• 304 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Siyasi ideolojiler ile ilgili çok güzel bir yazı...

    Herkes teknik direktör, herkes politikacıdır güzel ülkemde. Memleketin her köşesinde geçmişten günümüze siyaset konuşulur. Ama bir de kavram karmaşası var ki akıllara zarar. 3-5 ideolojik kelam sözlere zenginlik katar ama kullanımı yerinde midir, tartışılır. Nitekim geçenlerde yapılan bir araştırmada kendini ateist diye tanımlayanların %61’inin Allah’a inandığını şaşkınlıkla karşılamıştık. Oysa benzer bir durum uzun yıllardır siyasi jargonla bize içten içe göz kırpıyor. Çok yakından tanıdığım bir kişinin (X) sözü ile bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.


    X - Çevreme benim ideolojimi sorduğunuzda alacağınız yanıt Muhafazakâr olduğum yönündedir. Oysa ben “Rasyonalist Neoliberal Sosyal Demokrat” olarak kendimi tanımlıyorum. Kesinlikle Muhafazakâr değilim.


    Burada amacım ideolojileri değerlendirmek değil, kavramların kullanımını değerlendirmek diyerek bir girizgâh yapalım. Sizleri de kısa bir süre siyaset gözlüğünüzü çıkararak yazıyı değerlendirmeye davet ediyorum.

    Ülke de oy potansiyeli en yüksek 2 partinin ideolojileri ile başlayalım;

    1. partimiz Adalet ve Kalkınma Partisi. Bu partinin ideolojisi nedir diye sorduğumuzda aslında kendi tabirleriyle de “Muhafazakâr Demokrat” en yoğun karşılaşacağımız yanıt olacaktır.

    2. partimiz Cumhuriyet Halk Partisi. Yine sonuç sabit, herkesin “Sosyal Demokrat” dediğini duyar gibiyim.

    Gelelim bu tabirlerin partinin hareketleriyle, izlediği politikayla uyumuna;


    Maalesef ülkede Muhafazakârlık ile Dindarlık eşdeğer kabul ediliyor. Lâkin siyaset dili açısından muhafazakârlık çok farklı ve günümüz AK Partisiyle çok da ilgili değil. Muhafazakâr ve Demokrat kavramlarını siyaset literatüründe incelediğimizde farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Muhafazakâr kavramını basitçe tanımlamak gerekirse mevcut durumu muhafaza etmeyi öngören, yenilikçi karşıtı ideoloji biçimidir. Statükoculuk kavramına yakın olduğunu da ifade edebiliriz. Statükoyu muhafaza etmek gibi. Oysa 2002 seçimlerinden sonrasına bakınca farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ana Muhalefet Partisinin (CHP) en büyük eleştirisi sistemi ele geçirmeye yönelik yenilikler peşinde olmasıydı. Hatta yeni anayasa, kürt açılımı, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve başkanlık sistemi başlı başına ülke açısından devrim niteliğinde adımlar. Doğrusu yanlışı tartışılır, ki tartışılmalıdır ama statükonun değişimine yönelik adımlar olduğu açık. Bu yeniliklerin hemen hemen tamamına karşı çıkan bir Ana Muhalefet Partisi var. Sırf bu hareketlerden yola çıkarak ülkede Muhafazakâr bir politika izleyen partinin AK Partiden ziyade CHP olduğunu söyleyebiliriz. Muhafazakârlık sistemin türüne ve değiştirilmek istenen yapıya göre iyi ya da kötü olarak kabul edilebilir. Burada AKP ya da CHP’nin izlediği politikayı eleştirmekten ziyade 2002 sonrası izlenen politikaların siyasi jargona göre hangi sınıfa girdiğini belirtmek istiyorum.


