• 2142 syf.
    ·Beğendi·10/10
    EĞER DEĞER GÖRÜRSENİZ İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,İSTEDİĞİNİZ YERDE BU YAZIYI KULLANABİLİRSİNİZ.PAYLAŞIN ARKADAŞLAR,İSTEDİĞİNİZ YERDE PAYLAŞIN Kİ BU KİTABI OKUSUN HERKES,EKSİK KALMASIN HİÇKİMSE.ADIMI KULLANMANIZA DA GEREK YOK.SAYGILAR...


    “Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”


    Umudunuz hiç bitmesin,yitmesin...Her ne olursa olsun umut etmeye devam edin.Başınızda hiç eğilmesin...Okuyan arkadaşlar,hepinize teşekkürler,sevgiler saygılar,keyifli okumalar...

    Bu yazı Yaşar Kemal ve İnce Memed'in hakettikleri bir yazı olmadı,olamaz da,zaten dünya üzerinde ''benim'' diyen hiç kimse bunlara hakettikleri bir yazı yazamaz.Elimden geldiğince çizdim bir şeyler,aslında ben de yapmadım bunu ben sadece kalemi tuttum,kalem kendisi gitti kağıdın üzerinde...Kalem ve kağıt bile o kadar özlemiş ve istemiş ki Yaşar Kemal ve İnce Memed hakkında iki kelam yazmayı...Yaşar Babam Huzur İçinde Uyu,Ardında Bıraktıklarına Değer Biçilemez!

    ------------------------------
    “Uğraşmak haktır”
    ------------------------------

    İNCE MEMED BİR ROMAN DEĞİL BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİDİR...PROLETER DESTANIDIR...EDEBİYAT ve İNSANLIĞA SUNULMUŞ EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİDİR...

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

    Üzüldün Yaşar Baba,çok üzdüler seni ve "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" dedin...Dedin ama...Seni ''sen'' yapan,beni de ''ben'' yapan bu romanı yazmasan olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i.Ben seni okumasam olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Ve sakın bana " Ben sana hiçbir şey öğretemem oğlum, Bütün çarelerini kendin yaratacaksın." deme Yaşar Baba.Öğrettin...Dizginlenmemeyi,her şey için her zaman umut olduğunu ve başkaları için verebileceğim bir nefesin onlar için bin nefes olabileceğini öğrettin...


    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..


    Yalan olmasın ya 12 ya da 13 yaşlarındayım ve babamın kütüphanesinden çekip çıkardığım,tamamıyla okuyup bitirdiğim ilk roman İnce Memed (2 ciltti ) öylesine merak edip bir bakayım demiştim...Dolaylı da olsa yönlendirme ile.İşte!Demiştim...
    (10 yaşlarındayken yine o kütüphaneden merak edip rastgele kitap seçmişliğim vardı ve her seferinde elime bir kitap aldığım da ''o kitabı yerine bırakırmısın''dendi bana.Ne güzel adamdı babam :( Bu kitabı almamı bekliyordu,bundan eminim,çünkü daha sonraları farkettim ki bu kitabın yeri hep bir önce ki yerine bırakmamı istenen kitabın yerine geçerdi.Bu kitapla başlayayım istedi taa içimde hissediyorum,sevdi Memed'i hem de çok sevdi ve kendi Memed'ini yetiştirmek istedi. ;( Keşke sen gitmeden önce farkedebilmiş olsaydım Babam,ya da hiç gitmemiş olsaydın,ne güzel bir öğretmen olurdun bana :( Neler konuşurduk kimbilir seninle...)


    Dedim dedim ama öyle kalmadı,iyi ki de kalmadı,okumaya başladığımda vaktin nasıl geçtiğini havanın nasıl karardığını anlamamıştım bile,kaç saattir okuduğumu inanın bilmiyordum.Ve...Yaşar Kemal ve onun isyankar edebiyatı ile böyle tanıştım.Şu an da şu akıl ve mantık yapısı ile eminim ki eğer bu kitap değil başka bir romanla başlasaydım okuma serüvenine bu kadar istekli ve uzun soluklu olmayacağına inanıyorum bu serüvenin.

