Toplumun insanlara katlanmaları gereken durumları nasıl kabul ettirdiğini öğreneli çok olmuştu, yani en sıradan insanın bile gözlerini açık tuttuğu sürece en güçlüden intikamını alma fırsatını yakalayabileceğine inanması bazı davranışlara katlanmasını da sağlardı.
Mutlu olabilmek için eziyetin, elemin cenderesinden geçmek mi gerekti? Gamsız geçen bir hayat tatsız tuzsuz bir aşa mı benzerdi? Olmayacak şeyleri, yok yere mi dert ederdi kendine, hamuru bencillikle yoğrulmuş insan?
Ne çare ki hayatın zaruretleri insanı, berrak sularda kanatlarının rengini seyreden bir kelebek gibi, azade ve âşık yaşamaya bırakmıyor. Ömrün birbirini kovalayan kaygıları var. Onun için ki insan daima değişim geçiren ipekböcekleri gibi, kelebek halinde kalamıyor. Tırtıllaşıyor, ısırmak ve ısırılmak istiyor.