Jung ona anlatmaktan asla vazgeçmiyor: “Kemik demedim, ölü kemiklerinin toplandığı yeri gördüm” dedim. Freud bunu anlamıyor. Kemiklerin toplandığı yerle kemik arasındaki farkı yakalayamıyor. Şöyle ki: Bir kemik yığını yüzlerce, binlerce, on binlerce kemik demektir... Çokluk budur işte, asamblaj budur... Bir kemik yığını içinde yürüyorum... Bu ne anlama gelir? Arzu nereden “geçer”? Bir asamblajda, daima kolektif türden bir konstrüktivizm vardır vs., arzu budur. Bu binlerce kafatası, binlerce kemiğin arasında benim arzum nereden “geçmektedir?” Sürü içinde benim arzum nereden “geçmektedir?” Sürü içinde konumum nedir? Sürünün dışında mıyım, yanında mı, içinde mi, merkezinde mi? Tüm bunlar arzu fenomenleridir. Arzu budur.

    Parnet: Bu kolektif asamblaj tam da... “Anti-Ödipus”. 1972'de yazılan bir kitap olduğundan, kolektif asamblaj Mayıs 68'in ardından tam da uygun bir anda ortaya çıktı, yani bir tür yansımaydı...

    Deleuze: Kesinlikle.

    Parnet: ... belli bir dönemin yansımasıydı, ve kendi küçük meselesini sürdüren psikanalize karşıydı.

    Deleuze: Sadece şöyle denilebilir: Sabuklama ırkları ve kabileleri sabuklar, halkları, tarihi, coğrafyayı sabuklar. Bana göre tüm bunlar Mayıs 68'le örtüşüyor. Bence, [Mayıs 68] ailevi sabuklamaların pis, boğucu atmosferine biraz temiz hava getirme çabasıydı. İnsanlar sabuklamanın tam da bu olduğunu açıkça gördüler... Eğer sabuklayacaksam, bu çocukluğumla, benim küçük özel meselemle alakalı olamaz. “Sabukluyoruz”... Sabuklama kozmiktir. Dünyanın amaçları hakkında, parçacıklar, elektronlar hakkında “sabuklanır”. Kesinlikle anne baba hakkında değil.

    Parnet: Evet, doğrusu bu kolektif arzu asamblajıyla ilgili bazı yanlış anlamalar olduğunu hatırlıyorum... 1970'lerde, Vincennes'de üniversitede, bu “arzu”yu pratiğe geçirmek isteyip de, sanki gerçekten pek de anlamamışlar gibi, topluca karasevdalara düşen insanlar vardı. Yani demek istediğim ya da daha doğrusu tam da Nincennes'de bir sürü “deli” olduğu için... Psikanalizle savaşmaya şizoanalizden başladığın için, herkes deli olmanın, şizo olmanın iyi bir şey olduğunu düşünüyordu... Bu yüzden öğrenciler arasında inanılmaz şeylere şahit olduk. Bana arzuyla ilgili bu yanlış anlamalar hakkında bazı komik hikayeler, belki de o kadar da komik olmayan hikayeler anlatmanı istesem.

    Deleuze: Sanırım yanlış anlamaları daha soyut olarak ele alabilirim. Yanlış anlamalar genellikle iki noktayla, az çok aynı kapıya çıkan iki durumla ilintiliydi. Bazı insanlar arzunun bir kendiliğindenlik biçimi olduğunu düşündüler. Dolayısıyla o binbir türlü “kendiliğindenlik” hareketleri ortaya çıktı; ve diğerleri arzuyu bir parti yapma vesilesi olarak gördü. Bizim için her ikisi de değildi, ama bunun pek önemi yoktu, çünkü asamblajlar oluşturdu, hatta deliler de, deliler, deliler... O kadar çoktular ki, her türlüsü vardı. O sırada Vincennes'de olup bitenlerin parçasıydılar onlar da. Fakat delilerin kendi disiplinleri, kendi yordamları vardı... kendi konuşmalarını, kendi müdahalelerini yapıyorlardı. Onlar da bir asamblaja girdiler, kendi asamblajlarını inşa ettiler. Asamblaj içinde çok başarılıydılar. Delilerde bir tür hinlik, kavrayış ve genel olarak iyi niyet vardı. Ama teori düzeyine gelirsek, pratik olarak bunlar kurulan ve ardından dağılan asamblajlardı. Teorik olarak, yanlış anlama şunun gibi bir şeydi: Tamam, arzu kendiliğindenliktir, bu yüzden onlara kendiliğindenciler dendi; ya da parti yapmaktı, oysa bu demek değildi.

    Arzu felsefesi denen şey aslında insanlara sadece şunu söylüyordu: Gidip psikanalize girme, asla yorumlama, asamblajları deneyimle/deneyle, sana uygun olan asamblajları ara ve ortaya çıkar, herkesin aramasına izin ver... O halde asamblaj nedir? Benim için bir asamblaj -Félix için değil, o başka türlü düşünüyordu belki de... bilmiyorum- benim için, şöyle diyebilirim, bir asamblajın dört bileşeni vardı... Bu çok çok kabaca böyledir tabii, kendimi bağlamıyorum, belki de altı tanedir... 1) Asmblaj “şey durumları”nı kasteder, böylece her birimiz kendimize uygun olan “şey durmu”nu bulabiliriz. Daha önce içmekle ilgili konuşurken örneğin, bu kafeyi seviyorum, şu kafeyi sevmiyorum, belli bir kafedeki insanları seviyorum vs. demiştik. İşte bu bir “şey durumu”dur. 2) Asamblajın başka bir boyutu ise, “les énoncés”, yani sözce türleridir, her insanın bir üslubu, bir konuşma tarzı vardır. Dolayısıyla, o iki şey arasındadır. Örneğin, kafede arkadaşlar vardır ve herkesin arkadaşlarıyla belli bir konuşma tarzı vardır, her kafenin de kendi tarzı vardı -kafe diyorum ama bu diğer her şey için de geçerlidir. Yani dolayısıyla asamblaj “şey durumları”nı kapsar ve sonra sözceleri, sözceleme tarzlarını... Bu gerçekten ilginçtir... Tarih bundan üretilir. Yeni bir sözce türü ortaya çıktığında, örneğin Rus devriminde, Leninst türden sözceler ne zaman, nasıl, hangi biçimde ortaya çıktı? Mayıs 68'de, 68 sözcelerinin ilk biçimleri ne zaman görüldü? Bu çok karmaşıktır. Her durumda, her asamblaj sözcelem tarzlarına işaret eder. 3) Asamblaj, yeryurda işaret eder, her birimiz bir yeryurt seçer ya da yaratırız. Bir odada sadece yürürken bile bir yeryurt seçeriz. Tanımadığım bir odaya girerim, odanın içinde kendimi en iyi hissedeceğim noktayı, yeryurdu ararım. 4) Ve sonra yersiyurtsuzlaşma dememiz gereken süreçler vardır, yani yeryurdu terk edişlerimiz.

    Bir asamblajın bu dört boyutu, şey durumlarını, sözcelemleri, yeryurtları, yersiyurtsuzlaşma hareketlerini kapsadığını söyleyebilirim. Arzu bu [bileşenler] içinde akar.

    O zaman... deliler...

    Parnet: “Anti-Öidipus”u bir şekilde fazlasıyla motomot okuyup uyuşturucu kullanan insanlar yüzünden, kendinizi sorumlu hissediyor musunuz? Çünkü demek istediğim, bu bir sorun değil, bu genç insanları aptalca şeyler yapmaya kışkırtmak gibi bir şey değil.

    Deleuze: Birisi için bazı şeyler kötü gittiğinde, elbette daima sorumluluk hissederiz...

    Parnet: “Anti-Ödipus”un ne gibi etkileri oldu?

    Deleuze: ... ve her zaman bir şeylerin iyi gitmesi için bir şeyler yapmaya çalıştım. Ne olursa olsun, ve bundan onur duyuyorum- Bu gibi meselelerde asla kurnazlık yapmaya çalışmadığıma inanıyorum. Bir öğrenciye asla, hadi git, git ve kafayı bul demedim, bunun üstesinden gelmelerine yardımcı olmak için elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü en hafif bir şeyin bile aniden bir insanı devirebileceğinin ve onu pelteye çevirebileceğinin kesinlikle farkındayım. İçiyorlarsa, peki tamam... Kimseyi asla suçlayamam... Ne yaparlarsa yapsınlar, hiç suçlamak istemem... Bir insanın uyuşturucu almasına katlanabilirim, ama bir insanın, ne bileyim, vahşiye dönecek kadar uyuşturucu almasına katlanamam, demek istediğim bu.

    [Anti-Ödipus'un etkisi, pelteye dönmeyi önlemek oldu] ... şizofreninin başlangıç aşamalarında olan birinin, baskıcı bir hastaneye atılıvereceği bir duruma gelmesini [önlemek], hepsi bu..

    [Anti-Ödipus kitabının amacı şuydu:] Lime lime edilmiş bir paçavraya dönüşmeyin. Şizofrenik süreci baskıcı hastane sürecinin karşısına koymaktan hiç vazgeçmedik ve bize göre Terör, bir “hastane yaratığı” üretmekten kaynaklanıyordu.

    [Anti-Ödipus kitabını bugün de değerli kılan, bilinçdışı kavramına sahip hala tek kitap oluşu.] 1) Bilinçdışının çocukları, 2) Dünya sabuklaması olarak sabuklama, yani aile sabuklaması değil, kozmik sabuklama, ırkların sabuklaması, kabilelerin sabuklaması, bunlar iyidir, ve 3) bir makine ve bir fabrika olarak bilinçdışı, bir tiyatro olarak değil.


    “E”
    “Enfance” [Çocukluk]
    30:58

    Çocukluğumdan çok az anım var, çünkü bellek bana göre geçmişi hatırlamaktansa reddetmesi gereken bir yetidir. Bellek, onu reddetmek için birçok anı gerekir. Bunun nedeni tam da belleğin bir arşiv olmamasıdır. Şöyle bir şey hatırlıyorum...

    Gerçekten de yazma işinin, kişinin bireysel durumuyla hiç ilgisi olmadığını düşünüyorum. Bu kişinin bütün ruhunu buna katmadığı anlamına gelmez. Edebiyat ve yazmak, yaşamla derinden bağlantılıdır. Ama yaşam, kişisel olandan öte bir şeydir. Kişinin hayatıyla, yazarın kişisel hayatıyla ilgili bir şeyi edebiyata sokan her şey, doğası gereği talihsizdir, doğası gereği acıklıdır, çünkü bu kişiyi görmekten alıkoyar, onu engeller. O küçük özel meselesine başvurmasına neden olur. ... Nasıl insanların kuşattığı hayvan-oluşlar varsa çocuk-oluşlar da vardır. Yazmanın her zaman bir şey-oluş demek olduğuna inanıyorum, sadece yazmak için yazılmamasının sebebi de budur. İnsanın, yaşama ait bir şey içinden geçtiği için, bu şey her ne ise, onun için yazdığını düşünüyorum. ... İnsan hayat için yazar, bu budur. Ve o insan bir şey haline gelir. Yazmak oluştur; bir yazar haricinde, istediği her ne ise o haline gelmektir ve bir arşiv oluşturmak haricinde istediği her şeyi yapmaktır. Arşive saygı duysam da yaptığımız şeyde bir sorun yok. Arşiv yaratıyoruz ama bunun sadece başka bir şeyle ilgisi olduğu için anlamı var. Bir arşiv yaratmak için sebep varsa, bunun nedeni, başka bir şeyle ilgisi olmasıdır.

