• “İhtiyaçlar, ilgiler ve merak ikinci dil öğretiminde bilişsel süreçleri harekete geçiren en temel motivasyon unsurlarıdır.”

    “Merak, bilimsel anlamda oldukça karmaşık bir kavramdır. Bir yandan kişinin neye, neden güdülendiğini sorgulamalıyız. Öte yandan kişisel ilgi ve ihtiyaçların kökenlerine dair bilişsel ve sosyo kültürel analizler yapmalıyız.”

    “Merak, öğrenmenin yakıtıdır.”

    “Merak” zihinde “neden?”, “nasıl?”, “acaba..?” gibi sorgulamaların oluştuğu bir dürtüdür.”
  • "İyi bir başlangıç , yarı yarıya başarı demektir"
  • 272 syf.
    “OSMANLI’DA OĞLANCILIK” Kitabının yazarı Rıza Zelyut’a 2018 yılında dava açılmış ve kitaplarının toplatılması istenmiştir. Fakat Ankara 11. İdare Mahkemesi, kitaptaki bilgilerin Osmanlı dönemine ait belgelere dayanmasını gerekçe göstererek kitabın satılmasında bir sorun olmadığında karar kılmıştır.

    Her toplum kendinden önceki neslini yani atalarını hoş yönleriyle anlatmaya çalışır. Hatta bazıları bu yolda tarihi çarpıtmaktan bile kaçınmaz. Osmanlı'nın Türkiye sınırları içerisinde yaşayan insanların atası olduğu tartışılır fakat büyük çoğunluğun bunu böyle kabul etmesi sebebiyle bende bu yazımda Osmanlı'yı Türklerin ataları olarak ele alıp ve eleştireceğim. "Osmanlı şeriatla yönetildi her şey güllük gülistanlıktı" diye naralar atan insanlara sorsanız çoğu Osmanlının kaç senesinde kurulduğunu dahi bilmez. Gerçi onların da bir suçu yok. Tarih öğretildiği kadar bilinir derler. Bu yazımda tarihçilerin Osmanlı'yı anlatırken değinmekten kaçındıkları bir konuyu, eşcinselliği, diğer adıyla oğlancılığı ele alacağım.

    Osmanlıda oğlancılığın erken dönemde yani Orhan Gazi zamanında başladığı sanılmaktadır. Osmanlıya esir düşen Bizans İmparatorluğunun Selanik Baş Psikoposu Gregory Palamas Osmanlı'da eşcinselliğin çok yaygın olduğunu özellikle de esir alınan Hristiyan çocuklara karşı tecavüzlerin fazla olduğunu anlatıyor. Osmanlı'da askerlik yaşı gelen eşcinsellerden cinsel yönelimine dair gerekçe ispatlaması istenmiyor, askerlik yapmaları için eşcinsellik bir engel olarak görülmüyordu. Orduda eşcinseller Yeniçerilere hizmet eden "civelek"ler olarak tanımlanmış, savaşlarda ihtiyacı karşılamak üzere civelekler taburu oluşturulmuş, Civelek taburunda yer alan askerlerin her birini bir yeniçeri sahiplenmiştir. Osmanlı'da kadınlardan hoşlanmadığını devamlı tekrarlamış, eserlerinde hep konusunu işlemiş eşcinsel şairlerden biri Enderûnlu Fâzıl olmuştur.  Hatta LGBT temalı "Güzel Oğlanlar Kitabı" vardır.

    Ünlü Osmanlı tarihçilerinden Gelibolulu Mustafa Ali 1541'de Gelibolu'da doğdu. Küçük yaşta eğitime başlayıp 20 yasında medreseden mezun oldu. Mihr-ü Mah isimli eserini şehzade İkinci Selim'e takdim ederek divan katipliği vazifesine atandı. Daha sonra Şam beylerbeyi Lala Mustafa Paşa'nın divan katibi olarak atandı ve onunla beraber Mısır'a gitti. Sonrasında Bosna beylerbeyi Ferhat Paşa'nın divan katipliğini yaptı. Sultan Üçüncü Murad Han döneminde Gürcistan beylerbeyi oldu. Sultan Üçüncü Mehmet dönemindeyse mir-i miran rütbesiyle Şam valiliğine tayin edildi. Son olarak Cidde valiliği görevine atandıktan sonra ise 1600 senesinde orada vefat etti.

    İyi bir şair olmasının yanı sıra şerh edebiyatında da iyi bir yer edinmiş. Sultan üçüncü Murad'ın şiirlerinin şerhini yapmış ve Nefi gibi bazı şairlere mahlas vermiştir. ‘Kunh-ül-Ahbar, Heft Meclis, Nadir-ül-Maharıb, Menâkib-İ Hünerverân, Âdab, Hulâsâtu’l-Ahvâ der-Letâfet  gibi eserleri vardır.

    Osmanlı ve Padişahlar üzerine derin tecrübe sahibi olan Mustafa Ali ‘’Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları’’  isimli 2 ciltlik bir kitap yayınladı. Kitabın sekizinci bölüm başlığı aynen şu şekildedir: "Bıyığı terlememiş ve sakalı çıkmamış olanlar takımını anlatır" Bu bölümde dönemin oğlancılık kavramını tüm çıplaklığıyla anlatmıştır. Kitabın 59 ve 60. sayfalarında şunları anlatıyor:

    “Çünkü sevilen kadın bölüğünün namahremleri avan korkusundan gizli tutulur. Şimdi ise civanlarla arkadaşlık onlarla düşüp kalkma yolunda bir kapıdır ki bu kapı gizli, aşikâr hep açıktır.
    Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez.
    Niceleri otuz yaşına varıncaya kadar güzel yüzünde gönlünde üzüntü olacak kıl görmez. Türk çocukları Arabistan’daki ele avuca sığmaz civelek çocuklar güzellik yönünden hepsinden kısa ömürlü olurlar.

    20 yaşlarına vardıkları gibi rağbetten düşerler ve aşıkların işinden kalırlar. Ama İçel civarları Edirne, Bursa ve İstanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir.

    Güzelliği ve cazibesi eksik olanların ise çeke çevire tazelikleri ve tatlı kılan naz ve cilve ile sevimli gösterir. Ama Kürt tüysüzleri, anadan doğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal imişler ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olurmuş. Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerlermiş.

    Özellikle Çoğu ince belli ve uzun boylu olurlar. Kendilerini teslim ettikleri sırada her uzvuyla birlikte yumuşaklık gösterirlermiş. Sözün kısası görünüşte yumuşak davranmakta, aslında karşı durmakta içel güzellerinin  çoğu inat ederlermiş.

    Buna göre bunların vuslat nimeti bu- yükler için vardır. Yanlarında gezen aşıklarını bahtsız ettikleri ve parasız pulsuz bıraktıkları meydandadır, derler. Ve iki gencin fırsat vaktinde birbirinden yararlanması, yahut birisi ötekini sarhoş edip üstüne çıkması, değmede mümkün olmayacak bir iştir, diye anlatıp söylerler.

    Sözün kısası, ün almış güzel yüzlülere rağbet edip karşısında gümüş servi endamlı, uzun boylu, salınarak yürüyenleri kullanmak isteyenler Rumeli köçeklerinden şaşmasınlar. Kul cinsinin de Yusuf çehreli Çerkeslerinden ve Hırvat asıllıların nefesleri mis kokanlarından sakın usanıp bezmesinler. 

    Gerçi İçel mahbuplarında da nazeninler olur lakin çoğu vefasız insanı üzmek isteyen cefacı güzellerdir. Onlara sahip olanların huzuru ve rahatı az bulunur. Ama Arnavut cinsi de gerçi âşıkların gönüllerini alırlar, bu kadar var ki gayet inatçı olurlar.
    Ama Gürcü, Rus ve Görel cinsi, öteki esnafın gübresi gibidir. Onlara bakarak Macar soyundan olanlar, başka tayfaların tabiata uygun ve makbul olanlarıdır.