    Demokrat kısmı ise ülkemde en önemli ideoloji türüdür. Çünkü hemen hemen her kesimin sahiplenmeye çalıştığı bir ideoloji tipi. Ülkenin birbirine karşıt iki partisinin dahi (AKP, CHP) kendilerini tanımlarken Demokrat ifadesini kullanmasından da bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Demokrat, adından da anlaşılacağı üzere demokrasi yanlısı diye ifade edilebilir. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi gibi klişe bir tabirden ziyade daha gerçekçi bir tabirle konuya giriş yapmak istiyorum. Demokratlık, azınlıkların haklarının korunduğu çoğulculuk olarak tanımlanabilir. Tıpkı Başbakanın diline doladığı “Azınlığın, çoğunluğa tahakkümünün ortadan kaldırılması” diyebiliriz. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçiminin meclisten ziyade halka seçtirilmesi de Demokratlık kavramının son 10 yıldaki en önemli adımı niteliğindedir diyebiliriz. Cumhurbaşkanlığının Cumhur tarafından seçimine muhalefet eden anamuhalefet partisinin ise Cumhurdan çekiniyor olması, demokrasiden korkması anlamına gelebilir. Ayrıca azınlık haklarında bazı kesimlerin taviz diye nitelendirdiği yeniliklerde azınlık haklarının korunduğunun kanıtı. Dolayısıyla AKP’yi demokrat olarak nitelendirebiliriz. Her ne kadar son dönemdeki kızlı erkekli ev tartışmaları ve yolsuzluk sonrası izlenen temel politikalarında demokratlıktan öte bir diktatorya havası görülse de genel itibariyle izlenen politikanın Demokratlıkla örtüştüğü söylenebilir. Dolayısıyla yaygın kanının aksine AKP’yi Demokrat ve CHP’yi de Muhafazakâr olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır.


    Peki sosyal demokrat nedir? Farklı bir kavram. Öyle ki siyaset bilimciler bile net değil. Kimi sosyal ve demokrat kelimeleri eş zamanlı kullanılamaz derken, kimi ise sosyalizmin diğer adı olarak kabul ediliyor. Hatta sosyalizmi öngören tarihteki bazı ideolojilerin parti isimlerini sosyal demokrat şeklinde ifade ettiğini biliyoruz(Alman Sosyal Demokrat Partisi, 1875). Sosyal demokrasinin, sosyalizmden temel farkını sermaye sınıfını dışlamaması olarak kabul edebiliriz. Nitekim Bolşeviklerin Sovyet Devriminde ihtilalci sosyalistler kendilerini sosyal demokratlardan ayırmak için kendilerini komünist parti diye tanımladıklarını biliyoruz. Sosyal demokratlık daha temel bir ifadeyle “sosyalist liberallik” olarak da algılanabilir. Evet, farklı bir kavram daha ortaya çıktı, “Liberallik” J


    Liberallik Türkiye’deki siyasi tarih açısından önemli yere sahiptir. İçeriğini güzel ülkemde %80’inin bilmediği bu ideoloji aslında güzel ülkeme çok tanıdık. Şöyle ki, yoldan çevirdiğiniz kişilere sorsanız Türkiye’nin Atatürk’ten sonraki en beğendiğiniz iktidarlar hangi iktidarlardır diye alacağınız yanıtlar büyük ölçüde Menderes, Özal ve Erdoğan iktidarlarıdır(Özellikle ilk dönemleri). Liberallik kavramının Türkiye’deki karşılığı da yine bu 3 kişiyle özdeşleşmiştir diyebiliriz. İşte bu nedenle Liberallik güzel ülkemin en çok taraf bulan ve en az tanınan ideoloji türü. Öyle ki, Liberal Demokrat Parti diye kapı gibi Liberalliği adına yansıtmış bir parti var ve oy yüzdesi kuruluşundan itibaren hiçbir seçimde %0,41’i geçememiştir. Biraz da ideolojisini ifade edememekten bu halde olduğunu söyleyebiliriz. Ya da AK Partinin dile getirmese de liberal politikaları izlemesi olarak da düşünebilirsiniz.


    Peki, nedir bu Liberallik? Kelime anlamı özgürlük olup temelde iktisadi ve siyasi açıdan özgürlüğü hedefler. Farklı bir bakış açıında göre sanayileşmeyi öngören batı tarzı toplumsal ideoloji türü veya sanayi toplumunun ve ekonominin başrolde yer aldığı, bunun yanı sıra otoriteden ziyade sivil özgürlükleri ilke edinen ideoloji olarak tanımlayabiliriz. Hatta Özgürlük Bildirgesi olarak tanınan “Magna Carta Libertatum”, Liberalliğin çıkış noktalarından olarak kabul edilmektedir. Bir de neoliberallik kavramı vardır ki o da olayı daha karmaşık hale getirmemek için basitçe liberallik kavramının gelişmiş modeli diye tanımlanabilir. Türkiye siyasi tarihi incelendiğinde özellikle ekonomik açıdan Liberal yaklaşımları ile Menderes, Özal ve Erdoğan tanınmaktadır diyebiliriz.