    [Deleuze, bir şairin şiirinden alıntı yapıyor:] “Şanslı kuşaklarda, epik şiir altı uyaklı dizelerle ve vakayinamelerde söylenirken benim için bir boşluk işareti var, benimle yüzyıl arasında bir uçurum uzanıyor, mırıldanan zamanla doldurulmuş bir hendek.

    Ailem ne söylemek isterdi? Bilmiyorum. Doğumdan beri geveliyor, yine de söyleyecekleri var. Bu anadan doğma geveleme bana ağır geliyor ve benim kuşağımdakilerin çoğuna da. Bize konuşmak değil kekelemek öğretildi ve sadece yüzyılın kabaran gürültüsünü dinleyerek ve dalgasının çıkardığı köpükle aklanıp paklanarak bir dil edindik.”

    [Bu şiirin benim için anlamı] … yazmanın hayata tanık olmak, hayata tanıklık etmek olduğu anlamına geliyor. Daha önce de ölen hayvanlar için konuştuğumuz anlamda. Dildeki kekelemedir bu. Çocukluğu çağırarak edebiyat yapmak, edebiyatı o küçük özel meselenin içine sokmaktır. Bu tamamen iğrençtir. K-mart edebiyatı, Pazar edebiyatı çok satanları, hepsi boktandır. Dili, bu kekelediği noktaya kadar itmezseniz -hiç kolay değildir bu, kekelemek yeterli değildir, bı bı bı, falan… O noktaya erişemezseniz, o zaman Edebiyatta, dilin bir sınıra doğru zorlanmasıyla, nasıl bizzat dilin ve yazarın bir hayvan-oluşu söz konusu oluyorsa, belki bir çocuk-oluş da vardır, ama bu artık onun çocukluğu değildir. Evet, çocuk olur ama bu kendisinin ya da başkasının değil dünyanın çocukluğudur, bir dünyanın çocukluğudur. Bu yüzden çocukluğuyla ilgilenen yazarların canı cehenneme, böyle devam edebilir, ne ala, hak ettikleri edebiyatı üretirler.

    Çocukluğuyla ilgilenmeyen biri varsa, bu kesinlikle Proust’tur, örneğin… Güzel, o zaman, yazarın görevi gidip aile arşivlerini kazmak değildir, bir kimsenin çocukluğu kimse için ilginç değildir, kimse ilgilenmez. … Bizim görevimiz yazmak yoluyla çocuk olmaktır, dünyanın çocukluğuna ulaşmaktır, dünyanın çocukluğunu yeniden tesis etmektir. Edebiyatın görevi budur.

    Yazmak oluştur, ama ne yazar olmak ne de kendi kendinin hatırat yazarı olmaktır. Bir roman yazacaksam bunun nedeni aşk hikayemin olması değildir, böyle şeyler düşünmek adiliktir. Bu sadece vasat değil, adicedir. [İnsan kendi çocukluğu üzerine bir yazı yazsa bile, buradan bir dünya dili çıkarmak zorundadır, dilin kendi üzerinde çoğalmasını sağlaması gerekiyor.]

    “Bir zamanlar olduğum çocuğun hiçbir önemi yok. “Ama ben sadece olduğum o çocuk da değilim, diğerlerinin arasında bir çocuk, diğerleri gibi bir çocuktum” demek gerekir. Ben herhangi olan o çocuk fikrinde, ilginç bir şeyler bulmuşumdur hep, yoksa “ben o özel çocuktum” fikrinde değil… … Her zaman şunu savundum, yani insanların belgisiz sıfatın önemini anlayamadıklarını. … ben, ben, ben… belgisiz sıfat son derece zengindir.

    Parnet: Bu çokluktur, buna döneceğiz.


    “F”
    Fidélité [Sadakat] [xDost?]
    1:07:27

    Sadakat diye bir şey yok. [Dosluk sadakatten farklı bir şey] Birinin dostu olmak, bir algı meselesidir. … aynı fikirlere sahip olmak demek değildir. Ama biriyle ortak bir yanı olmak ne demektir? Kendinizi anlatmanız gerekmeksizin birbirinizi anlarsınız. [Ortak konularda anlaşmaktan bahsetmiyorum, fikirler ortak olmayabilir ama ortak bir dil ya da bir dil-öncesi ilişkisinden söz ediyorum. Fikirleriniz, konularınız ortak değil, ama anlıyorsunuz.] [Bir jest, bir alçakgönüllülük, anlamlı olmasa bile sahip olduğu bir düşünce,…] Tüm yaşama, onun dirimsel köklerine kadar uzanan cazibe türleri işte bunlardır ve birisi bir başkasıyla böyle dost olur.

    Her birimiz için sözceler vardır, o sözceyi duyduğunuzda, “ne diyor bu allahaşkına” “nasıl boş laflar bunlar?” dersiniz. Geri alınamayacak sözceler vardır. Oysa cazibe, tersine, öyle bir cazibesi olan, öyle bir zarafeti olan önemsiz sözceler vardır ki, hemen şöyle dersiniz, “Bu insan, benim” -tam benlik anlamında, benim-. Ve benim de tam onluk olabilmeyi ummam anlamında. Buradan dostluk doğar. Bu yüzden ortada bir algı meselesi vardır. [Sürekli göstergeler yayan, göstergeler çözen ikili anlaşmalar…] Yani böyle olunca, tek kelime etmeden biriyle saatler geçirebilirsiniz. Ya da tamamen anlamsız şeyler söyleyerek.

    … filozof bir bilge değildir, … bilgeliğin dostu, bir dost’tur. Yunan olgusu özgür insanların rekabetidir. [Bu yüzden bu kadar münakaşacıdırlar]


    2.1


    “G”
    “Gaouche” [Sol]
    01:46

    FKP Fransız Komünist Partisi. [Partiye girmedim, çünkü çok çalışkandım ve toplantıları sevmiyordum. Çok yetenekli arkadaşlarım vardı ve vakitlerini tezlerine verseler partiye daha yararlı olacaklardı. Oysa onlar zamanlarını Stocholm Bildirisi için imza kampanyasıyla geçiriyorlardı.] [Stalin'in daha yeni keşfettikleri o canavarlıkları...] [Tüm devrimler hazin bir sonuçla bitti. Ama sorun bir devrimin başarısı ya da başarısızlığı değil, insanın devrimcileşmekten asla vazgeçmeyişidir.] [Güney Afrikalılar, Filistinliler bir devrimci-oluşa yakalanmışlardır.] Tiranlık koşullarında, zulüm koşullarında insanların işi etkin olarak devrimci-oluşlara girmektir çünkü yapacak başka hiçbir şey yoktur.

    [“İnsan hakları” tamamen soyut, bomboş bir şeydir.] Arzu bir nesne inşa edip bunu arzuluyorum demek değildir. Örneğin, özgürlüğü arzulamayız. Boştur bu. Daha ziyade şunu arzularız... kendimizi durumlar içinde buluruz. [Örneğin Ermenistanla ilgili durum] Sovyet Cumhuriyeti anklavı içinde başka bir anklav. ... Ama Ermenilerin katli ortada. Sonra Ermeniler bir deprem yaşıyor] İnsanlar “insan hakları” dediklerinde bu entelektüel bir söylemdir sadece. [Ermenilerin sorunu “insan hakları” değil ki. Asamblaj dediğimi işte bu. Yani arzu daima asamblajlarda gelir. Tüm bunların içinde bu anklav nedir? -Anklav bir ülkenin başka bir ülke tarafından kuşatılmış toprağı- Yeryurt meselesidir işte bu, insan hakları değil, yeryurdun düzenlenmesi ile ilgilidir. [Ermeniler her yönden kuşatılmış. Peki ne yapacaklar? Bu bir insan hakları ya da adaletle ilgili bir mesele değil, daha ziyade içtihatla ilgili bir meseledir. Bu durumların soyut haklarla hiç ilgisi yoktur. Bunlar menfur vakalardır. İnsanların maruz kaldığı menfur şeylerin hepsi bir vakadır. Ermeni sorunu olağanüstü karmaşık bir içtihat probleminin çok tipik bir örneğidir.] Özgürlük adına harekete geçmek, devrimcileşmek, adalet sistemine gelindiğinde, içtihatla hareket etmek demektir. Hukukun icadı işte tam bu demektir. ... mesele insan haklarını uygulamak değil, yeni içtihat biçimleri icat edebilmektir ki böyle bir vaka bir daha mümkün olmasın. İşte bu tamamen farklı bir şeydir. [İçtihadın ne olduğuna bir örnek vermek gerekirse...] İnsanlar eskiden takside sigara içerdi. [“insan hakları” yoktur, sadece yaşam hakları vardır ve yaşam kendini vaka vaka açar] [Bir adam taksiciye dava açıyor ve kazanıyor -bugün olsa bu böyle olmaz tabi. Taksici hangi gerekçeyle kaybetmişti? Birisi bir taksiye bindiğinde onu kiralıyor demektir. Kiracı statüsü: kiracı kiraladığı meskende sigara içme hakkına sahiptir. Ama on yıl sonra bir daire gibi kiralanan taksi durumu yok artık, gerekçe taksinin bir kamusal hizmet biçimini alması.] ... işte özgürlük için savaşmak, gerçekten de içtihada girmektir. [insan hakları felsefi açıdan tamamen boş bir meseledir] Solda olmak bence bu demektir, hukuk yaratmaktır, hukuku yaratmak.

    68 oluşun çıkagelmesidir. ... 68 saf haldeki gerçekti. Bir anda başımıza gelen gerçekti. İnsanlar bunu anlamadılar, “Bu da nesi?” dediler. Gerçek insanlar, gerçeklikleri içindeki insanlar. Bu müthiş bir şeydi. ... Bir oluştu bu. Bir kere, oluşlar kötü de olabilir, tarihçilerin onu anlayamamış olması zaten neredeyse zorunluydu. Tarih ve oluş arasındaki farka öylesine inanıyorum ki... 68, devrim geleceği olmayan bir devrimci-oluştu. ... Saf oluş fenomenleri insanları her yanlarından sarmıştı, hayvan-oluşlar, çocuk-oluşlar, erkekler için kadın-oluşlar, kadınlar için erkek-oluşlar. ... Her durumda, Mayıs 68 oluşun çıkagelmesidir.