    Gel gelelim, çoğu efendisine, hıyanet eder; düşüp kalkmalarından, davranışlarından her kişi onların çirkin yönlerini görür. Şaşılacak olan budur ki Mısır evbaşları Habeşlilere düşkündür. Araya soğukluk girer, her biri insanın samurudur, derler. Aslında yatak hizmetinde usta olurlarmış, yani esbap buhurlamayı, yatak ve yastık döşemeyi candan isterlermiş. Erkeğinde, dişisinde adamlık belli imiş: her ne semte görülürse uysal ve güzel davranarak yumuşaklık göstermeleri kolaymış.” 

    Mustafa Ali'nin ağzından Osmanlı'da oğlancılığın ne boyutta olduğunu hatta çoğu zaman kadınlardan fazla erkeklerin tercih edildiğini öğrenmiş oluyoruz.

    Muhteşem Yüzyıldaki aşk sahnelerine tepki gösteren İslamcılar Osmanlı'nın resmi tarihçilerinden olan Mustafa Ali'nin yazdıklarına nasıl tepki verecekler doğrusu merak ediyorum.

    Gazeteci yazar Rıza Zelyut'un araştırma kitabı "Osmanlı'da Oğlancılık"ta şunları aktarıyor:

    Bu işin temelinin Yıldırım Bayezid zamanında atıldığı söylenmektedir. Vezir Çandarlı Ali Paşa'nın mahbub oğlanları, içoğlanı biçiminde saraya soktuğu, bu işe padişahı da alıştırdığı suçlaması hemen hemen bütün Osmanlı vakayinamelerinde yer alır. Manzum Tevârıh-i Âl-i Osman'daki şu anlatım, devletin dönüştürülmesine ilişkin ilginç ipuçları vermektedir:

    "Heman ki (ne zaman ki) Kara Halil oğlu Ali Paşa vezir oldu, fısk ü fücur (eğlence ve zina) ziyade oldu. Mahbub oğlanları yanına aldı, adını içoğlanı kodu. (…) İç oğlanına itten beter rağbet ederlerdi. İçoğlanına rağbet etmek Ali Paşa'dan kaldı. Heman Ali Paşa vezir oldu, onun zamanında danişmentler (din âlimleri) çoğaldı, begler kapısına geldiler. Her biri bir begin yanına geldiler. Her biri onlara yarayalım deyü tabiatlarına münasip cevap verdiler. Allah buyruğun peygamber kavlin terk ettiler."

    Sorunu, 1387-1406 yılları arasında baş vezirlik (veziriazam) yapan Ali Paşa'yla sınırlamak yanıltıcıdır çünkü bu süreçte içoğlanı sisteminin padişahlar tarafından kuvvetle benimsendiğini görüyoruz. Bu dönem ayrıca sarayın haremlik ve selamlık diye ikiye ayrıldığı, kadınların harem kısmına sürgün edilerek oğlanların kadın saltanatına ortak edildiği bir dönemdir.

    Oğlancılık 15 yüzyılda Osmanlı'da fazlasıyla yaygın bir hale gelmişti. Devlet bunu engellememiş aksine Kâbusnâme olarak  devlet protokolüne sokmuştur. “Kâbusnâme adlı protokol kitabı, Ziyaroğulları’ndan Keykavus tarafından oğlu Giylanşah’a öğüt kitabı olarak yazılmıştır. Bu kitap, 15.yüzyılın ilk yarısında Sultan ll. Murad’ın isteği üzerine Mercimek Ahmet tarafından Farsçadan Türkçeye çevrilmiştir. Kitabın “Cimada Faidelisi ve Ziyanlısı Kangısıdır (Hangisidir) Anı (Onu) Beyan Eder” başlıklı bölümünde oğlan ve kadın kullanmak şöyle anlatılmaktadır:

    “Yaz olacak avretlere meyket ve kışın oğlanlara; ta ki tendürüst (sağlıklı) olasın. Zira ki oğlan teni ıssıdır (sıcaktır); yazın iki ıssı bir yere gelse teni azıdur ve avrat teni soğuktur; kışın iki sığuk bir yere gelse teni kurudur, vesselam.” 

    Ünlü Osmanlı tarihçilerinden Halil İnalcık Ayş u Tarab adlı eserinin 275 sayfasında Gelibolulu Mustafa Ali'den şunları aktarıyor.

    Ekabirin (devlet ileri gelenleri, makamca büyük kimseler.) evlerinde güzel cariye ve içoğlanları cinsel ilişki için tutulmaktadır. Onlar efendilerinden başkasının yüzüne bakmamalıdır. Padişahın nedimelerinden biri bu kuralı gözetmediği için gözden düşmüştür. İçoğlanı şerbet ve kahve sunarken, “diz çöküp domalıp” başka anlamlara gelecek durumlara kalkışmamalı.

    Ünlü tarihçi, kitabın devamında Meyhaneler bölümünde şunları aktarıyor:

    Âli’ye göre, meyhanelere gidenler iki zümredir. Birincisi: “nev-civânlar, zenpâre ve mahbub-dost”lardır; ikincisi, “gece ve gündüz şürb-i hamr” ile ömrünü meyhanede geçiren takımdır. Bunların
    kanunları: Cuma gecelerini kadınla, Sebt (Cumartesi) gününü cüvânân ile Cuma akşamını gılman (oğlanlar) ve sade-rûyân (sakalı çıkmamış gençler) ile geçirmektir. Bu gibiler, Cuma günü namazdan hemen sonra meyhaneye giderler. Aynı biçimde çarşıda sanat sahipleri (esnaf) eve gitmeden dışarıda “seyr ü sülûk yollarında serseri” olduktan sonra hanelerine gelirler. Halktan olan ayyaşlar, haftada bir tenkiye ve şarapla kalplerini tasfiye ederler. [İnalcık, a.g.e, s. 266-267.]

    OĞLANCILIK YAPAN PADİŞAHLAR[7]

    FATİH SULTAN MEHMET
    Avni mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet'in güzel erkek çocuklara şiirler yazdığı bilinen bir durumdur. Örnek vermek gerekirse.

    "Karalar geymiş meh-i taban gibi ol serv-i nâz
    Mülk-i Efrengün meğer kim hüsn içinde şâhıdur"
    (Rahibeler gibi karalar giyinmiş bir dolunay gibi nazlı nazlı salınan o selvi boylu sevgili, tıpkı Frenk ülkesinin güzellikler içindeki padişahı gibidir).

    "Ukde-i Zünnarına her kimse kim dil bağlamaz
    Ehl-i iman olmaz ol âşıkların gümrahıdur"
    (O Hristiyan güzelinin belindeki zünnarın düğümüne gönlünü bağlamayanlar, iman ehli olamazlar. O kişiler âşıkların yoldan çıkmış olanlarıdır).

    "Gamzesi öldürdüğine lebleri cânlarvirür
    Var ise olrûh-bahşun din-i İsa râhıdur"
    (Onun hışımlı yan bakışının öldürdüğüne, dudakları can vermektedir. O ruh veren güzelin dini Hz. İsa'nın yoludur).

    "Avniya kılma gümân kim sana râm ola nigâr
    Sen Sitanbulşâhısun ol da Kalataşâhıdur"
    (Ey Avni, gönül verdiğin o Hristiyan güzelin sana râm olacağını umma! Zira sen, nihayetinde İstanbul'un şâhısın; o ise, Galata'nın padişahıdır) [Prof. Dr. Muhammed N. Doğan, Fatih Divanı ve Şerhi, s. 171-174, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul-2104; Millet Genel Kütüphanesi, A. E. Manzum, 305, varak 5b]

    Yukarıdaki şiirde anlatılan sevgili, Galata'da yaşayan Hristiyan bir oğlandır. Fatih, o oğlan için dininden bile vazgeçmeye hazır olduğunu yazabilmiştir. Bu dinden geçmeyi bir mecaz olarak yorumlasak bile, anlatılanın kara giysili bir erkek olduğu açıktır. Çünkü Osmanlı ülkesindeki gayrimüslimler sokakta kim oldukları anlaşılsın diye genelde siyah elbiseyle dolaşmak zorundaydılar.

