• Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen kitabı, 1K’nın değerli okurlarından Semih’in tavsiyesiyle öne çekmiş bulundum. Kitabın büyük bir kısmını 1 günde okudum. Sanki yavaş yavaş okusam daha iyi olacaktı fakat “zaman” su gibi akıp gider iken ve okunacak daha birçok kitap bekler iken, başladığım gibi bitirme sorumluluğu üstlendim.

    Kitabın ilk sayfalarında yazar, ana karakterden kimi yerde Drogo, kimi yerde Giovanni diye bahsettiği için aynı kişi olduklarını geri dönüp tekrar okuduktan sonra anladım. O arada kaçırdığım bir yer oldu muhtemelen, taşları yerine oturtmam için iyi bir başlangıç yapmam gerekiyordu. Hayatta da böyle değil midir? Başlangıçlar önemlidir. Kendi seçimlerimizin sonucunudur çoğu yaşadığımız. Kimini kabul etmeyiz, ben böyle olsun istemedim deriz fakat bir zaman sonra alışırız olup bitene.

    Giovonni Drogo, teğmen olarak Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Burada uzun süreli kalmak değildir amacı fakat planladığı gibi gerçekleşmez olaylar. İlginç şeyler yaşanır. Olay örgüsü bu kale etrafında geçmektedir.

    Kitapla ilgili birçok inceleme okudum. Herkesi başka yerlere alıp götürmüş, başka şeyler sorgulatmış bu harika birşey.
    “Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir.” demiş Walter Lıppmann.

    Bir okur ( #9029074 ) Pablo Neruda’nın Yavaş Yavaş Ölürler şiiriyle tamamlamış incelemesini, gerçekten bu şiir anlatıyor kitabı. Ben hızlı okuduğum için çoğu yeri kaçırdığımı düşünüyorum. Hiç durup düşünmedim ki. Kitap aktı gitti. Akarken kalenin içindeydim yalnız. Belki de dışarı çıkarsam tekrar girememekten korktum. Alışmıştım hıza. Ah bu alışkanlıklar...

    Farklı bir kitap oldu benim için, belki gün gelir alışkanlıklarımdan vazgeçerek sindire sindire okurum tekrar. Sizler de bu kitabı okuyarak başka bir pencereden bakmamızı sağlarsanız ne güzel olur..
  • Bu gece ayak tırnaklarımı kesmek için büyük gayret göstermeliyim. Biliyorum; kanserden ölenler, sokaklarda yatanlar var ve ben burada oturmuş ayak tırnaklarımı kesmekten söz ediyorum. Olsun, yılda 162 beysbol maçı izleyen bir denyodan daha yakınım gerçekliğe muhtemelen. Cehennemimi yaşadım ben ve hâlâ yaşıyorum. Kendimi üstün hissetmiyorum. Yetmiş bir yaşında hâlâ hayatta olup ayak tırnaklarımı kesmekten şikayet edebilmem mucizenin ta kendisi bana kalırsa. Filozofları okuyoru
    m son günlerde. Gerçekten tuhaf, deli matrak, kumarbaz adamlar bunlar. Descartes çıkıp herkesin zırvaladığını, mutlak ve aşikar gerçekliğin tek modelinin matematik olduğunu söylüyor. Mekanizm. Derken Hume nedensel bilginin geçerliliğini sorguluyor. Sonra Kierkegard, "Parmağımı varoluşa daldınyorum,
    kokusu yok. Nerdeyim?" diye soruyor. Derken Sartre ve aroluşun
    anlamsız olduğu iddiası. Seviyorum bu adamları. Dünyayı sallıyorlar. Bu düşünceler başlarını ağrıtmadı mı? Ani bir kasvet kükremesi çıkmadı mı dişlerinin arasından? Böyle adamları sokakta karşılaştığım, kafelerde gördüğüm adamlarla kıyasladığımda fark o denli büyük ki içimde bir yer burkuluyor,
    bağırsaklarım düğümleniyor. Bu gece de ayak tırnaklarımı kesmeyeceğim galiba. Deli değilim ama aklımın başımda olduğu da söylenemez. Hayır, deliyim belki!
  • Ben, duyguları üç tabakaya ayırnayı faydalı buluyorum: arka plan duygular, birincil duygular ve sosyal duygular. Terimin kendisinden de anlaşılacağı gibi, arka plan duygular, çok önemli olmalarına karşın kişinin davranışında öncül rolü oynamazlar. Daha önce buna dikkat etmemiş olabilirsiniz ama muhtemelen karşılaştığınız kişide enerji ya da coşku görebiliyorsanız, arkadaşlarınızda ve meslektaşlarınızda yorgunluk ya da heyecan, huzursuzluk ya da dinginlik hissedebiliyorsanız arka plan duyguları okumada iyi olduğunuzu söylerim... Konuştuğu zaman yalnızca söylenen sözcüklere bakıp sözlük anlamını kafanızda canlandırmak yerine sesindeki müziksel tınıya da dikkat edersiniz... Arka plan duyguları, bedenimizdeki oyun sahası içinde, aynı anda süregelen pek çok düzenleyici işlemin tahmin edilemeyen sonucu olarak görüyorum. İçsel ihtiyaçlardan doğan ve bunları karşılamaya yarayan metabolik düzenlemeler, diğer duygular, iştah ve entelektüel işlemlere bağlı dış konum bunlara örnek gösterilebilir.
    Antonio R. Damasio
    Sayfa 46 - ODTÜ Yayıncılık
  • M. Kemal Atatürk ve avenesine verilen idam fermanından dolayı, Sultan Vahidüddin'e artık hain denilemeyecek!