    Bence solcu hükümet diye bir şey yoktur, ... hükümetler arasında hiçbir fark yoktur demek anlamına gelmez bu. Umabileceğimiz en iyi şey, bir hükümetin soldan olan belli taleplere ve hak iddialarına olumlu yaklaşmasıdır. Ama solda olan bir hükümet yoktur, çünkü solda olmanın hükümetlerle hiç ilgisi yoktur. [Solcu olmanın anlamı nedir? Bu bir algı meselesidir: Solda olmamak ne anlama gelir? Çin çok uzaktır, öyleyse Avrupa için ne yapabiliriz denir.] Solda olmak ise bunun tam tersidir: O algılamaktır... [Japonların böyle algıladıkları söylenir. Onlar önce dünyayı algılarlar, sonra kıtaları, sonra ülkeleri ve en son beni] Bu bir algı fenomenidir, ufku algılamaktır. Solcu gibi algılarlar.] Bu bir ahlak meselesi değil, bizzat algı meselesidir. [Öyleyse kenarlardan başlıyoruz. Bunların çözülmesi gereken sorunlar olduğunu bilmek, bir anlamda savunmak ve düşünmek. Solda olmak, gerçekten de düzenlemeler bulmaktır, dünya çapında asamblajlar bulmaktır.] Solda olmak Üçüncü Dünya sorunlarının bize mahallelerimizdeki sorunlardan daha yakın olduğunu bilmektir. İkincisi, solda olmak doğası itibariyle [şu] olmaktır ya da daha ziyade bir oluştur, -bir oluşlar sorunudur-, azınlık-oluşu hiç bırakmamak demektir. Yani sol asla sol olarak çoğunluk değildir. Çoğunluk daima [bir şeyi] önvarsayar. ... çoğunluk daima bir standardı önvarsayar. Batı'da her çoğunluğun önvarsaydığı standart şudur: 1) erkek 2) yetişkin 3) heteroseksüel, 4) şehirde yaşayan... [Dolayısıyla çoğunluk bu standartlardan oluşan yığışımı kim ya da ne oluşturuyorsa o yığışıma yönelir.] ... bir çoğunluk, nihayetinde, aslında hiç kimse değildir, boş bir standarttır. İnsanların çoğu kendilerini bu standart içinde tanırlar, ama kendi içinde bu standardın içi boştur.

    ... kadınlar, kadın verili değildir, doğaları gereği kadın değildirler. Kadınların bir kadın-oluşları vardır, dolayısıyla kadınların bir kadın-oluşu varsa, erkeklerin de kadın-oluşu olacaktır. ... Çocukların kendi çocuk-oluşları vardır. Doğaları gereği çocuk değildirler. Tüm bu oluşlar, işte azınlıklar bunlardır.

    Parnet: Yani erkeklerin erkek-oluşu olamaz, çok talihsiz!

    Hayır, bu çoğunlukçu bir standarttır, heteroseksüel, yetişkin, erkek. Onun oluşu yoktur. Bir kadın haline gelebilir ve sonra azınlıkçı süreçlere girer. Sol, azınlıkçı oluş süreçlerinin yığışımıdır. Yani epey birebir anlamıyla şöyle diyebilirim: Çoğunluk hiç kimsedir, azınlık herkestir. [Azınlığın herkes olduğunu bilmek, solda olmak budur.]


    “H”
    [Felsefe Tarihi]
    27:14

    Bir beden ne yapabilir? - Spinoza

    Filozof temaşa eden ya da hatta düşünümleyen biri değildir. Filozof yaratandır ve çok özel bir şey yaratır: kavramlar... [Örneğin Platon'un 'idea' dediği şey...] ... başka bir şey olmayan şeydir, yani ancak ne ise o olan.. [şimdi bu oldukça soyut görünüyor, oysa daha önce değilim gibi soyut olmamalı.] Sadece ne ise o olan bir şey; işte bu soyuttur. ... Yalnızca anne olan bir anne düşünelim... [onun aynı zamanda bir eş, başka bir annenin kızı olduğunu unutalım] ... kendisi de başka bir annenin kızı olmayan bir anne... işte “anne İdeası” dememiz gereken şey budur. ... [İşte Platon'un yarattığı bir kavram olarak İdea budur] saf olarak şeyin ideası... İdeayı tanımlayan, saflıktır. [Ama bu hala soyut kalıyor, neden?]

    Bugün bu kavram yaratımı fikri medya ve reklamcılık tarafından ele geçirildi; bilgisayarlarla kavramlar yaratabileceğinizi söylüyorlar, “iletişim” için felsefenin bütün bir dilini çalarak, “yaratıcı” olmak ve kavramlar yaratmak” gerektiğini söylüyorlar.

    58:37 hata (17. yy) X yanılsama (18. yy) X aptallıktan kaçınmak (19.yy) ... [bunları toplumsal olaylara bağlayabiliriz, ama aslında problemlerin kuruluşu olarak da görebiliriz] [Felsefede doğru ile yanlışı aramanın -daha çok bir anlam meselesidir-, hakikati aramanın bir faydası yoktur]

    ... tüm aşkınlığı reddeden filozoflar: Spinoza, Nietzsche. Onlar içkinliğin yazarlarıdır.

    [Felix'le aradığımız şey bilinçdışının içkin olan boyutuydu. Psikanaliz tam anlamıyla aşkın kavramlarla, yasa, baba, anne, vb. uğraşırken...]


    “İ”
    [İdée]
    1:10:10

    Yaratmak bir fikre sahip olmaktır. [Her faaliyette vardır bu. Ama binde bir olan bir şeydir, her gün başımıza gelmez.] Felsefede fikir kavramlar biçiminde oluşur. [Yönetmen Minelli'nin yarattığı bütün eserlerde bana sanki kendine şunu soran biri var gibi geliyor: “İnsanların rüya görmesi tam olarak ne anlama gelir?”, sadece Minelli'ye ait olan bir soru: “Bir başkasının rüyasının içine düşmek ne demektir?”]

    Bence sanatçı algılamlar yaratan kişidir. [Neden algılama değil de şu tuhaf algılam kavramını kullanıyoruz?] Tam da algılamların, algılar olmamasından ötürü... Bir edebiyatçı... ne ister? Bence onun istediği; kendilerini yaşayanlardan daha uzun yaşayan algıların ve duyumların bir yığışımını kurabilmektir. İşte bir algılam tamı tamına budur: kendilerini yaşayanlardan daha uzun yaşayan algıların ve duyumların bir yığışımı. [Tolstoy'un Çehov'un bir ressamın bile tasvir edemeyeceği bazı tasvirler...] Yani duyumsamaların, görsel duyumsamaların, işitsel ve hatta neredeyse tat almaya ilişkin duyumsamaların, ağza giren bir şeyin duyumsanmasının, tüm bunların karmaşık bir ağı... İşte bu karmaşık duyumsamalar ağına, onları yaşayan kişiden radikal bir bağımsızlık kazandırmayı deneyelim... Peki ama bunu yaşayan kişi ölüp gittikten sonra ya da başka bir şey yapmaya geçtiğinde ne olur? Bu duyumsamalar ağı neye dönüşür? [Buna sanat yanıt verir] Bu karmaşık duyumsamalar ağına bir süre ya da bir sonsuzluk vermektir bu, ki artık bu duyumsamalar, biri tarafından yaşanmış şeyler gibi anlaşılmaz, ya da en fazla, romandaki bir karakter, kurgusal bir karakter tarafından yaşanmış şeyler olarak anlaşılır. Kurgusalı meydana getiren şey tam da budur. [Bir ressamsa algılamlara tutarlılık verir] Ressam algılamı algının içinden çekip çıkarır.

    Duygulam [affect]... Tabii ki duygulamsız algılamlar yoktur, ama duygulamlar şuna benzemez.. Algılamı, duyumların ve algıların onları yaşayanlardan bağımsızlaşan bir yığışımı olarak tanımlamaya çalışmıştım. Duygulamlar ise bence oluşlardır, kendilerini yaşayanlardan taşan oluşlar. Kendilerini yaşayanların kuvvetini aşan oluşlar. İşte duygulam budur. Hatta neredeyse şöyle diyebilirim, müzik duygulamın büyük yaratıcısı değil midir?

    Spinoza, Nietzsche “görmemizi” sağlar. Onlar ayrıca önümüze olağanüstü duygulamlar yağdırırlar. ... müzik bazen renklerin “görünmesine” neden olur.

    “J”
    [Neşe]
    1:25:05

    Neşe ve keder...

    Bir eyleme gücünü doldurmaktan ibaret olan her şeyin neşe olduğunu söylemektir bu aslında. Onu doldurduğunuzda, eyleme güçlerinizden birini gerçekleştirdiğinizde neşe duyarsınız. ... Fakat 1güç” sözcüğü ikirciklidir. Keder, doğru ya da yanlış, muktedir olduğuma inandığım bir eyleme gücünden koparıldığımda ortaya çıkar. Bunu yapabilirdim, ama koşullar izin vermedi veya yasaklandı vesaire...

    1:41:38


    “K”
    “Kant”
    1:44:55

    Pek çok dönüm noktasına baktığımızda Kant’ı görürüz. Kant, bir şeyi başlatır, o zamana kadar felsefede hiç ileri sürülmemiş bir şeyi ve sonra onu sınırlarına kadar zorlar. … Kant’tan önce, 18.yy’da soruşturmacı olarak sunulan yeni bir filozof tipi vardır, soruşturma, insanın anlama yetisinin soruşturulması, şunun soruşturulması, bunun soruşturulması. [Bu eğilimin son temsilcisi Leibniz] … Kant’ın icat etmiş olduğu kavramlar arasında, … aklın mahkemesi kavramının eleştirel yönteminden ayrılamayacağını düşünüyorum. … Artık Tanrı’ya ihtiyacı olmayan bir yargı sistemi, … akla dayanan bir yargı sistemi. [Beni yazarlarda etkileyen şey belli bir probleme yakınlıklarıdır.] … bu yakınlık nasıl bir şeydir? Belli bir problem kişinin kaderi olabilir [Çünkü bu öylesine ilgilenilmiş bir problem değildir]. Kendime gelince, yargı sisteminden kurtulmaya ve onun yerine başka bir şeyi geçirmeye yarayacak araçları arayıp bulmayı hedefleyen kavramlarla ilişkili olduğumu hissediyorum. … yargı sisteminin işini bitirmek… [Spinoza, Nietzsche, D.H.Lawrence, Artaud, vb].

    Kant’a kadar zaman hareketten türetiliyordu, harekete göre ikincildi. Hareketin sayısı ya da ölçüsü olduğu düşünülüyordu. Kant bir kavram yaratır, çünkü tabiiyet ilişkisini tersine çevirir. Kant’la birlikte, artık hareket zamana bağlı hale gelir. Bir anda zamanın doğası değişir, döngüsel olmaktan çıkar. Çünkü zaman harekete tabi olduğunda, … nihayetinde en büyük hareket periyodik olan harekettir, gök cisimlerinin periyodik hareketidir, dolayısıyla hareket döngüseldir. Tersine zaman hareketten kurtarıldığında ve hareket zamana bağlı hale geldiğinde ise, zaman düz bir çizgi haline gelir. … Borges döngüsel bir labirentten daha korkunç olabilecek tek şeyin, düz çizgi şeklindeki bir labirent olduğunu söyler. Bu harikuladedir, ama zamanı menteşesinden çıkaran aslen Kant’tır. [Ve hayatının sonuna doğru Kant son kitabını yazar: “Yargı Gücünün Eleştirisi”]. Kant, yetilerin [anlama yetisi, imgelem, bilgi, ahlak] birbirleriyle düzensiz ilişkileri olması gerektiği, birbiriyle çarpıştığı ve sonra yeniden uyumlulaştığı düşüncesine varır. Ama ne olursa olsun yetilerin bir savaşı vardır ve burada artık hiçbir standart yoktur, bunlar artık bir mahkemeye tabi değildirler. Yetilerin uyumsuzluğa girdiği, uyumsuz uyumlara girdiği Yüce kavramını atar ortaya. [uyumsuz uyumlar, düz çizgide başka bir şey olmayan labirent…] Demek istediğim, tüm bir modern felsefe bu noktadan akmaya başlar, artık harekete bağlı olan zaman değildir, tersine hareket zamana bağlıdır. … Ayrıca yetilerin uyumsuz uyumuyla birlikte Yüce kavramının bütünü, bütün bunlar beni muazzam derecede etkilemiştir. Bunun üstüne bina edilen tüm o diğer şeylerse beni ilgilendirmiyor, ama bunu yargılamıyorum, işini bitirmek istediğim şey zaten yargı sistemi, ama bunu da yargılama pozisyonuna geçmeden yapmak.
    [alışkanlık kelimenin tam manasıyla temaşa etmek demektir… Kan o yürüyüşlerinde neyi temaşa etmekteydi, asıl bunun üzerinde durmak gerekir.]