    II. BAYEZİD
    Fatih Sultan Mehmet'ten sonra tahta geçen oğlu II. Bayezid daha şehzadelik dönemindeyken ayyaş ve ahlaksız olmakla suçlanmıştır. Onun içoğlanı, güzel Sırp çocuğu "Mustafa" tarihimizde "Koca Mustafa Paşa" olarak bilinmektedir.

    YAVUZ SULTAN SELİM
    II. Bayezid'in oğlu Selim (Yavuz), oğlancı şairleri korumuştur. En sert oğlancılık kitabının yazarı, şair Gazalî, Yavuz döneminde işini sürdürmeye devam etmiştir. Daha da önemlisi Yavuz Sultan Selim dönemin şeyhülislamı Kemalpaşazade'ye (İbn-i Kemal, 1468-1536), Rücûu'ş-Şeyh ilâ Sibâhü fi'l Kuvvet-i Ale'l-Bah adlı meşhur cinsellik kitabını (Bahnameyi) yazdırtmıştır.
    Bu kitapta oğlancılık ilişkileri de anlatılmaktadır. Sonraki yüzyıllarda bu kitabın farklı adlarda yapılan baskılarının başka padişahlara da sunulması Yavuz Sultan Selim'in sarayda oğlancı ilişkileri devam ettirdiğini göstermektedir.

    KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN
    Kanuni Sultan Süleyman döneminde Oğlan satıcılığının (oğlan pezevenkliğinin) devlet memurları tarafından bile yapılır hale geldiği görülmektedir. Padişah Kanuni de şiirlerinde oğlancı bir ruh hali içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Onun binlerce şiiri içinden seçilerek kendi hattıyla (yazısıyla) yazılmış "Muhibbi Divanı"nda bunun ipuçlarını görmekteyiz.

    "İy Muhibbi içüben mest-i harabat olub
    Topdolu eyleyelim nara ile afakı"
    (Ey gönül öyle içelim ki meyhane sarhoşuna dönelim ve attığımız naralarla dört yanı çınlatalım.)

    Böyle sarhoş olduğu ortamdaki güzel, mahbub diye anılan bir oğlandır. Bunu şu beyitleri açıkça göstermektedir:

    "Ol Hıta mahbubı gör kim turresin çîn gösterir
    Nokta-i hali ile gül üzre pür çîn gösterir
    Deyr içinde zülfini zünnar edip ol muğbeçe
    Bana sundukda kadeh üstünde haçın gösterir"

    (O Hıta dilberleri kadar güzel olan hub [oğlan], güle benzeyen yanağındaki beniyle daha da çekicileşip alnına dökülen kıvırcık saçlarını [kâkülünü] bize gösterir. O meyhane oğlanı [saki] manastır keşişleri gibi saçını beline kuşak ederek bana kadeh sunduğunda sanki haçını göstermiş gibi olur.)

    Birçok imgeyi ve sembolü iç içe geçiren Şair Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman), burada meyhaneci çırağı diye anlattığı bir Hristiyan oğlana tutulduğunu dile getirmektedir. Bu oğlan aslında Padişah'a sakilik yapan içoğlanından başkası değildir.

    IV. MURAT
    O dönemde yaşayan ve Enderun'da yetiştirilmiş olan Ali Ufki de şu bilgiyi aktarmakta:
    "IV. Murat, Büyükoda'da içoğlanı olan Ermeni Musa'ya böyle âşık oldu ve ona öylesine tutuldu ki kimi zaman çıldıracak hale geliyordu. Ayrıca genç bir silahtar paşaya da (halk içine çıktığında padişahın kılıcını ve silahlarını taşıyan ve baş hadımağaların ardından sarayda neredeyse en üst mevkide bulunan içoğlanına) âşık oldu. Bu içoğlanı güzelliği uğruna Galatasaray kışlasından alınmış, önce Padişah'ın lütfuyla Hasoda'ya kabul edilmiş, çok kısa bir sürede de silahdar paşa olmuştu."

    Ali Ufki Bey, kendi döneminin padişahı olan IV. Mehmet'in de Ermeni kökenli bir oğlana olan tutkusunu şu ifadelerle dile getirmiştir:

    "Şu anda hüküm süren Padişah, Güloğlu adında İstanbullu genç bir oğlana âşıktır. Padişah'ın musiki içoğlanı olan bu kişi şimdi onun gözdesidir ve kendisine imparatorluğun en önde gelen mevkilerinden, neredeyse divan reisliğine denk kubbe veziri rütbesi verilmiştir."

    Sonuç olarak eşcinselliğin Osmanlı'nın bir yaşam tarzı olduğunu söyleyebiliriz. "Laiklik insanları bozuyor, eşcinsellik artıyor" diye iftira atanlar şeriatla yönetilen Osmanlı'da eşcinselliğin bu denli yaygın olmasının sebebini bizlere açıklamak zorundadır.
    Şeriatla yönetilen, dünyaya adalet dağıtan Osmanlı dizilerini izleyenlerin madalyonun diğer yüzünden haberleri dahi yok. Haberleri olanlar da bilinçli bir şekilde bunu utanmadan hiç olamış gibi saklamaya çalışıyor.

    Buna benzer pek çok insanlık suçunun işlendiği islamic toplumlarda, kölelerin çektiği acıların, ıstırapların hafifletilmesi amacıyle neredeyse çok az çalışma yapılmıştır. Muhammed bile atalarının dinine inanan Arap toplumunun dinini değistirmiştir ama insan onurunun en çok ayaklar altına alındığı kölelik, gasp, talan uygulamalarına son vermek ihgtiyacı hissetmemiştir. Çünkü dünyayı fethe giriştiği dönemde ele geçirdiği her savunmasız kadını, çocuğu, genç erkeleri ordusunda kendisi için savaşan askerlere motivasyon için hediye etmiştir. Savaşta ele geçirilmiş kadınları muta nikâhı ile hemen ırzlarına geçilmesine izin vermiştir. Bir insanın vicdanı bunları nasıl kabul edebilir? Bütün bu rezillikleri insanların nasıl savunduğunu aklım da vicdanımda almıyor.

    Kölelik, Müslümanlarin o sözde üstün ahlakı ve sonsuz adaletleri sayesinde değil her gün lanet ettikleri Batı'nın duyarlı insanları tarafından yasaklanabilmiştir. Çünkü geleneksel islam hukukunda köleliği yasaklamak neredeyse imkansızdır. Allah'ın izin verdiğini yasak etmek, Allah'ın yasak ettiğine izin vermek kadar büyük suçtur. İngilizlerin ve Amerikalıların köleliği yasaklaması, İngilizlerin köleliği dünya çapında bir suç kabul edip köle ticaretine müdahale edip köle tacirlerini ağır suçtan yargılaması bütün dünyayı etkisi altına aldı. Batının etkisi ve zoruyla (ikisi aynı şey değildir) Osmanlı da köleliği yasaklamak durumunda kaldı. 1830 yılında Hıristiyan kölelerin azat edilmesine dair bir ferman yayınladı. Osmanlı devletine isyan suçuyla köle yapılan tüm Hristiyan teba bu ferman ile kölelikten azat edildi. Fakat aynı durum İran'da gerçekleşmedi. İngilizlerin köleliği kaldırın baskısına İran Şahı Muhammet "İslam köleliği yasaklamıyor" diyerek bunu kabul etmedi. İngilizlerin Basra körfezinde İran gemilerine müdahale edeceğini duyurarak baskıyı artırdı.