    Muhtemelen bu yazıda İnce Memed yorumu bekleyeceksiniz ancak alabileceğinizi pek sanmıyorum...Bir kaç satır da kitaptan ve içeriğinden bahsedeceğim tabi ama bu kitabın sadece bana değil dünyaya verdiği haz ve okuma isteğinin üzerinde durmaya çalışacağım.Ne kadar anlatabilirim bilmem çünkü iş Yaşar Baba'yı anlatmaya gelince pek bir yeteneğim olmadığı ortaya çıkıveriyor.Yaşar Kemal eserlerine yorum yapmayı kendime yakıştıramadım bir türlü affedin...
    Biraz benden,biraz alıntı yine biraz benden,böyle böyle bu destan için ufak bir yazı çıkarmaya çalışacağım.Olmayacak biliyorum ama Yaşar Kemal'in İnce Memed'i zaten anlatılamaz...Kendinizi Memed'in yerine koyup onunla birlikte yaşamalısınız,o zaman BELKİ biraz anlarsınız...


    Dedik ya: “Uğraşmak haktır” Kaçma,duy,o acıyı yaşa!Pragmatistler,Anarşistler,Hümanistler onlarca yüzlerce yıldır bir anlam,bir kavrama arayışına girmişler felsefenin üzerinden hep kendilerine sormuşlardır:Nedir yaşamın anlamı??Amaçsızca yaşamak mı,yoksa başkaları için bile olsa acı duyacağını,kayıplar vereceğini bilerek bir amaç edinmek mi?O-KU-YA-CAK-SIN!Felsefi bir düşünce eseridir İnce Memed bu bağlamda ve Yaşar Kemal bunu anlatmıştır en baba felsefeciden bile daha net olarak...Bakalım:Abdi ağa ölür, köylüler kurtulur. Kitaba bir göz atalım; köylüler her yıl çift sürmezden önce düğün bayram yapar, çakırdikenliği ateşe verir, bu ateşle birlikte Alidağın tepesinde bir top
    ışık patlar… Peki, mutlu son mu? Değil!Olmaz! Yaşam mücadele alanıdır, devinim bitmez, çatışma
    bitmez. Abdi ağa gider, yerine Hamza ağa gelir. Onca bela, onca eziyet, mücadele, kayıp, çile
    yeniden başlar.
    “Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fıkara kurtulsun deyi. Kurtuldu da… Abdi Ağa öldükten
    sonra millet şadlık şadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle
    gidecek sandık… Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdi’den bin beter. Eli kanlı. Kan
    kusturdu millete. Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti…
    Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var,
    çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana.”
    Koca Süleyman:
    “Hep öyle oldu,” dedi. “Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen
    gideceksin, oğlun gelecek…”
    “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?”
    “Uğraşıyoruz,” dedi güvenli. “Uğraşmak haktır.”
    İşte Yaşar Kemal felsefesi.Bir cümle çoğu zaman bir çok soruya verilebilecek en iyi cevaptır,tam buradaki gibi.


    Bir kitap okuyacaksın kardeşim,öyle bir kitap okuyacaksın ki,hayatın boyunca aklından çıkmayacak,senin enlerinden biri olacak,sana çok şey öğretecek bir kitap.Hiç pişman olmayacaksın...


    Bir avuç toprak alıp ağzınıza atın ve başlayın çiğnemeye,yapın bir deneyin,bakalım ne hissedeceksiniz...Yapanlara sözüm şimdi de:işte tam o his ağzınızda değil taa yüreğinizin içinde olacak!Çöreklenecek oraya.Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız...
    Memed'le birlikte yol alırken sık sık vazgeçmeyi düşüneceksiniz,sıkılacak,isyan edecek,darlanacaksınız,kitabı masada bırakıp pencereye gidip dışarıyı izleyeceksiniz ve size en uzak dağları görmeye çalışacaksınız,belki Memed'i de görürüm diye.