    “L”
    “Littérature” [Edebiyat]
    1:58:24

    Kavram işlevini yerine getirirken aynı sırada şeyleri görmemizi sağlar, yani algılamlara bağlanmış haldedir ve aniden bu algılamların bir romanda belirdiğini görürsünüz. Bunlar, algılamlardan kavramlara akan algısal iletişimlerdir. Üstelik burada da, hem felsefe hem edebiyat için geçerli olan üslupla ilgili problemler söz konusudur.

    2.2

    “M”
    “Maladie” [Hastalık]
    8:03

    Dünyada insanların iyi yaşamayı sevmek [bon vivant] dedikleri şeyden daha sefil bir şey düşünemiyorum, bu sefillik. Tersine, büyük yaşayanlar [grands vivants] çok zayıf bünyeli insanlardır. … Hastalık bir tür yaşam görüşünü veya kavrayışını keskinleştirir.

    20:16
  • 🍀🌼🌳

    Cemal Süreya

    Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata. Varsın yara içinde kalsın dizlerim; yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.

    Şems-i Tebrizi

    Düzenim bozulur,
    Hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
    Nereden bilebilirsin
    Hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    İlhan Berk

    İlk izlenim çok önemlidir. İlk iki dakika kocaman bir yüreği var sanırsın. Sonra bir ömür o yürekte, ilk iki dakikayı ararsın."

    K. Tazeoğlu

    "Meğer susmak; İnsanın içiyle konuşmasıymış, geç farkettim" .

    G. Vidal

    Aşk diye bişe yok ki.. Sadece biraz heyecan duyuyoruz bunu da kendimize aşk diye yediriyoruz.

    Tolstoy

    Kimseyi küçümseyecek kadar büyük değilsin. Çünkü gün gelir; Küçümsediğin her şey için önemsediğin bir bedel ödersin .

    Gorki

    Bir sürü dostum içinde elbet düşmanım olacak; ama nerden bilebilirdim ki onca düşmanım içinde beni dostum vuracak .

    Y.Erdoğan

    Üzülmüyorum.. Çünkü hayatımdan çıkan hiç kimsenin hayatımda yeri yok. Düşünüyorum da değersizlere bu satırlar bile çok.

    Y.Erdoğan

    Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bi kadın ister. İyi güzelde adama sormazlar mı, bunları hakedecek ne yaptın.

    Freud

    Garip değil mi ? Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, İlk vazgeçeceği kişi siz olursunuz .

    Elif Şafak

    Belki de aşk sevgiliyi kazanmayı değil de, Onda kendini kaybetmeyi gerektirir .

    Can Yücel

    Bi hayli kırgınım.. Kime olduğunu, neden olduğunu bilmeden.. Belki hayata, belki kendime, belkide dilimden düşmeyen keşke'lere .

    B. Marley

    Herşeyinle seversin, tüm gücünle belki.. Ama yine kaybedersin. Neden mi ? Çünkü her 'seviyorum' diyeni adam zannedersin .

    Issız Adam/2008

    "Karın ortasında donmak üzeresin. Uyumak tatlı geliyor; ama sen öldüğünün farkında bile değilsin"

    O. Wilde

    Güç erkeğe, güzellik kadına verilir; ama her şeyi yenen güç, yalnız güzelliğe yenilir .

    Neyzen Tevfik

    Hayat üç buçukla dört arasındadır; Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

    Y. Erdoğan

    Bazen sen bile "vay be !" dersin kendine; tek satırlık adamları nasıl roman yapmışım gönlüme .

    L. Aragon

    "Gitmeden önce düşün; çünkü döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın asla aynı olmayacak".

    M. Kundera

    "Erkek hoşlandıktan sonra tanır, Kadın tanıdıkça hoşlanır" .

    Bob Dylan

    Kimseden akıl alacak kadar aptal değilim. Bana kalırsa sen akıl vermeden önce, geri kalanının sana yetip yetmeyeceğini hesapla.

    E. Ayhan

    Ey Yalnızlık ! Herkesin koynuna girip çıkarsın da, Bir tek benimle mi düzenli bir ilişkin var .

    E. Cansever

    Bazen diyorum ki onu kafama takmamalıyım. Sonra da diyorum ki; önce kalbimden atmalıyım .

    D. Noel

    Bardağa kola doldurur gibi değer vereceksin insanlara ağır ağır ve yavaş. Çok verirsen köpürür taşar, Elinde bardakla kalırsın.

    Kahraman Tazeoğlu

    "Başka anlamlar aramaya gerek yok! Katlandığım kadar seviyorum seni .''

    Rene Descartes

    Yalnızlık, bir daha kırılmayacağın ve üzülmeyeceğin bir mutluluktur. Onu çekilmez yapan tek şey ise 'yenilmişlik' duygusudur.

    Nazım Hikmet Ran

    Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim. ...Ne güzel de darma duman ediyorsun beni.."

    Nazım Hikmet Ran

    Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma. çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında..

    Can Yücel

    Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik.. anladım ki, ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik..!

    Sunay Akın

    "Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydin" ?

    Can Dündar

    "Hiç dokunmadığın birine aşık olabiliyorsan, işte sen aşkı hakediyorsun."

    Dostoyevski

    Hayatta hep mutlu olursam, hayalini kuracak neyim kalır .

    Hz. Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Can Yücel

    Ve şimdi aşk;
    Yaz'ın ortasında bir kar tanesiyle tanışmak gibi.

    Özdemir Asaf

    Sana bir şiirler olmuş sevgilim.Yüzün, gözün söz içinde. Hangi imla kitabına baksam, "ben" den ayrı yazılıyorsun.

    Küçük İskender

    İki kadın olsun hayatımda, biri; Eve girdiğimde 'Hoşgeldin' Diyen,
    Diğeri ise eve girdiğimde " İngaa " diyen.

    P. Neruda

    "İnsanlarla yüzyüze konuşarak her sorunu halledebilirsin; ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin".

    Hz.Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Sunay Akın

    Tenine dokunabilmek mi? Hâşâ! Gözüm, göz menziline girsin yeter. Hadi düş düşlerime; tutmayana aşk olsun.

    Murathan MUNGAN

    ...
    Artık daha az seviyorum seni..
    Unutur gibi..ölür gibi daha az..
    Yeniden ödetiyorum kendime
    Onca aşkın öğretemediğini..
    ...Kolay değildi..
    Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
    Kaç acı birden imtihan etti beni..
    Bir tek gece vardır insanın hayatında..
    Ömür boyu sürer nöbeti..
    Bu da öyleydi..
    İyi ol..
    Sağ ol..
    Uzak ol..
    Ama bir daha görme beni...

    Donnie Brasco

    Tahterevallinin diğer ucuna oturarak sayemde yükselen insanlara; canımın sıkıldığında kalkabileceğimi söyleyin .

    [Anonim]

    Hani dünyaya Haykırsam Aşkımı DerLer ya;
    Önce qiT Sevdiqini kuLaqına Haykır Aşkını
    DaHa çok SeviLirsin!

    Aziz Nesin

    'Aşığım sana' cümlesinin sonundaki 'a' harfi terk etti seni. O da üzülmüyor gittiğine, Sen hala 'Aşığım San' beni ..

    Çehov

    İnsanlara ne kadar değer veriyorsan o kadar tepene biniyorlar. Hele bir de verdiğin değeri onlara belli ettiğinde..

    [Anonim]

    Yarın bizi beraber görenler "kimdi o yanındaki" diye sorarlarsa beni detaylı anlatma. Kısaca; "ömrümün geri kalanı" dersin .

    Murathan Mungan

    Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin .

    Y.Erdoğan

    Neymiş, birini seviyorsak serbest bırakacakmışız, dönerse bizimmiş dönmezse hiç bizim olmayacakmış. Güvercin besliyoruz sanki.

    Hz. Mevlana

    Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

    Y.Erdoğan

    Her ayrılıktan sonra; ya 'güle güle' yada 'Hoşçakal' denir sevgliye. Sahi gülen yada hoş kalan var mıdır sizce ?

    Can Yücel

    "Sevgili, arayıp da bulduğun birisi değil. Hiç aklında yokken aşık olduğun kişidir".

    Rene Descartes

    Yalnızlık, bir daha kırılmayacağın ve üzülmeyeceğin bir mutluluktur. Onu çekilmez yapan tek şey ise 'yenilmişlik' duygusudur.

    F.Roof

    Şaire sorarlar: Giden midir terkeden, yoksa kalan mı? Şair derki; Kalan gidenin gitmesine ses çıkarmıyorsa, çoktan terketmiştir.

    Dylan

    Bazı erkekler çok paranın bütün kızları etkileyeceğini sanır. Tıpkı çok makyajlı kadının, kendini çok güzel sanması gibi .

    E.Ayhan

    Bir tırnağı kırıldı diye 9 tırnağına birden kıyabilen bir kızın, kalbi kırıldığında neler yapabileceğini siz düşünün .

    D.Noel

    Fazla abartmayın.. Çünkü yerlere göklere sığdıramadığınız aşk, birgün bir hoşçakal'a sığacak .

    Bukowski

    Düştüğümüz kuyular sandığımız kadar dipsiz değil aslında, tutunmaya çalıştğımız ipler çok kısa .

    Aziz Nesin

    Aziz Nesin'e soyadını sorarlar.Şöyle cevap verir:"1934 yılında soyadı kanunu çıktı.Herkes kendi soyadını seçtiği için insanların bütün gizlilik aşağılık duyguları ortaya çıktı.Dünya'nın en cimrileri 'eli açık',Dünya'nın en korkakLarı 'yürekli',Dünya'nın en tembelleri çalışkan soyadlarını aldılar.Kendime NESİN soyadını aldım..Herkes 'NE-SİN' diye çağırdıkça,Ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim."

    [Anonim]

    Ben seni zararına sevmişim
    Sürümden kazanılmaz sevme sürgünlerinde her gün..
    Ki;
    ......Ben takın olsaydım değil yüzük
    Hızma olurdum burnuna, kızma
    ......An bi an nefes aldığını hissedebilmek adına...

    Yılmaz Erdoğan

    Pek umursamıyorum kimseyi, sadece gülüyorum içimden. Çevremdeki insanlardan değil, İnsan gibi görünen varlıklar yüzünden .

    Özdemir Asaf

    Beni öyle bir yalana inandır ki, Ömrümce sürsün doğruluğu..!

    Konfüçyus

    Eş seçmek, kitap seçmeye benzer; iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir ama içeriği sağlam olmadıkça, sonunu getirmek zordur.

    Cemal Süreya

    Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz,Yada uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

    K.Tazeoğlu

    Vasat bir günün sonu. Hava kararmak üzere. Üşüyorum.Kendime daha kalın bir mont almalıyım. Şöyle yüreğime kadar beni ısıtacak...

    Turgut Uyar

    Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesende silemezsin.

    İlhan Berk

    Sesini hatırlamıyorum bile; ama söyledikleri hala aklımda .

    L. Aragon

    "Sevdiğini başkasına uğurlamak mı daha zor; yoksa başkasından geldiğini bile bile onu karşılamak mı" ?