    Osmanlı 1857 yılında köleliği yasaklamayı kabul etti. Ancak buna ciddi itirazlar vardı. Hicaz valisi köleliği yasaklayan kararı yayınladığında Mekke ulemasının başı Şeyh Cemal kararı tanımayacağını bu kararın islama aykırı olduğu söyleyen zehir zemberek bir fetva yayınladı. Fetvada şu cümleler vardı: "Köleliğin yasaklanması, kutsal şeriata aykırıdır.... yine boşanma hakkını kadınlara da vermek ve buna benzer işler tertemiz şeriata aykırıdır. Bu tür teklifler Türkleri kafir yapar. Kanları hederdir ve çocuklarını köle yapmak caizdir." Fetva beklenen etkiyi yaratır ve Osmanlıya karşı cihat ilan edilir. Büyük bir isyan başlar. İki yıl süren ve yayılma tehlikesi de gösteren isyanı Osmanlı Hicaz bölgesinde köleliği serbest bırakarak durdurmayı başarır.

    İslamın köleliği meşru görmesi gayet nettir.
    Yemen ve Suudi Arabistan dine müdahale kabul edilemez gerekçesiyle 1962 yılına kadar köleliği yasaklamayı kabul etmediler. Yine aynı gerekçe ve Kuran'dan ayet ve hadis tanıklıklarıyla İŞİD hakim olduğu bölgelerde köleliği yeniden getirmişti.

    Bilim, düşünce, felsefe ve mitoloji gibi pek çok alanda yapılmış araştırma ve kaleme alınmış birbirinden farklı, eğlenceli bilgiler için http://www.dinvemitoloji.com/?m=1 sayfamıza göz atabilirsiniz. Teşekkürler.
  • Vatan sevgisinin oluşturduğu yüksek motivasyon ile insanoğlu kimbilir daha neler başarabilecek bir potansiyele sahiptir.
  • 288 syf.
    ·Puan vermedi
    Genel manada pozitif, ve motivasyon veren bir kitaptı. Açıkçası geleceğe dair umutlarımıda arttırdı. Kitabın bazı yerlerinde gerçekten 2 3 kez tekrara düşmesi çok iyi değildi. İçinde yazarın danışanlarının bilinçaltlarına verdiği iyi ve pozitif düşünceler sayesinde hayatlarında yaşadığı farklılıklara da değiniyor. Okumanızı tavsiye ederim.
  • 384 syf.
    ·3/10
    *Spoiler içerir*

    Kitabın ana fikri;öfkenin sadece zararlı değil aynı zamanda yararlarının da olduğu.

    Anlatılmak istenen yararı hemen özet geçeyim ; öfkenizi insanlara karşı değil de işinize/dersinize karşı motivasyon kaynağı olarak olarak kullanın demek istenmiş.

    Kitaptan kendimce beğendim bana yararı olabilecek fikir ve yorumları not aldım,380 sayfalık kitaptan sadece 1 sayfa çıktı. (onlarda nefes egzersizi vb. internetten 2 dakika da bulabilirsiniz...)

    Bazı yerlerde ki çeviriler çok anlamsız.Genel itibari ile bilinen şeylerden bahsediyor tabii bunları gereksiz upuzun cümlelerle birleştirince insanın kitabı yarısında bırakası geliyor.

    Bu kitabı alıp da öfkesini kontrol edebilen biri olduğunu düşünmüyorum, zamanınıza ve paranıza yazık.
  • 296 syf.
    ·5 günde·10/10
    Öğretmenler, anneler, babalar için önemli bir kaynak diye düşünüyorum. Çünkü artık bir çocuğu yetiştirirken arkamızda koca bir köy yok. Gelenekten koptuğumuz, yeni olanı yakalamada güçlük çektiğimiz bu zamanda kitaplar en iyi rehberimiz.

    "Nasıl başaracağını öğrenmek en zekice başarıdır!" (s.13)
    Kişisel başarı öykülerimizin arkasındaki gözyaşlarının nedeni nasıl başaracağımızı bilmediğimiz ve başarı baskısına maruz kalmamız olabilir mi? (Bu tümcenin uyandırdığı soru)
    ********************************************************
    Adel Faber'in komik bir itirafına yer yerilmiş kitapta: "Kendi çocuklarım olmadan önce harika bir anneydim!" (s.13)
    Ben de bu tümceyi mesleğimle ilişkilendirdim: "Öğrencilerime kavuşmadan önce harika bir öğretmendim!"
    Bunun nedeni kitapta şöyle belirtilmiş: " 'Yeni normaller' karşısında eski haritalar ve hikayeler yetersiz kalıyor."

    İstediğiniz kadar kendinizi çağdaş olarak tanımlayın. Kültürel kodlarla savaşmak gerçekten çok zor. Kişinin kendiyle savaşması gerekiyor. Şu da bir gerçek. Geleneklerden koptuk, yeni dünyada çocuklarla yalnızız.
    Ne yapalım yani? Geleneği alıp çöpe mi atalım?
    Bunu isteseniz de başaramazsınız.
    Başarmamız gereken gelenek ile yenilik arasında denge kurmak...
    Kitapta geçen tümcelerle sözlerime derinlik kazandırmak istiyorum: "Çocukları, 'nasıl olduğunu henüz bilmediğimiz' bir geleceğe hazırlıyoruz. Özgürlük ile disiplin, yenilik ile gelenek, emek ile teknoloji, yetenek ile çabanın ideal dengeleri yeniden tanımlanıyor." (s.14)
    ************************************************************
    Kitapta Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos'un yaşam öyküsüne yer verilmiş. "Üç yaşındayken ikide bir annesine "büyük bir yatakta" yatmak istediğini söylemiş. Annesi "Henüz değil büyüyünce." diye ertelemiş. Birkaç gün sonra odasına girdiğinde, Küçük Jeff'i elinde bir tornavidayla, beşiğini sökmeye çalışırken yakalamış." (s.15)
    Burada durup düşündüm.
    Kendi çocuğum böyle bir şey talep etseydi ne yapardım?
    Yanıtım beni hep yakındığım kültürel kodlarımla karşılaştırdı.
    Yapılması gereken ise çocuğun yanına oturup onun bir deneyim yaşamasına izin vermek!
    Annesi de böyle yapmış...
    Çünkü kitapta belirtildiği gibi: "Başarılı çocuk yetiştirme sürecinde neyi desteklemek, neyi sınırlandırmak gerektiğini bilmek çok kritik bir karar."
    ***************************************************************
    Çocuğun başarısıyla ilgilenmek, onun başarısını olumlu etkiler.
    AMA NASIL?
    #80153713
    Çocuğun başarılı olacağı alanı kendisinin seçmesine izin vermeliyiz. Biz ne yapıyoruz peki? Sözel ve dilsel zekası iyi olan bir çocuğu götürüp başarısız olduğu dersle, genellikle matematik, karşı karşıya bırakıyoruz. Bol bol başarısızlık duygusu tattırmaktan başka bir işe yaramıyor. (Gardner'in çoklu zeka kuramını hepimizin öğrenmesi gerekiyor. )
    Balıklar çok şanslı.
    Anneleri, babaları, öğretmenleri onları uçamadıkları için suçlamıyor.

    Gelelim şimdi önemli bir araştırmaya:
    "Araştırmalara göre genellikle başarı beklentisi başarıyı, başarısızlık beklentisi başarısızlığı çoğaltıyor." (s.16)
    Bir çocuğa başaramayacağını söylemek ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden yalnızca biridir, diye düşünüyorum.
    Kişisel tarihimdeki "Çabana güveniyorum!" diyen azınlık sesin yüreğimi nasıl ısıttığını tarif edemem. Etkisi ölümsüz olmalı ki öğrencilerime de "Çabana güveniyorum!" dediğimde bu tümce varlığını gözlerinde ışıltı olarak sürdürüyor...

