• - "... Modern insan ölüme daha ziyade çözülebilecek ve çözmemiz gereken teknik bir sorun olarak bakar..."
  • tek tırnak 'tan farkındalık oluşturan bu güzel yazı :))

    http://tektirnak.com/...kten-kactigi-gercek/
    Geleceğe Mektup
    Hepimizin yüzleşmekten kaçtığı gerçek!
    18 Kasım 2019
    Hayatta hepimizin kendimizden sakladığı gerçekler vardır. Birimiz sevgisini, diğerimiz nefretini, ötekimiz hiç gerçekleşmeyecek hedefini saklar ya da bunun gibi gündelik onlarca gerçeği saklarız kendimizden. Ancak bir gerçek var ki, o gerçeği herkes paylaşıyor ve yüzleşmekten korktuğumuz için yok sayıp, saklıyoruz kendimizden. Hatta tarihteki ve günümüzdeki ulusların örf-adetleri ve kültürleri bile hiçbiri bu gerçeği direk kullanmayı tercih etmedi. Her kültürün bu gerçeği, kelimeyi karşılayacak deyimleri ve sözcükleri vardı. İngilizce dilinde bu gerçekle ilgili 200’den fazla deyim bulunduğu bile söyleniyor. Biliriz bu gerçeği, ama anlamış ve tanımış değiliz modern çağın insanı olarak. Öyle ki biri konusunu açtığında “açma şu konuyu”, “içimizi karartma” gibi tepkiler vererek, yüzleşmekten kaçarız bu gerçekle, erteleriz her zaman. Kendimize itiraf edemesekte korkularımızın en başında gelir çoğumuzun. Her gece provasını yaparız oysaki.
    “Derken ölüm kabusu tüm gerçekliğiyle çıka gelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!” Kaf:50/19

    Bir çok şey söyleriz, mesela; “son nefesini verdi”, “nalları dikti”, “hesabı kapattı”, “göç etti”, “vefat etti”, “aramızdan ayrıldı”, “bu hayattan göçtü” gibi onlarca karşılığı vardır bu hakikatın ama genellikle “öldü” kelimesini direk kullanmayı tercih etmeyiz. Neden? Saklıyor muyuz? bu gerçeği kendimizden. Korkuyor muyuz? ölümden. Bunun cevabını verecek yetkinlikte biri değilim, ve dahası bunun cevabının bu yazıda, başka bir yazıda, başka bir videoda ya da bir kişinin yazdığı herhangi bir kitapta olduğunu da düşünmüyorum. Bunun cevabını kişi sadece kendinde bulabilir. Tabi cevaba giden yolda da yaşam amacını kendisine sorması ve cevabını alması gerekir. Bu yolda da ona yardımcı olabilecek cevabı dinde ve inandığı gerçeklerde arayabilir insanoğlu. Ama bu sorunun cevabı kesinlikle burada değil. Bu yazıda hayatımızın her anında olmasına rağmen kaçtığımız gerçeği kendimizi hatırlatacağım sadece.

    Şuan yaşayan ve akil bali olan, düşünüp akıl yürütebilen tüm insaoğluna sorsaydık, “Yarın sabah gün doğumuna kadar yaşayacağına garanti verebilir misiniz?” ve yine aynı kalabalığa deseydik ki, “Ölüme hazır olduğunu düşünen var mı?”. İşte muhtemelen ölümden ziyade bu sorulardan kaçıyoruz. Ölmekten değil de ölüme hazırlıksız yakalanmaktan korkuyoruz belkide. Çünkü biliyoruz ki, hepimiz ölecek yaştayız. Konuşmayız ölümü zorunda kalmadıkça, susarız ölüm varsa eğer. Çocuğu, genci, yetişkini, yaşlısı, fakiri, zengini, işçisi, işvereni, bileni ve bilmeyeni herkes susar ölüm konuşulunca bir ortamda. Çünkü ölüm tüm seslerden daha çok şey anlatır insana düşündüğümüzde, en gür ses ölümün sesidir, oysa ki biz buna “ölüm sessizliği” deriz, ne garip.

    Peki neden korkuyoruz ölümden? Ölüm kötü müdür? bir şeyin kötü ve ya iyi olabilmesi yani o şey hakkında fikir beyan edebilmemiz için onu tecrübe etmemiz gerekmez mi? Tüm insanlığın hayatında hiç tecrübe edemediği tek şey belki de ölüm değil midir? Bir insan kaç kere öldü ki, ölümü sadece şüphe ile onun hakkında kötü kanaat beslemek ve bunu bir karar olarak benimsemek doğru olsun? Eğer hayatımız kötüyse galiba o zaman ölüme kötü bakıyoruz. Ölülerin arkasından söylenen ve sıkça duymaya alıştığımız bazı kalıp cümleler vardır. Ve bu kalıplar kullanıldığında ya da kullandığımızda hiç te yadırgamayız. “erken kaybettik”, “çok erken oldu”, “daha vakti vardı”, “göreceği şeyler vardı”, “bu dünyaya doyamadan gitti”, “ölüm hiç yakışmadı”, “hiç beklemiyorduk” gibi kalıplar. Biz ölülerimize “rahat uyu” deriz, ancak onların hiç uyumamak üzere uyandığı gerçeğini gözden kaçırırız. İbnü’l Arabî keşfen sahih kabul ettiği bir hadisle Peygamber efendimiz bu düşünceye işaret eder: “İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar.”

    Rüya görürken ne hissediyoruz? Mutluluk, acı, hüzün, korku, dünyevi hislerin birçğunu hissederiz rüyalarımızda ve o esnada hiç rüya görüyor gibi miyiz? Uyandığımızda ise tüm bunları “rüya” diye tabir ettiğimiz bir yanılsama ile açıklarız. Peki kim karşı çıkabilir ki, tabiri caiz ise tüm bu dünya yaşantımızın, daha mukaddes ve sonsuz bir hayattaki bir gecelik bir rüyasından ibaret olmadığını?

    Ölüm, yeniden doğmak için toprağa düşmektir. Ana rahmindekinin ölüm sandığı dünyadakine göre doğumdur. İnsanın ölüm sandığı da ahirete göre doğumdur. İnsanın ana rahim hayatı ölür, dünya rahmine düşer, dünya hayatı ölür, ahiret rahmine düşer. Ölmek doğmak, dirilmektir aslında. Ölüm, kalkmak için yatmak, uyanmak için uyumak, kavuşmak için ayrılmak, tutmak için sıçramaktır. Ölüm, tebdil-i mekandır. Ölüm hicrettir. Ruhun eskimiş yuvasından çıkıp, ait olduğu aleme hicretidir. Ölüm, yalandan gerçeğe, sahteden asla, geçiciden kalıcıya, suni hazlardan tabii hazlara, yalan bir hayattan gerçek bir hayata geçiştir. Bunun neresi kötü?
    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber.Necip Fazıl KISAKÜREK

    Yazılan her harf geleceğinize bir köprüdür mottosuyla başladığım “Geleceğe Mektup” serimin ilk yazısında, hayata küçük bir virgül koyup kısa bir soluklanma ve düşünme fırsatını kendime tanımak istedim. Kendimizi gerçekleştirme yolunda acı hakikatlardan ve sorulardan kaçmayarak, bize sorulmasına fırsat verebilmemiz dileğiyle…

    http://tektirnak.com/...kten-kactigi-gercek/

    tek tırnak
  • 95 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi·
    Modern İran edebiyatının kurucularından Sâdık Hidayet'le, en yakın arkadaşlarımdan birinin önerisi sayesinde tanıştığım kitap. Aynı zamanda da final haftasından çıkmış olmanın yarattığı rahatlıkla kısa bir şeyler okuma isteğindeyken seçtiğim, ama dolu dolu içeriğiyle beni şaşırtan kitap.

    Çekinerek söylemem gerekirse ne Kör Baykuş ne de Sâdık Hidayet hakkında bir bilgiye sahiptim, kitabı daha önceden duymuş olmama rağmen. Açıkçası arkadaşım bir anda okumam için önerirken elime tutuşturmamış olsaydı da okumaya cesaret edebilir miydim bilmiyordum. Galiba içten içe kitabın benim için okumasının güç olacağını hissetmiştim. Nitekim, kitabı bitireli birkaç dakika oldu ve hakkındaki duygu ve düşüncelerim tazeyken bir inceleme yazmak için buraya oturduğumda güçlüğü hâlâ çekiyorum.

    Kör Baykuş anlaması zor bir kitap ama anlatabilmesi, anlaşılmasından ayrı olarak çok daha zor. Bilerek burada herhangi bir puanlamada bulunmadım çünkü kitabı beğenmediğimi söylemem imkânsız fakat beğendiğimi söylemem de zor. Çok arada kaldım. Tekrar okumam gerektiğinden eminim ama ikinci sefer yaptığım okumanın da Kör Baykuş'un sayfaları arasındaki bütün o yoğun anlamı çözmek için yeterli olacağını da sanmıyorum. Bana kalırsa belirli aralıklar dahilinde tekrar tekrar okunması gereken bir ve her okunuşta öncekinde bulamadığımız anlamlar keşfedebileceğimiz bir kitap.