    Memed'le birlikte dağlara çıkmak haksızlıklara,zulümlere karşı koymak ve kurşun sıkmak isteyeceksiniz,hele ki Memed'deki onuru gururu vicdanı ve canlı sevgisini gördüğünüzde bir daha hiç yanından ayrılmak istemeyeceksiniz.Hangi çağda hangi tarih de olursanız olun bir Memed olmak isteyecek ve onun başkaldırışını kendinize rehber edineceksiniz.


    Okutmayacak direnecek kitap size,karşı koyacaksınız ve tıpkı Memed gibi ta ciğerini söküp almayı,onu yaşamayı,içinizde hissetmeyi,bir kuşu bile vuramazken bütün haksızlıkları,kötülükleri savaşarak öldürmeyi öğreneceksiniz.Ve...Ölmeyeceksiniz...Hiç bir zaman ölmeyeceksiniz...Memed'le birlikte sonsuzluğa...


    Okuduğunuz İnce Memed romanını bir daha hiç kaybetmeyeceksiniz,kimseye vermeyeceksiniz,bir emanet gibi saklayacaksınız.''Çocuklarım da okuyacak bu kitabı'' diyeceksiniz.Ve o kitap nesillerce sizde kalacak ve nesillerce Memed'le dostluğunuz devam edecek...Sıcak olacak sımsıcak,kitap sizin yüreğinizi ısıtacak ve elinizde olduğu müddetçe hiç üşümeyeceksiniz.Eğer hala almadıysanız zararı yok,şimdi alın ne farkeder ki?Hem aldığınızda sadece bir roman da almayacaksınız,İnce Memed bir roman değil ki Cumhuriyetin ilk yıllarının,ofkenin,isyanın,ezilmişliğin,kimsesizliğin,sevdanın,insanlığın ve en önemlisi her şeye rağmen umudun ve umut için savaşmanın destanıdır,şiirsel bir tarihdir,hayatınızın öyküsü,çocuklarınızın masalıdır İnce Memed.Sadeliktir,temizlik,masumiyet,samimiyet,adalet,inançtır.Bir dersdir,görkemli bir yapıt,nesilden nesile aktarılacak bir efsane,dilden dile değişmeyecek bir eser ve Türk edebiyatının yüzakıdır İnce Memed...


    Bir şeyler için başka şeyler vermek gerekir bazen,değerli şeyler sevda gibi,aşk gibi,yürek gibi,hayat gibi değerli şeyler,Memed'de verdi en değerli hazinesini,sevdasını ölümün kucağına bıraktı ama sevdasını verirken azraile,yanında insanlara umut,inanma hissi,adalet duygusu,yaşama gücü verdi.Memed bir sevda kaybetti ama insanlar bin umut kazandı.İşte Memed'in bu yüceliğini böyle anlattı Yaşar Kemal,anlatılamaz hissedilebilen bir şekil de...


    İnce Memed'de yaşadıkları dünyayı tanımayan,onun farkında olmayan,dünyayı sadece sürdükleri ırgatlık yaptıkları toprak bilen,ezilmeye,aşağılanmaya alışmış,alıştırılmış bir toplumun dayatılan düzene hiç ses çıkarmadan boyun eğişi,kabullenişi ve bir adamın,içlerinden birinin adalet arayışına şahit olurken uyanmalarını ve nasıl bir kahramana dönüştüğünü görmelerini anlatır.