    Gelelim diğer araştırmaya: "Birçok araştırma, "öğretmenin öğrencisinden başarı beklentisi"nin çocuğun başarısını birinci derecede etkilediğini gösteriyor. Çocukların başarı davranışları, okul öncesi dönemde ailelerinden, ilkokul yıllarında öğretmenlerinden, ergenlik döneminde de arkadaşlarından daha fazla etkileniyor." (s.17)
    ***************************************************************
    "Kızının başının etini yiyen" yüksek beklentili annelerin kızlarının hayati karar anlarında daha az hata yaptığı ortaya çıkmış. (s.18)
    Bu araştırma beni çok şaşırttı. Nasihatlerin bilinç altında yönlendirici bir işlevinin olduğunu öğrenmiş oldum.
    ***************************************************************
    Bir çocuğun başarısına katkıda bulunmak için ne gerektiğini dair üç tane önemli nokta üzerinde durulmuş:
    "Birincisi çocuğun fabrika ayarlarını tanımakla işe başlamak gerekir. Çocuğun kişiliği, yetenekleri, ilgileri, istekleri, değişen ve değişmez yönlerini taramak gerekiyor." (s.19)
    Her çocuk biriciktir.
    Ortaya ödül koyduğunda çalışanlar, ödülün onda stres oluşturduğu ve çalışma sürecini olumsuz etkilediği çocuklar vardır. Bu yüzden kişiye özel teknikler belirlenmelidir.
    "Başarılı çocuk yetiştirenler, konfeksiyonculardan çok terzilere benzer; kalıplara değil, vücut ölçülerine bakarak çalışırlar." (s.19)
    İkinci önemli nokta, "bütünsel/holistik bakış açısıyla yaklaşmaktır."(s.20)
    Yani başarının nedenini tek bir öncüle indirmek yanlıştır. Her bir değişkeni göz önünde bulundurmak gerekir.
    Üçüncü önemli nokta ise "Çocukları başarılı veya başarısız yapan faktörleri kanıtlanmış veriler ışığında berrak bir şekilde anlamak gerekir." (s.20)
    Kısacası yukarıda sözünü ettiğim başarıyı etkileyen farklı öncüllerin neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu "önemli başarı unsurları" önemlidir. Çünkü "Nasıl ki, koca bir ağaç tek kök üzerinde duramazsa, büyük bir başarı da tek bir şeyi doğru yapmakla gelmez." (s.20)
    *************************************************************
    Einstein'a göre, hayatta iki türlü bilgi vardır: canlı bilgi ve cansız bilgi. (S.21)
    Canlı bilgi tozlu raflardan alınıp yaşama geçendir.
    "Hepimiz biliyoruz ki, dünyayı değiştirenler kitaplar değil, onları okuyanlardır." (s.21)
    **************************************************************
    Kitapta benim de ilgimi çeken bir araştırmadan söz edilmiş: Japonya'nın kuzeyinde Kojima adındaki adada, dış dünyayla bağlantısı olmayan bir yirmi kişilik maymun sürüsü yaşamakta. Kahramanımız ise "Küçük Imo"
    Araştırmacılar 1952 yılından itibaren düzenli olarak adadaki kumsala patates bırakmaya başlamışlar. Suyu sevmeyen makaklar patatesin üzerindeki kum taneciklerini elleriyle süpürüp yemeklerini mideye indirmişler. Bir sene sonra ise 1,5 yaşındaki bir dişi makak patatesini eliyle temizlemek yerine insan gibi suda yıkamayı denemiş.
    Zaman içinde diğerleri de onu taklit etmeye başlamış. 5 yıl içinde makak sürüsünün %56'sı patateslerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. Bu oran dokuz sene içinde %73'e yükselmiş.
    Devrimci Imo 1956 yılında da araştırmacıların kumsala bıraktığı buğday tanelerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. 1962 yılında 49 makağın 19'u Imo'yu taklit etmekteymiş.
    1959 yılında da Ego adındaki dişi bir makak tıpkı bir insan gibi deniz keyfi yapmaya başlamış. 1962 yılına gelindiğinde sürünün 31 üyesi düzenli olarak yıkanıyor, kayalardan denize atlıyor, hatta nefeslerini tutup su altına dalıyormuş.
    50 sene sonra ise makaklar patateslerini ve buğdaylarını yemeden önce suda yıkıyor ve serinlemek için denize giriyorlarmış.

    Bu araştırmanın bize söylediği girişimci çocukların mutlaka aileleri tarafından desteklenmesi gerektiğidir. Çünkü ailenin desteklediği yenilikçi gençler toplumu dönüştürür. Evet burada aile bağları çok önemlidir. Aynı zamanda sosyal çevredeki etkileşimin de yadsınamaz bir payı vardır. Bu araştırmada görülen ayrıca şudur. Yetişkin erkeklerin, patates yıkama işini kesin olarak reddetmesi. Anneler ise yaşlı değillerse öğrenmeye daha açıklar.
    Bu araştırmadan öğrendiğim eski köye yeni adet getiren gençlerin açık fikirli anneler anneler tarafından yetiştirildiği gerçeğidir.
    **************************************************************
    KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

    "Bir insanın beklentilerinin, başka bir insanın performansını etkilemesine Pygmalion etkisi veya beklenti etkisi deniyor.
    Bu çok bilindik bir araştırma. Öğretmenlere, öğrencileri hakkında gerçek bilgiler verilmemiş. Yalnızca belli çocukların yıl sonunda çok başarılı olacağı üzerinde durulmuş. Öğretmenler o gruba dair olumlu bir beklenti içerisine girip daha fazla bilgi aktarmışlar, kendilerini ifade etmeleri için daha çok zaman tanımışlar. Onlara duyuşsal, bilişsel destekte bulunmuşlar. Sürecin sonunda ise gerçekten başarı elde edilmiş.
    * Araştırmaya göre beklenti etkisinin yaş ilerledikçe bir rolü olmadığı. Çünkü küçük çocukların desteklenmeye daha çok gereksinimi var.
    *Öz güveni yüksek çocuklar bundan pek etkilenmiyor.
    BEKLENTİ ETKİSİNİ NASIL İŞE KOŞABİLİRİZ?
    -Çocukların doğrularını yakalayıp onları onurlandırabiliriz.
    -Güçlü olduğu durumları keşfetmelerinde yardımcı olabiliriz.
    -Saçma sapan övgülere boğmak yerine gerçeğin bilgisiyle yolunu aydınlatabiliriz.
    - Ona uygun sorumluluk vererek hem öz güvenlerinin gelişiminde olumlu bir rol oynayıp hem de övgü için gerçek bir yaşantı sunabiliriz. :)
    *****************************************************************
    Yıkıcı Golem Etkisi:
    Çocuğa kırk kere başarısızsın dersen başarısız olur mu?

    Robert Rosenthal ve Elisha Babad başka bir sorunun peşine düşüyor: Çocuktan beklenti yüksek olunca başarılı oluyorsa, beklenti düşük olursa ne olur?
    Bir grup beden eğitimi öğretmeni ve öğrencilerle bu araştırma yapılıyor. Ön yargılı öğretmenlerin eline düşen çocuklar adeta karanlığa yuvarlanıyor. Bizde "Ondan adam olmaz." tümcesiyle mağdur edilen çocuklar bunlar...
    *Golem etkisinin adı Musevi mitolojisinden gelmektedir.. Birini yanlış yetiştirerek, kendine düşman yaratmaya "Golem etkisi" deniyor. Bir grup Musevi din adamı, işlerini görmesi için çamurdan bir dev yaratırlar ve o dev Frankeştayn gibi bir gün kontrolden çıkar, etrafına zarar verir. Golem etkisi, kendisine zarar verecek kişiyi kendi elleriyle yaratmak demektir. Golem argoda "kaz kafalı" anlamına da gelir. (s.38)

    Benim yorumum: Gerçekleşmeyen potansiyeller zamanla yıkıcı olur. Kıskançlık, saldırganlık, yakınma olarak ya kişinin kendisine ya da çevresine zarar verir.