    "Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar." Kitap bu cümleyle başlıyor ve buna bağlı olarak kitabın içine çekileceğimi hissetmiştim. Ne doğru bildim ne de yanıldım. Kitap o kadar karanlık bir noktada başlıyor ve çevirdiğim her sayfada yeni bir karanlığa gömülürken sizi de beraberinde çekiyordu ki ne kitabı kapatıp bırakabilmeniz ne de devam edebilmeniz mümkün oluyordu bazen. Bu zamana kadar okuduğum en farklı, en sıradışı ve en çarpıcı roman olduğunu söyleyebilirim. Özellikle ölüm üzerine yapılmış tabirler kimi zaman ürkmeme neden oluyordu. Anlatıcınının zihin dünyasında çıktığımız yolculuk yer ve zamanın, gerçekle hayalin belirgin olmadığı bulanık bir çizgi üzerinde ilerliyordu. Okurken bazen kafam çok karışıyordu ama bazen de aydınlandığımı, bir şeyleri anladığımı hissediyordum. Kitapla ilgili tüm düşünce ve hislerim çok ortada kaldı, şu an bunu bir kez daha fark ettim.

    Sâdık Hidayet'in duygusal zekâsının son derece yüksek olduğunu düşünüyorum, zira bir bütün olarak ele aldığımızda böylesine büyük bir eseri herkesin yazabileceğine pek inanmıyorum. Sonsöz olarak yakın dostunun yazdığı yazıyı okuduğumda, Hidayet'in bu kitabı kendi iç dünyasının bir yansıması niyetinde yazıp oluşturduğu fikrine kapılmam da kaçınılmaz. Bozorg Alevî'nin de söylediği gibi: "Kör Baykuş, işte bu haykırıştan, insan acı ve kaygılarının anlamından başka bir şey midir?"

    <<Güzelliği ve gerçeği arama çabasından mahvolup giden yılgın adam, sonunda bizzat kötülük ifriti çıkar.>>