    Son olarak ülkemizde yer alan bir çıkmazdan bahsedip konuyu sonuçlandıracağım. Şöyle ki, ülkemizde yerel bölge milliyetçiliği (Ulusçuluk, nasyonalistlik) ve sosyalist ideolojisi ile tanınan Barış ve Demokrasi Partisini incelediğimizde iki karşıt görüşü aynı anda barındırdığını görüyoruz. Evet, hem sosyalist hem de nasyonalist. Nedense aklıma Adolf Hitler’in “Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi” geldi. Bir de İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin Duçe’si Mussolini’n Ulusal Faşist Partisi var ki akıllara zarar. Konuyu burada kesmekte fayda var sanırım J


    Bir de güzel ülkemde ideolojik simgeler var ki en büyük çıkmazı da o oluşturuyor. Bu ülkede hem Müslüman, hem Osmanlıyı seven hem de Atatürk’ü seven biri olamazsınız. Hepsi bir siyasi partinin tekelinde. Böyle şey olabilir mi Allah aşkına. Zaten bu tekelleştirmenin sonucu olarak bugün çatışıyoruz. Solcuları dinsiz, dindarı Şeriatçı ve Atatürk düşmanı, Osmanlıcıyı da Osmanlının yönetim anlayışına ters olarak Turancı kabul ediyor ötekileştiriyoruz. Düşünmeden yaygın kanı ile hareket ediyoruz, hem de en çok düşünmesi gereken kişiler olarak. Oysa Malcolm X’in dediği gibi “Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.” diyemiyoruz maalesef. Söz de öyle olsak da özde olamadığımız kesin.


    Herşeyden önemlisi ideolojilerin çıkış noktasıdır. Her ideoloji halkın, devletin, milletin daha iyiye doğru hareket etmesini amaçlayan hareketlerdir. Kimi A yolunu, kimi B yolunu, kimi ise C yolunu takip eder ve hedef her zaman aynıdır. O yolun daha hayırlı, faydalı, olumlu katkı yapacağını düşünen farklı ideolojiler var, bu şekilde düşünmeliyiz ve saygı duymayı öğrenmeliyiz. Ben ülkemde genel anlamıyla olumsuzluğunu öngören bir ideoloji olduğuna inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Benim düşünceme göre bir yol diğerine göre çok dolambaçlı, çok tuzaklarla dolu olabilir ama her yolun hedefi aynıdır. Nitekim başkasına göre de benim takip ettiğim yolun çok daha zorluklarla dolu olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bizde ise temel mantık senin gibi düşünmeyeni ölümüne eleştirip, eleştirinin ötesinde ötekileştirmek ve devamında şiddete başvurmak. Oysa kendi ideolojisini neden seçtiği veya bir diğer ideolojinin artılarını eksilerini tartışan yok. Yani ideolojiler değil ideolojistler savaşıyor. Hâl böyle olunca dinlemeyen, dediğim dedik tavırlarla (kelimenin tam anlamıyla) mutaassıp oluyoruz. Sağcı, solcu, muhafazakâr, sosyalist, milliyetçi, liberal farketmez, mutaassıp (bağnaz) oluyoruz. Bu sayede dindarlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan mutaassıp (bağnaz) kavramını da dindarlıkla eşdeğer görenlere sinyal göndermiş olup yazımı yine bir söz ile sonlandırmak istiyorum.



    Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır. Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur..! Mustafa Kemal ATATÜRK
  • Siyasileşip de bireyselleşemeyen tanrısallık kavramı nedir? Bazı coğrafyalar vardır, o kadar yokluk içindedir ki karşı güçlerin onun üzerinde tahakküm sağlayıp müşahhas tanrılaşmasını kaldıramayıp kendisine soyut bir tanrılaşma arayışını bulması demektir. İşte bu kapital gücün mücerret tanrıyı yok etme teşebbüsünü onu siyasileştirerek yapmaktadır ki artık ona da sahip olup yokluk içinde olanlara tanrısallık durumunu kendisi üzerinden bina ederek temellük sağlamaktadır; tanrının seçtiği lider veya liderlik durumunu onlara dikte edip arzetmektedir. Bunu böyle yapması ise dolaylı yoldan yokluk içinde bulunan kesimin ahlaki ilkelerini de ele geçirmeleri anlamına gelir. Kısaca ahlaki ilkeleri siyasi gücün yokluk içindeki kesime temayüz edişine gelirsek yokluktan doğan bir ahlaki umde yerine varlık içinde olmaktan doğan bir yapay ahlakçılık durumu söz konusu olmaktadır. İşte günümüzdeki yolsuzluk içindeki muhafazakârlık durumu da bundan oluşmaktadır. Tüm bu anlam ve güçsüzlük yıkımlarının oluşumu olarak her şey fazlasıyla birbirinden değişik ve ayrıntılarla doluyken bir anlam dirilişinin oluşmamasının boşluğunun karşısında kolayca bir tanrı kavramı ortaya çıkıvermiştir. Her şeyin birbirinden bu denli farklı ve ömre kiyafet etmeyen ayrıntılarla dolu olması onların siyasileşmeye muhtaç bir tanrı kavramına sığınmalarını tarih gerektirmiştir ve tanrı adına savaşlar, üstünlükler ve saltanatlar bina edilmiştir. böylece tanrısallık kavramı bireyselleşmede daimi sıkıntı yaşamıştır. tanrının bireyselleşmeye oturması demek toplumun tanrı konusunda herhangi siyasi bir güçte eklenmemesi anlamına gelerek topluluklar içerisinde farklı bazda tanrı kavramını da meydana getirerek siyasi erk açısından ortak algı sunulamaz. Bu da demek oluyor ki hem tanrı inancının bireyselliğinde hem de toplumsallığı konusunda bir sulha tam olarak varılamaz. Kişi bunu ancak kendinde muhafaza edebilir; etik olarak ne etrafında sunabilir ne de topluma dayatabilir.
  • Unutulmaz Fyodor Dostoyevski Sözleri