    Yapılması gereken "Golem etkisine karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek"
    *Öncelikle böyle bir güruhun varlığından haberdar olmalarını sağlayabiliriz.
    *Senden bir şey olmaz diyenlere karşı iyi bir savunma hattı oluşturulmasında yardımcı olabiliriz.
    *Kişinin kendisini çok iyi tanımasına ve başarılı olduğu durumlara tutunmasına destek olarak ikinci maddeyi gerçekleştirebiliriz. :)
    *************************************************************
    Evdeki kitap sayısının, hangi ülkede doğduğundan, ailenin eğitim düzeyinden, ülkenin refah seviyesinden, babanın mesleğinden ve ülkedeki politik sistemden daha önemli olduğu ortaya çıkmış. (s.43)
    Çocuklarınıza bırakacağınız son maddi miras mal varlığınızdır. Ortanca miras kütüphanenizdir. İlk miras ise kelime hazinenizdir. (s.46)
    Kullanılan sözcük sayısı kadar "yıkıcı ve destekleyici dil kalıpları çocukların başarısını çok etkiliyor." (s.49)
    ***********************************************************
    Zekaları eşit olan insanlar arasında, farkı yaratan "Dayanıklılık eğitimidir."
    #80287877

    Dahileri Fanilerden Ayıran 4 Özellik

    1. İleriki hayata aktif hazırlık
    2. Karşısına başka bir şey çıkınca başladığı işten vazgeçmemek.
    İstikrarlı istek sahibi olmak
    3. Bir yola girdikten sonra o yolda irade ve sebat göstermek.
    4. Engeller karşısında işi bırakmamak, içsel kararlılık.

    Dayanıklılık 4 temel özelliği kapsıyor.
    -Hedef Odaklılık
    -Motivasyon
    -Özdenetim
    -Pozitif bakış açısı
    Çocukların bu beceriyi edinmeleri için
    1. Sıkılmalarına izin verin.
    2. Evde herkesin pes etmeyeceği zor bir etkiliği olsun.
    3. Çocukların spor yapmasına destek olun, teşvik edin. :)
    ************************************************************
    LOKUM GİBİ ARAŞTIRMA :)
    Bu araştırmada da çocukların istekleri ile iradeleri karşı karşıya getiriliyor. "Ya şimdi bir tanesini alıp ye ya da biraz bekle iki tane vereyim" söyleminden sonra bekleyen çocukların daha iradeli ve daha başarılı oldukları ortaya çıkmış.
    Hayattaki sıkıntılarla daha iyi baş ettikleri, daha girişken oldukları, stres altında çökmedikleri, baskı altında odaklarını yitirmedikleri de ortaya çıkan beceriler arasında.
    LOKUMA HAYIR DEMEK İÇİN
    *Çocuklarınızın iç disiplinini geliştirmek için öncelikle siz güvenilir, tutarlı ve dürüst olmalısınız.
    *Kendinizi yönetmelisiniz. (Erken yaşlarda bunu başarmak daha kolaydır.)
    *İsteğe ket vurup iradeli davranmak için dikkati başka bir tarafa çevirin.
    *Dürtüden kaçmak için başka alternatifler yaratın. Bilgisayarla daha az vakit geçirmek istiyorsanız spor yapın, doğada yürüyün vs.
    *Günlük hedefleriniz uygulanabilir nitelikte olup gelecekteki hayalinizi de desteklemelidir.
    ****************************************************************
    İNATÇI ÇOCUĞU AZİMLİ ÇOCUĞA DÖNÜŞTÜRME
    * İletişim kanallarını açık tutun. Ona her zaman nedenini açıklayın. Kışın tişörtle sokağa çıkarsa hasta olabileceğini uzun süre dışarı hiç çıkamayacağını kendisine keşfettirin.
    *Onlara gerçekten saygı duyun. Onların doğal eğilimi inat. İşlenirse ortaya mucizeler çıkar. Bunu hiç unutmayın.
    * Mantıksız geliyorsa söylediği ya da yaptığı onun mantık kurmasına izin vererek bunu kendisinin bulmasına destek verin.
    *Söylediği mantıklıysa geri adım atın. Sizi model alacaktır.
    *İşlerin kitlendiği noktada el ele verip çatışmayı çözmek için yollar arayın. Yaratıcılık ve iletişim böyle böyle gelişir. :)
    * Seçenekleri siz hazırlayın seçimleri ona yaptırın:
    Önce oyun mu oynayalım masal kitabını mu okuyalım?
    Böylece kendi iradesiyle yaşadığını düşünecek.

    Prof. Erdal Atabek konuyla ilgili anlamlı bir ayrım yapıyor:
    "İrade ile inat arasındaki fark, akıldır. Akılla direnme azim, akılsız direnme inattır."
    İnadı iradeye ve azme çevirme bizim elimizde!
    ***************************************************************
    ÖZE DÖNÜK ZEKA
    Gardner'in zeka türleri arasından biridir. İnsanlar bu zeka türündeki kişileri "öz güvensiz" olarak yaftalar. Bu yanlıştır!
    Bazı insanlar gücünü kalabalıklardan değil kendinden alır.
    Ben de o insanlardan olduğum için gururla söylüyorum! :)
    Bizim türümüz için yalnızlık yakınılacak bir durum değil, başlı başına bir besin kaynağıdır.
    Gelelim çocuklara...
    Bazı çocuklar oyunlarda yoktur.
    Çocuğum sosyal değil mi diye korkmaya gerek yok!
    Çünkü çocuğun kendi oyununun kendisinin kurmasına izin verin.
    Bu doğrultuda araştırmalar yapılmış.
    Dışlanmanın yaratıcı başarıya olan etkisi üzerinde durulmuş.
    Araştırmanın ilk adımında benlik algısı ve yaratıcılık arasındaki ilişki incelenmiş. "...kalabalıklar arasından sıyrılma isteğinin ne derece güçlü olduğuna bakılmış..." (s.85)
    İkinci adımda katılımcılara "şimdiye kadar herhangi bir proje grubundan dışlandınız ya da atıldınız mı?" diye sorulmuş.
    Üçüncü adımda da katılımcılara çok basit bir görev verilmiş.
    "Bize bu dünyanın dışından gelen bir yaratık çizin!"
    (s.86)
    İnsana benzemeyen her bir unsur için 1 puan vererek seviyenizi tespit edin.
    "Kural net; çizdiğiniz şey insana ne kadar az benziyorsa yaratıcılık seviyeniz o kadar yüksek!" (s.86)