    Bu hem kitabın, hem de Sâdık Hidayet'in kendini kendinden kurtardığı yaşamını genelleyebilmeye zayıf da olsa yetebilecek tek cümle niteliğindedir. Ayrıca eğer ki kitabı okursanız, lütfen sonsöz kısmını atlamayın. Zira kitaptaki karakterin yaptığı veya düşündüğü birtakım şeyler, Sâdık Hidayet'in kişiliğinin yanlış anlaşılmasına sebep olabilir.
  • Abel Sánchez -Tutkulu Bir Aşk Hikâyesi- / Tula Teyze
    Aforizmalar
    Aforizmalar – Ciltli
    Aias
    Aias Ciltli
    Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
    Akıl Çağı
    Akıl Çağı Ciltli
    Akıl ve Tutku
    Akıl ve Tutku Ciltli
    Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler
    Alçakgönüllü Bir Öneri
    Alçakgönüllü Bir Öneri Ciltli
    Alman Göçmenlerin Sohbetleri
    Almanya Üzerine
    Almanya Üzerine – Ciltli
    Amphitryon –Molière’den Esinlenmiş Bir Komedi-
    Anabasis – On Binler’in Dönüşü –
    Andromakhe
    Anna Karenina
    Antigone
    Antigone Ciltli
    Antonius ve Kleopatra
    Argonautika
    Argonautika – Ciltli
    Ars Poetica –Şiir Sanatı-
    Âşık Şeytan
    Aşk Sanatı
    Aşk Sanatı Ciltli
    Aşk ve Anlatı Şiirleri
    Aşkın Emeği Boşuna
    Atebetü’l-Hakayık
    Atinalı Timon
    Atinalıların Devleti
    Atomcu Felsefe Fragmanları
    Avcının Notları
    Ayı -Dokuz Kısa Oyun-
    Babalar ve Oğullar
    Bâbil Hemeroloji Serisi
    Bâbil Yaratılış Destanı –Enuma Eliş-
    Bakkhalar
    Bakkhalar Ciltli
    Başkanın Ziyafeti – Parasızlık – Bekâr
    Baştan Çıkarıcının Günlüğü
    Beyaz Geceler
    Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine
    Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev
    Binbir Hayalet
    Binbir Hayalet Ciltli
    Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun -Petersburg Öyküleri ve Fayton-
    Bir Havva Kızı
    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü
    Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları
    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    Bizans’ın Gizli Tarihi
    Boris Godunov
    Böyle Söyledi Zerdüşt
    Budala
    Bütün Fragmanlar
    Bütün Şiirleri -Veronalı Catullus’un Kitabı-
    Büyük Oyunlar
    Büyük Timurlenk I-II
    Cardenio
    Carmilla
    Cennetin Anahtarları – Seçme Şiirler –
    Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar
    Çimen Yaprakları
    Cimri
    Çocukluk
    Coriolanus’un Tragedyası
    Cymbeline
    Cyrano De Bergerac
    Danton’un Ölümü
    David Copperfield
    David Strauss, İtirafçı ve Yazar Zamana Aykırı Bakışlar-1
    Dede Korkut Hikâyeleri – Kitab-ı Dedem Korkut
    Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
    Değirmenimden Mektuplar
    Deliliğe Övgü
    Denemeler
    Denemeler – Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü
    Deniz İşçileri
    Devlet
    Dhammapada
    Dhammapada – Ciltli
    Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    Dillerin Kökeni Üstüne Deneme
    Dionysos Dithyrambosları
    Diriliş
    Dîvân
    Dîvân-ı Kebîr
    Doksan Beş Tez (Latince – Türkçe)
    Dorian Gray’in Portresi
    Dörtlükler -Rubailer-
    Dostluk Üzerine
    Düello -Bütün Öyküler-
    Duino Ağıtları
    Duino Ağıtları (Almanca-Türkçe)
    Duman
    Düşünceler
    Düzyazı Fabllar
    Ecce Homo – Kişi Nasıl Kendisi Olur
    Ecinniler
    Efendi ile Uşağı – Bir Toprak Sahibinin Sabahı –
    Eğitici Olarak Schopenhauer Zamana Aykırı Bakışlar-3
    Elektra
    Emile
    Enkheiridion
    Ermiş Antonius ve Şeytan
    Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar
    Eugénie Grandet
    Ev Sahibesi
    Evde Kalmış Kız
    Evlenme Kumarbazlar
    Ezilenler
    Felsefe Konuşmaları
    Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
    Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün
    Fırtına
    Fragmanlar
    Frankenstein ya da Modern Prometheus
    Galib Dîvânı
    Gargantua
    Geceye Övgüler (Almanca-Türkçe)
    Genç Werther’in Acıları
    Gençlik
    George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?
    Germinal
    Gezgin Satıcı
    Gezgin ve Gölgesi – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Gılgamış Destanı
    Gılgamış Hikâyeleri
    Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine
    Gorgias
    Goriot Baba
    Gulliver’in Gezileri
    Gülme
    Gülşen-i Râz (Metni ve Şerhi)
    Gurur ve Önyargı
    Güvercinin Kanatları
    Güzel Dost
    Hacı Murat
    Hafız Dîvânı
    Hagakure: Saklı Yapraklar – Mücadele, Şeref ve Sadakat
    Ham Toprak
    Hamlet
    Hançer -Seçme Şiir ve Manzumeler-
    Hastalık Hastası
    Hayat Bir Rüyadır
    Hayvanlaşan İnsan
    Hırçın Kız
    Hırçın Kız Ciltli
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim)
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim) Ciltli
    Hophopname (Seçmeler)
    Hophopname (Seçmeler) Ciltli
    Hükümdar
    Hükümdar Ciltli
    Hüsn ü Aşk
    Hüsn ü Aşk Ciltli
    İdeal Devlet
    İdeal Devlet – Ciltli
    II. Edward – Ciltli
    II. Richard
    II. Richard Ciltli
    II.Edward
    III. Richard
    III. Richard Ciltli
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog Ciltli
    İki Kıyının Avaresi
    İki Kıyının Avaresi – Ciltli
    İki Oyun Brand-Peer Gynt
    İki Oyun Brand-Peer Gynt Ciltli
    İki Soylu Akraba
    İki Soylu Akraba – Ciltli
    İlâhiname
    İlâhiname Ciltli
    İlimlerin Sayımı
    İlimlerin Sayımı – Ciltli
    İlkgençlik
    İlkgençlik – Ciltli
    Illuminations (Fransızca-Türkçe)
    Illuminations (Fransızca-Türkçe) Ciltli
    İlyada
    İlyada Ciltli
    İnsan Neyle Yaşar?
    İnsan Neyle Yaşar? – Ciltli
    İnsanca, Pek İnsanca-1
    İnsanca, Pek İnsanca-1 Ciltli
    İnsandan Kaçan
    İnsandan Kaçan Ciltli
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma – Ciltli
    İphigenia Aulis’te
    İphigenia Aulis’te – Ciltli
    İphigenia Tauris’te
    İphigenia Tauris’te – Ciltli
    İran Mektupları
    İran Mektupları – Ciltli
    İskender – Sezar
    İskender – Sezar – Paralel Hayatlar – Ciltli
    İskendernâme
    İskendernâme – Ciltli
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri Ciltli
    İvan İlyiç’in Ölümü
    İvan İlyiç’in Ölümü Ciltli
    İyinin ve Kötünün Ötesinde
    İyinin ve Kötünün Ötesinde – Ciltli
    Joseph Andrews
    Joseph Andrews Ciltli
    Judith
    Judith – Ciltli
    Julius Caesar
    Julius Caesar Ciltli
    Kaderci Jacques ve Efendisi
    Kaderci Jacques ve Efendisi Ciltli
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi Ciltli
    Kadın Mebuslar
    Kadın Mebuslar – Ciltli
    Kadınlar Mektebi
    Kadınlar Mektebi Ciltli
    Kafkas Tutsağı
    Kafkas Tutsağı Ciltli
    Kamelyalı Kadın
    Kamelyalı Kadın Ciltli
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe)
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe) Ciltli
    Kanunların Ruhu Üzerine
    Kanunların Ruhu Üzerine – Ciltli
    Karabasan Manastırı
    Karabasan Manastırı – Ciltli
    Karamazov Kardeşler
    Karamazov Kardeşler Ciltli
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2 Ciltli
    Kartaca Kraliçesi Dido
    Kartaca Kraliçesi Dido – Ciltli
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler-
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler- Ciltli
    Kâtip Bartleby
    Kâtip Bartleby – Ciltli
    Kaygı Kavramı
    Kaygı Kavramı Ciltli
    Kazaklar
    Kazaklar – Ciltli
    Kendime Düşünceler
    Kendime Düşünceler – Ciltli
    Kerem ile Aslı
    Kerem ile Aslı Ciltli
    Kibarlık Budalası
    Kibarlık Budalası – Ciltli
    Kırmızı ve Siyah
    Kırmızı ve Siyah Ciltli
    Kış Masalı
    Kış Masalı Ciltli
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler Ciltli
    Kısasa Kısas
    Kısasa Kısas Ciltli
    Kitap Adı
    Kitlelerin Ayaklanması
    Kitlelerin Ayaklanması Ciltli
    Klara Miliç
    Klara Miliç – Ciltli
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın – Otuz Yedi Seçme Öykü Ciltli
    Körler Üzerine Mektup
    Körler Üzerine Mektup – Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup Ciltli
    Kötülük Çiçekleri
    Kötülük Çiçekleri – Ciltli
    Kral IV. Henry -I-
    Kral IV. Henry -I- Ciltli
    Kral IV. Henry -II-
    Kral IV. Henry -II- Ciltli
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü Ciltli
    Kral Lear
    Kral Lear Ciltli
    Kral Oidipus
    Kral Oidipus Ciltli
    Kral V. Henry
    Kral V. Henry Ciltli
    Kral VI. Henry – II –
    Kral VI. Henry – III –
    Kral VI. Henry – III – Ciltli
    Kral VI. Henry -I-
    Kral VI. Henry -I- Ciltli
    Kral VI. Henry -II- Ciltli
    Kral VIII. Henry
    Kral VIII. Henry Ciltli
    Kreutzer Sonat
    Kreutzer Sonat Ciltli
    Kritovulos Tarihi (1451-1467)
    Kritovulos Tarihi (1451-1467) – Ciltli
    Kum Adam – Seçme Masallar
    Kum Adam – Seçme Masallar – Ciltli
    Kumarbaz
    Kumarbaz Ciltli
    Kuru Gürültü
    Kuru Gürültü Ciltli
    Kutadgu Bilig
    Kutadgu Bilig – Ciltli
    Lokantacı Kadın
    Lokantacı Kadın – Ciltli
    Lorenzaccio
    Lorenzaccio – Ciltli
    Louis Lambert
    Louis Lambert Ciltli
    Lykurgos’un Hayatı
    Lykurgos’un Hayatı Ciltli
    Macbeth
    Macbeth Ciltli
    Madame Bovary
    Madame Bovary – Ciltli –
    Mahşerin Dört Atlısı
    Mahşerin Dört Atlısı Ciltli
    Mālavikā ve Agnimitra
    Mālavikā ve Agnimitra Ciltli
    Maltalı Yahudi
    Maltalı Yahudi – Ciltli –
    Mantık Al-Tayr
    Mantık Al-Tayr Ciltli
    Marianne’in Kalbi
    Marianne’in Kalbi Ciltli
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu)
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu) Ciltli
    Masallar
    Masallar -Bütün Ezop Masalları-
    Masallar -Bütün Ezop Masalları- Ciltli
    Masallar Ciltli
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe)
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Matmazel De Scudéry
    Matmazel De Scudéry – Ciltli
    Medea – Euripides
    Medea – Euripides Ciltli
    Medea (Latince-Türkçe)
    Medea (Latince-Türkçe) Ciltli
    Milletlerin Zenginliği
    Milletlerin Zenginliği Ciltli
    Mimoslar
    Mimoslar – Ciltli
    Modeste Mignon
    Modeste Mignon Ciltli
    Monadoloji
    Monadoloji – Ciltli
    Monte Cristo Kontu – 2 Cilt
    Monte Cristo Kontu – Ciltli – 2 Cilt
    Müfettiş
    Müfettiş Ciltli
    Mülkiyet Nedir?
    Mülkiyet Nedir? Ciltli
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü Ciltli
    Mutlak Peşinde
    Mutlak Peşinde Ciltli
    Mutlu Prens – Bütün Masallar, Bütün Öyküler
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine – Ciltli
    Mutluluğun Kazanılması
    Mutluluğun Kazanılması – Ciltli
    Nana
    Nana – Ciltli
    Nasıl Hoşunuza Giderse
    Nasıl Hoşunuza Giderse Ciltli
    Northanger Manastırı
    Northanger Manastırı Ciltli
    Notre Dame’ın Kamburu
    Notre Dame’ın Kamburu Ciltli
    Oblomov
    Oblomov Ciltli
    Odysseia
    Odysseia Ciltli
    Oidipus Kolonos’ta
    Oidipus Kolonos’ta – Ciltli
    Olmedo Şövalyesi
    Olmedo Şövalyesi Ciltli
    Ölü Canlar
    Ölü Canlar Ciltli
    Ölüler Evinden Anılar
    Ölüler Evinden Anılar Ciltli
    On İkinci Gece
    On İkinci Gece Ciltli
    Önemsiz Bir Kadın
    Önemsiz Bir Kadın – Ciltli
    Öteki
    Öteki Ciltli
    Othello
    Othello Ciltli
    Otranto Şatosu
    Otranto Şatosu – Ciltli
    Özel Günceler
    Özel Günceler – Apaçık Yüreğim – (Ciltli)
    Pantagruel
    Pantagruel – Ciltli
    Para Üzerine Bir İnceleme
    Para Üzerine Bir İnceleme Ciltli
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero – Ciltli
    Paris Sıkıntısı
    Paris Sıkıntısı Ciltli
    Paris’te Katliam
    Paris’te Katliam – Ciltli
    Parma Manastırı
    Parma Manastırı – Ciltli
    Paul ile Virginie
    Paul ile Virginie – Ciltli
    Pazartesi Hikâyeleri
    Pazartesi Hikâyeleri Ciltli
    Pericles
    Pericles Ciltli
    Phaedra (Latince-Türkçe)
    Phaedra (Latince-Türkçe) Ciltli
    Phaidros
    Phaidros – Ciltli
    Philoktetes
    Philoktetes – Ciltli
    Pierrette
    Pierrette Ciltli
    Ploutos (Servet)
    Ploutos (Servet) – Ciltli
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne–
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne– Ciltli
    Pragmatizm –Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Pragmatizm -Ciltli- Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Profesör
    Profesör Ciltli
    Putların Alacakaranlığı
    Putların Alacakaranlığı Ciltli
    Pyrrhonculuğun Esasları
    Pyrrhonculuğun Esasları – Ciltli
    Rahibe
    Rahibe – Ciltli
    Rameau’nun Yeğeni
    Rameau’nun Yeğeni Ciltli
    Resos
    Resos Ciltli
    Retorik
    Retorik – Ciltli
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4 – Ciltli
    Rigveda
    Rigveda – Ciltli
    Robinson Crusoe
    Robinson Crusoe Ciltli
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler – Ciltli
    Romeo ve Juliet
    Romeo ve Juliet Ciltli
    Rubailer
    Rubailer Ciltli
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri Ciltli
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı –
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı – Ciltli
    Sağduyu
    Sağduyu – Ciltli
    Sainte-Hermine Şövalyesi
    Sainte-Hermine Şövalyesi – Ciltli
    Şam Tarihine Zeyl
    Şam Tarihine Zeyl – I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi – Ciltli
    Şamdancı
    Şamdancı – Ciltli
    Sanat Nedir?
    Sanat Nedir? Ciltli
    Sapho
    Sapho Ciltli
    Şarkılar
    Şarkılar – Ciltli
    Sarrasine
    Sarrasine – Ciltli
    Savaş Sanatı
    Savaş Sanatı Ciltli
    Savaş ve Barış 2 Cilt
    Savaş ve Barış 2 Cilt – Ciltli
    Seçme Aforizmalar
    Seçme Aforizmalar Ciltli
    Seçme Masallar
    Seçme Masallar Ciltli
    Seçme Öyküler
    Seçme Öyküler Ciltli
    Seçme Şiirler
    Seçme Şiirler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Sefiller – 2 Cilt
    Sefiller – 2 Cilt Kutulu – Ciltli
    Sevgililer
    Sevgililer Ciltli
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir – Ciltli
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe)
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe) Ciltli
    Seyir Defterleri
    Seyir Defterleri – Ciltli
    Şiirler – Bütün Fragmanlar
    Şiirler – Bütün Fragmanlar – Ciltli
    Silas Marner
    Silas Marner Ciltli
    Sis
    Sis Ciltli
    Sistem Olarak Tarih
    Sistem Olarak Tarih Ciltli
    Sivastopol
    Sivastopol Ciltli
    Siyah İnci
    Siyah İnci – Ciltli
    Siyah Lale
    Siyah Lale – Ciltli
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri Ciltli
    Siyasetname
    Siyasetname Ciltli
    Sokrates’in Savunması
    Sokrates’in Savunması Ciltli
    Şölen – Dostluk
    Şölen – Dostluk Ciltli
    Soneler (İngilizce-Türkçe)
    Soneler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Stepançikovo Köyü
    Stepançikovo Köyü Ciltli
    Suç ve Ceza
    Suç ve Ceza Ciltli
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda – Ciltli
    Suttanipāta
    Suttanipāta – Ciltli
    Suyu Bulandıran Kız
    Suyu Bulandıran Kız Ciltli
    Tao Te Ching
    Tao Te Ching – Ciltli
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri Ciltli
    Tarih
    Tarih Ciltli
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2 – Ciltli
    Theogonia – İşler ve Günler
    Theogonia – İşler ve Günler – Ciltli
    Thérèse ve Laurent
    Thérèse ve Laurent Ciltli
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar –
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar – Ciltli
    Tılsımlı Deri
    Tılsımlı Deri Ciltli
    Titus Andronicus
    Titus Andronicus Ciltli
    Toplum Sözleşmesi
    Toplum Sözleşmesi Ciltli
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika)
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika) Ciltli
    Tragedyanın Doğuşu
    Tragedyanın Doğuşu Ciltli
    Trakhisli Kadınlar
    Trakhisli Kadınlar Ciltli
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe)
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe) Ciltli
    Troilus ve Cressida
    Troilus ve Cressida Ciltli
    Üç Ölüm
    Üç Ölüm Ciltli
    Üç Silahşor
    Üç Silahşor Ciltli
    Upanishadlar
    Upanishadlar Ciltli
    Ursule Mirouët
    Ursule Mirouët Ciltli
    Utopia
    Utopia Ciltli
    Vadideki Zambak
    Vadideki Zambak – Ciltli
    Veba Yılı Günlüğü
    Veba Yılı Günlüğü – Ciltli
    Venedik Taciri
    Venedik Taciri Ciltli
    Veronalı İki Soylu Delikanlı
    Veronalı İki Soylu Delikanlı Ciltli
    Windsor’un Şen Kadınları
    Windsor’un Şen Kadınları – Ciltli
    Yakarıcılar
    Yakarıcılar Ciltli
    Yanlışlıklar Komedyası
    Yanlışlıklar Komedyası Ciltli
    Yarat Ey Sanatçı
    Yarat Ey Sanatçı – Şiirler, Roma Ağıtları, Akhilleus (Almanca-Türkçe) Ciltli
    Yasalar Üzerine
    Yasalar Üzerine – Ciltli
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar Ciltli
    Yaşama Sevinci
    Yaşama Sevinci Ciltli
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat Ciltli
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar Ciltli
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine – Ciltli
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe)
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe) – Ciltli
    Yeraltından Notlar
    Yeraltından Notlar Ciltli
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe)
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe) Ciltli
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü – Ciltli
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin Ciltli
    Yüce Sultan
    Yüce Sultan Ciltli
    Yükümlülükler Üzerine
    Yükümlülükler Üzerine Ciltli
    Yunus Emre
    Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri Ciltli
    Yürek Burgusu
    Yürek Burgusu Ciltli
    Yüzbaşının Kızı
    Yüzbaşının Kızı -Bütün Öyküler Bütün Romanlar- Ciltli
    Zincire Vurulmuş Prometheus
    Zincire Vurulmuş Prometheus Ciltli
  • Merhaba Arkadaşlar,
    Aşağıda paylaştığım hikâye, 100 ülkede 100 türkü çığırmak amacıyla kendisini yollara vuran/arayan bir gezginin hikâyesidir. Takip etmek isteyenler için hikâye sonunda arkadaşın youtube ve instangram adresleri vardır.
    Sabırla hikâyeyi bitirmenizi öneririm.

