• 96 syf.
    ·10/10
    İzninizle uzun bir methiye yazmak istiyorum kitaba gelmeden önce. Türk düşünürlerinde genel eğilim meta üzerine yazmaktır aslolan; meta, yani dünyalık işler: sanat, siyaset falan. Hem meta'yı hem de metafiziği yazabilen tek düşünür, -bak tek diyorum, dikkatinizi çekerim-Sezai Karakoç'tur. Bu okuduğum beşinci eseri.
    Aforizma ve retorik yapma konusunda bir dahi. Muazzam bir zeka, muazzam bir kafa. Ve de bu adam, yani Karakoç, Türkiye'de bilinmiyor.
    Cemil Meriç'in değerini ölünce anladık, illa bu adamın da mı ölmesi lazım, kıymeti iade için? Neyse, işin politik tarafına girmeden kitabına dönecek olursak, eserinde İslam üzerine tespit ve yorumları var her denemesinde olduğu gibi.
    Ne yani, bu kadarcık mı? diye soranlar: evet.
    Yorum artı tespit artı entellik eşittir şaheser.
    Kısa bir eser. Yüz sayfa. Akıcı bir Türkçe var.
    Her Müslüman evladının okumasını şiddetle tavsiye ediyorum
  • "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar."
  • - “Televizör ‘gerçek’tir. Dolayımsız ulaşır ve çok boyutludur. Sana ne düşünmen gerektiğini söyler, bombardıman eder. O haklı olmalı. Çok haklı görünür. Seni kendi vardığı sonuçlara o kadar hızla sürükler ki zihninin, ‘Bu ne saçmalık!’ diye protestoya zamanı olmaz.”
    - “Sadece ‘aile’, ‘insan’dır.”
    - “Özür dilerim, ne dediniz?”
    - “Karım kitapların ‘gerçek’ olmadığını söylüyor.”
    - “Bunun için Tanrı’ya şükret. Onları, ‘Bir dakika durun,’ diye kapatabilirsin. Onlara Tanrı’yı oynarsın. Fakat TV oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir! Tıpkı bir dünya kadar gerçek bir ortamdır. Gerçek haline gelir, gerçektir de. Kitaplar mantıkla mağlup edilebilir. Fakat bütün bilgim ve şüpheciliğime rağmen, o inanılmaz oturma odasının bir parçası olduğumda, tam renkli ve üç boyutlu yüz kişilik bir senfoni orkestrasıyla tartışma şansım hiç olmadı.”
  • Bir de lüks az olacak ya da hiç olmayacak. Çünkü lüks ya zenginlikten doğar, ya zenginliği zorunlu kılar; zenginin de ahlakını bozar, yoksulun da; birinciyi mal mülk, ikinciyi de açgözlülük yüzünden. Lüks, yurdu gevşekliğe ve yokluğa sürükler; devletin elinden bütün yurttaşlarını alır; onları birbirine, hepsini de kamuoyuna köle eder.
  • Belli kesimlerde korkunç bir servet birikimi var iken uçsuz bucaksız çöllerde bir lokmaya muhtaç milyonlar yaşamaktadır. Birileri konfor içinde yaşayıp patlayıncaya kadar tıkınarak ölürken diğerleri açlık ve hastalıktan telef olmaktadır. Geçiçi "insanı yardım" maskaralıklarını bir kenara bırakıp Müslüman topluluklarımızda adil bir gelir dağılımı sistemi kurmamız, herkesin milli gelirden eşit pay almasını sağlamamız nasıl mümkün olacaktır? Fakir zengin arasındaki bu devasa uçurumu nasıl kapatabiliriz? Baksanıza dünyanın en zenginleri de bizde, en fakirleri de!
  • 328 syf.
    ·43 günde·Beğendi·10/10
    İş bu eşsiz ve muazzam kıymetteki eser ilk baskısı itibarıyla 1983 yılından beri aramızda ama malesef hala Arapça bilmeyenlerimiz olarak bu eserin tercüme edilerek yayımlanmasıyla bizlerin istifade edebilmesi 2018/2019 yıllarını buluyor. Yani otuz beş yıldır bu eserin istifadesinden mahrum olarak yaşamışız. Burada kitabın niteliğinden bahsetmeden evvel özellikle bu konuya temas etmek istedim çünkü gerçekten ümmetimizin değerlerine hakiki manada sahip çıkabilmek, arşivlerimizde yer alan on binlerce esere vakıf olabilmek için en kısa sürede Fasih, Kur’ân Arapçasını öğrenmeliyiz.
    Elimdeki Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM tarafından tercüme edilmiş ve asıl adı İslam Alimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti olan eser, on üçüncü baskının ikinci ilâve yapılmış baskısına ait. Takdim Yayınları tarafından neşredilmiş. Eser emsali görülmemiş incelikte tam bir kaynak hazinesi. Eserin müellifi olan merhum Abdulfettâh Ebû Gudde, on dört başlık altında işlediği “Zamanın Kıymeti” teması yanında tam iki yüz yirmi beş başlık altında da “İslâm Âlimlerinin Zamana Verdikleri Kıymet” temasını işlemiştir. Her bir alt başlığı işlerken başlıkların sıralamasını zirettiği alimlerin kronolojik yaşantısına göre sıralayarak verdiği misalleri, alıntısını yaptığı eserlerin sayfa sayısına kadar dipnotunda işleyen yazar, araştırmacı sıfatının hakkını veren yakın geçmiş tarihimizin pek ender rastlanır âlimlerindendir. Kendisi, eserin sekizinci baskısı için yazdığı önsözünde bu durumu şöyle ifade ediyor: “Ben, küçük olsun, büyük olsun, bütün çalışmalarımda her haberi ve her cümleyi hatta her kelimeyi –ilim emanetini yerine getirmek ve nakledilen bilgiye olan güveni takviye etmek için- sahibine nisbet ederek, kaynağını, hangi ciltte olduğunu ve sayfa numarasını zikrederek verdim.” Eserini tanıtırken de aynı önsözünde şu ifadelere yer veriyor: “Benim İslâm Âlimlerinin Gözüyle Zamanın kıymeti kitabıma gelince, eksikleriyle beraber, tefsir, hadis, fıkıh, tarih, rical, terceme-i hâl, beldeler, dil, nahiv, edebiyat, ahlak ve diğer alanlardaki ilim kitaplarında, yazılacak maddeleri toplamak, bunları seçmek, kayıt altına almak, kaynaklarına ve dayanaklarına nispet etmek, diğer eserlerle karşılaştırmak, kapsamlı incelemek, düzenlemek, sağlam hale getirmek ve en güzel şekilde basmak için sarf ettiğim yaklaşık yirmi yıllık inceleme ve araştırmanın ürünüdür. Allah biliyor, benim bu çalışmayı yapmamın amacı şöhrete olan düşkünlük ve övünmek değildir. Fakat bu bir emanettir ve İslamın bizlere öğretmiş olduğu bir edeptir.” Müellifin eserlerinden türkçeye tercümeleri arasında muhtelif yayınevleri tarafından tespit edebildiğim on beş eser bulunmaktadır. Kitabın girişindeki ilk başlığın altında da müellifin oğlu Muhammed Zâhid Abdulfettâh Ebû Gudde, babasının altmıştan fazla kitap neşrettiğini beyan etmektedir. Bize düşen de makalemizin girişinde de ifade ettiğimiz üzere en kısa sürede fasih, Kur’ân Arapçasını öğrenerek bu eserleri ve daha nice binlercesini okuyup istifade ederek, bunun gibi kıymetli âlimlerimiz gibi Ümmet-i Muhammed’e hizmet edecek eserler neşretmektir. Bir sonraki eser tanıtımında yeniden buluşmak üzere, selâm ve duâ ile.
  • 208 syf.
    Ülkemizin iki büyük eğitimcisi olan Doğan Cüceloğlu ve İrfan Erdoğan'ın birlikte çıkardıkları kitap yirminin üzerinde konudan oluşuyor. Farklı mekanlarda hatta farklı şehirlerde bir araya gelen iki büyük hoca, eğitimle ilgili makro ve mikro düzeyde farklı konuları sohbet havasında ele almışlar. Bu konular, iki öğretmen türü baz alınarak açıklanmaya çalışılmış: Öğretmenlik yapan ve öğretmen olan.