    Yaratıcı düşünme yeteneği yüksek olan kişi, özgüveni de yüksekse, tek başınayken üretken bir yalnıza dönüşüyor. Yalnızlık üretkenlik için gereken sosyal izolasyonu sağlıyor. Arkadaşları onu yoldan çıkaramadığı için, üretken bir yalnızın başarısı hızla büyüyor. Özgüven düşükse, bu defa aynı durum depresyon gibi yıkıcı duygular üretebiliyor. (s.86)
    ****************************************************************
    SOSYAL ZEKANIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Kendini ezdirmeyen ama başkalarını da ezmeyen, kırılgan olmayan ama kırıcı da olmayan, gerektiğinde hayır diyebilen, zorbalık yapmayan, çatışmaları diyalogla çözen, empati kurabilen, ikna yeteneği yüksek, sevilen ve liderlik eden bir çocuk pek çok anne babanın hayali" (s.91)
    Araştırmalar sosyal ve duygusal becerilerin okul başarısını da arttırdığını söylüyor.
    Çocuğun sosyal zekasını desteklemek için
    *Çocuk için oyun sosyalleşmenin anahtarıdır.
    Oyunlar oynamasına izin verin. Oyun sırasında çatışma çözme, oyun kurma becerilerini edinmelerini sağlayın.
    *Çocuklarınızla sık sık sohbet edin.
    Not: Bizler okullarda, evde kendisiyle sohbet edilen çocukları ve edilmeyen çocukları hemen fark ediyoruz.
    *Evcil hayvanlarla oynamasına izin verin.
    *Üç yaşından önce ekran kültürü edinmelerinin önüne geçin.
    *Çocuğun ikna becerilerini geliştirin.
    *Film izlerken ya da roman okurken oradaki karakterle empati kurdurun.
    *Bol bol seyahate çıkın. Sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almalarını sağlayın. Yaratıcı drama ve spor gibi etkinliklerin içerisinde de bulunmalarını destekleyin. :)
    ******************************************************************GENLER ÇOCUĞUN BAŞARISINI NE KADAR ETKİLER
    Yapılan araştırmaların "Çocukların akademik başarısında %60 genetik, %40 çevresel koşulların etkili olduğu sonucu çıkmış. (s.99)
    Dolayısıyla "Doğal eğilimlerle uyumlu eğitimler organik başarılar yaratır." (s.99)
    Çocukların genetik eğilimlerini keşfetmek için
    *Siz de çocuğunuzun doğal başarı alanını keşfetmeye çalışabilirsiniz. Sevdiği ve öğrenirken hızlı ilerlediği alanlar bir göstergedir. Çocuğun doğal eğilimini körelten değil, güçlendiren eğitimleri tercih edebilirsiniz. Einstein'in dediği gibi, yüzmek için doğmuş balıklara ağaca tırmanmayı hedef koymamak gerek! (s.100
    Gardner'in çoklu zeka kuramını araştırmanızı salık veririm.
    **************************************************************
    İncelemeyi bitirmeden önce önemli gördüğüm birkaç yere daha değinmek istiyorum.
    *Çocukları överken zekayı değil, çabayı övün.
    "Sen çok akıllısın" yerine "Emeğin çok güzel!" "Çabana güveniyorum!"

    * Kahvaltı yapan çocukların okulda daha başarılı olduğu tespit edilmiş. Can da başarı da boğazdan gelir. :)

    *Odaklanamamak çağın hastalığı. Çocuğun bu beceriyi de edinmesini sağlamalıyız.
    Birkaç öneri
    -Düzenli bir masa.
    - Sessiz ortam.
    -Çalışma sırasında telefon ve bilgisayardan uzak durmak.
    Yardım almak için SelfControl, Freedom, FocusMe gibi uygulamalara bakabilirsiniz. İnterneti kesmek için...
    -Doğal ortam
    -Yoğunlaşma eşiğini iyi bilip, ona göre mola verme.
    -Nasıl dinlendiğinizi iyi bilme.

    Ayrıca özellikle vurgulamak gerekir ki (benim de bu konuda kusurlarım var.) TEK BİR İŞE ODAKLANMAK GEREK!
    "Saçımı tararken, sadece saçlarımı düşünürüm, başarımın sırrı budur" diyen Fransız başkanı Clemenceau'nun sözü kulağıma küpe olsun benim de. :)

    Önemli gördüğüm noktalardan biri de şu bir araştırma sonucuna göre "babanın çocukla geç ilgilenmeye başlaması, çocuğun okul başarısını olumsuz etkiliyor."
    Babalar sadece tehlike çanları çalmaya başlayınca sürece dahil oluyor. Biz öğretmenler sadece o zaman babanın yüzünü görebiliyoruz. Bu konuda penguenleri örnek almalıyız diye düşünüyorum. Anne ve baba penguenler ebeveynliği adilce paylaşıyor.