    Bukowski

    Mutlu insanlar; Herşeyin en iyisine sahip olanlar değil, Sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir .

    C. Palahniuk

    “Her aşk, bitki isimleriyle başlayıp, hayvan isimleriyle son bulur.”

    O. Bal

    Öyle güzel güldü ki, o gün bugündür gülemiyorum yanında çirkin kalırım diye..

    Can Yücel

    Her şeyin kadar değil, değeri kadar seveceksin. "Çünkü beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılırsın.

    Benjamin F.

    Bırak bütün insanlar seni tanısın ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın. İnsanlar sığ yerini gördükleri dereyi kolay geçerler.

    Aragon

    Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.

    Çehov

    Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; Yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar .

    Yılmaz Güney

    Unutmak zaman ister demiştim, yanılmışım.. Zaman değil yürek istiyormuş.. Oda sende kaldı .

    Walsch

    "İnsanlar sevdikleri şeyi yok etmeye, daha sonra da yok ettikleri şeyi yeniden sevmeye ve değer vermeye meraklıdırlar."

    Edward Estlin Cummings

    "Eğer aşk için kelime gerekseydi, Dilsizler nasıl sevecekti".

    Gore Vidal

    Bir insan eğer çok gülümsüyorsa, emin olun ruhunda depremler vardır. "Çünkü acıyan kalbinse, kimse bilsin istemezsin" .

    Oğuz Atay

    İki kadına adamak istiyorum hayatımı.. Biri "erkeğim" desin bana, Diğeri sadece "baba".

    Yılmaz Erdoğan

    Tamam kabul; Küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, Peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu?

    E.Cansever

    Bazen arkana bile bakmadan gitmek istersin. Öyle herşeyi bırakmana felan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter .

    Cemal Safi

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni 'sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri'.

    Paul Auster

    Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna değmediğini gördüğün andır. Ve en büyük kaybın ona harcadığın zamandır.

    Turgut Uyar

    “Az sözle çok şey anlatacaksın. ‘seni seviyorum’ diyeceksin sadece; ama öyle herzaman değil, yalnızca hissettiğinde.”

    Yılmaz Erdoğan

    Gel, ceketini unuttun. Hiç olmazsa onu al. İnan başka bir niyetim yok.. Üşürsün, dayanamam..

    [Anonim]

    Öyle Birini Bulun Ki

    Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan;
    Sizi alnınızdan öpen;
    ...Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen;Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...
    ...Öyle birini bekleyin ki;
    Size durmadan size sahip olduğu için kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan;
    Arkadaşlarına dönüp 'aradığım o' diyen...

    Paul Auster

    "Sana birkez ihanet edeni affedersen seni yine kullanır; Çünkü ihanet bir ruh hali değil, karekterin dökülüş biçimidir".

    Can Dündar

    "Unuttum" dersin çevrendekilere; ama unutmadığını birtek sen bilirsin. "Aşk öyle bişey işte, gitse bile unutamıyorsun yine" .





    Hz.Mevlana

    ...
    İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever ama sen göremediklerini seveceksin. Sözde değil özde istiyorsan şayet; ten'e değil, can'a değeceksin.

    Marquez

    "Ruh eşini hala bulamaman, eşsiz bir ruhun olduğunu gösterir"


    Turgut Uyar

    Her kadın hoşlandığı adamın soyadını aldığında nasıl durur diye içinden söylemiş ya da bir yerlere yazmıştır.

    Özdemir Asaf

    "Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum".

    Can Yücel

    Değişmek zordur; ama bazen aynı adam olmak daha zordur...
    Hayat öyle yüklenir ki üstüne,
    Ne kalmak istersin, ne de gitmek.
    O durumdayım işte!

    Cemal Süreya

    Boğazıma takıldı sevdan.
    Üç kere sırtıma vur helâl de;
    Alışık değilim harama, ondan olacak heralde.

    Nazım Hikmet

    Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.


    Özdemir Asaf

    Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

    Nazım Hikmet Ran

    Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben; ben yine bende bittim.


    [Anonim]

    Kime güzel bir söz söylesem ona aşık olduğumu sanıyor.. Oysa ben onlara değil, o sözü söylerken hayal ettiğim kişiye aşığım.


    Paul Auster

    Fark, birileri farklı olmaya çalışırken, kendin olmaktır hayatta. Bil ki seçici olmamak, geçici olmaya mahkum kalmaktır aslında.

    Cengiz Aytmatov

    Gün gelir ve anlar ki insan; yaşadığı herşey bir yalandır. Geriye vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızık kalır..

    Can DÜNDAR

    Bir insanı unutmak,bir insandan vazgeçmek,bir insanı hayatından sonsuza kadar
    çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?. Hani ölmüş gibi,hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip,ama aslında hiç gelmeyeceğini de bilmen gibi.
    Hani ölmüş gibi...



    Can YÜCEL

    Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür.


    Enis Batur

    "Aşkın en sağlam sigortası mesafedir".

    Tolstoy

    Her insan mutlu olamaz... Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını. Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.
    Her insan mutlu olamaz... Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları, hak ettiğinden daha büyük umutlarla bekler hayatına girenleri. Ve asla göremez yanı başındakileri.


    Can Yücel

    Hayatına girmek isteyene, tam zamanında açmalısın kapını. Ve tam zamanında çıkarmalısın, sevginden şımarmaya başlayanları.

    K.Tazeoğlu

    Mevsimin suçu yok. Yokluğun soğuk !

    L.Tolstoy

    Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, Kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimisi çıktığında.

    Nazım Hikmet Ran

    Artık ne geri gelmeni beklerim ne de ben gelirim. Nasılsa ben bir şey kaybetmedim, sen bensizliği seçtin. Karar senin.

    [Anonim]

    "Ressama sormuşlar mutluluğun resmini çizebilir misin diye. Ressam demiş ki; ben çizerim de sen anlayabilir misin ?"


    A.Behramoğlu

    Dünyaya bir daha gelirsen nasıl bir hayat isterdin sorusuna kim ne derdi bilmiyorum ama, ben aynı ananın evladı olmak isterdim.

    Can Yücel

    ''Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...'

    Can Yucel

    Dört yanı hüzünle çevrili yara parçasına ' aşk ' denilirmiş. Yüreğimin coğrafyasına düşünce anladım.

    Şems T.

    Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev".

    Dostoyevski

    Sevmek; Güzel birinde aşkı aramak değil, Bir başkasında; 'Kendini bulmaktır.

    Anton Çehov

    Sen sevdiğin için sakın utanma, bil ki utanması gereken; sevildiğini bildiği halde sevmesini bilmeyendir aslında.

    M.D.Stael

    Aşk bir kadının hayatının tümü, bir erkeğin hayatının ise bir bölümüdür.

    J.Paul Sartre

    Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, Değişmeyeceğini anladığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.

    Bob Marley

    "Belki de hepimiz hiç düşünmeden kalbimizin en iyi kısmını vermişizdir. Hemde karşılığında bizi düşünmesi bile zor olanlara".

    Bob Marley

    "Düşmanından çok dostundan sakın ! Çünkü dostluk biterse; Sana nasıl zarar verebileceğini en iyi dostun bilir.

    D.Diderot

    Kadın üzerine yazı yazarken kalemi gökkuşağına batırıp , mürekkebi kelebek kanatlarının tozu ile kurulayacaksınız.

    Balzac

    Dost İçin Sırtımı Köprü Yapmaya Hazırım Ben; Yeter ki Temiz Kalpleri Taşıyan Ayaklar Geçsin Üstümden.

    O.Wilde

    Gariptir kadınlar.. Kendilerini güldüren erkekleri sadece severler; onları ağlatınlara ise aşık olurlar.

    S.Freud

    Bil ki, önemli değildir kaç kez yenildiğin... Çünkü asıl önemli olan, kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.

    L.Tolstoy

    Bil ki; Yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. Ve unutma; Ne yaşattıysan elbet birgün onu yaşarsın.

    L.Tolstoy

    Bu dünya için sıradan bir yalan olabilirsin. ama belki de birisi için, onu hayata bağlayan tek gerçeksin !

    J.Christophe

    Beni anlamak için söylediklerimden çok sustuklarımı dinleyin.. Çünkü ben, söylediklerimden çok sustuklarımda gizliyim..

    [Anonim]

    Bir fincandaki kahve gibidir hayat. Bazen tatlı bazen değildir. Önemli olan kahvenin tadı değil zaten, onu kiminle içtiğinizdir.

    J.Christophe

    "Çektiğin acı kadar olgunlaşırsın diyorlar. Olgunlaşa olgunlaşa çürüdük ! bilmiyorlar".


    Gorki

    "Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar. Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm" .


    W. Bagehot

    Hayatta en büyük zevk başkasının "yapamazsın" dediğini yapmaktır.


    Can Dündar

    Seyahatta cam kenarı sanki yalnızların yeridir. "Çünkü aslında orası, başını koyacak omuz bulamayanlar içindir"..

    T. Uyar

    "Kadınları mutlu etmenin 20 yolu'' diye bir sürü gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter .

    Scarface/ 1983

    Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme.Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer.

    [Anonim]

    Eğer hala yalnızsanız, Allah sizi birilerinden koruyor demektir.

    S. Akın

    İki pencere açık kalınca cereyan, İki yürek açık olunca Aşk olur; ama sonuç değişmez: İkisininde sonunda "üşütürsün".

    P. Coelho

    "Giden sizin için çok değerli de olsa kapıyı örtün ki; içeride kalanlar üşümesin".

    C. Süreya

    "Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin.. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin" !

    P. Auster

    Birisini unutmak zorundaysanız, bunu sindire sindire yapın. "Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir."

    [Anonim]

    Aşk:cennetle cehennem arsı işleyen trende mevsimlik bir bilet.

    Can Dündar

    Her seferinde canını acıtıyorsa bile,hiç kmse ’o’ olamyorsa ve canının ynacağını bildiğn halde yine de seviyorsan,aşk budur işte

    [Anonim]

    Bir gece omuzuma bıraktığın iki melek gibiydi sevdan, bir yanım yokluğunu sorguluyor, diğer yanım senli günlerimi an ve an aklımda tutuyordu. Yokluğuna yanamıyorum sevgili, bana bıraktığın acıya ağlayamıyorum. Gittin sevdan bende kaldı...İki melek iki masum gözyaşı, sen bende kaldın sevgili...

    Neyzen Tevfik

    Çatlak bardaktaki suya benzer hayat. Sen içsen de tükenir içmesen de. Artık acı çekmeyi bırak, hayattan tat almaya bak .

    [Anonim]

    Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyle sakladm kendimi, taki seni görene kadar.

    Cezmi Ersöz

    Herkesin diline dolanmış "mutlu bitmeli aşklar" diye. Aşk'ı dilinize doladınız madem, peki "bitmeli" niye ?

    Özdemir Asaf

    Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım.. Yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığından yalnızım..

    M.Kenter

    Saat tam 00:00' da birinin seni düşündüğünü düşünüyorsan, aslında sen de farkındasın herşeyin bir anlık olduğunun .

    Özdemir Asaf

    Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın..
    Keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım..
    Keşke senin adın yalnızlık olsaydı
    ve ben hep yalnız kalsaydım..."

    Freud

    Birinin yalan söylemesine kızmam da yalan söylerken yakalanacak kadar salak bir insanın beni kandırmaya çalışmasına kızarım.

    Özdemir Asaf

    "Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum".

    Cemal Safi

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni 'sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri'.

