• Deniz Feneri, V. Woolf tarafından 1927 yılında yazılmış ve yayınlanmıştır.

    James Joyce ve Dorothy Richardson gibi romanlarında kural ve kalıpları yok saymıs bir yazar olan V. Woolf eserlerinde konu ve vaka bütünlüğü oluşturmadan yazan bir modernist bir romancıdır. Yazarın bu romanında da belli bir konu bütünlüğü ve vaka düzeni yoktur. Dış mekanın silikleştiği, monolog ve iç konuşmaların öne çıktığı bu roman tarzında iç konuşmalarından da anlam bütünlüğü bulunmamaktadır.

    Roman sık sık geriye dönüşler yaparak olay akışını koparmakta zaten yazarın romnalarında sıralı ve düzenli bir olay planı da bulunmamaktadır. Eşcisel olan yazarın evlilik hayatı da kısa sürmüş lezbiyen olduğu için karmaşık düşünceler taşımış ve bunu da romanlarıan yansıtmıştır.

    Deniz Feneri, V. Woolf'unen çok beğenilen romanlarından biridir. Bu romanıyla Woolf kendini zamanın öteki yazarlarından ayıran biçem ve yöntemi geliştirmiş, kendi roman tekniğine uygun en iyi yapıtını vermiştir. Eser Woolf’un izlenimcillk anlayışını n gerekleri ile teknik biçim, tuutm düşünme biçimiyle yazılmıştır. Roman izlenmci sanat anlayışının yazınsal bir ürünüdür.

    Deniz Feneri ,Virginia Woolf'un otobiyografik bir romanıdır. Roman , yazarın kendi ailesinin izlerini taşır. Olay örgüsünün belirsiz olsa da eserde titiz bir üslup özelliği ortaya çıkmaktadır.

