Ömrü boyunca neyi nerede arayacağını bilmeden dünyanın peşinden koşan Numan'ın gözlerinin derinliğini sükûn halinde bir huzur iner. Dünyanın içinde kaybolup gidecekken dünya ayaklarına düşmüştür.
- Hocam gidecek misiniz?
- Elbette gideceğim.
- Pek çok çağrı gelmişti ama onlara gitmemiştiniz.
- Siz hiç umudunu büyüttüğünüz uzaklardan, kalbinizi çeken sesler duydunuz mu?
- Böyle bir sesi bizler de duyacak mıyız?
- Talip olana o çağrı mutlaka gelir. Nasılsa bir gün siz de çağrıldığınızı duyacaksınız. Benim için o bir gün işte bu gün.
Ömür gelip geçiyor, içinde kurulan pek çok hikâyeyi silerek. Var olanlar, kaybolanlar... Bilinmek isteyen cümlelerin arasına girecek gücü dahi gösteremiyor kimileri. Kimileri arayıp buluyor, kimileri hep aranıyor. Bazen arayan aradığıyla kalıyor, bazen aranılanla bulunan bambaşka. Adı mecnun'a yani deliye çıkan, Leyla'da Mevla'yı buluyor, kendini alim sanan düz yolda yolunu kaybediyor.
"..
Rabbim, Kelam-ı Kadim'in ile ilmimi artır, Nebi'nin sünneti ile yolumu aydınlat, bana Kur'an ve Sünnet ile temiz bir hayat yaşat; beni müslim olarak öldür ve sâlihler zümresine ilhak eyle! Hidayetini ve tevfikını biz aciz kullarından esirgeme Allah'ım!"