• Teknik olarak mübadil ve muhacir farklı kavramlardır. Birisi ülkeler arasında bir antlaşma sonucu yer değiştiren nüfus kitlelerini ifade etmek için kullanılır. Muhacir ise hicret kökünden gelir. Felaket ya da benzeri sebeplerle ya da din uğruna göç etmiş kitleleri ifade eder.
  • Teknik olarak mübadil ve muhacir farklı kavramlardır. Birisi ülkeler arasında bir antlaşma sonucu yer değiştiren nüfus kitlelerini ifade etmek için kullanılır. Muhacir ise hicret kökünden gelir. Felaket ya da benzeri sebeplerle ya da din uğruna göç etmiş kitleleri ifade eder. Mesela bizde Kafkas ve Kırımlıların, keza Boşnak ve Arnavutların çoğu muhacirdir. Yunanistan göçmenleri ise ağırlıklı olarak mübadildirler. Muhacir nüfusa Bulgaristan Türklerini de örnek verebiliriz
  • Teknik olarak mübadil ve muhacir farklı kavramlardır. Mübadil; ülkeler arasında bir antlaşma sonucu yer değiştiriren nüfus kitlelerini ifade etmek için kullanılır. Muhacir ise hicret kökünden gelir. Felaket ya da benzeri sebeplerle ya da din uğruna göç etmiş kitleleri ifade eder.
    İlber Ortaylı
    Sayfa 271 - Kronik Kitap, 1. Baskı
  • Teknik olarak mübadil ve muhacir farklı kavramlardır. Birisi ülkeler arasında bir antlaşma sonucu yer değiştiren nüfus kitlelerini ifade etmek için kullanılır. Muhacir ise hicret kökünden gelir. Felaket ya da benzeri sebeplerle ya da din uğruna göç etmiş kitleleri ifade eder. Mesela bizde Kafkas ve Kırımlıların, keza Boşnak ve Arnavutların çoğu muhacirdir. Yunanistan göçmenleri ise ağırlıklı olarak mübadildirler. Muhacir nüfusa Bulgaristan Türklerini de örnek verebiliriz.
  • 208 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    Kırım ulus olarak hala mazimizde yara. Ve biz ulus olarak yaralarımız hakkında konuşmayı pek sevmeyiz. o yüzden Balkan ve Kırım konusu pek dillendirilmez. Üzüntülerinizi dile getirdiğiniz zaman faşist damgası da yersiniz.
    Açık konuşmak gerekirse ismime imzalı bir hediye olmasının yanında benim için kitabı değerli kılan başka sebeplerde var. Bu konuyu ayrıntılarıyla açacağım ama dillendirmeden önce bir itirafta da bulunayım eğer Sayın Mehmet Bey bana okuma fırsatı vermeseydi, bir kitapçıda bulup alma olasılığım düşük olacaktı. Malum kitapçılarda ilk uğradığımız köşe ''Çok satanlar'' bölümü olduğundan.

    Anne ( Annemin babası)tarafım Kosova'dan gelme terkedilmiş bir Rum köyüne yerleştirilmiş aile.(Bursa) Senelerce Rumların malına konmuş olmakla suçlanmışlar. Ki orada bıraktıklarının lafını açmayacağım. Priştine de Türbedar olan aile fertleri( Sultan Murat'ın) Rum'un Kireç evini ne yapsın ?? (!) Senelerce evlerinin eski sakinlerinin torunları tarafından tacize uğramış bir aile. Ki bu torunlar evin altını üstünü, bahçesini talan edip gömü bulmaya çalışan bulamayınca da siz aldınız değil mi diye iftiraya uğramış bir aile. Yani evleri hiç bir zaman ev olamamış... Muhacır ve Mübadil farkını öğrenememiş insanlara da onca laf anlat tabi... Kitapta bir söz vardı. Padişah İstanbul'u verse de buralara dokunmasa keşke diye. İşte bizimkilerde devamlı Doğu'yu kaybetseydik de Balkanlar hala bizim olsaydı keşke derler.
    Bu sebepledir ki Tuna'nın türküsü'nü sevmeme gibi bir ihtimalim yok. Çünkü buna benzer hikayeleri duyarak büyüdüm. Annane tarafımda Yunanistan'dan göç edip adapazarına yerleştirilmiş bir aile onların da çok acıklı öyküleri var. Kitabı okurken hep o hikayeler geldi aklıma. Düşüne düşüne okudum. Bu yüzden de okumam uzun sürdü. Bu hikaye ilgili tek sıkıntım puntonun küçük olmasıydı, Biraz okurken gözlerim yoruldu.

    Kitapta bulunan ikinci öykü ise '' Bir gün'' adını taşımakta. Tuna'nın Türküsü bu hikayenin üstüne geçti. Aşk, sonsuz aşk temalı hikayelerden pek hoşlaşmadığım için sıkıldığım bölümler oldu. Ama bu benimle ilgili bir sorun :)
    Onun sonunda da yine hatıralar belirdi gözümün önünde...
    Aneannem'in ailesinin Yunanistan'dan göç edip Adapazarı'na yerleştiğinden bahsetmiştim. 45 saniyede verdiğimiz kayıplardan ve bu kayıpların üzüntüsünden bahsetmek istemiyorum. İşte bu öyküyle unutmak istediğim bazı sahneler gözümün önünde yine belirdi.
    Tamam tamam ben iyiyim ağlamıyorum....