    Kitabı taradıkça bu da önemli diye yazdıkça yazıyorum. Sanırım bu inceleme uzadıkça uzayacak.
    Yine yapılan araştırmalara göre
    * Eğer kişi farklı deneyimlere açık ise göçün başarı üzerinde önemli bir etkisi var.
    Sınıfımdaki Suriyeli öğrencilerimi bu gözle de değerlendireceğim. Bu araştırma da işime yaradı.
    Peki bütün çocuklar için ne yapılmalı?
    *Yurtdışına seyahat etmek, yaratıcı düşünceyi tetikler.
    Farklı bakış açıları edinilmesini sağlar.
    *Yurtdışına çıkarma imkanımız yoksa, farklı ortamlara sokmaya çalışmalıyız çocuğu. Farklı mekanlar, farklı insanlar, farklı deneyimlerle karşı karşıya kalmalı. Doğal yaşam en güzeli ancak kitaplardan filmlerden de yararlanabiliriz.
    *Yeni deneyimlere biz ne kadar açığız? İşte bu çok önemli. Çocuk mutlaka bundan etkilenir.
    *Hayvanlarla zaman geçirme de düşünme esnekliği kazandırır.
    *İnternet dünyayı gezmek için harika kaynaklar sunuyor. Google'ın sanat ve kültür sayfasının lingini buraya bırakıyorum. "www. google.com/culturalinstitute
    Yaratıcı düşünce için ezber bozan yaşam aklımızın bir köşesinde kalsın diyerek başka bir konuya geçeyim.
    ***************************************************************
    Bilgisayar Oyunlarının Başarıya Etkisi
    "Oyun doğru dozda ve uygun şekilde kullanıldığında son derece faydalı olabiliyor. Buna karşın aşırı derecede oynayanların, ders başarılarında gözle görünür düşüş meydana geliyor." (s.169)
    Peki bu dozu nasıl ayarlayacağız?
    Sevgili Bahar Eriş'in sosyal medya paylaşımında buna yanıt buldum:
    "Çocuğunuzun yaşına uygun ekran süresini çok kolay hesaplayabilirsiniz. Çocuğun yaşından 1 çıkarıp değeri 10 dakika ile çarpın. Dakika olarak ekran süresi hakkı çıkar. Örnek: 5 yaş için 4x10 = 40 dakikadır."
    Bu konuda uzman olan isim "Orhan Toker"dir.
    https://orhantoker.com
    Çocuğun yaşamından bilgisayar oyunlarını çıkartıyorsanız yerine mutlaka başka seçenekler oluşturmalısınız.
    Yoksa onu salt bilgisayar oyunlarına mahkum edersiniz.
    Hem geliştirici nitelikte bilgisayar oyunları da var.
    "çocuklara; dikkati toplama, stratejik düşünme, engelleri aşma, işbirliği yapma, aşamalı ilerleme, sabırla bekleme ve bir işte ustalaşma konularında fayda sağlayabilir. " (s.168)
    Şiddet içermeyen ve gelişimi destekleyen oyunları çocuklara önerebiliriz. Onlardan önce biz oynamalıyız ve hangi gelişim alanına yönelik olduğu bilgisini edinmeliyiz.
    ***********************************************************
    TELEVİZYONU KAPATMAK ÇOCUĞUN AKLINI AÇAR!
    "2,5 yaş öncesi için TV izlemek, eğitici program olsa bile zararlı." (s.172)
    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca (2015) 12 bin aile üzerinde bir araştırma yapmış. Sonuçlara göre "Öğrenciler yılda ortalama 1000 saatlerini okulda, 1500 saatlerini ise televizyon ve bilgisayar başında geçiriyor. (s.173)
    Rakamlar korkunç.
    Önüne geçmek için
    *Televizyonu kimse izlemiyorsa kapatın. Mekanik sesler yerine doğal sesler gelişimi daha da destekler.
    *Çocuk tv izlerken onunla izlediği program hakkında konuşun. Eleştirel izleme/dinleme yapmasına katkı bulunursunuz.
    *Çocuğun odasında Tv olmaması çok iyidir.
    *Yemek yerken Tv izlemeyin. Birbirinizin farkında olmanız daha önemlidir.
    * Televizyonu ödül ya da ceza aracı olarak kullanmayın. Bu televizyonu çocuğun gözünde yüceltir. (s.174)
    ***************************************************************
    Çocukların ilgi ve yetenek alanlarını keşfetmek için neler yapabiliriz?
    *Oyunlar sırasında onu izleyin. Oynadığı oyuncaklar kadar onlarla nasıl oynadığı da önemli ipuçları verebilir. (s.182)
    Araba ile oynarken ne yapıyor?
    Araba ile konuşuyorsa sözel, dilsel, sosyal zekası daha yüksek olabilir.
    Arabayı söküp içerisindekileri inceliyorsa "mühendis kafalı" olabilir gibi gibi :)
    *Çocukların hangi faaliyetlere daha uzun zaman ayırmak istedikleri de öncü bir işarettir. (s.182)
    *Çocuğa izlediği bir gösteri, film ya da okuduğu bir kitaptan ne hatırladığını sormak da iyi bir yaklaşımdır. En çok aklında kalan sahneler ya da cümleler ilgi alanıyla ya da eğilimleriyle ilgili ipucu verebilir. (s.182)
    Sözgelimi Rob Buyea'nın Sınıftan Yükselen Sesler adlı kitabını onlara önerdiniz. Bu kitapta farklı yetenekte, ilgide ve kişilikte karakterler var. Acaba çocuğunuz hangi karakteri kendine yakın buldu? Alın size harika bir ipucu :)
    Bunu öğrencilerim için mutlaka uygulayacağım.
    Buna "Bağ kurarak okuma tekniği" diyelim. :)
    *Çocuğun genel konuşmalarda en sık kullandığı kelimeler hangileri? Duygulara mı, eylemlere mi, duyulara mı (koku, tat, vs) odaklı? Bu da değerleri ve düşünme biçimleri üzerine ipuçları verir. (s.183)
    *************************************************************
    SANATIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Her çocuk bir sanatçıdır," der Picasso, "Asıl sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir." (s.185)
    Araştırmalara göre sanatın başarı üzerinde olumlu bir etkisi var. Sanat eğitimi çocuğa ince zevk, estetik duygusu kazandırdığı gibi çocuğu düşüneni duyan üretken bir insan kılıyor.
    "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir," diyor Atamız. Onun bu anlamlı sözlerine kulak verip müfredatta olsa da olmasa da konuyla ilişkilendirip sınıflara sanatı taşımalıyız.
    ÖNERİLER
    *Çocuklara yönelik sanat etkinliklerine katılın.
    *Evde imkanlar doğrultusunda sanat köşesi oluşturabilirsiniz.
    (Boya, tuval, kağıt, kalem gibi sanatsal çalışma yapacakları malzemeler de bulundurabilirsiniz.)
    *Online sanat sitelerinden yardım alabilirsiniz. Google'ın Sanat ve Kültür sitesi (Google Arts and Culture) muhteşem kaynak. (s.188)
    *Seçtiğiniz bir sanat eseri hakkında konuşabilirsiniz. Farklı bakış açılarınızı karşılaştırabilirsiniz. Bu esnek düşünme egzersizidir.
    Bunu yaparken önce ayrı ayrı düşünün, sonra birlikte.
    ***********************************************************
    Sınıftaki başarıyı oturduğunuz sıra etkiliyor.
    Bu da bir araştırma sonucu.
    Önde oturanlar başarıda da ön sıralarda.
    Ortada oturanlar dengeli gitmeyi sevenler.
    Arka sıralar asiler.
    Pencere sevenler, hayal severler. (Benim yerim) :)
    Kapıya yakın oturanlar aceleciler.
    Araştırma sonucu da bu genel izlenimi destekler nitelikte.
    Bu araştırma benim hoşuma gitmedi.
    Ön sıralara oturtacağın öğrenciyi seçmek diğerlerine bir haksızlık değil mi? Çünkü ön sırada oturan her açıdan şanslı. Kolayca not alabilir, öğretmeni dikkati bölünmeden dinleyebilir, düşüncesini ifade ettikten sonra arkadaşlarının baskılayan bakışlarına maruz kalmaz.
    Sırasını değiştirince öğrencinin kişiliğinin bile değiştiğini fark etmiştim. Bu kişisel yaşamıma yönelik bir çıkarımım da olmuştu. Ancak bu araştırma bilgisi bana ciddi bir sorumluluk yükledi.
    ***************************************************************
    Sayfa 195'teki hoşuma giden bir kavram üzerinde durmak istiyorum. "Kar küreyici anne ve babalar" ifadesi.
    Çocuğun önünden gidip karşılaşacakları engelleri temizlersek onların elinden şu becerileri çalarız: "Azim, adanma, yaratıcılık."
    Çocuklarımız, bir kısım Suriyeli Çocuklar gibi, şunu öğrenmeliler: "Hayat sana füze atıyorsa, sen de ondan güzel bir salıncak yap!" (s.196)
    **************************************************************
    Güçlü ve Güvenli Bir İmaj İçin
    *Dik durun ve geniş bir ayala yayılın.
    *Ayaktayken oturanlardan daha güçlü görünürsünüz
    *Oturuken iki ayağın yere değmesi, kolların bedenden açık olması, tek dirseği kolçağa dayamak, masaya eşyaları yaymak kendi alanınızı belirleme hakkı verir.
    Unutmayın evrende yer kaplamak hepimizin hakkı.
    Ezilip büzülmek kendi varlığımızı yeryüzünden silme çabasıdır.
    *Ayaklarınızın arasını açın! Ayaklarınızı bedeninizin alt kısmına verin.
    *"'Başarılarım' defteri tutun." (s.202)
    (Bunu mutlaka yapacağım.)
    *Güçlü duruşun kimyası. Ayaklarınızı iki dakika masaya uzatmak, ellerinizi başınızın gerisine doğru esnetmek, güç hormonu olan testosteron düzeyini artırıyor. Stres hormonu kortizon azalıyor. Risk toleransınız azalıyor. (s.202)
    *Göz teması kurmak bizim kültürümüzde karşı cins ile iletişimde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak " önerilen 'karşınızdakinin göz rengini algılayabilecek kadar' bakmak.
    (s.202)
    *Gülümseyin!
    *Avuç içlerinin görünmesi karşıya güven ve samimiyet verir.
    *Eller havaya! Elinizi kolunuzu hareket ettirerek konuşmak, düşünceyi ve anlatımı güçlendiriyor. "Immm"lar, "eee"ler azalıyor, ağzınızdan daha düzgün cümleler çıkıyor. (s.202)
    Peki iletişimde yapılmaması gerekenler
    1)Kıpraşmayın.
    2) Elleri ovuşturmayın.
    3)Ayakları yere vurmayın.
    4)Masaya tık tık dokunmayın.
    5)Saçınızla oynamayın.
    6)Kolları ovuşturmayın.
    7)Elleri saklamayın.
    8Avuç içini bedene yapışık tutmayın.
    *************************************************************
    DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
    Araştırma sonuçlarına göre
    *Okula yürüyerek gitmek başarıyı olumlu etkiliyor.
    (Sağlıklı ve başarılı bir yaşam için her gün 10.000 adım. Hareketsizlik yeni sigaradır.)
    *Özgürlük ile disiplinin eşsiz birleşimi mucize yaratabilir. (s.219)
    *Her başarılı kadının arkasında başarılı bir anne vardır.(s.221)
    (Annelerin sözleri bilinç altında varlığını korumaktadır.)
    Anne demişken Michael Caine'nin annesi: "Annem bana ördek gibi ol derdi. Yüzeyde sakin kal ama suyun altında bacaklarını deli gibi çırp!" (s.223) demiş.
    Bu sözler çok hoşuma gitti. :)
    *Okulda kızlar daha başarılı, yaşamda da erkekler.
    (Çünkü kadınlar yaşamda toplumsal kabul görmek için arka sıralara geçiyor. Başarılı olduğun zaman hırslı etiketi yiyorsun. Dahası da var. Çirkin yakıştırmalara burada yer vermeyeyim. Biliniyor zaten. Kadınlara kariyer desteği sunmak gerekir. Türkiye'de kadının işgücüne katılım oranı yüzde 30'larda. Tevfik Fikret ne demiş: "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer." Daha fazla söze de gerek yok.)
    *Uykunun başarı üzerinde olumlu bir etkisi var.

    not: Zamanım olduğunda devamını getireceğim :)