• Kız kardeşimi bir tanısanız var ya, gülüşüyle, bakışıyla,
    sesiyle ve sessizlikleriyle öyle bir büyü yaratır ki üzerinizde;
    yanaklarını, alnını, saçlarını ve boynunu bir milyon sefer
    de öpseniz doyamazsınız. Her öpüşünüzde kokusunu
    içinize çekmenize rağmen. Ona baktıkça kardeş olduğumuza
    inanmakta bile güçlük çekiyorum bazen, sırf bu yüzden
    gözlerimin dolduğu oluyor. ‘Sen de biraz abarttın,’ diyeceksiniz.
    Evet, abarttım. Çünkü bu dünyada o kadar çok mankafa var ki
    abartmayınca hiçbir şeyi anlamıyorlar. Kız kardeşimin güzelliğinin
    ve bazı meziyetlerinin ise bir an önce anlaşılması gerekiyor.

    Kız kardeşimin başlıca meziyetleri arasında, salonun ortasında
    bacaklarını yüz seksen derece açıp oturmak ve insan
    denen canlının en doğal duruş biçimi buymuş gibi
    rahat tavırlarla gözlerinizin içine bakmak gelir.
    Ayrıca hentbol topunu ayağında yüz elli sefer sektirebilir.
    Bunları bile gölgede bırakan en doğaüstü meziyeti ise moonwalk’tur.

    Geçen kış sadece tekniğini göstermiştim ona,
    ‘Ayağının birini yere tam bas, diğerini burnunun ucuyla bas,
    sonra iki ayağının konumlarını benzer biçimde değiştirerek
    geriye yürü, elini kolunu da koordineli biçimde
    hareket ettirmeyi unutma,’ demiştim.
    Kız kardeşim safi yetenek olduğundan tekniği aldı yürüdü,
    fizik kurallarına meydan okurcasına kaymaya başladı evin parkelerinde.
    Akabinde Idefix’ten sipariş ettiğimiz Moonwalker filminden ve
    Youtube’taki videolardan faydalanarak bununla uyumlu dans
    figürlerini geliştirmeye başladık. Bir ay içinde görenlerin hayranlıkla
    karşıladığı beş dakikalık bir performansa çevirdik olayı.
    Bununla da yetinmedik, o güne kadar sadece kot pantolon paçalarını
    yaptırmak için uğradığımız Merkez Terzi Orhan’a beyaz takım
    elbise diktirdik, on beş gün boyunca çarşı pazar dolaşıp eli boş
    döndükten sonra GittiGidiyor’dan beyaz kravat bulduk,
    Markafoni’den mavi gömlek sipariş ettik, KİPA Alışveriş Merkezi’ndeki
    bütün mağazaları gezip en bol tokalı, en cafcaflı deri kemeri aldık,
    dedemin eski beyaz şapkalarından birine siyah şerit çektik,
    kız kardeşimin beline uzanan güzelim kestane saçlarını
    sıkı sıkı topuz yapıp o şapkanın içine sığdırdık ve
    18 Mayıs 2013 Cumartesi günü saat 14.00 sularında,
    Uludağ Üniversitesi’nin konferans salonunun kulisinde,
    21. Michael Jackson olarak sahne sıramızı beklemeye başladık.

    O kadar çok Michael Jackson’ı bir arada görünce insanın
    ister istemez siniri bozuluyor. Bizden sonra bile sahneye çı-
    kacak altı Michael Jackson vardı. Kız kardeşim gibi büyük
    yetenekler değildi tabii hiçbiri, takım elbiseyi şapkaya uyduran
    gelmişti. Diğer Michael Jackson’lara baktıkça ‘Keşke daha
    özgün bir şeyler öğretseydim kız kardeşime’ diye kendi
    kendimi yiyordum.

    Bana da dayım olacak it öğretmişti bu moonwalk denen naneyi.
    Kim bilir ona da kim öğretmişti yüz yıl evvel.
    Ben moonwalk yapmaya başladığım zamanlar, kimsenin
    moonwalkerlık gibi bir merakı yoktu. 80’li 90’lı yıllara damgasını vurmuş,
    Michael Jackson’ın kariyerindeki ve özel hayatındaki sıkıntılarla
    beraber 2000’li yılların ortalarına doğru unutulur gibi olmuştu,
    ben de o zaman başlamıştım işte.
    Ama ne zaman ki Michael Jackson 2009 yılında öldü,
    bir zamanlar ona, vitiligo hastası değilmiş gibi,
    ‘Siyahlığından utandığı için rengini açtırmış’ diyenler,
    kendisi de her daim çocuk ruhlu olduğundan çocuklara yürekten
    bağlı değilmiş gibi ‘Çocuklara çükünü gösteriyormuş affedersiniz’
    diyenler, her türlü iftirayı atanlar, birden çark edip
    ‘Efsanemiz öldü arkadaşlar efsanemiz gitti dostlar’ diye öyle bir yaygara
    kopardılar ki, ondan sonra da ister istemez yeni bir moonwalk furyası başladı.
    Ben tabii, sınıf arkadaşlarından görüp özenen kız kardeşime
    moonwalk öğretirken bir gün işin bu noktaya varacağını tahmin etmemiştim.
    ‘Michael Jackson klasiktir, hiçbir zaman hiçbir ortamda modası geçmez,’
    diye düşünmüştüm. Mademki özenmiş, o da öğrensin istemiştim.
    Emrah Serbes
    Sayfa 6 - İletişim Yayınları