    Bu kitabı okumaya başlarken Yaşar Kemal yazmış diye başlamayın,bırakın yazar kitap bitene kadar anonim kalsın,Yaşar Kemal'in içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapı dikkate alınmadan hakkı verilerek okunsun.Önyargı olmasın...Üslubun sadeliği ama aynı oranda da derinliği ve zenginliği anlaşılsın.Gerektiğinde otoriteye şiddetle karşı koyarak,başkaldırarak aynı otoritenin sömürülerden beslenmesine karşı çıkılmasının,rejimin adaletsiz gücünün nasıl anlatılabileceğinin örneğinin görülmesi olsun bu kitap.


    İnce Memed adaletsizlik karşısında manevi arayışını ,sorgulamalarını,kayıplarını kendisi için değil başkaları için,yarar için,iyilik için,insanların ezilmemesi,sömürülmemesi için yaptığının anlaşılmasını ister ve hayranlık duyulur.


    Yalnızlığı yalınlığı anlatır size İnce Memed.Konformist camia tarafından sürdürülen baskı ve zulüm önce kişiyi sonra da bütünü nasıl başkaldırıya iter?İşte bunu izletirken kışkırtır sizi.Felsefesi anlaşılmalı dikkatli okunmalıdır,zaman zaman ideolojik yönlendirmeler gelebilir size.Kısaca İnce Memed'de kimliksizlerin,hiçlerin kimliklerinin tanınması ve insan olarak kabul edilmelerini görürsünüz,işte burada da durumsal karşı çıkışı öğrenirsiniz.


    Daha iyi anlaşılabilmesi açısından İnce Memed'den önce gönül isterdi ki haberdar olayım ve Eric J. Hobsbawm'ın Eşkıyalar kitabını okuyayım ama olmadı,çok da bir şey kaybetmedim aslında,ilk okuduğumda İnce Memed bir kahramandı gözümde ama o kitaptan sonra tekrar okuduğumda Sosyal Eşkıyalık kavramı ile tanıştım ondan sonra İnce Memed'in Devrimci değil Reformcu olduğunu öğrendim.Bu kahramanlık etiketini değiştirdimi?Kesinlikle hayır.
    Hobsbawm'a göre Sosyal Eşkıya'nın hedefi sömürünün tam olarak ortadan kalkması değil,adil ölçüyü aşmaması ve güçlünün güçsüzü makul sınırların dışında ezmemesi,ancak bu şartların dışına çıkıldığında ki bu her çağda her coğrafyada olabilir,o zaman İnce Memed'ler eşkıya olarak adlandırılır,aynı zamanda da bir Robin Hood'a eşkıya demeye utanır bu adı verenler...


    ''Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.''
    Bunu demiş Cemal Süreya demek ki bulmuş Kitabını ve yazarını.Oku oku aramak gerekir bazen yıllarca binlerce kitap arasından bunu bulmak için,ne büyük şansdır bilmezsiniz belki,bu aramalar olmadan karşınıza çıkıvermesi sizi derinden etkileyecek,yaşamınıza yaşam ekleyecek,sizi düşündürecek ve hakkı haklılığı öğretecek,ruhunuzu isyan ateşi ile anarşistleştirecek,size istediğiniz şey için onurluca savaşmayı gösterecek bir yazar ve kitabıyla tanışmak.

    Evet Yaşar Kemal anarşist,gururlu,karşı koyulmaz,ne olursa olsun dinlemez,dizginlenmez,ille de haklının yanında,bağıra çağıra isyan edebilen,bu yanlış diyebilen,seçmeyi öğrenen ve yanlışı görünce ne ve kim olursa olsun arkasına hiç bakmadan çekip gidebilen asi bir ruh verdi bana,yoğurdu beni,şekillendirdi,yonttu ve bana ruhumun derinliklerinde bir eşkıya olmayı öğretti.Vicdan denen şeyin hiç bir zaman unutulmaması gerektiğini ve her zaman içimde en iyi en değerli köşeye koyulması gerektiğini söyledi.İyi ki de yaptı,bana karakter armağan etti,her okuduğum eserinde bir şeyler üfledi ruhuma,ve hiç bir zaman doğru bildiğinden şaşma burnunun diki diye bir yol var o yoldan da ayrılma evlat dedi.