    Hemen her romanında kadın sorunların işleyen Woolf. “Deniz Feneri”nde de -kocası, çocukları, evi ve ev kadınlığı sorumluğu ile yaşayan- Mrs.Ramsay ile -evliliğe uzak duran, hayatını resim yaparak geçiren özgür kadın- Lily arasında – arasında yaptığı karşılaştırmalar ile feminist duygularını romanında aktarmıştır.
  • Yazar gözlemci bakış açısını kullanıp olaylara bir kameraman gibi yaklaşsa da yer yer kahramanın iç sesi olarak konuşur. ( sayfa 45)
    Örnek : Adam – ( iç ses ) Bir lokma da kendi ağzıma atacağım.
    (dış ses) Ama ekmeği martılar için istedim.
    Yazar her şeyi bilen gören sezen her yer e bulunan ilahi bir niteliktedir. Anlatıcı olarak bazen iç monolog bazen bilinç akımı yöntemlerini kullanmıştır.
    Bakış Açısı
    Romanın bakış açısı gözlemci bakış açısıdır. Başkarakter Melis ve diğer kişilerin ve olayları nesneleri gözlemci bakış açısı ile anlatır. Anlatmada objektifliği sağlamaya çalışır. Fakat Sibel Torunoğlu’nun özel durumundan kaynaklı olsa gerek ki yazar; tanrısal bakış açısını da kullanmıştır. Rüyaları hisleri duyguları kişilerin iç dünyalarından geçeni yazmıştır. Bunu yapmasında kitabın dejavu yaşayan karakterleri anlatması da etkilidir.
    OLAY ÖRGÜSÜ
    Dejavu romanında yazar adeta oto biyografisini yazmıştır. Sibel Torunoğlu kitabında dejavu ve şizofreni temaları üzerinde durmuştur. Yazar yer yer çocukluğuna yer yer yetişkin bir kadın zamanlarına gitmiş gelmiştir. Metin bir yapboz gibi kitabın bölümlerini yer değiştirip okumak mümkün ya da bir labirentteymişçesine kaybolmakta mümkündür. Yazar, kendi gördüğü ve istediği gibi yazarken, okuyucuyu pek düşünmemiş, bağımsızlığı ruhunda yakaladığı için söylemek istediklerini olduğu gibi kendinden aktarmış. Buda özgünlüğün kişiselliğe dönüşmesini sağlamış.
    Roman bölümlerden oluşarak yazılmıştır. Bölümler birbiri ile bağlantılı değildir. Öykü edilerek anlatım yolu seçilmiştir. Birbirinden bağımsız olaylar ve kişiler anlatılmıştır. Ağırlıklı olarak Melis, Şahika ve Gönül karakterleri üzerinde durulmuştur. Karakterlerin özellikleri Sibel Torunoğlu’nun hayatından izler taşır. Karakterlerin kadın olması ve aynı zamanda hepsinin şizofren olması da dikkat edilen bir durumdur. Ruhsal sorunları olan, aileleri, çevreleri ile ilişkileri kötü olan tipler seçilmiştir. Bu tipler halüsinasyon görürler böceklerle konuşurlar kendi kendileriyle konuşan insanlardır.
    Roman; Melis karakteri yine Melis adlı bölüm başlığı ile anlatılır. İlk olarak okul yemekhanesinde görülür. Hastadır. Arkadaşları ile ilişkileri kötüdür. Berk adlı sınıf arkadaşına aşıktır. Onunla ilgili hayaller görür. (Sokaktan geçen bozacıyı berk sanır. Komşunun horozunu ona yardımcı ruh sanır. Kutu içinde Berk ‘ in kalbinin geldiğini sanır.)
    Melis düzenli olarak akıl hastanesine kontrole giden akli dengesi zaman zaman yerinde olmayan bir karakterdi. Şizofrendir. En yakın arkadaşlarından Aybala’yı öldürür. Bunu yaparken bilinci yerinde değildir. Akli dengesi yerinde bulunmadığı için akıl hasta hanesine yatırılır.
    Bir diğer bölümde Melis’ in çocukluğunda buluruz kendimizi. Melis Karadeniz köyüne ailesi ile tatile gider. Orada da yaşadığı şizofreni olayları halüsinasyonlar devam eder. Köyden bir çocuğa aşıktır. Hep bu durumla ilgili hayaller görür.
    Bir diğer bölümde ise Melis Kıbrıs’ ta okumaktadır. Sosyal çevresi ile ilişkileri biraz daha iyi olmuştur. Kimse akıl hasta hanesinde yattığını ve arkadaşını öldürdüğünü bilmez.
    Son bölümde ise Melis yaşlanmıştır, evlenmiştir çocukları vardır. Melis ölür ve kitap son bulur.
    Melis sürekli dejavu yaşamaktadır. Bu durum kitapta sık sık görülür.
    Bir diğer karakter ise romanda Şahika anlatılmıştır. Bu bölüm Nitrogoliserin Taşıyıcısı adı ile yazılmıştır.
    Şahika da şizofrendir. O da Melis gibi sosyal hayatta sorunlu biridir. Tek başına bir evde yaşar düzenli olarak akıl hasta hanesine kontrole gider. İlaçlar kullanır. Evi gözetim altındadır.
    Saliha ise kitabın son en önemli bölümlerinden sonuncusudur. Ana karakteri ise Gönül’ dür. Saliha kapıcıdır. Ekonomik olarak zor durumdadır. Temizliğe gittiği evlerden birinde ki Meliha Hanım Gönül ü evlatlık almak ister. Gönül o eve evlatlık olarak gider. Sosyal statüsü değiştiği gibi kişiliğinde de değişiklik görülür. Zamanla Gönül’ de şizofreni belirtileri baş gösterir.