    İLKESİZ VE TUTARSIZ OLMAK AHLÂKÎ MİDİR?

    Kuşluk vakti güneşi gökyüzü mü, deniz mi olduğu açık seçilemeyen, beyaza çalan bir mavilikte yüzüyor; gittikçe yoğunlaşan sıcak bir buğunun içinden, etrafa boğuk bir ışık saçıyordu. Ara ara arabayı sarsan kasisler dışında, kimi zaman rengini bile yitiren bu cansız mavilik, kesintisiz, dipsiz bir uzay boşluğu hissini veriyordu.

    Putri, beş saatlik yol boyunca ağzını bile açmamıştı. Güzel veya çirkin olduğuna karar veremediğim yüzü, karakteristik ifadelerle yüklüydü. Kapakları etli kapkara gözlerinin yankısı, öylesine güçlüydü ki bakışlarını üzerime diktiğinde, zihnime vuruyordu. Açık kahve teninin üzerinde belli belirsiz seçilebilen ipeksi tüyleri, yüzüne doğal bir çekicilik katıyordu. Alınmamış kaşları, gelişi güzel başını örttüğü siyah başörtüsü ve vücudunu örtmenin dışında misyon yüklemediği uyumsuz kıyafetleriyle, adeta kendisinde görülmeye değer, akıl ve mantık ilkelerinin çöktüğü bir iç dünyaya insanları davet etmek istiyordu.
    "Üzerinde bulunduğumuz köprü, Güney Asya'nın en uzun köprüsü." dedi.
    Konuşmuş olmak için bu bilgiyi verdiği her halinden belliydi. Gözlerini yoldan ayırıp bana baktı:
    "Yirmi dört km uzunluğunda." diye devam etti.
    Uzun bir sessizlikten sonra kurduğu cümlenin, üzerimde bıraktığı etkiyi ölçmek için yüzümü inceliyordu. Onun bu çabası, içimi çocukça bir sevinçle doldurdu:
    "Bence biraz daha yavaş gitmeliyiz." dedim.
    "Manzara öylesine sıra dışı ki, hemen bitmesin."
    Putri, ayağını gazdan çekti; fakat artık bir yararı yoktu. Lüks araba, çoktan mesafenin çoğunu yutmuş, etrafı saran buğuyu, adanın hemen kıyısından itibaren yükselen binalar, delik deşik etmeye başlamıştı.
    "İnsan elinden çıkmış yapıların kirletmediği bir dünyaya bakmak, güzeldi." dedim.
    Putri kahkaha attı:
    İnsan yapımı bir köprünün üzerinde giden, insan yapımı bir arabanın içindeydin." dedi.
    "O sendin, ben değildim." dedim.
    "Çok saçma." diye omuz silkti.

    Son bir aydır Putri'nin evinde kalıyordum. Penang diye bir eyaletin olduğunu ondan öğrenmiştim. Georgetown'ı ziyaret etmemi şiddetle öneriyordu. Kedah eyaletinde, onun katılması gereken bir haftalık seminerin tarihi netleşince, bugün şafakla birlikte yola çıkmış, beni de aynı istikamette bulunan Penang'a bırakmak için yanına almıştı.

    Köprüyü geçmiş, Penang'a varmıştık.
    "Kalacak yer ayarladın mı?" diye sordu.
    "Evet." dedim.
    "Seni oraya kadar bırakayım." dedi.
    Kalacağım yerin konumunu ona gönderdim. Telefonundan açıp baktı:
    "Adanın ta diğer ucunda!"
    "Oraya yol yok." dedi.
    "Milli parkın arkasında kaldığı için, tekne kiralaman gerekiyor veya yürüyeceksin."
    "Yürürüm" dedim.
    Putri, beni milli parkın girişinde bırakıp yoluna devam etti.