    Cemal Süreya

    Üşüyor musun ? Üzülme bee. Gel yanıma. O kadar yaktın ki canımı ısınırsın; üşümezsin bir daha...

    [Anonim]

    O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da;
    Hatta her hangi bir tanesi de.
    Unutma tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil..
    ......ama şayet o, seni olup olmadık yerlerde güldürebiliyorsa,
    Seni iki kez düşündürebiliyorsa,
    ...Onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver.
    Seni günün her anında düşünmüyor olabilir;
    ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir: "kalbini".
    Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma,
    Ve verebileceğinden fazlasını bekleme..
    Seni mutlu ettiğinde gülümse,
    Kızdırdığında fark etmesini sağla ve birlikte değilken özlendiğini bil..

    [Anonim]

    Ne kadar farklı olursa olsun; Sana ait olmayana tenezzül etme,' Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme..!

    [Anonim]

    Aklımdasin her zaman sevgilim dedi. Güldüm; güzeldi aslında. Olmayan bir yerdeyim hani.

    G.Vidal

    "Hastalığını öğrenip 'geçmiş olsun' diyenler değil, Birgün sonra 'nasıl oldun' diyenler olmalı yanında."

    O.Wilde

    Kadın bir erkeği gerçekten severse, Onun gözünde dünyadaki bütün erkekler; kesin olarak anlamını yitirir .

    P.Neruda

    Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yarabandı olarak sizi kullanır .

    Cemal Safi

    Seni seviyorum; 1 cümle, 2 kelime, 13 harf, 2 insan ve 1 aptal.

    Cemal Süreya

    "Aşk, 'bir kişiye adamaktır kendini' derlerdi hani. Düzeltiyorum, 'aşk bir kişiye hep aldanmaktır' oysa ki..."

    Turgut Uyar

    Yüz dilde 'seni seviyorum' desen ne fayda. Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra..

    Özdemir Asaf

    "Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Ve sevecekse sevilen; O hayat herşeye bedeldir".

    Şems

    Kalp mi insana sev diyen yoksa yalnızlık mı körükleyen? Sahi nedir sevmek; Bi muma ateş olmak mı, Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

    Can Dündar

    Aşk sevmesini bilen için vardır ve karşılıksızdır. ''Ne kadar seversen o kadar severim'' gibi düşünmek aşk değil, tüccarlıktır.

    Can Yücel

    Ülkenin, farklı şehirleriydik..Ben sürgünyeri.. Sen başkent..İlk isyan hep sende başlardı..Cezasını... çekmek hep bana kalırdı..

    Bukowski

    Ya düşlerinin peşine düşmeyi seçersin, ya da olanları kabullenmeyi. İyikilerinle güçlenir, keşkelerinle tükenirsin! Karar senin.

    Cemal Süreya

    Çok yoruldum sevgili; daha fazla yorma beni. Ben fazlasıyla ödedim zaten, uğrunda kaybettiklerimin bedelini.

    Cemal Süreya

    Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! Sen büyü hele, Bak ne oyunlar oynayacaklar seninle.

    Bob Marley

    Gördüğünü herkes sever, Sen onda kimsenin görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; ten'e değil, kalbe dokunacaksın.

    Oğuz Atay

    Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim.

    Can Yücel

    Toprak gibi olmalısın.. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı..

    Can Yücel

    Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak.. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak..

    [Anonim]

    İnsanı en çok üzen şey; Ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamış olmasıdır..!

    G.Vidal

    Ayrılığın en çok acıtan yanı; Onun yüzünden kaybettiğin insanlara yeniden muhtaç kalmandır...

    Al Capone

    "Git dediğinde gidip, gel dediğinde gelmemi mi bekliyorsun? Ben hayatın önünde eğilmedim ki, senin karşında eğileyim".

    P.Brunton

    Dün rüya, yarın ise hayalden ibarettir. Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür. Onun için iyi bak bugüne, acıda olsa Gülümse..

    Can Yücel

    Anne karnına sığarken, dünyaya neden sığamadığını ve sonunda bir metrekarelik yere sığmak zorunda kalacağını farketmeli insan"!

    Yılmaz Erdoğan

    Seveni mahçup etmedik ama sevdiğimize, kendimizi sevdiremedik. Çünkü; ya sevmesini bilmedik, yada haddinden fazla sevdik.

    Can Dündar

    "Kadınmış derler adamı deli eden. Sen ne dersen de, yine kadındır deliyi de adam eden"..

    H.Balzac

    Dost İçin Sırtımı Köprü Yapmaya Hazırım Ben; Yeter ki Temiz Kalpleri Taşıyan Ayaklar Geçsin Üstümden.

    Fiddler on the Roof

    "Tamam mesafeler aşka engel değildir ama, Ben burada ağlasam onun yanakları ıslanır mı orada" ?

    Şems

    Üç şey seçildi cennetten:Kelimler,aşk,annelik duygusu. Kelimeleri Adem aldı, annelik duygusu Havvaya kaldı; ama aşk çok ağırdı.

    Can Yücel

    Hayattan aldığım en büyük ders: Sevgisiyle karşında sapasağlam duramayan birine, asla yaslanmayacaksın.

    Bob Marley

    Belki de haklısın.. sıfır'ın gücü yoktur.. ama unutma ki, sıfır'ın kaybedecek bir şeyi de yoktur !

    Cemal Süreya

    Korkar olduk artık ''seviyorum '' demeye.. Kimi sahiden değiyor sevmeye, Kimi ise pişman ediyor insanı sevdiğine.

    Cengiz Aytmatov

    Gün gelir ve anlar ki insan; yaşadığı herşey bir yalandır. Geriye vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızık kalır..

    Can Yücel

    Birini seveceksen, onu herşeyinle sevme. Çünkü bittiğinde; Onu unutamamana değil, unutamayacak kadar çok sevdiğine yanarsın..!

    Paul Auster

    Fark, birileri farklı olmaya çalışırken, kendin olmaktır hayatta. Bil ki seçici olmamak, geçici olmaya mahkum kalmaktır aslında.

    Oğuz ATAY

    Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır..!

    Can YÜCEL

    Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın, biri seni bulacak. Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin. Ne kadar dirensen de nafile, insansın sonuçta, seveceksin. Eski acılara bakıp da küsme sevdalara. Gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acabaları! Bir kemik, aynı yerden iki defa kırılmaz.

    Nazım Hikmet Ran

    Hani derler ya;'ben sen siz yaşayamam' işte ben onlardan değilim,'ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım.'

    [Anonim]

    Parfüm sevmem ben, hiçte ihtiyaç duymadım. Çünkü bana göre en güzel koku, Sevdiğine sarıldıktan sonra üstünde kalan koku..

    Cemal Süreya

    Seni seviyorum"dan daha özel bir cümle de var: Sana güveniyorum. Çünkü herkes herkesi sevebiliyor; ama herkese güvenmiyor...

    [Anonim]

    Birçok kişi aşkın yaLan oLdugunu düsünür.. Eger 'aşk' yaLansa neden acısı bukadar gerçek..?

    Can Yücel

    Yalnızım.. Çünkü herhangi biriyle değil, Beklediğime değecek kişiyle devam etmeliyim bu yola.

    Yılmaz Erdoğan

    Tamam kabul; Küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, Peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu?

    Yılmaz Erdoğan

    Sana kavuşmak değil niyetim, merak etme ! Yolda bir dilenci görsem para bile vermiyorum 'Allah sevdiğine kavuştursun' der diye.

    Can Yücel

    Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin. Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin. Onsuz kalacaksın belki; ama asla vazgeçmeyeceksin .

    Yılmaz Erdoğan

    Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok şey var.. kiminin yüzüne kiminin gelmişine, geçmişine.

    Yılmaz Erdoğan

    Hiç kimse sevgilisine benim icin ne yaptın? dememeli.. 6 milyar insanin içinde seni bulmuş, daha ne yapsın.

    Cemal Süreya

    Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz."Aşka gelince birkere sevdim işte, birdaha işim olmaz".

    Küçük İskender

    Okeyde beklenen son taş gibisin.Biliyorum beklemekle gelmezsin.Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.

    M. Kenter

    "Radyoyu ne zaman açarsanız açın, en sevdiğiniz şarkının hep son melodilerini duyarsınız".

    Cemal Süreya

    Korkar olduk artık ''seviyorum '' demeye.. Kimi sahiden değiyor sevmeye, Kimi ise pişman ediyor insanı sevdiğine...

    L.Tolstoy

    Bir insanın değeri kesire benzer:Pay gerçek değerini gösterir,payda kendisini ne zannettiğini.Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır.

    L.Tolstoy

    İnsanlar çok değişti, dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra beşi de yerindemi diye parmaklarını saymak zorundasın.

    Lev Tolstoy

    Umduğumuz gibi olsaydı hayat, Sandığımız gibi yaşardık. Bulduklarımızla yetinseydik, Kaybettiklerimize ağlamazdık.

    Cemal Süreya

    "Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığma, ben çok gülerim.. Ve gülerken hiçkimse yalan olduğu anlayamaz"..

    Bukoeski

    "Dünyadaki en saf insan olduğunu iddaa eden kişiler, aslında şeytana danışmanlık yapabilecek kapasitede kişilerdir. Unutmayın"

    Elif Şafak

    Kelebek gibidir aşk. Peşinden koştukça senden kaçar. En iyisi bırak uçsun, Belki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna konar.

    K.Tazeoğlu

    Vasat bir günün sonu. Hava kararmak üzere. Üşüyorum.Kendime daha kalın bir mont almalıyım. Şöyle yüreğime kadar beni ısıtacak...

    Can Yücel

    "Eğer git diyebilecek kadar güçlüysen, hoşçakal deyip susmasını da bileceksin..."

    Cemal Süreya

    Uzaktan seviyorum seni.. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. Sadece seviyorum.

    Cemal Süreya

    Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni: Önce bana, sonra bana sonra yine bana bak.

    Cemal Süreya

    Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz,Yada uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

    Can Dündar

    Erkek adam ağlamaz denir ya, sakın inanma ! Unutma ki, erkek adam ağlamayan değil, bir kadını ağlatmayandır aslında..

    Aragon

    "Aşkın en acımasız yanı; Ağzından çıkmaya cesareti olmayan sözlerin, yürekte fırtınalar koparmasıdır".

    Dylan

    "Aşk bazen yeni çıkan bir filmin fragmanı gibidir. Görebileceğin tüm güzellikler yalnızca tanıtımda verilir".

    Elif Şafak

    Modern aşk istemem, üzüntüden başka ne ki ? İlkel aşk isterim, aşkın en ilk'el halini.

    Cemal Süreya

    Bir daha beni sevdiğini söyleme ! Neden biliyor musun ? Çünkü yine inanırım.

    Cemal Süreya

    Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

    Ahmet Altan

    Aşk kılıç yarası gibidir, acısı geçer ama mutlaka izi kalır.

    J.Christophe

    Unutmak ve beklemek insanı en çok acıtan eylemlerdir; ama bunların ne kadar süreceğini bilememek acıların en beteridir!

    J.Christophe

    Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer Ve bilirsin, o nehir asla durmaz.

    Vince Lombardini

    Önemli olan yere düşüp düşmemen değil, tekrar ayağa kalkıp kalkmamandır.

    C. Yılmaz

    Dün bi şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim. Söylemek ne kadar acıtsa da; "Ben seni çok özledim".

    Marquez

    "Keşke tanımasaydım" dediğim hiçkimse olmadı benim. "Keşke beni tanımasına izin vermeseydim" dediklerim oldu .