    Bu bölümler dışında
    Burcu, Ölümün Tadı, Aşk Eski Bir Yalan, Bir Kez Daha, Tebessüm, Hoşgörü, Gülistan, Yurt, Böceklerin Sevgilisi, Nitrogliserin Taşıyıcıları, Saliha, TV Komedi Dizisi Projesi, Mavi Ölüm, Ölüm adlı bölümleri vardır. Yazarın dejavularının olduğu kısa öykülerdir. Bu öykülerde kişiler daha çok iç seslerdir.
    ZAMAN
    Romanın geçtiği yıllar roman içinde geçmemektedir. Yazar sadece olaylardan bahsederken iki yıl önce, yıllar önce gibi tanımlar kullanmıştır.
    Olayın ne kadar sürdüğü de bir zaman ifadesi sayılır. Örneğin Melis yaz tatili için Karadeniz tatili yapmıştır. Tatil üç ay olduğuna göre zaman saptaması yapılabilir.
    Yazar şimdiki zamanı anlatırken de zaman zaman geçmişe gider. Geçmişi ve çocukluk anlarını dejavu olarak tekrardan yaşar. Şizofreni etkisi ile bilinçaltında yaşadıklarını yazmıştır. Bu nedenle de zaman kavramı kitapta biraz karışıktır.
    Okuyucu olaylar içinde bütünlük kurarak olayları algılamaktadır.
    MEKÂN
    Romanda mekân çok çeşitli yerlerde geçmektedir. Dejavu romanı birçok mekânda geçer. Yazarın gel-gitleri buna sebeptir. Yazarın; rüyaları, halüsinasyonları sebebiyle mekânda da çeşitlilik görülür. Roman ilk Melis karakterinin yaşadı evde ve daha çokta Melis’in odasında geçer. Melis’in okuduğu okulun yatakhanesi bir diğer mekândır. Melis Kıbrıs’a okumaya gittiğinde mekânımız Kıbrıs’a taşınmıştır. Melis’in akıl hastanesinde yatması üzerine mekân akıl hastanesi de olmuştur. Romanda mekân unsuru Melis etrafında gelişir. Romanın diğer bölümünün kahramanı Şahika’nın evi de mekânlar arasındadır.
    Roman Melis’in evinde başlar gemi yolculuğu ile biter. Gizem Çelebi'ye Teşekkürlerimi sunuyorum..
  • Her insanın gönlünde bir aslan yatar denir ya!İşte yeraltını anlatan en katışıksız cümle budur belki de.Duygu ve hislerimiz,umutlarımız her geçen gün bu aslanı büyütüp; bizi esiri haline getirmekte.
    Ve belki yeraltı;insan zihni ve kalbinin saklı bohçası.Gönül kırıkları ve hayat yorgunluklarımızın;susup haykıramadıklarımızın üzerine sünger çekilen dünyası .
    Kitaba gelirsek ilk bölüm iç monolog halinde Dosto sizi hikayeye hazırlar;sarsıcı bir şekilde duygu dünyamızın taşlarıyla oynar.Bu kısımda sabırla Dosto'yu dinlemeliyiz ;onun suyuna kendimizi bırakmalı varacağı yeri sabırla beklemeliyiz.
    İkinci kısım yeraltı dünyamızın bize yaptirdıkları üzerine yani olay örgüsü başlar bu kısımda.Meğerse yeraltı dünyamız ne büyük ölçüde hayatımıza dahilmiş ,biz onun tarafindan yöneltiliyormusuz;işte Dosto bunu tüm çarpıklığıyla gözler önüne seriyor.
    Dosto'nun psikoloji dünyasında bu denli takip edilmesinin sebebi; insan ruhunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyması .Freud 'un Dosto hayranliğı burdan geliyor zannımca.
    Kısaca her devrin her yaşın okunası kitabı.
    Sabırla ,gayretle okumanız dileğiyle ...
  • Hep monolog yapıyorum, bu içsel konuşmalar beni bitiriyor.
  • Monolog şeklinde yazılmış bir roman. Aslında bir iç hesaplaşma gibi tasarlanmış. Belki de kişinin kendi kendisiyle konuşması... her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, kişi temelindeki değerlendirmeler, toplum temeline birebir uygulanabilir. Bu açıdan bakıldığında bir toplum eleştirisi olarak da değerlendirilebilir. Dışta görünen iyilik ,güzellik ve benzeri, iyiliği çağrıştıran tüm kavramların altında yatan çürümüşlüğü, kötülüğü anlatıyor roman boyunca, başarılı bir avukatın hayatı üzerinden. Aslında roman demek çok uygun da değil, belki bir novella. Kısa olmasına rağmen etkili, derinlikli, okunmayı hakeden bir kitap.
  • Nietzsche ile çok sefer monolog yapmıştık kendisini tanıyordum. Zweig'ın kaleminden Nietzsche'yi dinlemek keyifliydi. Ayrıca Hölderlin ve Kleist ile arkadaşlık kurmamı sağlayan bu kitap felsefe severlere tavsiye edebileceğim türden.

    Tek eleştirim her zaman olduğu gibi Zweig harikalar yaratırken biraz fazla betimleme kullanıyor.
  • Ne yazık ki bizim millet monolog yanlısıdır! Herkes tek tek müthiş ve sarsılmaz, etkilenmez “düşünce iktidarı”dır!