    Her insanın bir kitabı,bir yazarı vardır.ne şanslıyım ki ben bunları ilk okuduğum romanla buldum.Sizin de kendinizinkini bulmanız dileğiyle...

    -------------------------------------------------------------------
    -------------------------------------------------------------------

    İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA!

    II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.


    Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor.Sessizce.

    Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 kışı Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i...

    Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. Çini sobalı ev de 3 ay sürüyor yazması...

    1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek.


    Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."


    Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor.

    1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.

    Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." İnce Memed yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor.

    Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor.

    Bakanlıktan ültimatom Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i...

    Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanı

    Alıntı- Yaşar KEMAL'in Hatıralarından
    ----------------------------------------------------------------------
    ----------------------------------------------------------------------

    Yaşar Baba Konuşur :
    ------------------------------------

    “Yaratıcılığın kaynağı üstünde düşünürken, orasını çok aydınlık, ışık içinde görüyorum. Orada çok umut görüyorum. Orada bizim yaşama bu kadar bağlanmamızın gizi var sanıyorum. O aydınlığa, o umuda tutunuyorum. Karanlığın yaratıcı gücü olabilir mi, diye soruyorum hep kendi kendime. Bizi bu dünyaya, bu yaşama böylesine bağlayan ne? Romanlarımda hep korkunun, korktuklarının üstüne yürüyen insanlar bulacaksınız. Ben hep korkunun, korktuklarımın üstüne yürürüm. Bu, benim huyumdur sanıyordum. Sonra öğrendim ki, çok insanın da huyuymuş. Yaratıcılığın kaynağına doğru, ondan beri de neye rast gelirsek… Yeni Sofokleslere, yeni Cervantes’lere, yeni Moliere, yeni Shakespeare’lere. O zaman dünyamız daha mutlu olacak.”

    “Bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa düşüyorsak da bu çok çok acıysa da ben aydınlığın türkücüsüyüm. Ben bir karanlıktan gelip bir karanlığa düşüyorsam da ben aydınlığı gördüğümden, bu vazgeçilmez yaşam sevincini duyduğumdan dolayı doğaya minnettarım. Ya doğmasaydım, ya bu görkemli dünyayı yaşamasaydım ne olurdu? Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik türküleriyle doldurmalıyız. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkarmalıyız.”


    “İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya.”


    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

    Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
    Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar." (Ömrüm boyunca dinleyeceğim seni ama savaşmamın gerektiği yerde de savaşmayı senden öğrendim)


    İşte böyle büyük bir insan dı Yaşar Kemal.Sevgi dolu cesur ve asi yüreğiyle İçimizden biriydi.


    Bir Barış Savaşçısı,yoksulun,ezilenin,sömürülenin en yakın dostu,
    İnsanlığın,İnsan olmanın onurunu yaşatan bir değer Yaşar Kemal...


    “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. O hiç bir zaman ırkçı olmadı. Olması gerektiği gibi oldu. “İnsan”dı onun için değerli olan, ırk değil.



    Haydi Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik,sevda türküleriyle dolduralım. Yaşama minnetimizi her olanakta söyleyelim. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkaralım.Gerektiği yerde de Gerektiği gibi başkaldıralım...


    Memed atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
    O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.


    Okuduğunuz için teşekkür ederim...HOŞÇAKALIN...


    Öyle bir sessizlik ki benimkisi..
    Dışım sükut, içim kıyamet..
    Ne kimseye ses edecek tınım var, ne kimseye doğru yürüyecek dermanım..
    Almış yüreğimi gidiyorum..
    Ardımda kalan umut ve düş kırıklıklarımadır eyvahım...