    Sevmek; Güzel birinde aşkı aramak değil, Bir başkasında; ‘Kendini bulmaktır.



    - Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.

    - Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, ‘kendini bulmaktır.

    - İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.

    - Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun.



    - Kalbi olup da aklı olmayan bir kadın, aklı olup da kalbi olmayan bir kadın kadar mutsuzdur.

    - Tok olan açın halinden anlamaz derler; ama bazen, aç olan da açın halinden anlamıyor…!

    - Hayatta hep mutlu olursam hayalini kuracak neyim kalır?

    - Hiçbir şeye şaşmamak, çok akıllı olmanın belirtisidir derler; bence aynı ölçüde ve aynı güçte ahmaklık belirtisidir de.

    - Zamana güven, her şey unutulur.



    - İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal hiç şüphesiz çok gülünçtür.

    - Tanrı olmasaydı her şey mûbah olurdu.

    - Evlenme boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikah sağlam kalmazdı.

    - Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.

    - Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.

    - Gözleri sürekli gözlerindeyse sana olan merakındandır; ama gözlerini senden kaçırıyorsa, o gözlerde sana ait birşeyler vardır.

    - Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.



    - İnsanın ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan daha değerlidir.

    - Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına. Ya zaman yanlıştır ya da insan.

    - İyi yürekli akılsız bir aptal, kötü yürekli akıllı aptallar kadar mutsuzdur. Bilinen bir gerçek bu. İşte ben iyi yürekli, akılsız aptalın biriyim. Sen de zeki, kötü yürekli bir aptalsın. İkimiz de mutsuzuz, ikimiz de acı çekiyoruz.

    - İnsanoğlu çok derin bir varlıktır.Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.

    - Bu dünyadaki en zor şey, kendi kendine sadık kalmaktır.

    - Düştüğünde yanında olan değil, kalkman için el uzatan dosttur. Unutma, kötü günde katkısı olmayanın iyi günde hissesi yoktur.

    - Rus’u kazıyın, altından kesinlikle Kazak çıkar.


    - Seni benden koparıyorlar. Hayır, hayır! Seni değil; kalbimi koparıp götürüyorlar. Nasıl iştir bu? Hem ağlıyor, hem gidiyorsun.

    - Herkesin yanlış yaptığı şeyi sen doğru yaparsan; Herkesin yaptığı doğru, senin yaptığın yanlış olur.

    - Bir anne için, evladının kapısında durup, ondan sadaka ister gibi sevgi dilenmekten daha onur kırıcı bir şey olamaz.



    - Bil ki, İnsanın değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Unutma, Yokluğu bir şey değiştirmeyenin, varlığı gereksizdir.

    - Bir kadının yaşamı; herhangi bir erkeğe boyun eğip bağlanmak için bir arayıştan başka bir şey değildir.


    Suç ve Ceza, Kumarbaz, Karamazon Kardeşler, Yeraltından Notlar, Beyaz Geceler gibi eserlerindeki sözleri sizler için toparladık. En çok okunan yazarlar arasında yer alan Dostoyevski'nin kitaplarından seçme sözler;

    - Doğruluk yolundan ayrılmayanların,ermişlerin ve din uğruna ölenlerin hepsi mutluydu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Her aşk geçicidir ama uyumsuzluk bakidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler



    - Şimdi neyim ben? Bir sıfır. Yarın ne olabilirim? Yarın, dirilip yeniden yaşamaya başlayabilirim! Tümüyle mahvolup gitmeden önce, içimdeki insanı bulabilirim. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Aşk!.. Aşk her şeydir. Aşk bir kızın, değeri elmaslarla ölçülemeyecek servetidir. Böyle bir aşk için her şeyini verecek, bile bile ölüme gidecek erkekler vardır. Ya seninkinin değeri nedir? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - ... ama karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın. Bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Bizler günahla, haksızlıkla, çeşitli dalaverelerle kaplıyız, ama dünyanın bir köşesinde kutsal, büyük birisi var; o, hak yolundadır, hakka ulaşmıştır, öyleyse dünya da hak vardır; günün birinde bize de gelmesini bekleyebiliriz. Kitapların vaat ettiği gibi, bir gün bütün dünyada hükmünü sürmeye başlayacaktır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Ne ben bir kimseye benziyordum, ne de bir başkası bana. "Onlar hep birlikte, bense onlardan farklıydım" diye derin düşüncelere dalıyordum. Bundan da anlaşılıyor ki, henüz çok toydum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar



    - Bazı garip dostluklar vardır. İki dost ellerinden gelse birbirlerini yerler ya, yine de içtikleri su ayrı gitmez ömürleri boyunca. Birlikte olmadan edemezler. İkisinden biri aklına esip de bu dostluk bağını koparayım dese, hemen ertesi gün yatağa düşer, belki kederinden ölebilir bile. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Cinler

    - Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Olaylar elle tutulur, olaylar kendini belli eder, olaylar her şeyi açığa vurur ama duygular başka şeydir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler Cilt: 2



    - Ezilen bir adama, etrafındaki herkesin velinimet kesilmesi son derece ağır gelir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - “Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. Normal bir insanın anlayış gücü çok olmamalıdır.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Pederlerim ve hocalarım , bazen, "Cehennem nedir ?" diye düşündüğüm olur. Bence cehennem, sevememekten doğan bir acıdır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Ah Tanrım ne uzun bir zaman dilimidir insan ömründe bir anlık mutluluk. Sırf bunun için bir ömür yaşamaya değmez mi? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler


    - Ruhumuzda aynı anda iki sonsuzluk vardır. Biri sayısız yüksek ideallerle doludur, öbürü ayaklarımızın altında en alçakça, en adice şeylerle dolu olan bir uçurumdur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler Cilt: 2

    - Ne ben herhangi birine benziyordum, ne de herhangi biri bana benziyordu. Ben tek başımaydım, onlarsa hep birlikteler diye derin düşüncelere dalıyordum… - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yer Altından Notlar

    - Kardeşlerim sevgi eğitici bir güçtür, ancak elde edilmesi zor, aşırı çaba isteyen bir iştir. Çünkü belirli bir an için değil sonuna kadar sevebilmek gerekir... Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman, mucizeleri doğurur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - İnsanlık, üstün asta insanca davranması, memur yazıcıya, yazıcı kapıcıya, kapıcıdan köylüye kadar herkesin toplumsal düzende kendinden aşağıda olanlara iyi davranması beklenen devrimin, yeniden doğuşun temel taşı olabilir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Öyküler

    - " Kimi zaman insanda 'hayvanca' bir zalimlik olduğundan dem vurulur ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakarettir bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ustalıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler



    - " 'İnsanlara sevgim uğruna çalışmaktan beni soğutacak tek şeyin nankörlük olduğunu.' söyledi " - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Aslında para insana yetenek bile kazandırdığı için aşağılık, nefret edilecek bir şeydir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Budala

    - Bir insanı, hele hele bir çocuğu iyi yola sokmak istiyorsan itip kakmayacaksın onu... Çocuklara bir kat daha özenle davranmak gerekir. Ah siz ilerici kafasızlar, dünyadan haberiniz yok! İnsana saygınız yok. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “Büyük düşünceler büyük bir zekâdan çok, büyük bir kalpten doğarlar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kadın Budalası

    - İnsan yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever; bu su götürmez bir gerçektir.Fakat neden acaba bir yandan da yıkmaya, her şeyi kaos haline getirmeye bayılır? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Böylece çok ilgi çekici, değerli yönleri olan, meraklı, yer yer gizemli hatta birçok fantastik olaylarla dolu hikayem tam bir melodram dekoru içinde geçtiği halde, ben inadına düpedüz, silik, belki de aptalca bir çocuktan başka bir şey değildim. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Netoçka Nezvanova