    Cemal Süreya

    Tam unuttum dersin, karşına çıkar tebessüm eder ve yine bağlar seni kendine.. Yine inanırsın; yalan olduğunu bilsen bile .


    Cemal Yücel

    ''Keşke çocukken fazla mutlu olmayıp birazınıda bu zamanlara saklasaydım. Lazım oluyor arada.''


    J. Jenkins

    Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir.

    Byron

    Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır.

    Özdemir Asaf

    Yalnızlığımda çoğalıp,kalabalığımda eksiliyorum,ve öylesine kalabalıkki yalnızlığım,ne yana dönsem, sana çarpıyorum...

    Özdemir Asaf

    Aşk görmekten çok özlemeyi sever,dokunmaktan çok düşlemeyi,ve aşk öyle haindir ki,nerde imkansız varsa gider onu sever.

    Cemal Süreya

    Önce sevdiğiniz terk eder sizi,Ardından uykunuz.Sonra ne sevdiğiniz geri gelir ne uykunuz

    Cemal Süreya

    Çocuk olsam yeniden..Bir tek düştüğüm için acısa içim,Ve kalbim;Çok koştuğum zaman çarpsa sadece...

    Can Yücel

    Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak.. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak..

    Balzac

    Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.

    Şems-i Tebrizi

    Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev".

    S.Akın

    Duvarda ki yangın düğmesinin cam parçasıyım, kurtuluşun olacaksa hiç düşünme kır beni.. "

    Özdemir Asaf

    İmkânsızlıkları yaşamak mıdır sevmek,
    Yoksa severken imkânsız mıdır yaşayabilmek?
    Zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek,
    Yoksa sevgi midir gözlerindeki tek gerçek?
    Kolay mıdır bir anda vazgeçip gitmek,
    ......Yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek?

    Özdemir Asaf

    Neyine bağlandım ki bu kadar. Bana bakmayan gözlerine mi, yoksa benim olmayan kalbine mi ?

    Can Dündar

    Bazen insan; ''Ben iyiyim'' dediğinde gözlerinin içine bakıp ''iyi değilsin biliyorum'' diyecek biri...ne çok ihtiyaç duyar"..

    K.Tazeoğlu

    Senin de kederle evlenip boşanmış dul neşelerin var, dört tarafı gözyaşıyla çevrili...

    Can Yücel

    Hayattan aldığım en büyük ders: Sevgisiyle karşında sapasağlam duramayan birine, asla yaslanmayacaksın.

    Can Yücel

    Sadece Erkekler aşık olur, çünkü kadınlar aşktır...!!!

    [Anonim]

    Oysa bir 'asal sayı'nın yalnızlığıydı benimkisi,Ya kendisini bölen,Yada sevdiğinden başkasına bölünmeyen..

    Freud

    "Ne garip değil mi .. Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz".

    Cemal Süreya

    Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme.. Kırk yılın hatrına Sen kalayim..!

    Nazım Hikmet

    Aşkın bu denli sıradan olmadığına inanıyorum ben. Önce sıradanları yaşayacaksın ki, gerçek olanı anlayabilesin...

    M. Kenter

    "Unutulmamalı ki; gözleri güzel yapan rengi yada boyası değil, bakışların ta kendisidir".

    Che

    İyilik yapmaya devam et.. Karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın .

    M. Mungan

    "Dört tane gerçek dost edin, tabutunu taşısın yeter".

    Bukowski

    ''Acıya kahkaha atabilmek bir sanatsa eğer; ben çok pahalı bir tabloyum.''

    Oğuz Atay

    "Kimse benim kimsesizliğimden cesaret bulmasın , en güçlü anımdır yalnızlığım ! Çünkü ben daima tek başıma iktidarım .

    K.Tazeoğlu

    "Aşkı tarif gerekirse sana anlatayım, aşk ne biliyor musun? Benim sana yaşadığım, senin durmadan hep üstüne bastığın"..

    D. Noel

    Bedava psikolog bulursam, depresyona girmeyi düşünüyorum .

    Şems

    Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; "sevgi yürekli olana yakışır".

    Che

    Ne kadar farklı olursa olsun; Sana ait olmayana tenezzül etme, Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme .

    B. Marley

    Kendi kendime konuştuğum kadar, Kimseyle konuşmuyorum. Sebep delilik değil, Sadece bilirim ki insanı sadece en iyi kendi dinler.

    P. Auster

    "Artık insanları tanımak için zaman kaybetmiyorum; nasıl olsa onlar zamanı gelince kendilerini tanıtıyorlar".

    Can Yücel

    Her yürek sevebilseydi eğer, ayrılık hiç olmazdı. Her seven yürekli olsaydı zaten 'aşk' bu kadar basit olmazdı !

    A. Capus

    Hevesleri için kimse kimsenin gururu, duyguları ile oynamasın, Bu yerin üstü varsa, bir de altı var unutulmasın .

    İlhan Berk

    "Akla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan ! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma" .

    N. Parra

    Toprak bir gün yağmurun kıymetini anlayacak; fakat o gün yağmur yağmayacak.

    W. Golding

    "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır ! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır."

    N.F.Kısakürek

    Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız .

    Gorki

    Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir .

    Can Yücel

    Ne sahip olduğundur hayat, nede umdukların bunca zaman. Yüreğin kadardır hayat! 'Seviliyorsan renkli, Seviyorsan siyah beyaz'...

    P. Coelho

    Aslında bütün kadınlar tatlı sözleri sever; ama iltifatların yalan mı gerçek mi olduğunu anlayacak kadar da zekiler .

    Sunay Akın

    Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; "çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye".

    Sunay Akın

    Hep derler ya; "Ben arkandayım, sırtın yere gelmez" diye. Ben almayayım.. Yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin !

    Y. Erdoğan

    Aslında geçmiş zaman 3e ayrılmalı sadece. Di'li geçmiş, miş'li geçmiş ve tüh'lü geçmiş zaman olmak üzere .

    Huxley

    Temiz kalpli insanlar hiçbir zaman rahat bir hayat yaşayamazlar, Çünkü kendilerini başkalarının mutluluğu için feda ederler.

    Yılmaz Erdoğan

    İlişkinin başında "Dünyamı değiştirdin" diyen kişinin, sonunda " Biz ayrı dünyaların insanlarıyız" demesi insanı şaşırtmamalı..

    J. Christophe

    Güven bana" lafını duyduğunuz her ortamda güvenmeniz gereken tek bir kişi vardır. O da kendiniz .

    Müşfik Kenter

    Dolu dolu caddelerde, tıklım tıklım kaldırımlarda elleri cebinde dolaşan kişidir yalnız .

    P. Auster

    Asıl yalnızlık; yalnız hissetmenize sebep olan kişilerle yaşamak zorunda kalmanızdır .


    Ece Ayhan

    Kim ne derse desin, tek bir gerçeği vardır aşkın; "Karşındakinin adam olup olmadığını, aşıkken değil ayrılırken anlarsın".

    Sunay Akın

    Tamda unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, "en içten kahkahalarımın arasında; aklıma gelmek zorunda mısın ?"


    Aziz Nesin

    Terkeden kişinin gittiği yerde aradığını bulamayınca dönüp 'özledim' demesi; özlediğinden değil, eşek gibi pişman olduğundandır.

    [Anonim]

    - En büyük hayalin nedir ?
    + Yağmur altında sevgilime sarılmak.
    - Ya senin ki ?
    + Yağmur altında sarıldığın kişi olmak.

    Yılmaz Erdoğan

    'Ben' kattım sana biraz, öyle sevdim seni. Çünkü sen de bensiz; O kadar güzel değilsin hani.

    Huxley

    Bir kadının içindeki masum meleği erkek keşfeder; ama o meleğin tüm masumluğunu yok edecek olan yine erkektir.

    Bernard SHAW

    “Bazı insanlar herşeyi olduğu gibi görür ve 'neden' diye sorarlar. Bense herşeyi asla olmadığı biçimde hayal eder ve
    'neden olmasın' diye sorarım...“

    P. Coelho

    Her insan kaybeder; ama sevmeyen vazgeçer. Bil ki aşk; Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde biter .

    Can Yücel

    Boş boş seviyorum demekle olmaz; Göstereceksin sevdiğini, hissettireceksin.. yapamıyor musun ! O zaman yoldan çekileceksin.

    Nietzsche

    Bir Kere Yanlış Trene Bindiyseniz; Koridordan Ters Tarafa Yürümenin Hiçbir Faydası Yoktur !

    Murathan Mungan

    Ne zaman bir düş kursam, ertesi gün hayal kırıklarını topluyorum.

    N.F.Kısakürek

    Dünya öküzün üstünde derler, bilmem ama; dünya üstünde nice öküzler bilirim .

    Sunay Akın

    Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.



    V. Hugo

    En anlamlı yemin söz vermektir, En büyük intikam affetmektir, En adi söz hiç sevmedim demek; Ve en güzel cevap gülüp geçmektir.

    Bob Marley

    Bakmayın insanların "Beni çok sevecek birini arıyorum" demesine. Büyük bir sevgiye maruz kalınca hepsi kaçacak delik arıyor .

    Can Yücel
    ...
    Aslında hiç kimse sevmedi,
    Bir ben sevdim seni..
    Severmiş gibi değil, kana kana sevdim seni.
    Tıka basa sevdim, dolu dolu sevdim..
    Aslında kimse sevmedi seni, sevmekten çekindi.
    ...Oysa ben; Yanayana sevdim seni.
    Bile bile sevdim.
    Aklımdan zorun var gibi,
    Mecburmuş gibi,
    Ve başka çarem yokmuş gibi..

    "Bir ben sevdim seni..
    Aslında bir sen sevmedin beni, herkesi sevdiğin gibi" .

    Hz.Mevlana

    Eğer birgün çok büyük bir derdin olursa; Rabbine dönüp 'Büyük bir derdim var' deme. Derdine dönüp 'Büyük bir Rabbim var' de!

    Bukowski

    Geride bıraktıkların ileriye gitmeni engelleyecek, Unutma; İleri gidebilmen için arkadakileri unutman gerek..

    Dan Brown

    Başarmak zordur, Kolaya kaçarsan sonuç basitleşir. Unutma, Yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir.

    C. Süreya

    Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum. Çünkü, onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler..

    B. Johnson

    "Eğer iki insan her konuda anlaşıyorsa; emin olabilirsiniz ki düşünen yalnızca bir tanesidir".

    B. Marley

    "Sevgilin olabilecek birçok insan olabilir; ama sevdiğin olabilecek insan bir tanedir".

    Ece Ayhan

    Gidenlerden; aşkınızı, kalbinizi beyninizi mektuplarınızı vs. değil sadece uykularınızı geri isteyin.En çok ona ihtiyaç oluyor.

    Can Yücel

    Kural bu: En çok seven, hep en önce terkedilir. Unutma; vedalar acıtsada, bazen gitmek gerekir .

    Marquez

    Birini özlemenin en kötü yolu, yanyan? oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir .

    Cemal Süreya

    Ne kadar silersen sil ! Ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin .

    D. Noel

    Seni seviyorum, dediğinde "gerçekten mi?" diye sorarsam; inanmadığımdan değil, sadece bir kez daha duymak istediğimdendir .

    Aziz Nesin

    Bilirsin günahları yazan melek soldadır. Hatta bundandır kalbin solda olması. Çünkü belkide aşk, yaşanılan en büyük günahtır.