    Birkaç Alıntı Bırakalım:
    --------------------------------------------

    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
    --------------------
    İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.
    --------------------
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.
    -------------------
    Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar, haksızlığa karşı durmak insanın onurudur.
    -------------------
    Vicdanın karışmadığı iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan...
    -------------------
    Insanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli.
    ------------------
    Bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir.
    ------------------
    Allah kulu kul yaratmış, kulu kimseye kul yaratmamış. Diretmeyen insan Allah'a karşı insandır.
    ------------------
    İnsan soyu canavar olmuş da bizim haberimiz yok...
    -----------------
    yürek bir sırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz.
    -----------------
    şu dünyaya kim bilir ne kötü, ne alçak, tanıyınca ne kadar utanacağımız insan gelmiştir, kim bilir?
    -----------------
    Dünyada her şey olmak kolay ama insan olmak zor .
    -----------------
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.
    ----------------
    Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir.
    ----------------
    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..






    Zülfü Livaneli - Ince Memed Türküsü
    https://www.youtube.com/watch?v=zSSLdnTXqm0

    -------------------------------------


    Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek - Adnan Yücel - Yaşar Kemal'in Cenaze Töreni
    https://www.youtube.com/watch?v=tH5L4pYdc9M

    ------------------------------------
  • 520 syf.
    ·2/10
    Merhabalar.İşte yine bir bir kitapla daha birlikteliğimizi noktaladık.Sevgili Yılmaz ÖZDİL'in yazmış olduğu ve 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 senelik uzunca bir kısmının yoğun araştırmalarının meyvesi olan kitap M.Kemal...


    Arkadaşlar öncelikle şunu önemle belirtmek istiyorum:Bu kitaba yazacağım İnceleme/Yorum yazısı sadece benim düşüncemdir,ne Sayın ÖZDİL'e ne de kitaba hakaret değildir,sadece kendimce eleştiridir.Bu İnceleme/Yorum hakkında kesinlikle tartışmak (kavga,hakaret v.b) durumlar yaşamak istemiyorum.Şimdiden söyleyeyim :SİZ HAKLISINIZ ve SAYGI DUYUYORUM...


    Bu kitabı ilk çıktığı gün bir arkadaşımın elinden alıp tam 100 sayfasını okumuş ve sonrada okunmaz deyip bırakmıştım,neden derseniz eğer bu kitap 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 Senelik yoğun araştırmaları sonucu yazıldı diye lanse ediliyorsa boş bir kitap olarak düşünmemdi.Ha!Şu da önemli bir detay kitaptan hiç birşey alınmıyormu?Tabiki alınıyor,dünyaları alıyorsunuz.Ama...Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü tanımıyorsanız,onun hakkında yeterli bilginiz yoksa,yeterli eser ve kaynaktan yeterli okuma yapmamışsanız...
    Kitap gruplarında faal olarak okuyup inceleme yazıları yazan üç arkadaşımın ısrarı sonucu tekrar baştan başlayarak okudum ve bu kez bırakmadım.


    Öncelikle kitabın güzelliklerinden bahsedelim:Kitap çok güzel,ATA'nın bilinmeyen,daha önce duyulmamış (öyle birşey yok tabi) yönlerini,anılarını,''bilinmeyen'' hayatından kesitleri çok güzel anlatmış.12-17 yaş arası gençlerimiz için bulunmaz lezzette,duygusal bir kitap.Çocuklarımıza ve gençlerimize okutulmalı...


    Gelelim biz yetişkin okurlar için kitaba:

    Sayın ÖZDİL'in her zaman ki tarzı olan köşe yazısı formatında yazılmış,tek bir dipnot,referans,kaynakça kullanılmamış,bazı bilgilerin daha önce belgeleri ile çürütüldüğü halde yine de kitaba sokulmuş ve tarihe mal olmuş ATA'nın hayatında çok çok önemli yer tutan üç kadına ön isimleri ile hitap şeklini son derece itici buldum.

    Bu kitap tarih arkadaşlar!Referanssız,kaynaksız tarih olmaz!Olamaz!

    Nereden aldın bunları?

    Hangi arşivden çıkardın?