    M. Kemal Atatürk ve avenesine verilen idam fermanından dolayı Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) hain diyenler, M. Kemal ve Fevzi Çakmak'ın Sultan'ı savunduklarını biliyorlar mı? Bu fetva verilene kadar İngilizlerin müslüman halka zulmettiği biliniyordu... Söz konusu fetvanın İngilizlerin baskısıyla verildiğini daha evvel bir konumuzda delilleriyle ortaya koymuştuk. Bu konuda ise M. Kemal Atatürk ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın Meclis'te Sultan'ı nasıl savunduklarını göreceksiniz.

    İşte Meclis tutanaklarında Sultan müdafaası:
    (Cep telefonundan katılıp, Meclis tutanaklarını göremeyenler için buraya da yazalım)

    M. Kemal Atatürk'ün Sultan'ı savunması [2]:

    "Efendimiz Hazretleri (Padişah) edayi salât (Namaz) için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden kıtaatı askeriye İslâm askeri değildir. İngiliz askeridir. Bu şeraiti elimeye duçar olmuş olan Padişahımızla hususî temas dahi mümkün olamaz. Sureti umumiyede bir şey arzedeyim:

    Farzedelim ki resmî ve hususî her türlü temas mümkündür. Ne anlamak istiyoruz? Bu temastan millet; istiklâlini, tamamiyeti mülikiyesini Makamı Hilâfet ve Saltanatın müstakil ve masum olmasını vicdanî bir emel telâkki etmiştir. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız. Halifei müsliminin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsen hiç bir şey düşünmem. Zati Şahanenin (Padişah'ın) ağzından işitsem mutlaka bunun icbar ve tazyik (zorlama ve baskı) altında olduğuna hükmederim. (...)

    Daha dün okuduğumuz sâniadan (iftiradan) ibaret olan fetva cümlenizin malûmudur. Hürriyetine, serbestisine malik olan böyle bir Halife verdirir mi? Cümlenin malûmu olan Hükümetin evamiri muhtacı tefsirdir.

    Son paragraf:
    Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri namus ve haysiyet ve şerefi itibarile kendisini yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tasdikında olduğu üzere şüphe ve tereddüt edilmiyecek evsafı güzideye maliktir. Bir emirde İngilizlere hürmet edeceksiniz, İngilizlerin emrini dinliyeceksiniz, böyle hareket etmediğiniz takdirde mahvolacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim diyor ve bazı zaif muhakemeli insanlar ihtimal ki vaziyet başka türlüdür, bu kadar muhterem bir arkadaş böyle desin. Fakat biz böyle bir teeniye lüzum görmedik ve bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Kaçırdığı yaveri Salih Bey buraya geldi ve aman dedi. Harbiye Nazırı süngü altındadır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o emre ehemmiyet vermemesi lüzumunu bildirmek için beni gönderdi dedi ve bu gün o zati şerif tahlisi giriban ediyor, Geyvede bulunuyor. Bir saat evvel kendisile kezalik Dahiliye Nazırı Hazim Bey ayni tebliği ediyor. Rüesayı memurini mülkiyeye rica ediyor. Bütün hissiyatı vataniyesine müracaat ederek aman İngilizlere bir şey yapmayınız diyor. Beyefendiler; şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğiz ve İstanbulun o tazyiki elimi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından işidilmiyecek ve işidildiği takdirde duçarı mehalik olmıyacağımıza emniyet ederek nasıl söyliyebiliriz?

