Yine derin yine ağrılı , yine kararsız kararlılıkla, karanlığın aydınlık satırları .
"Monna Rosa, siyah güller, ak güller, Gülcenin gülleri ve beyaz yatak."
Üstündeki giysi gözünün renginde
Yürüyor yürüyordu arkasına bakmadan
Onu kaybettim bir kış gününde
Yağmur yağmur yağmur yağıyordu durmadan
Ölü taşıyan bir araba
Araya girdi galiba
Koştum koştum yetişemedim
Sanki önümü kapatan bir sütundu zaman
insanlar otomobiller dalgın habersiz zalim
Alıkoyamadım onu meçhullere dalmaktan
Boşunaydı artık çaba
Boşuna mıydı acaba
Dondum kalakaldım olduğum yerde
Gözlerimi kaplıyordu duman duman duman
Gönlüm ne geçmişte ne geleceklerde
Bir mahkůmdum görülmemiş bir cezaya çarpılan
Uğrayan bir azâba
Sığmaz hesaba kitaba
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.