    Kimin anılarından derledin?

    Bu şekilde bu kitabı yazmak için o insanla bizzat tanışıp ondan dinlemen gerek,bunumu yaptın?

    Bunları yazarken 10 sene düşünme ve araştırma payın vardı madem,neden daha önce belgeleri ile çürütülen olayları kitapda kullandın?

    -- Abdulhamit'in hatıratlarını kullanmışsın,nerden aldın?Kaynak neresi?Yoksa Süleyman Nazif'in kafadan yazdığı hatıratlarmı kaynak?

    -- Bilmediğiniz,hiç duymadığınız M.Kemal dedin,dedinde abicim ben bu kitabın her yerini parça parça her yerde okudum.

    -- Nutuk'un TBMM kürsüsünden okunduğunu belirtmişsin,doğrudur ama eksiktir,keşke tam belirtseydin.

    -- Kitabın ilk 100 sayfasında ATA'nın resmen kadın meraklısı gibi gösterilip,sadece o kadar kısa bir zaman da dört kadın tanıyıp bunlara duygusal bağ (aşk gibi) atfetmek ne kadar doğru?

    -- Latife Hanım'ın anlatıldığı bölüm de boşanmadan bahsederken kullandığın cümleler ATA'ya saygısızlık değilmidir?Latife Hanım'a bu kadar sahip çıkıp saygı duyarken,korurken,Kız kardeşi Makbule Hanım'ın adeta mal mülk sevdalısı,sinsi,kıskanç biri olarak gösterilmesi hangi vicdana sığar ve yine referansı kaynağı neresidir?

    -- Koca bir tarih yazıyorsun,tarihe altın harflerle geçmiş,dünyanın saygı duyduğu ve bırak yazmayı düşünürken bile dikkat ettiği bir kişilik hakkında biyografi yazıyorsun,10 senelik çalışmanın ürünü diyorsun ve köşe yazısı formatı kullanıyorsun.O nedir yaa?

    --Bazı bölümlerde ATA'ya haksız yere saldıran,onun hakkında yalan yanlış bilgiler veren,iftiralar barındıran bazı kitaplardan alıntılar yapıp bu kitapların isimlerini paylaşıyorsun.Nasıl düşündün bunu?O alıntıları bu değerli kitabın içinde nasıl paylaşabildin?

    --ATA'nın imzası hakkında yazdığın bölüm.İyi de Abicim Cengiz ÖZAKINCI bu yazdığın bölümü belgeleri ile zaten çürüttü.Hiçmi okumadın,araştırmadın? (10 sene bu yaa!)

    -- Kitabın başında izinsiz paylaşılamaz,alıntı ve kopyalama yapılamaz diyeceksin ama sen referans,kaynak,açıklama,dipnot kullanmayacaksın!Ahahaha lükse bak!

    -- Tarih,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi bir tarihi yazıyorsun,bunun için 10 sene yoğun bir şekilde uğraşıyorsun ve kronolojik bir sıralama takip etmek aklına gelmiyor.Tarih yazarken referans ve kaynak ne kadar önemli ise,kronolojik sıralama da o kadar önemlidir.(yoksa bir yazarın bu kitap hakkında dediği gibi ''Deli kızın bohçası gibi'' lafını duymazdan gelemezsin ;)

    -- Velhasılı kelam Sayın ÖZDİL kitapda hem eksiğin,hem fazlan (yanlış bazda) çok!Açık konuşayım merak ettim ben,sen bu kitabı bitirdiğinde koştura koştura yayınevinemi gittin,yoksa önce sakin kafa ile oturup bir hatta bir kaç kez kitabını kendin okudunmu?

    -- Bu bir tarih kitabı değil,Biyografi değil:köşe yazısı formatında,referans kaynak belirtilmeden,kronolojik sıralama takip edilmeden,hiçbir Metadolojiye uyulmadan,bilgilerin doğruluğu şüpheli olan ve ATA'yı rencide edici,artı isteyenler tarafından kolayca suistimal edilmeye son derece müsait cümleleri yanyana getirip tarih kitabı,heleki ATA'yı anlatan bir tarih kitabı yazılmaz!