    Kitapta eğitimle ilgili önemli tespit ve öneriler yer alıyor. Beni en çok etkileyen kısım, eğitimde çerçeve sorunuyla ilgili görüşlerin yer aldığı bölümdü. Gerçekten de ülkemizde eğitim çerçevesi sorunu bulunuyor. Eğitim, siyasi iktidarlar tarafından belirlenen bir unsur haline gelmiş durumda. Oysa kitapta da bahsedildiği gibi eğitimde uzman hocaların bir araya gelip sahip olduğumuz değerlere ve çağın gereksinimlerine göre eğitim çerçevesi belirlenmeliydi. Eğitim çerçevesi ile ilgili çok önemli bir tespitten de bahsediliyor. Ülke olarak ekonomik anlamda sıkıntı çektiğimiz zaman dilimlerinde bile eğitim çerçevesi sayesinde Köy Enstitüleri, Millet Mektepleri, Halk Evleri gibi ülke eğitiminde mihenk taşı konumunda bulunan çok önemli işler başarabilmişiz. Ancak günümüzde muazzam bütçeler ayırdığımız eğitimde, çerçeve eksikliği yüzünden bir adım bile öteye gidemiyoruz.

    Dikkatimi çeken ikinci husus ise, öğrenciye ismiyle hitap etmek. Basit ve önemsizmiş gibi gelen bu eylem sayesinde nelerin olabileceği çok iyi açıklanmış.

    Kitapla ilgili daha fazla bilgi verip heyecanınızı kaçırmak istemiyorum. Bu işe gönül veren tüm öğretmenler için başucu niteliği taşıyan bir eser olmuş. Tavsiye ederim.