    Kimi zaman dar patikalardan geçmek zorunda olduğum ormanın içinde, bir buçuk saat kadar yürüdükten sonra, evinde konaklayacağım adamın bana gönderdiği konuma ve fotoğraflar üzerinde işaret ettiği bölgeye vardım. Duvarları bambu ağacından, çatısı ise tung ağacı yapraklarından örülmüş evin içinden elektrikli süpürge sesi geliyordu. Girişi bulmak için evin etrafını dolandım. Zili çaldım, duyulmadı. Geri çekilip etrafa bakındım. Etrafta başka yapılaşma yoktu. Elektrikli süpürgenin sesi kesilir kesilmez tekrar zili çaldım. Otuzlu yaşlarda, tepeden saçları dökük, Hint asıllı, göbekli bir adam kapıyı açtı. Sıkılgan bir tavır eşliğinde beni içeri buyur edip, buzlu su ikram etti. Evin içi, dış görüntüsünün aksine modern mobilyalar ve lüks elektronik cihazlarla donatılmıştı. Salondaki beyaz deri koltuğa oturdum. Adam ayakta dikiliyor, ben konuşmadıkça, benimle iletişim kurma ihtiyacı duymuyor, sorduğum soruları, bakışlarını benden kaçırarak cevaplıyordu. Eve gelen misafire, mesafeli bir tavır takınan hizmetçi veya temizlikçi izlenimini uyandırıyordu. Ayrıca, kapı açılmadan önce, elektirikli süpürge sesinin gelmesi, evin özgün mimarisi ve zengin işi döşemesiyle adamın giyiminin uyumsuzluğu, bu izlenimi güçlendiriyordu. Bunun üzerine:
    "Flavio evde mi?" diye sordum.
    "Flavio benim." dedi.
    Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Durumu kurtarmaya çalışarak:
    "Telefonda sesin farklı gelmişti sanki." diyebildim.
    Karşımdakinin yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.

    Gece, odaya geçip yatağa uzandım. Çok geçmeden, Flavio odaya girdi ve soyunmaya başladı. Onun, üstünü değiştirdikten sonra karşıdaki odaya geçeceğini düşünüyordum. Geldi ve yanıma uzandı. Kenara çekildim. Bir an yanlışlıkla onun odasına girdiğimi sandım. Telaşla:
    "Kusura bakma." dedim.
    "Sanırım odaları karıştırdım. Karşıdaki odaya mı geçmem gerekiyordu?"
    "Hayır." dedi.
    "İkimiz de burada yatacağız. Diğer odadaki yatağı kirletmek istemiyorum." diye sakin bir üslupla devam etti.
    "O halde ben yerde yatmak istiyorum." dedim.
    Flavio'nun birden suratı düştü:
    "Merak etme, sana dokunacak değilim." diye çıkıştı.
    Matımı yere sererken:
    "Onu ima etmedim." dedim.
    Tekrar tekrar özür dileyip, yerde yatarsam daha rahat edeceğimi söyledim.
    Flavio, hiçbir şey demeden, sadece ışığı kapatmakla yetindi...

    Küçük çantamı yastık yapıp sağıma yattım. Odanın içi zifiri karanlıktı. Ormanın odaya dolan tekdüze uğultusunu, ara ara Flavio'nun düzensiz nefes alışverişleri bölüyordu. Flavio'nun bu son davranışı beni tedirgin etmiş, onun diğer hallerine şüpheyle bakmaya sevk etmişti. Altı aydır burada yaşadığını söylüyordu; fakat yerleşim yerinden bu denli uzak bir evin mutfağında, ne kap kacak vardı ne de daha önce yemek pişirildiğine dair bir emare görülüyordu. Yine, mimar olduğunu ve bu evin projesini kendisinin çizdiğini söylüyordu; fakat hayranlık uyandıran böyle özgün bir mimariyi tasarlayacak bir birikime sahip olduğu kanaati, onunla geçirdiğim bir günün sonunda, nedense bende hasıl olmamıştı.

    Yorgun olmama rağmen uyuyamıyor, Flavio ile yüz yüze gelmekten kaçındığım için, uzun süredir sırtım dönük yattığım sağ tarafımı, boydan boya bir ağrı sarmıştı; fakat fiziksel yetersizliklerin yarattığı hoşnutsuzluğun bir eşiği vardı. O eşiği aşmak için bünyeden hâli, zatı ile kaim bir bilincin varlığına önce güven duymak, sonra da meditasyon yapıyormuşçasına bir rahip sabrıyla beklemek gerekiyordu. Nitekim bir süre sonra, artık ne uyuşan gövdemin ağırlığını ne de zeminin sertliğini hissediyordum. Zaman, buharlaşıp dağılmış; kopuk ve ayrı olduğum varlık bütününün kendisi olmuştum. Yayılan, sınırsız bir genişleme ve büyüme halinde olan egoist bir tanrı edasıyla, derin bir nefes aldım. Nefesimi geri verirken, gün boyu bastırmaya çalıştığım vedalaşma hüznü, denize karşı yükselen bir yalı yar gibi içimde yükseliverdi. Neden? Neden, yol boyunca benle çok az konuşmuş, vedalaşırken ne sarılmış ne de tokalaşmak için elini uzatmıştı? Yalnızca:
    "Güvenli yolcuklar." demişti, yapmacık bir duygusallıkla.
    Neden?

    Gerçi o, öngörülebilir davranışlar sergilemekten uzak bir karektere sahipti. Beni evine davet ettiği ilk geceyi hatırlıyorum: Sabah ezanıyla birlikte yaşanan hareketliliğe uyandığımda, duşunu almış, yatağın ayak ucunun karşısındaki duvarda bulunan antika bir piyanoya paralel serili seccadede ağır ağır namaz kılıyordu. Benim uykum kaçmış, yatakta yarı oturur pozisyonda onu izliyordum. Sağa selam verdi. Abajurun loş ışığıyla buluşan açık kahve teni, tunç rengini aldı. Sonra, usulca sola selam verdi. O pozisyonda, omuzlarına kadar inen siyah başörtüsüyle bir karaltı halinde bir süre hareketsiz kaldı. Göz kapaklarıma ağırlık çökmüş, tekrar uyuklamaya başlamıştım.
    "Gitmeni istiyorum."
    Putri'nin sesi, yüzüme dökülmüş soğuk bir su etkisi yarattı. Yataktan gayriihtiyari fırladım. Kızgınlıktan değil; fakat benden evini terk etmemi isteyen bir yabancı karşısındaki alınganlığımdan, ürkekliğimden. Alelacele üstümü giyindim. Fermuarı yarı açık çantamdan sarkmış bir kaç çamaşırı, çantanın içine sokuşturup, saygılı bir telaşla çantalarımı yüklendim. Putri'ye arkamı dönüp evden çıktım. Alkol ve uyuşturucu sarhoşluğuyla, insanlar beni evlerinden kovmuşlardı; fakat namaz sarhoşluğuyla ilk kez bir yerden kovuluyordum.

    Gün boyu sokaklarda dolaşıp durdum. Akşam, Putri'nin bir mesajı telefonuma düştü:
    "İstersen, geri gelebilirsin."
    "Bir saat içinde orada olurum." diye mesajı cevapladım.

    Yine bir keresinde:
    "Onlara yanaş ve yakından bak, baştan ayağa samimiyetsizlik koktuklarını göreceksin." demişti.
    "Kimler?" diye sormuştum.
    "İlkeli olmaya çalışanlar."
    Belki de haklıydı; kaos üzerine kurulu bir evrende, ilkeli ve tutarlı olmaya çalışmak, beyhude bir çaba olmalıydı. Yorum yapmadan onu dinliyordum.
    "Çıkarları etrafında fırıldak gibi dönen zavallı ruhlardan bahsetmiyorum." diye devam etmişti.
    "Din öğretisi ilkeler ve kurallar üzerine kuruludur, ayrıca kendi içinde tutarlı olmak zorundadır. Sen de dindar göründüğüne göre..."
    Putri, sözümü kesip:
    "Nasıl göründüğüm üzerinden düşüncelerimi kategorize edemezsin." diye bana çıkıştı.
    Putri'nin içinde yaşadığı kültürle uyumlu, namazında niyazında biri olmasına rağmen, aykırı düşüncelere sımsıkı sarılması, onu benim gözümde ilginç bir kişilik kılıyordu. Vahiy, hala modern düşüncede bile, ahlakı besleyen temel kaynaklardan birisi olarak kabul görüyorsa; neden evrenin işleyiş ilkeleri ve kuralları da ahlakın bir kaynağı olarak kabul edilmesindi? Putri'nin, kendi ilkesizliğini ve tutarsızlığını evrendeki kaosa dayandırması, anlaşılabilir bir yaklaşımdı.

    Sabah saat dokuza doğru, Flavio'nun sesiyle uyandım. Kahvaltıyı Georgetown'da yapmayı, sonra da bana etrafı gezdirmeyi öneriyordu. Dün geceki olaydan sonra, bugün ayrılmayı planlıyordum; fakat öncesinde, evinde üç gün kalacağımı söylediğim için, sebep göstermeden hemen ayrılmak, uygun olmayacaktı. Kararımı, günün ilerleyen saatlerine erteledim. Georgetown'a, Flavio'nun arkasında motosikletle giderken, Putri'den bir mesaj aldım. Seminerin ilk iki gününde yoklamanın alınmayacağını yazıyordu.
    "O halde buraya gel, sana ihtiyacım var."
    Mesajı gönderir göndermez pişman oldum. Yüzüm kızardı. Bu ruh halinin etkisiyle, tuhaf sesler çıkarıp söylenmeye başladım. Flavio, bu durumu fırsata çevirmekten geri durmadı. Bana dokunmak için, ona yeni bir fırsat doğmuştu. Motoru kenara çekti. Ellerimi okşayıcı dokunuşlarla tutmaya çalışıyor, sahte bir merakla, "İyi misin?" diye sorup duruyordu. Niyetini bu denli gülünç bir kılıfla örtmeye çalışması, içimde acıma ve kızgınlık duygularının kabarmasına neden oldu. Aman Tanrım! İnsan tanımında skala, ne korkunç genişlikteydi! Bir yandan skalanın en tepesinde Putri, diğer yandan skalanın en altındaki Flavio... Araya, kim bilir, kaç çeşit canlı türü sığdırılabilirdi!