    - Hayır efendim , asaleti olmayan bir harekete yanaşmazdım ben.. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “İnsan kendisine olan saygısını, onurunu ve güvenini yitirdiği an işi bitmiş demektir. Alabildiğine bir baş aşağı düşüş yaşar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Kendimi türlü türlü şekillere sokarak hırpalamamın , işkence etmemin sebebini soracak olursanız, size, boş durmaktan canım sıkıldığı için çeşit çeşit marifetleri denedim, diye cevap veririm ki, gerçekten de öyle. Siz de kendinizi iyice bir yoklayacak olursanız, bunun böyle olduğunu anlarsınız baylar. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “Her şeyi konuştular mı, yoksa konuşmaya gerek kalmadan mı anlaştılar? Çünkü kimi zaman böyle olur; Sözler hiçbir işe yaramaz. İnsanlar, birbirlerinin fikrini gözlerinden anlarlar…” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Asıl kötülüğüm nereden geliyor bilir misiniz baylar ? En büyük kepazeliğim her an, en kızgın anlarda bile, hiç de kötü, hırçın bir insan olmadığımı, sadece serçeleri ürküten kaynana zırıltıları misali kuru gürültü çıkardığımı utana sıkıla idrak etmemdir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    dostoyevski sözleri

    - Bir kere kendini duygularına kaptır, bir anlığına şuurunu susturup, düşünmeden , esas aramadan hareket et, nefret et, sev, daha doğrusu boş durmamak için bir şeyler yap bakalım. En geç öbür gün bu bilinçli kandırmaca yüzünden kendi kendini küçümsemeye başlarsın. Sonuç : sabun köpüğü ve adalet. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “Çok ufak şeyler” ama önemli olan da bu ufak şeyler. İşte her zaman bu ufak şeyler mahveder her şeyi…“ - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Fakat en çok dokunan da her yerde ve her zaman haklı ya da haksız bir çeşit doğa yasasına boyun eğer gibi, herkesten önce kendimi suçlu görüyor olmamdı. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Amacına ulaşmak için hiçbir şeyi hor görme. Tam ulaşamazsan bile dene; belki başarırsın... Hepimizin güvenimizi bağladığımız şu "belki" hiç de azımsanmayacak bir umuttur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Netoçka Nezvanova



    - Övülmekten hoşlanmayan bütün temiz, mert, iyi yürekli insanlar gibi sözlerimden sıkılmıştı :- Çay ister misiniz ? diye sözü değiştirdi. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler

    - Bir sihir ya da mucizeli bir güç, son yıllarda geçirdiklerimi unutturabilse, dinç bir kafayla, yeni bir güçle her şeye yeniden başlasam... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler

    - “Evet, sadece bizim ülkemizde en aşağılık, en adi insanlar aynı zamanda çok namuslu olabilirler." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Yılları bir uyur gezer gibi peş peşe harcamak, dünyadan bihaber yaşamak , ne bedbahtça! Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Gerçek hayat da zorlu, ıstıraplıydı... Biri göğsünden kalbini söküyormuşçasına acı çekiyordu... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Öteki

    - İyiyi, "yüce ve güzel her şeyi" anladıkça bataklığıma daha çok batıyor, canlılığımı daha çok yitiriyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar



    - Sonra şöyle dedi: Konuşmak istiyor, konuşamıyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler

    - Ah, keşke hemen düşebilsem yollara! Yarın yeniden doğmuş gibi olabilsem! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Kumarbaz

    - Çok doğru bir görüş, dedi doktor. Bu anlamda gerçekten de hepimiz, hem de çokluk hepimiz deliyiz. Ne var ki "hastalar" bizlerden biraz daha fazla delidirler. İşte bu ince çizgiyi unutmamalıyız. Aslında ruh dünyası uyum içinde olan insan hemen hiç yoktur. Bir gerçektir bu. Onlarca, belki yüzlerce insanda bir rastlanır böylesine, onun bile tam anlamıyla uyumlu değildir ruh dünyası... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Zaten insanlar mutsuz olmadıkça başkalarının mutsuzluğunu anlamıyor. Mutsuz bir insanın hassasiyeti çok daha kuvvetli oluyor. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler

    - Anacığım, hayatın gerçek yüzünü yazar adı verilen kâğıt karalayıcılarından değil benden öğrenebilirsin. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Bir insanın sevilmesi için kendini göstermemesi gerekir; yüzünü gösterdi mi sevgi ortadan silinir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Kumarbaz

    - Gözlerimden yaşlar boşandı. Sanırım, ömrümde ilk kez oluyordu böyle bir şey. Gözyaşlarımı bir türlü tutamıyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Bence, şeytan diye bir şey gerçekte yoksa, insanoğlu uydurmuşsa onu; kendine bakarak, kendisini örnek alarak uydurmuştur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    Dostoyyevski Suç ve Ceza Kitabından Alıntı Sözler
    Dostoyevski denilince akla gelen ilk eser hiç şüphesiz ki Suç ve Ceza oluyor; en tanındık kahramanı ise herkesin bildiği Suç ve Ceza'nın başkahramanı Raskolnikovdur. İşte, okuyunca tesiri üzerinden geçmeyecek Suç ve Ceza kitabındaki alıntı sözler;