    [Anonim]

    Sesini duyabilme umuduyla yaşadığım hayat yüzünü göremediğim için çekilmez olsada sesini duyabildiğim için yaşamaya değer.

    C. Yücel

    Bazen her şeyi unutup sadece sımsıkı sarılmak istersin; ama bir şey hep engel olur. Nedir o biliyor musun ? Gurur .

    Can Yücel

    Bazen kırdım, çoğu kez kırıldım; ama ben hiç kimseyi kaybetmedim, sadece zamanı gelince vazgeçmesini bildim.

    Mevlana

    Bazı alimlerin Allah'ı ispat etmeye çalışmalarına şaşıyorum. Allah"ın varlığı sabittir, sen kulluğunu ispat etmeye çalış".

    Can Yücel

    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden...

    E. Cansever

    Öyle bir çık ki karşıma ''Her baktığımda ilk defa görüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi'' hissedeyim seni .

    Marquez

    Sen üşürken onun yokluğunda, O senin varlığından bile habersizdir.

    C. Süreya

    Seni olduğun gibi seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur .

    Huxley

    "Tanımadan nefret edebileceğiniz tek kişi; Sevdiğiniz kişinin, sevdiği kişidir" .

    J. Christophe

    Kendini nokta kadar değersiz hissettiğinde dönüp arkana bak; belki önemli bir cümlenin sonundasındır .

    Ece Ayhan

    Vücudunun %70 i su olan bir canlının nasıl olurda içi yanar .

    [Anonim]

    Söylediklerimi, yazabilme imkanım yok...
    Duygularım durmadan konuşuyorken, mantığım susmamı istiyor...
    Anlayacağın!
    Tüm suskunluğumun; ardındakileri, haykıracağım bir gün.
    Kelimelerin sesi, cümle kurabilmem için yeterli değil...
    ...Satırlar duyuyor,
    Sen duymuyorsun....

    Gorki

    Aşk; gelirken verdiği mutlulukla değil, gittiği zamanki acıyla anlaşılır.

    Ece Ayhan

    Acı çekiyordum senden sonra fakat unuttuğun bir şey vardı. Çektiğim her acı beni değil, İçimdeki seni öldürüyordu.

    Oğuz Atay

    "Neden yalnızlıktan şikayetçidir ki insan. Ne yani, Mutlu olması için bir sevgiliye mi muhtaçtır her zaman" ?

    A. Nesin

    Türk erkeğinin dünyanın en kıskanç erkeklerinden biri olmasının sebebi; sevgililerine değil, kendilerine güvenmediklerindendir.

    The Girl in the Café/2005

    Evden çıkarken yüz kere aynaya baksan da, yoldaki arabaların camlarında kendine bakmadan yürüyemezsin.

    Cemal Süreya

    Allah'a emanet ol,dedi ve gitti. - Güldüm... Zaten baska kimim var ki ?

    Bob Marley

    ''Eğer bu hayatta illa kıymet bilmek gerekiyorsa, sadece kendi kıymetini bil."boşver be ! nasılsa her rüya güneşle sona eriyor''

    [Anonim]

    " Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar."

    Y. Erdoğan

    Sırf seninle diğer tarafta karşılaşmamak için, helal ediyorum hakkımı..

    Can Dündar

    Ve aşk; O omzuna yattığında, rahatsız olmasın diye kılını bile kıpırdatmamaktır.

    Fuzuli'ye sormuşlar : Sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi ? Sevmek demiş. . Çünkü, sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın !

    Paul Auster

    Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki.. Beni geç, içimdeki zaten deli, Kır aynadakini.. Ya kalbimdeki ?

    Hegel

    Sevmek, onunla birlikteyken bir bütün olmak değil; o yokken 'yarım kalabilmektir' .

    M. Longston

    "Kırılacak 206 tane kemiğiniz varken, aptalın biri gelir kalbinizi kırar".

    İ. Berk

    "Buğulu camlardaki sözler gibisin; Nefesim olmadan bir hiçsin" .

    D. Noel

    "Kadın unutmaz; sadece sineye çeker. Zamanı geldiğinde ise iade eder".

    Y. Erdoğan

    "Kuaföre ne istediğini anlatmak, beş bilinmeyenli denklemi çözmekten daha zordur”.

    Cemal Süreya

    "Yeter, aklından çıkar artık onu" diyor kimileri. "Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni".

    Al Capone

    Git dediğinde gidip, Gel dediğinde gelmemi mi bekliyorsun ? Ben hayatın önünde eğilmedim ki, Senin karşında eğileyim."

    Y Erdoğan

    Seveni mahçup etmedik ama sevdiğimize, kendimizi sevdiremedik. Çünkü; ya sevmesini bilmedik, yada haddinden fazla sevdik".

    Balzac

    Bazen birinin yokluğuna o kadar alışırsınız ki, başka birinin gelip o boşluğu doldurmasından korkarsınız .

    D. Noel

    Dost gibi görünen yalakalar, Farklı olmaya çalışan basit insanlar, Arkamızdan kurulan oyunlar.. Kural hep aynı: Gül ve Geç .

    A.Capus

    "Büyük adam olmana lüzum yok, sadece adam ol yeter"

    Müşfik Kenter

    Üşüdüğümüzde camı kapatmak kadar kolay olsaydı keşke sevilmediğimizi anladığımızda o kişiye yüreğimizi kapatmak .

    [Anonim]

    Sarılmak neden güzeldir bilir misin?
    "Çünkü sağ tarafta kalp yoktur ve orası hep boştur,
    Sarlınca sağ tarafını onun kalbi doldurur"..

    Huxley

    Dünyanın en zevkli işi; Bir şeyin nasıl yapılacağını bildiğin halde başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.

    C. Süreya

    Cevap veriyorum "Zamanla herşey geçer" diyen akıllılara; "Geçen tek şey zamandır" anlayan, anlatsın anlamayanlara.

    Nazım Hikmet

    İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil .

    Che

    Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir.

    B. Vian

    Mesela hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepenkleri yoktur. Çünkü kimse aklına getiremez, bir çiçeği çalmayı.

    Marquez

    "Ne kadar yaşayabileceğini biliyor musun ? O halde sarıl sevdiğine son nefesin gibi" ..

    C. Palahniuk

    "Korkma aç kapıyı. Sende kalmaya değil, Beni almaya geldim".

    Ece Ayhan

    Elimden gelen bir şey yoktu, kalbimden geleni yaptım ben de; Sevdim işte, o kadar.

    Y. Erdoğan

    Kimse beni sevmiyor; Çünkü ben farklıyım. Ben de kimseyi sevmiyorum; Çünkü hepsi aynılar .

    Nazım Hikmet

    "O bensizliği seçtiyse, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem".

    Kahraman Tazeoğlu

    Bence sen aşkı sadece "çok sevmek" olarak algılıyorsun. Oysa karşılıklı sevmektir aşk .

    C. Süreya

    Düşenin dostu olmaz" der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi .

    Can Yücel

    Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak. Ve öyle birini seveceksin ki, seni gözleriyle bile aldatmayacak .

    Ece Ayhan

    "Sevdiklerimizi tekmelemeye anne karnında başlarız".

    İlhan Berk

    Ne zaman ki dinlediğiniz şarkılar size O'nu hatırlatmaz; işte ancak o zaman hayattan bi tat alabilirsiniz


    A. Huxley

    İyilikten zarar gelmeyeceğini öğretirler; fakat arkanızdan enayi denileceğini öğretmezler .

    J. Christophe

    Birini kendine çok yakın buluyorsan ona biraz zaman tanı. Aslında sana ne kadar uzakta olduğunu mutlaka gösterecektir .

    Prison Break

    "Yakınlık, uzaklıktan daha sıkıntılıdır. Çünkü her yakınlıkta kaybetme korkusu, uzaklıkta ise kavuşma ümidi vardır".

    Edip Cansever

    Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde. Küçücük bir yürekle kocaman sevmek ne haddimize !

    U. Çifdalöz

    Herkes bıraksın "senin için ölürüm" laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz .

    Murathan Mungan

    "Gökte ararken yerde bulduğum olmadı hiç. Ama yerde bulup da göklere çıkarmışlığım çoktur."

    W. Butler

    "Uzaklıklar sevenler için önemsizdir. Çünkü gerçek sevgiyi anlatan tek duygu; özlemektir".

    N. Parra

    Ne kadar seversen sev; ama asla belli etme sevgini. "Çünkü sevdiğin kişi, sevildiği kadar üzecektir seni".

    Lawrence Durrell

    "Bir sokakta sevdiğiniz biri yaşadığı zaman, orası bir dünya olur".

    İclal Aydın

    ''Onca zamanın üstünde, eskimeyen bir düşüncesin şimdi; insan hergün anımsar mı aynı gözleri?''

    Çehov

    Basit kadın, güzel olmayı zeki olmaya tercih eder. Çünkü basit erkekte zekayı anlayacak kafa değil, güzelliği görecek göz vardır

    [Anonim]

    Dünyada erkek basına üç kadın düşermiş, gerçekten de öyle. Bir erkek kalbine üç kadın sığdırabilir.''Annesi, karısı ve kızı" .

    Seneca

    "İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkma; Çünkü kaybedilmesi gerekenleri, en önce kaybetmelisin".

    V. Hugo

    Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.

    M. Kundera

    En anlamlı bakış, bir çift ıslak gözde saklıdır. Çok şey anlatır; Çünkü dil bağlanır, yürek konuşur .

    Çehov

    Anlamaya çalışma. Hayat böyledir işte.. Hep o kıyamadıklarımız kıyar size .

    Ece Ayhan

    "Sevmek sevdiği için kendini ateşe atmaktı eskiden. Şimdi; sevdiğini ateşe atıp üzerinden atlamak olmuş."

    J. Antonia

    Kendim olmaktan korktuğum andan itibaren, sen olmaya başlıyorum.. Ne güzel; bana beni unutturuyorsun .

    Turgut Uyar

    Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesende silemezsin.
  • Modern anlamda romantik aşk, yerinden yurdundan edilmiş iki insanı birleştiren ya da birleştirmeyi uman bir aşktır. Dostluk, dayanışma, karşılıklı çıkarlar da insanları birleştirebilir, ama bu
    birleşme hayat ve koşullar öyle gerektirdiği için olur. Çoğunun ampirik bir tabanı vardır. Romantik aşksa kökenleri ve başlangıcı anımsamadan edemez. îlkselliği deneyimden önce gelir. Ve modern çağda böylesine özel bir anlamı olmasını (Novalis'ten Frank Sinatra'ya) işte bu ilkselliğinden alır.

    Böyle bir aşkın anımsayabildiği kadarıyla, başlangıçta iki cinse bölünüş hayatı kutuplara ayırdı. Erkek ve kadının yaratılışı bir
    ayrılık, yeni tür bir eksiklik duygusu oluşturdu. Cinsel içgüdü kutupları birbirine çeken çekim enerjisiydi. İnsanın hayal gücü ve belleği oluşur oluşmaz, bu çekime sahip olup sürdürme isteği kendini aşk adıyla sunmaya başladı. Böyle bir aşk bir bütünleşme umudu aşılıyor ve enerjisini gerçeğin can evinden aldığını söylüyordu. Bütünleşme umuduyla birlikte evin tekrar kurulabileceği umudu da gelişti, ama ev o ev değildi artık. İşte bu yüzden, modern çağda evden yoksun olduğumuz zamanlar, aşkın titreşimlerini bir başka zamankinden çok daha yoğun duyarız.