Bluesky

Bluesky
@mrtgr
Hide your patches my heart... Yüreğini kolla ölmeden çürüyorsun... Ruhum.. Mısara çekiyorum. Haberin olsun... Fuck small talk,let me see your soul... #40340140
Kaçsak gidecek yerimiz yok. Kendi kendimizin tutsağıyız. Ayaklanmış duygularımızın birbiriyle vuruştuğu bir savaş var içimizde. Bir yağmurla... Yağmur sonrası topraktan gelen o büyülü kokularla... Açan güneşle... Bir gülümsemeyle... Bir gözyaşıyla başlayan, hatta çoğu zaman sebep aramayan başlamak için... Bir savaş var içimizde. Birbiriyle çelişen birçok duygu, birçok istek birbiriyle dövüşüyor. Bir yanımıza sahip çıktığımızda diğer yanımıza ihanet ettiğimiz bir savaş. Balkondan yağmura bakıyorum. İhanetsiz yaratılmayacak bir hayatın yükünü taşıyabilecek kadar güçlü müyüz diye, içimden geçiriyorum... Ve kendi kendime soruyorum: Ben acaba hangi yanıma ihanet ediyorum? Bu, cevabı bilinebilecek bir soru mu? Sonra bunu düşünüyorum... Siz biliyor musunuz hangi yanınıza ihanet ettiğinizi? İhanet nedense başkasına yapıldığında varlığı güçlenen bir kelime gibi... Oysa insanın kendine ihaneti en büyük günah sayılmalı... İhanet insanın kendine yaptığında affedilmeyecek bir suç olmalı... İnsan kendine ihanet etmemeli. sanem altan
Reklam
"Artık kim, sana nasıl ulaşır? Öyle bir serüven ki hayat, karanlıkta Polyanna'lar, ışıklarda Palyaçolar dolaşır..." (Yılmaz Odabaşı)
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. yazar Marquez’in veda mektubu: Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak
Henüz Vakit Varken, GÜLÜM ❤ Henüz vakit varken, gülüm Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri Volter rıhtımında dayayıp seni duvara öpmeliyim ağzından sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a çiçeğini seyretmeliyiz onun, birden bana sarılmalısın, gülüm, korkudan, hayretten, sevinçten ve de sessiz sessiz ağlamalısın, yıldızlar da çiselemeli, incecikten bir yağmurla karışarak. Henüz vakit varken, gülüm, Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz söğütlerin altından, gülüm, ıslak salkım söğütlerin. Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana, en güzel, en yalansız, sonra da ıslıkla bir şey çalarak gebermeliyim bahtiyarlıktan ve insanlara inanmalıyız. Yukarda taştan evler, girintisiz, çıkıntısız,
İnsanın ruhunu yücelten bir acı, Ucuz bir mutluluktan daha değerlidir... [Dostoyevski]
Reklam