    Son paragrafın sadeleştirilmiş hali:
    Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize gönderdiği bir emirde "İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz mahvolacağız" diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, "Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o emre önem vermeyin" diye. İstanbul'un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?"

    [2] T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, 24 Nisan 1336 (1920), Devre: 1, İçtima 1, 2 nci in'ikat - 4'ncü celse, cild 1, sayfa 9. (Meclis Tutanakları)
  • (Haşa) Sultan Vahdettin'i (radıyallahu anh) "hain" ilan edenlere cevap...

    Son delilimiz bizzat M. Kemal'dir. M. Kemal 24 Nisan 1920 tarihli gizli oturumda Meclis kürsüsünde Sultan Vahdettin'i savunuyor ve özetle şöyle bir konuşma irad ediyor:

    "Bu fetva Padişah'ımıza iftiradır, kendi ağzıyla bana bu fetvayı okusa dahi bunun ona baskı ve zorla söylettirildiğine inanırım... Fevzi Çakmak'ın aramıza katılmadan önce Milli Mücadele aleyhindeki emirleri de İngiliz süngüsü altında yazılmıştır ve biz de İstanbul'da bulunmuş olsak, başka türlü davranamazdık."

    Meclis tutanaklarını [1] buraya yazıyorum... Son paragrafın Türkçe sadeleştirilmiş şeklini hemen orijinal metnin altına ekleyeceğim.

    M. Kemal:
    "Efendimiz Hazretleri (Padişah) edayi sa-lât (Namaz) için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden kıtaatı askeriye İslâm askeri değildir. İngiliz askeridir. Bu şeraiti elimeye duçar olmuş olan Padişahımızla hususî temas dahi mümkün olamaz. Sureti umumiyede bir şey arzedeyim : Farzedelim ki resmî ve hususî her türlü temas mümkündür. Ne anlamak istiyoruz? Bu temastan millet; istiklâlini, tamamiyeti mülikiyesini Makamı Hilâfet ve Saltanatın müstakil ve masun olmasını vicdanî bir emel telâkki etmiştir. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız. Halifei müsliminin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsan hiç bir şey düşünmem. Zati Şahanenin (Padişah'ın) ağzından işitsem mutlaka bunun icbar ve tazyik (zorlama ve baskı) altında olduğuna hükmederim. (...)

    Daha dün okuduğumuz sâniadan (iftiradan) ibaret olan fetva cümlenizin malûmudur. Hürriyetine, serbestisine malik olan böyle bir Halife verdirir mi? Cümlenin malûmu olan Hükümetin evamiri muhtacı tefsirdir.

    Son paragraf:
    Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri namus ve haysiyet ve şerefi itibarile kendisini yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tasdikında olduğu üzere şüphe ve tereddüt edilmiyecek evsafı güzideye maliktir. Bir emirde İngilizlere hürmet edeceksiniz, İngilizlerin emrini dinliyeceksiniz, böyle hareket etmediğiniz takdirde mahvolacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim diyor ve bazı zaif muhakemeli insanlar ihtimal ki vaziyet başka türlüdür, bu kadar muhterem bir arkadaş böyle desin. Fakat biz böyle bir teeniye lüzum görmedik ve bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Kaçırdığı yaveri Salih Bey buraya geldi ve aman dedi. Harbiye Nazırı süngü altındadır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o emre ehemmiyet vermemesi lüzumunu bildirmek için beni gönderdi dedi ve bu gün o zati şerif tahlisi giriban ediyor, Geyvede bulunuyor. Bir saat evvel kendisile ke-zalik Dahiliye Nazırı Hazim Bey ayni tebliği ediyor. Rüesayı memurini mülkiyeye rica ediyor. Bütün hissiyatı vataniyesine müracaat ederek aman İngilizlere bir şey yapmayınız diyor. Beyefendiler; şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğiz ve İstanbulun o tazyiki elimi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından işidilmiyecek ve işidildiği takdirde duçarı mehalik olmıyacağımıza emniyet ederek nasıl söyliyebiliriz?

    Son paragrafın sadeleştirilmiş hali:
    Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize gönderdiği bir emirde "İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz mahvolacağız" diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, "Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o emre önem vermeyin" diye. İstanbul'un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?"

    [1] T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, 24 Nisan 1336 (1920), Devre: 1, İçtima: 1, 2 nci in'ikat - 4 ncü celse, Cilt : 1, sayfa 9. (Meclis Tutanakları)