Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 23 May 13:59 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Ne iştir kullar, günlerce saraya yürürsünüz. Hareketiniz kitaba sığmaz. Din ve devlet adına büyük tehlikeler doğurur. Serkeşlikten vazgeçiniz. Allah'ın emri mucibince padişahınıza itaat ediniz. Şeriata aykırı hareketimiz görülmüşse müfti efendiler burda, sorun, söyleyecekleri üzre amel edin. Birtakım masumların kanlarını dökmekle elinize ne geçecek? Allah bu günahınızı bağışlamaz. Biz sizle Bağdat'a yürümeyi düşünürken siz üzerimize yürürsünüz. Bu reva mıdır?"

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu

Nef'î'ye bulaşmayacaktın :)
Şimdi hayli sühan-verûn içre,
Nef’î mânendi var mı bir şair?
Sözleri Seba-i Muallâka’dır
İmrülkays kendidir kâfir!”

(Şimdi birçok güzel söz söyleyen arasında Nef’î'ye denk olan bir şair var mıdır? Sözleri Kâbe’nin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir Ama kendisi İmrülkays'tır kâfir!)

Şeyhülislâm Yahya Efendi

Bize kâfir demiş Müftî Efendi,
Tutayım ben ana diyem Müselmân,
Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya,
İkimiz de çıkarız anda yalan!”

(Şeyhülislam bana kâfir demiş, Ben de tutup ona Müslüman diyeyim Yarın kıyamet gününde İkimiz de yalancı çıkarız.)

Nef'î

Nefi:
Bize kâfir demiş müfti efendi
Dutalım ben ana diyem Müselman Varıldıkta yarın divan-ı Hakk'a
İkimiz de çıkarız anda yalan.

Oğuzhan Afacan, bir alıntı ekledi.
27 Ara 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi

Âsım
Bir alay mekteb-i ali denilen yerler var;
Sorunuz bunlara millet ne verir? Milyonlar:
Şu ne? Mülkiyye. Bu? Tıbbiyye. Bu? Bahriyye. O ne?
O mu? Baytar. Bu? Ziraat. Şu? Mühendishane.
Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,
Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız!
İşimiz düştü mü tersaneye, yahud denize,
Mutlaka, adetimizdir, koşarız İngiliz'e,
Bir yıkık köprü için Belçika'dan kalfa gelir;
Hekimin hazıkı bilmem nereden celbedilir. Mesela büdce hesabatını yoktur çıkaran ...
Hadi maliyyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.
Hani tezgahlarınız nerde? Sanayi' nerde?
Ya Brüksel'de, ya Berlin' de, ya Mançester'de!
Biz ne müfti, ne imam istemişiz Avrupa' dan;
Ne de ukbada şefa'at dileriz Rimpapa'dan
Siz gidin bunları ıslaha bakın peyderpey;
Hocadan, medreseden vazgeçiniz, Vali Bey!"

Safahat, Mehmet Akif Ersoy (Sayfa 376)Safahat, Mehmet Akif Ersoy (Sayfa 376)
İsmi lâzım değil, Konuşmalar'ı inceledi.
04 Kas 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bizim tarihimizde dört devremiz var... Mekteplerimizde doğru tarih okutulmadığı için bilmiyorsunuz. Birinci devir Kanunî’ye kadar olan devir... Bu vecd devresidir. Türk ne yapmışsa bu devirde yapmıştır. Kanunî bir büyük miras devralmıştır. Onda “devlet-i ebed müddet”in bütün kıymetleri topludur. Dinde Ebussuud Efendi, “Müfti üs Sakaleyn”dir. Şiirde Bakî, politikada Sokullu... Düşünün; bugünün başvekili mevkiinde... Mimaride ise Mimar Sinan... Kanunî’de iki inhiraf oldu. İki sapma... Kemâl ve
zevâl... Allah’ın kemâl ve zevâl kanunu mutlaktır! Kemâl bir yerde mutlaka duracak, zevâle dönecektir! Servetin gururu...

Birincisi: O zamana kadar Şeyhülislâmlar nasb ile gelmezdi. İstişare divanları yoliyle seçilirdi. Ve, padişaha, “hemen hal’ine fetva veririm!” diyebilirdi. Yavuz’a dediği gibi... Kanunî’de nasb ile gelmeye başladı.

İkincisi: Yahudilere serbesti kanunu bu zamanda çıktı.
Yahudiler saraya kadar girdi.Sahte para “ziyuf akçe” vesaire... Ama saydığım kıymetler de ortada...
Bir de içeride kaba softalar devri... Ve kısa bir zaman
sonra bunların tam sultası... Halbuki, Kanunî dünya çapında bir sultan... Birinci Fransuva İspanyollara esir düşüyor, annesi Kanuni’ye mektup yazıyor ve “Roi du Monde!” (Dünyanın hükümdarı) diye hitap ediyor. “ Ey dünyalar kralı oğlumu kurtar!” diye yalvarıyor. Nasıl kurtarır?.. İspanya sahillerine bir kadırga yollanır, 24 saat içinde Fransuva serbest bırakılmazsa, Donanmayı Humayûn sahillerinizde olacaktır!” diye haber yollanır. Üç saat içinde Fransuva serbest bırakılır... İşte İmparatorluk budur!... Fakat güneş öğle zamanını atlamış, zevâl başlamıştır! Akşama doğru gidilmektedir. Yoksa, Sarı Selim İmparatorluğu bu kadar çabuk sendeletemezdi.