    Georgetown'a varıp küçük bir restuarantta kahvaltıya oturduğumuzda, Putri mesajımı cevapladı:
    "Öğle ezanından sonra yola çıkacağım."
    Putri, günlük hayatta sık kullanılan kavramların, insanın zihin dünyasını şekillendirmekte çok etkili olduğunu söylerdi. Bu yüzden, saat kavramı yerine, namaz vakitleri ile konuşmaya özel bir duyarlılık gösterirdi. "Ezandan sonra" ile "namazdan sonra" arasında fark vardı. İlki, ilgili vaktin hemen sonrasını; ikincisi ise, iki vakit arası harhangi bir zaman dilimini ifade ediyordu.

    Putri, "Vardım." diye mesaj attığında, ikindi sonrasıydı. Flavio ile hâlâ Georgetown'daydık. Putri'nin beni beklediği konuma gitmek için ondan ayrıldığımda:
    "Hava kararmadan evde olmaya çalış, yoksa tekne bulamayabilirsin." diye arkamdan seslendi. Çantam ve sazım Flavio'nun evindeydi. Ona ayrılacağımı henüz söyleyememiştim. Önce Putri'ye olup bitenleri anlatmanın daha doğru olacağını düşünüyordum. Çünkü Flavio'nun gün içinde de devam eden şüpheli ve dengesiz tavırlarını, evden erken ayrılma kararım karşısında göstereceği tepkiye, daha farklı bir biçimde yansıtmasından çekiniyordum...

    Putri'ye olup bitenleri anlattığımda, ilk tepkisi, elleriyle yüzünü kapatıp kahkaha atmak oldu. Sonra, durumun ciddiyetini anlayınca:
    "Merak etme, daha fazla orada kalmak zorunda olmayacaksın." dedi.
    Putri, Georgetown'da iki gecelik bir otel odası tutmuştu.
    "Gel hava kararmadan gidip o adamın evinden eşyalarını alalım." dedi.
    Flavio'ya, beni misafir ettiği için teşekkür mesajı atıp, sakıncası yoksa bu akşam ayrılmak istediğimi yazdım. Neden ayrılmak istediğimi sordu.
    "Arkadaşımla karşılaştım, onun yanında kalacağım." dedim.
    "Madem öyle, başta onun yanında kalacaktın. Evimi bir otel gibi kullandığın için, sanırım senden bir bedel talep etmem gerekecek."
    Mesajı Putri'ye gösterdim.
    "Numarasını ver." dedi. "Onunla ben konuşacağım."
    Flavio'yu aradı. Malayca bir, iki dakika kadar konuştuktan sonra telefonu kapattı:
    "Bu adam hiç normal değil." dedi.
    Hava kararmaya başlamıştı. Putri, Flavio'yla ne konuştuğunu, anlatmıyordu. Israrım karşısında:
    "Acele etmemiz lazım! Sonra anlatırım." dedi. Arabaya atladık. Milli parkın sınırına vardığımızda:
    "Eve girmeden önce beni arayıp telefonun hoparlörünü aç." dedi.
    Şalvarımın fermuarsız ön cebini işaret ederek:
    "Telefonu buraya, baş aşağı koy. Ne olup bittiğini dinlemek istiyorum."
    "Tamam." dedim.
    Ben kayıkla ormanlık alanı geçecektim. Putri ise, milli parkın girişinde beni bekleyecekti. Kayığa bindim. Arkamdan bağırdı:
    "Sakın telefonunu açmadan eve girme."
    "Tamam."
    Kıyıya çıktığımda, kayıkçıya hemen döneceğimi söyleyip, eve yöneldim. Eve yaklaştığımda, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Sim kartın aramalara kapalı, internet paketinin ise aramaları desteklemediğini nasıl hesaba katmamıştım. Putri'ye mesaj attım; fakat mesaj iletilemiyordu. Şebeke yoktu. Bu aksiliğe, tuhaf bir şekilde sevindim. Artık içerde bir şeyler başıma gelecekse, bu benim aptallığım yüzünden olmayacaktı; zira en korktuğum ölüm şekliydi basit ve aptalca hatalara kurban gitmek. Yaşama dipsiz bir arzu ve onur kırıcı bir çabayla tutunurken, aptalca bir hata yüzünden ölmek... Aman Allahım! Yer yüzünde bundan daha zelil bir ölüm şekli var mıdı?

    Hâlâ Putri'yi aramak için bir şansım vardı. Evdeki Wi-Fi'a bağlanmak için kapıya iyice yanaştım. Dün Flavio, şifreyi girerek Wi-Fi'a bağlanmıştı. Telefonum şimdi de otomatik olarak bağlanması gerekiyordu, fakat bağlanamıyordu.
    "Bütün aksilikler aynı anda mı gelir?" diye yakındığımız durumlar, hayatın çok önemli bir sırrına işaret ediyor olmalıydı: Tekamül halinde olan bir yaratıcıya. Çünkü evrimini tamamlamış, öte yandan da dinlerin iddia ettiği gibi, gizemini korumakta ısrarlı bir yaratıcı; amatör bir senaristin bile, seyircideki gerçeklik algısına gölge düşürmemek için bir araya getirmekten kaçındığı tesadüfleri, bu denli amatörce bir yöntemle bir araya getirmemesi gerekirdi.

    Kaygı düzeyim iyice yükselmişti. Acaba Flavio, kafasında benimle ilgili kurduğu plan dâhilinde mi şifreyi değiştirmişti? Tedirginliğim, korkaklığım midemi bulandırıyor. "Aşağılık bir ruhun var." diye söyleniyorum. İntihar düşüncesini, cebinde ülke ülke dolaştıran bir adam, tehlike bile sayılmayacak, sadece bir belirsizlikten ibaret olan bir olay karşısında, bu denli alçalmamalıydı.

    Cesaretimi toplayıp zili çaldım.
    "Kapı açık."
    Ses arka odaların birinden geliyordu. İçeri girdim. Flavio, odanın dört bir yanına, çantamdan çıkarıp saçtığı eşyalarımın arasında ayakta bekliyordu. Telaşlı gözlerle sazımı aradım. Köşede, kılıfından çıkarılmış bir şekilde yüzüstü yatıyordu. Kendimden beklemediğim bir çeviklikle köşeye atıldım. Sazımda bir sorun yok gibiydi. Onu kılıfına koydum ve hiçbir şey demeden, sessizlik içinde diğer eşyalarıma yönelip onları çantama yerleştirmeye başladım. Flavio, odanın ortasında dikilmeye devam ediyordu:
    "Eşyaların için üzgünüm. Çantanda uyuşturucu olup olmadığından emin olmam gerekiyordu." dedi.
    Yüzüne takındığı sahte üzüntünün altında, hıncını bu yolla almış olmanın memnuniyeti açıkça görülebiliyordu. Tepki vermedim. Çantalarımı yüklenirken, saati kontrol ettim. Eve girmeden önce, dışarda farkında olmadan ne kadar çok oyalandığımı şaşkınlıkla fark ettim. Putri, uzun süredir haber bekliyor olmalıydı. Koşar adımlarla dış kapıya yöneldim. Flavio'nun bütün tahriklerine rağmen, tek bir kelime etmeden kapıdan çıktım. Bu durum onu daha da sinirlendirmişti:
    "F..k yourself!" diye arkamdan bağırdı.
    Bahçe kapısından ona doğru dönüp sessizliğimi bozdum:
    "Senin için bunu yapacağım; ama üzülerek belirtmeliyim ki bütün zevk bana ait olacak."

    Kayıkla sahilden ayrıldım. Az ilerleyince, telefonun şebekesi geri geldi. Putri'den onlarca mesaj ve farklı numaralardan birçok cevapsız arama telefonun ekranına hücum etti. Kıyıya çıktığımda, bir polis arabasının içinde iki polis memuru bekliyordu. Putri, uzun süre benden haber alamayınca polisi aramış; fakat evin adresini bilmedikleri için Putri'nin onlara verdiği Flavio'nun telefon bilgilerini merkeze göndermişler, oradan cevap bekliyorlardı.

    Polis arabasını karakola kadar takip ettik. Putri, olayı tüm detaylarıyla polislere anlatıp şikayetinden vazgeçti. Orada, bizlere bir form doldurttular. Formu imzalayıp karakoldan ayrıldık.