    - ... ama karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın. Bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Söyle bayım, acıyor musun bana? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    - Acı ve ıstırap daima büyük bir zeka ve derin bir yürek için kaçınılmazdır. Gerçekten büyük insanlar, sanıyorum ki, yeryüzündeki en büyük üzüntüye sahiptir. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Zeka, bence parlak bir varlık, tabiatı güzelleştiren bir süs, hayatın bir tesellisidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. Herşeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İnsanın zihni neyle meşgulse rüyasında onu görür. Hele içiniz rahat olmadı mı, gerçeğe ne kadar da uyar rüyalarımız! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Sevimli bir şeydir yalan, çünkü gerçeğe götürür bizi. Hayır, kötü olan, yalan söylerken söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    - Bir insanı, hele hele bir çocuğu iyi yola sokmak istiyorsan itip kakmayacaksın onu... Çocuklara bir kat daha özenle davranmak gerekir. Ah siz ilerici kafasızlar, dünyadan haberiniz yok! İnsana saygınız yok. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “İnsan ne kadar kurnazsa, basit şeylerden tuzağa düşürüleceğinden o kadar az kuşku duyar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “İnsanın ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan daha değerlidir.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - "Sonsuz bir karanlığın sonsuz bir denizin ortasında ayakta durabilecek bir kaya parçasının üstünde sonsuza kadar durmaya razıydı, bile bile ölmektense. Yaşamak, sadece yaşamak! Hayat ne olursa olsun yaşamak..." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. Bir tek şey söz konusuydu burada, cesaret! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza



    - Kimi zaman hayatta hiç tanımadığımız kişilerle öyle karşılaşmalar olur ki, kendileriyle daha bir kelime konuşmadan ilk bakışta onlarla ilgilenmeye başlarız. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Başkalarının zavallılığına bakıp kendi haline şükredenlerden tiksiniyorum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Kapılarını kilitlemelerini gerektirecek bir şeyleri olmayan insanlar ne mutludurlar, değil mi?- Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    ' Olmaz, bakarsın bir süre sonra ona sarıldığımı hatırladığında, diye düşündü, belki de tiksintiyle ürperir, onun hak etmediğim öpücüğünü çaldığımı düşünür! ' - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Ayağının altındaki kaldırım taşları gibi her şey sağır, her şey cansızdır onun için.- Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    ' Hepsinin halinde, en yakınlarının beklenmedik bir felaketi karşısında bile insanlarda her zaman görülen tuhaf bir sevinç duygusu vardı. ' - Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Burada aptalca sayılan birşey, yarın komünde akıllıca görünecek; burada şimdiki şartlar altında doğal olmayan bir şey, orada tamamen doğal sayılacaktır... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Acı ve üzüntü, vicdan ve derin bir yürek için her zaman zorunludur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    Yapayalnız olmanın, tek başına kalmışlığın sonsuz acı verici karanlık duygularıyla doluvermişti birden yüreği. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    "Mantığın durduğu yerde şeytan yardım eder." - Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Demek beni sevmiyorsun?.. Dünya, hayır anlamında başını salladı. Svidrigaylov umutsuzlukla fısıldadı: - Beni… Sevemez misin? Hiçbir zaman? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. - Dostoyevski - Suç ve Ceza

    "Ama toplum, muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip onlara tapıyor... İlk bölüm şimdinin adamıyken, ikinci bölüm, hep geleceğin adamıdır. Birinciler dünyayı korur ve onun nüfusunu çoğaltır, ikincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürütürler." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza
  • Fransız devrimi öncesinden beridir var olan, feodal (yani bey, ağa, efendi) sistemini savunan, aydınlanmaya, doğal hukuk bireyciliğine, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK ve HALK EGEMENLİĞİNE KARŞI çıkan, bir ideolojidir.
  • 382 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tarif edebiliriz? Herkes inandığında bir yalan artık yalan olarak görülebilir mi? Zaman nedir?İşlevselliği nasıl tanımlamalıyız? Bu ve buna benzer bir sürü soruya kendine has mizahi üslubu ve kusursuz kurgusuyla cevaplar arayan muhteşem bir roman okudum.

    Ahmet Hamdi Tanpınar yarattığı Hayri İrdal karakteriyle, çok derin psikolojik ve sosyolojik analizlere girerek insan doğasını sorguluyor.Bunu yaparken kahramanın hayatını muhafazakarlık ile modernizm arasında ustaca geçişlerle aktarıyor.