Sarı Selim zamanında kaba softalık iyice azmıştır! Evet; kaba softa... Abdülhamîd Han devrinde bir şeyhülislâm Nizam-ı Cedid’e kaput giydirilmesinin küfür olacağına dair fetva veriyor. Cevdet Paşa, Padişah için “Niçin bu Şeyhülislâm’ı saraya çağırtıp boğdurmadı?” diyor. Bu kaba softalar, her türlü yeniliğe karşıdırlar... Matbaaya “Frenk icâdı”, bisiklete “şeytan arabası” derler... Halbuki, öbür tarafta ve her tarafta Kâinatın Efendisi: “İlmi, Çinde bile olsa gidin bulun!” der.... “Hikmet müminin kaybolmuş malıdır, nerede bulsa alır!” der. Ve, en güzel hadîslerden biri halinde: “Ya Rab; bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!” Buyurur.

En büyük düşmanımız kabalıktır!. Dünün kaba softası
bugün yok ama başka isnadlar var. Reformist isnadları... Bunların birbirinden farkları yoktur!..."

KONUŞMALAR

Gökhan Aktaş, Sohbetname - Biatname'yi inceledi.
 06 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sun’ullah Gaybi'nin, tahminen 1624-1629 yılları arasında Kütahya'da doğduğu ve 1676 yılından sonra yine aynı yerde vefat ettiği kabul edilmektedir. Babası Kütahya'da müftülük yapan ve Müftî Derviş diye tanınan Ahmet Efendi olup, Elmalılı Sinân-ı Ümmî'nin halifesidir. Dedesi Şey Beşir Efendi, Çavdar Şeyhi lakabıyla tanınır.

Gaybî, 1649'da İstanbul'a giderek Olanlar Şeyhi İbrahim Efendi'ye intisap etmiştir. 1655'de İbrahim Efendi'nin vefatından sonra Kütahya'ya dönmüş eserler vermiştir. Olanlar şeyhi İbrahim Efendi yoluyla Bayrâmî-Melâmidir.
Kütahya'daki Balıklı Tekkesi'nin kurucusu ve babasının pîrdaşı Muslihuddin Efendi yoluyla da Halveti tarikatına mensuptur.

Türk tasavvuf şiirinin önemli bir temsilcisidir. M. Fuat Köprülü onu Yunus Emre'nin takipçileri arasında sayar. Eserlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insan-ı kâmil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiştir. Bazı mutasavvıflar Sun’ullah Gaybi'yi ikinci İbn Arabi olarak görmüşlerdir.

Eser, Sun’ullah Gaybi'nin üç el yazmasının Türkçeye çevrilmiş ve birleştirilmiş halidir. Bunlar; Sohbetname, Biatname ve Devre-i Arşiye'dir. Eserin büyük bölümünü Sohbetname oluşturur ki, tabakat tarzında yazılmıştır. Orjinal el yazması eser üç nüsha halinde bulunur:

1. Süleymaniye Kütüphanesi, Mihrişah Kısmı, No. 246.229 sayfa; sonunda Niyazi Mısrî divanmdan 3 bahir bulunmaktadır.
2. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi Kısmı, No: 3160/2639.61 varak İçinde Sohbetnâme, Biatnâme ve Devre-i Arşiyye birarada.
3. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi Kısmı, No: 3137.40 varak Sonunda Gaybî’nin “Tarik-i Risale-i Teveccüh ve Murakabe”adlı risalesi ve müellif nüshası kaydı var.

Eserin içeriği, Tasavuufi Vahdet-i Vücut üzerinedir. Yukarıda değindiğim ve metinlerden de anlaşıldığı kadarı ile Gaybi, Yunus Emre çizgisine yakındır. Vahdet-i Vücut fikrine dair, bazı emsalsiz ve özel kabul edilebilecek bilgiler, kavrayışlar sunmaktadır. Keyifli okumalar dilerim.

Yar, bir alıntı ekledi.
21 Nis 2016 · Kitabı yarım bıraktı

Müfti
""Senden fetva isterler. Deki, Allah size şöyle fetva veriyor..." (4/176). Bu itibarla müfti fetva verirken Allah adına konuşmakta ve adeta onun yerine imza atmaktadır"

Güncel Meseleler Ve Dini Çözümler, Faruk Beşer (Sayfa 29)Güncel Meseleler Ve Dini Çözümler, Faruk Beşer (Sayfa 29)