    İki gün boyunca, Putri ile birlikte Ernest Zachaveric'in renkli sokak sanatı karikatürlerinin damgasını vurduğu şehirde sarhoş gibi dolaştık. Pervazdaki kahveye ulaşmaya çalışan bir duvar karikatürün önünden geçerken, resmedilen çocuğu işaret ederek:
    "Şu kahveyi görüyor musun?" diye sordu Putri.
    "İşte o kahve, insanın emelidir. O fincanı pervazdan çekip alırsan, çocuk büyümeyecektir." dedi.
    "Ama bardağa ulaşmasına da asla izin vermeyeceksin." diye ekledi.
    Birçok kişinin, önünde fotoğraf çekinerek, eşe dosta burada olduğunu kanıtlama aracı gördüğü her bir sanat eseriyle iligili Putri'nin bir düşünceye ve yoruma sahip olması, ona olan hayranlığımı arttırmıştı. Anı yaşamak ve mekânın ruhunu hissetmek yerine, telefonlarının kamerasını gözlük niyetine kullanan turist kalabalığının arasında, bir masal kahramanı kadar saf ve yapmacıksızdı.

    Son gece, ertesi gün için bana otobüs bileti satın aldık. Putri sabah erkenden, seminerin devam ettiği Kedah eyaletine gitmek için ayrılacaktı. Ben ise akşam saatlerinde, ülkenin güneyindeki Malacca şehrine hareket edecek, oradan da ülkeden ayrılacaktım. Sabah saat dokuza doğru uyandığımda, komidinin üzerinde Putri'nin bıraktığı bir not vardı:
    "Yaşlı bir mutlulukla doğduğunu söylemiştin, hatırlıyor musun?"
    Notun devamını okuyamadan boğazım düğümlendi.
    "Bir gün o mutluluğu tamamen yitirirsen, benimkini seninle paylaşmaya hazırım."

    Otelin dışına attım kendimi. Cannon Caddesi boyunca yürüyorum. İşte sağlı sollu, Putri'nin her birisi hakkında dolu dolu sözler ettiği duvar karikatürleri. Sırtımdaki çantalara aldırmadan adımlarımı sıklaştırdım. Ermeni Caddesine sapıyorum. "Bisikletteki Küçük Çocuklar" adlı karikatüre gözüm ilişiyor. Hayır, daha fazla bakmayacağım. Sokaklar neden bomboş? Tepemdeki güneş, neden bu kadar kızgın? Bu şehir öylesine yalnız, öylesine ıssız ki, işte birkaç insan ve gölgesi... Ne arıyorlar burada? Kimse uğramasın bir daha bu şehre. Ne ruhum var, ne bedenim. Acı ve hüzünden başka bir şey değilim.

    Akşam üzeri şehirden ayrılmak için, otobüs garına doğru yürürken, insana meydan okuyan bir yağmura ve bu yağmuru daha yere düşmeden havada bir sele dönüştüren korkunç bir rüzgâra yakalandım. Bir şehir, bir insanla bu denli empati kurabilir miydi? Sırılsıklamdım. Yağmur durdu. Ay geldi, üzerime ışıdı.

    Otobüs hareket ettiğinde, içimdeki dünya kelimelere tutunamayacak kadar soyut ve silikti. O dünyada, hücrelerim adedince insan taşımama rağmen, aşağılık bir benliğin kekremsi tadını bir türlü damağımdan söküp atamıyordum. Arkamda bıraktığım şehirlerin kargaşasında, tek tek yitirdiğim uzuvlarımın acısını duyuyorum. Doyuma ulaşmaya çalıştıkça git gide yoksunlaşıyorsam, bu yaşama arzusu da neyin nesiydi?

    https://www.youtube.com/user/ozkemm/about
    https://www.instagram.com/loudingirra/?hl=tr
  • 223 syf.
    ·7 günde
    Falwel diye birinin , islamı ve islami değerleri şiddet ve terörle iç içe göstermektedir. Hatta bununla kalmayıp islamcıların ABD ve Hristiyanlardan nefret ettiğini söyleyerek insicamda bulunmuştur. Hatta AB'ye girerse müslümanlar buna zarar vereceğini söylemiştir (Hristiyan geleneğine )ve batı ülkelerinde göçmen işçi statüsünde çalışan müslümanların kovulup yerine Doğu Avrupa'dan hristiyan işçiler getirilmeye kadar iş varmaktadır .Yazara göre tarih boyu dinsel inanışlar şiddete referans olarak kullanılmıştır. Şinasi gündüz şiddete referans olarak kullanılan unsurlarda en çekici şey şiddete başvuranların dinsel metinlerle, şiddet eylemleri arasında kurdukları ilişkidir. Kurana baktığımızda evrensel boyutta şiddet ön gören ifadeler mümkün değildir. Yani kurandaki ifadeler müslümanlara hitap etmekte onların yaşadıkları şart ve durumları konu almaktadır. Dolayısıyla kurandaki böylesi ifadeler o özel ve tarihsel şart ve durumlarla yakından irtibatlıdır. Kısaca temelde barış ve esenlik temalarını işleyen, islam bireylere ve topluma karşı yapılan bir taciz veya haksızlığın ortadan kaldırılıp, cezalandırılması durumunda şiddetle ilişkili görülebilecek bazı yatırımlara başvurmayı yasal görmektedir. Hristiyanlıktada çok şiddet vardır. Orta çağ dan günümüze kadar görüşleri nedeniyle Hristiyanlarda bazı düşünür ve yazarlar (ilahiyatçı) ölüm cezasına çarptırılmıştır. (Pavlusun mektubunda )Mesihin incilde kötü olarak anlatılan davranışlarının içerdiğini ve bu Mesih öfkeli figürünün " düşmanlarınızı bile sevin " deyip herkese yönelik bağışlama ve hoşgörüden bahsetmesi ne kadar tutarlı olabilir. Pavlusçu anlayışa göre " tüm yönetim şekillerini yaratıcı yaratmıştır. O yüzden ne ile yönetiliyorsanız ona boyun eğin ama kötülük yaparsanız, boş yere yönetim kılıç taşımıyor. " der.pavlusun bu anlayışı tarihi hristiyanlığın otoriteden otoriteye şiddete bakışında bir ölçüdür. Reform ve Rönesans döneminde kiliseye teokrasi karşıtı şeyler yaşanmışsada, kilise iktidarı laik yönetimlere bırakarak, yeniden Pavlusçu çizgiye dönmüştür. Pavlusçu anlayış doğrultusunda reform döneminde Luther, savaş ve şiddete değil, siyasal otoriteden kaynaklanmayan savaş ve şiddette karşı çıkmıştır. Hristiyan geleneğinde çarmıh şiddetin meşrulaştırılmış halidir. Onlara göre çarmıh teolojisi kurtuluş anlayışıdır. Pavlus çarmıh kapsamında çarmıh teoljisinde acı çekerek ölen isa insanların suçları için Kefaret ödemiştir. Ve günahtan aklanmaları için yeniden diriltilmiştir ama isa ne amaçla olursa olsun acı çekerek ölmesi İsa'nın şahsında gerçekleşen bir şiddetir. Yazar burda şu soruyu soruyor. Tanrının kanı kanla yıkamaya çalışması ve insanların musallat olduğu ölümü yenmek için bir başkasının ölümünü görmesi etik açıdan ne kadar doğrudur?
    Ve bu şekilde şiddet, bir şiddet eylemini ön gören bir tutum " Seven tanrı " motifleriyle nasıl bağdaştırılabilir? Ayrıca isa'yı çarmıha germe eyleminin gerçek sorumlusu kimdir? Tanrı mı? Pavlusun mektubunda dediği gibi Yahudiler mi ? Yoksa Romalı askerlermi? Buna karşı hristiyan ilahiyatında 3 temel yorum ortaya çıkmıştır.
    1) şeytan isa'yı çarmıhta öldürmüştür. Görünürde kötülük güçlerinin açık bir zaferidir. Ancak İsa'nın dirilmesiyle yeniden tanrı, şeytana karşı bir zafer elde etmiştir .
    2)şeytan ve tanrı kainatın yönetimi açısından bir kozmik savaş cereyan etmiştir . Bu savaşta tanrının oğlu şeytani güçlerce öldürülmüş fakat sonra , dirilmekle şeytana karşı kesin bir zafer elde edip ve tanrının kainatın yöneticisi olduğu ortaya çıkarılmıştır.
    3) üçüncü ise tanrı sevgisini göstermek için en sevdiği oğlunu bizim için ölüme göndermiştir .Bu yorumlar ciddi sorunlar taşımaktadır. Tanrının bu şiddet eylemindeki sorumluluğu sorunu hala geçerliliğini sürdürmektedir. Bu Doktrin diğer inanç bağlılarına karşı yürüttükleri şiddet eylemlerine haklılık kazandırmıştır. İsa'nın çarmıhta ölümü inancıyla hristiyan tarihindeki şiddet eylemleri arasında yakın bir irtibat vardır. Kendi gayeleri uğruna insanları ölüme göndermekten kaçınmamışlardır .örneğin Balkanlar Ortadoğu ve Afganistan hadiselerinde bunu görmek mümkündür. Hristiyanlık kendisiyle birlikte başka dinsel inançların ve kültürel yapıların yaşamasına izin vermeyen tekelci ve dayatmacı bir tarihsel miras ortaya koymuştur. Başta Vatikan olmak üzere kilise çevrelerinin Avrupa birliğini bir hristiyan birliği olarak görmeleri ve bu nedenle Türkiye gibi halkının çoğu müslüman olan bir ülkenin birlikte yer almasının söz konusu olamayacağını söylemiştir .Oysa Türklerin Osmanlı ordularının Balkanlarda uzun yıllar hristyanlara karşı savaşmış olmaları, bugün türkiyenin avrupadan dışlanması için yeterli nedendir. Batıda sekülerleşme ve çok kültürcülük geleneksel hristiyan tutumu karşısında önemli bir tehdit olarak algılanmaktadır. Hristiyan Yazarlar şunu söyle açıklamaktadır. Modern insan zihninin sekülerize olması sebebiyle bir hristiyan ahlakı hristiyan zihninin olmadiginda ileri sürer . diğer bir görüş kapsayıcılığın yani sadece " kilise dışında kurtuluş yoktur " görüşüdür. Hristiyanlar kendi dinleri dışındaki dinleri kurtuluş görmedikleri için "öteki "ler diye adlandırmıştır. Ve ötekilerin "kurtuluşu bekleyen inananlar " der.fakat pluralistler her dinin öğretisinin olduğunu ve hakikatin ifadesi olduğunu ancak hiçbir dinin hakikatinin ifadesi olduğunu ancak hiçbir dinin mükemmel olmadığını savunup daha global bakmışlardır. Yani hiçbir dini dışlamamıştır. 20. yy'da misyonerleri haçlıları diye tanımlamıştır . Ve hedefleri müslümanlardır. Öteki"lere ulaşmayı görev edinir.bunu şuna benzetir; örneğin kuranı kerimde iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak olduğu gibi , Matta incilinde de isa çarmıhta gerildikten sonra gömülüp sonra dirilen isa " öğrencilerine, gidin bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin "der. Bu yüzden evrensel nitelik taşır. Binevi buda insanlara " kendi dinlerini tebliğ etme biçimidir. Dünyada yayılması için. Fakat İslamın ve Müslümanların hristaynlıktan ya da başka bir dinsel ve düşünsel gelenekten kaynaklanan bir Misyon hareketinden korkması, çekinmesi için hiçbir neden bulunmamaktadır . Misyonerlik hareketinin Tunus'a gelen Misyon gezisiyle Raymund lull olduğunu söyler .ve onunla başladığını söyler. Asıl olarak ise Pavlusun kendi öğretilerini yaymasıyla başlamıştır. Ve Pavlus bunu yaparken her şeyi caiz görmüştür .kendi öğretileri için .bir ifadesinde " ne yapıp ne edip bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum" .ve bu amacı için. Her şeyi denediğini açıklamaktadır . Nitekim Pavlusun Metodolojisi kendisinden yüzyıllarca sonra makyevelli'nin çokça tartışılan meşhur "davaya giden her yol mübahtir. "İlkesini akla getirmektedir.
    Misyonerler seçilip , kaos ortamı olan yerlere gönderilmektedir. Yani türkiyede, Doğu Karadeniz ve Güneydoğu Anadoluya misyonerler yönelmişlerdir. Charles D. Egal "ministering to muslims" başlıklı yazısında müslümanlar arasında kullanılacak metod ve yöntemlerle ilgili kısaca şu hususlara değinmiştir .
    A) Müslümanlarla irtibatta toplumun din dilini kullanmak.
    B) Dua ve vaazlarda kurandan ve islam kültüründen hristayn teolojisiyle uyum içinde olan ifadeler ve örnekler kullanmak , fakat bunu yaparken kuranın vahiy alabileceği izlenimi verilmemelidir.
    C) Müslümanları , iyi anlamak ve onlarla giyim, kuşam, adetler ve dil konusunda özdeşleşmek
    D) Müslüman halkın tepkisini çekecek davranışları gizlemek ve ertelemek. Örneğin kilise evleri yerine , cemaat evleri kurmak.
    E) Misyonda mümkün olduğunca yerli halktan kişileri kullanmak. Misyonerlerin seçerek insanları aldatması için ve onları kandırıp din değiştirmeye çağırması hiç ahlakı değildir . Her ne kadar bizim için Avrupa ve ABD hristyan gibi olsada , günümüzde hepsi hristyan değildir .hristyan kültürüyle iç içe yaşayan ama hristyanlığa ilgisiz kalan batılılar kalmıştır. Misyonerlerin aslında amacı sadece Müslümanları hristyanlaştırmak hedefleridir bunu anlıyoruz .
  • 215 syf.
    Sanırım bu adama hep hayran kalıcam:d