    Hayatı ,bir saat sarkacı gibi salınımlarla gösteren bir roman S.A.E. Bu bağlamda mesela, ciddiye alınmayan silik bir kişi olmak ile önemli biri olma arasında salınan bireyin,aynı zamanda doğru olan ile çıkarlarını tatmin etmek için yalanı doğruymuşçasına benimseyen birisi olması arasında gidip gelişlerini, oldukça güçlü bir dille bize aktarıyor.

    Ben, okumakta bu kadar geç kaldığım için pişman oldum siz olmayın ve mutlaka okuyunuz.İyi okumalar.
  • “Doğa gereği insan, radikal şekilde bencildir. Gelgelelim, insanlar doğa gereği bencil olmakla ve bencil olmaktan başka bir şey olmadığı için de kötü olmakla birlikte, sosyalleşebilirler, kamu yararını düşünen kişiler haline, iyiler haline gelebilirler. Bu dönüşüm, icbar veya zorlanma gerektirir. Bu icbarın başarısı, insanın şaşırtıcı şekilde yumuşaklığından kaynaklanır.
    İnsanlar kötüdürler; iyi olmaya zorlanmaları, mecbur edilmeleri lazımdır. Fakat bu zorlama veya icbar, kötülüğün, bencilliğin, bencil tutkunun işi olsa gerektir. Hangi tutku, kötü bir insanı, öteki kötü insanları iyi olmaya ve iyi kalmaya mecbur etme işiyle tutkulu bir şekilde ilgilenmeye sevk edecektir? Hangi tutku, insanların eğiticisini eğitecektir? Söz konusu tutku, şan-şeref arzusudur. Bu arzunun en yüksek formu, terimin en tam anlamıyla yeni bir prens olma bütün olarak yeni bir prens olma arzusudur.

    (Leo Strauss, Politika Felsefesi Nedir?, s.78)
  • Kuran, insanları; Allah’ın yerdeki, gökteki ve bunların arasındaki delillerini incelemeye, üzerlerinde akıl yürütmeye çağırır. Oysa Kuran’a karşı çıkanlar, atalarını üzerinde buldukları sisteme, yani geleneğe bağlı olduklarını ve bu geleneği devam ettireceklerini söylerler. Tarih boyunca peygamberlerin aklı çalıştırma çağrısının en büyük düşmanı karşı akli deliller değil, gelenek olmuştur. Yaygın olan sistemi; yani babaları ve ataları tarafından takip edilen sistemi taklit etmek, birçok insana aklını kullanmaktan daha cazip gelmiştir. Din tarih boyunca aklı işletmeyi, din karşıtı görüş ise gelenekçiliği yani muhafazakârlığı savunmuştur. Ne garip bir çelişkidir ki günümüzde muhafazakârlık ve gelenekçilik dindar olma manasında kullanılmaktadır.
    Gelenekler, toplumca benimseniyor dahi olsa peşin kabuller, çoğunluk kabul etse bile vahyin ve aklın doğrulamadığı görüşler insan hayatına rehberlik etmemelidir. Delil yerine atalarının uyduğu sisteme göre hayatlarını yönlendirenlere Kuran’ın aşağıdaki ayetlerini okumalarını öneriyoruz.

    “21- Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar?
    22- Hayır dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.
    23- İşte böyle! Senden önce de bir memlekete elçi gönderdiğimizde, oranın servetle şımarmış elit tabakası mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerine uyarak yol alacağız.
    24- O da “Ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar da “Doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz.” dediler.
    ( 21. ayeti kitaba dayanılmadan din adına ortaya konulanların geçersiz olduğunu söylemektedir. Ayetlerin devamı ise atalardan gelen mirasın, nasıl Allah’ın kitabının önüne konulduğunu göstermektedir)
    43-Zuhruf Suresi 21-24”
     Ayrıca Lokman 21, İbrahim 10, Hud 62-109, Maide 104, Araf 28 (“Babalarımızı üzerinde bulduğumuz, din(anlayışı)bize yeter” derler)
    4Kuran ayetlerinden görüyoruz ki çoğunluğa veya toplumda hâkim olan görüşe uymak, insanları doğruya götürmeye yetmemektedir. Oysa bugün insanların, dini adeta bir geleneğe dönüştürdüklerini, din adına birçok kabulün kökenini araştırmadan, bu kabullerin dinin bir parçası olup olmadığını sorgu lamadan, yaygın görüştür diye, şeyhleri dedi diye, falanca hoca dedi diye kabul ettiklerini gözlemliyoruz.