    1K OKURLARI evet siz, eğer bu zamana kadar hiç hakan günday kitabı okumadıysanız ve kendi kendinize "lan, millet niye bu kadar seviyor, bu yazarın kitaplarını?" diye soruyorsanız, sizin bu sorunuzu layıkıyla cevaplayacak olan kitap. zaten bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarını teker teker almaya başladığınızı göreceksiniz. ve öyle bir gün gelecek ki, kendinize "hadi olum yavvv, kaç ay oldu, yaz bir kitap" derken bulacaksınız. daha daha sonra tam siz başka bir yazarın sürükleyici bir kitabını okurken, hakan günday'ın yeni kitabının çıktığını duyacaksınız ve hemen gidip bu yeni kitabı alıp, hali hazırda okuduğunuz o sürükleyici kitabı kenara koyup, hakan günday'ın yeni kitabını okumaya başlayacaksınız.

    hakan günday "azil"de içinde yaşadığımız toplumsal yapıya yönelen eleştirisini, modern insanın “hiç”leşme sorunsalını, gerçek, hayal, kâbus arasındaki geçişler ile zaman ve mekân geçişlerini, yer yer sertleşen ifadelerle öyle ustalıkla aktarıyor ki, okuyucuyu adeta tokatlıyor.

    Yazdıklarıyla uçları zorlayan yazarımız hakan günday her ne kadar yeraltı edebiyatı yapmadığını söylese de, insanı rahatsız ve tedirgin edici, hem sisteme karşı olan hem de sistemle iç içe geçen karakterlerine ustalıkla can veriyor.Teknoloji, insanların davranışını, ahlakını, sosyoekonomik ilişkilerini, asla geri dönülmeyecek bir biçimde değiştiriyor.
    söz konusu değişim, insanlığın amacından sapmasına ve doğadışı, adsız bir türün yeşermesine neden oluyor.
    insanlığın bin çabayla iki bin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğneniyor.
    ve on yıldır da internet tarafından yutuluyor.Bireyin yalnızlığı, toplum dışına çıkmasıyla sonuçlanıyor.
    toplum dışına itilen (ya da bunu kendi tercih eden) birey, kendi doğrularını yaratıp onlarla yaşamaya başlıyor.
    zamanla toplum ile birey arasında genişleyen ahlak farkı, ikisinin de hastalanmasının temel nedeni oluveriyor.
    Bu kitapla adeta, "tek işim edebiyat değil, felsefenin de kralını yapıyorum" diyor. ve öyle bir yapıyor,kitabi okurken her satırın altını çizip yazarımıza hayran kalıyorsunuz. bir de, sürekli asil'i düşünüyor insan kitap bittikten sonra. "asil yaşayan adil ölmez". vay anasını. adam ne kurgu yapmış diyorsunuz

    ---spoiler---
    "tanrının tanrısı yok. biz ona inanıyoruz, ama o hiçbir şeye inanmıyor. belki de tek gerçek tanrısız, tanrının kendisi. tanrısızlık tanrıya mahsus. bu yüzden, kurallarda adalet ve asalet arama! çünkü tanrı ne asil ne de adil olmak zorunda! benim gibi!"

    "düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur... bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir... hiçbir davranış, düşüncenin gerçek tercümesi değildir."

    "herkesin kayıp kıtasını keşfettiği bir an vardır."

    "ilişkilerin zaman içinde sıcaklığını yitirmesi doğaldır. geçmişe özlem duymak, sadece zaman kaybıdır."

    "sen beni mektup yazacak kadar sevmedin."

    "güneşin söndüğünü sekiz dakika sonra anlarsın. o sekiz dakika boyunca hayatın sonsuza kadar süreceğini sanırsın. doğa yalan söyler sana. annem de sevildiğini sandı. yıllarca."

    "hiç kimse göründüğü gibi olmasa da, herkes göründüğü gibi olmaya çalışıyordu. rahat gibi görünüyorsan rahat olmaya çalışıyorsundur. görüntün, hayalindir."

    "kansız acının en acımasız tarafı, bitmesinin beklendiği bir kan dökülme anının olmayışıydı. kansız acının en acımasız tarafı, ne zaman biteceğinin bilinememesiydi."

    "- asil yaşayan kimdir?
    + asil yaşayan bir delidir. anımsamadığı için geçmişi, önemsemediği için geleceği yoktur."

    ilk cümleler de şöyle bu arada,

    "bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır. bu cümleyse, okumaya devam ettiğinin kanıtı. birlikte iki kanıtı olan bir suç işleyeceğiz. bir hayata son vereceğiz..."

    Zaten ne diyorduk asil yaşayan adil ölmez.

    İyi okumalar :D