    Kusura bakmayın arkadaşlar,dedim ya bunlar benim düşüncelerim ve yazmadığım bir kaç madde daha var aslında ama YAZMAYACAĞIM!Yazının başında demiştim ya şu yaş aralığı için iyidir okutulmalı,ondan da VAZGEÇTİM!Bu kitap hiçbir yaş aralığına hitap etmiyor.Yanlışlar var,eksikler var,olmayanlar var,yanlış fazlalar var.Tamam diyelimki okuruz Kaynakçalarla,dipnotlarla,açıklamalarla doldurulmuş bir ATA biyografisini okumak sıkıcı gelebilir,okumak zor olabilir,bu kitap bu değerlendirmede doğru yazılmış olabilirmi?OLAMAZ!!

    Sayın Yılmaz ÖZDİL düşünüyorum da bizim belki de M.Kemal'i tanımaya değil,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü tanımaya,onu içselleştirmeye,öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız vardır.Muhtemelen çocuklarımızında buna ihtiyacı olacak çünkü Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hiçbir şekil de ayrılamaz,ayrı incelenemez,ayrı görülemez,ayrı düşünülemez.hayal kırıklığı ve rahatsızlık yaratır bu.Kaynak referans göstermeden ve bölünen bir ATA biyografisi ne kadar samimi olabilir?Doğruluğuna ne kadar güvenilebilir?Ne kadar hoşgörü gösterilebilir?Ne kadar kabul edilebilir?

    Eksikleriniz var Sayın ÖZDİL!İstiklal Mahkemeleri hakkındaZübeyde Ana hakkında,
    Latife Hanım hakkında,Makbule Hanım hakkında,Cemal Granada hakkında,Topal Osman hakkında hatta ve hatta Köpeği Foks hakkında bile EKSİKLERİNİZ VAR!!Bence ne yapman gerekirdi biliyormusun?Referans ve kaynak koyup bu eksiklikleri bizim tamamlamamıza izin vermen gerekiyordu.


    Gelelim Darüşşafaka'ya ilk duyuru 'Kitabın geliri Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin büyük kısmı (oda ne demekse) Darişşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin %10'u Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    şimdi : Sesde yok,açıklama yapılmalıydı...

    Bugün itibarı ile kitabın tam satış rakamını bilmemekle birlikte bir hafta kadar önce 3.000.000 (Üç Milyon) civarları olduğunu okumuştum (gelirini hesaplayınız)Güzel bir zamanlama da Güzel bir emeklilik ikramiyesi.Kitap hakkında yazılan çizilenler,yapılan reklam kampanyalarında kullanılan cümleler ve Sayın ÖZDİL'in söylemleri nedense uğraşsamda bana samimi gelmiyor bir türlü...ÖNYARGI mı?Tabi ki önyargılıyım!Bu kitabın düzeltilmesi,ekleme ve çıkarımlar yapılması,referans ve kaynak kullanılması ve bu kitabın okurlarına bir özür yazısı ile tekrar sunulması gerektiğini düşünüyorum.

    Bu kitaba yazılacak o kadar çok şey var ki,inanın bu yazı yazmak istediğimin 1/4'ü bile değil.Tekrar söylüyorum:Bu İnceleme/Yorumdaki bütün fikirler benim,bana özel,her nasıl ben sizin yorumlarınıza saygı ile yaklaştıysam aynı saygıyı beklemek hakkımdır diye düşünüyorum.Bu platformlar bunun için var.Fikir ve bilgi paylaşımı için.hepimizde aynı düşünce de olmak zorunda değiliz.

    Okuyan arkadaşlar hepinize çok çok teşekkür ederim.Yorumlarınızada şimdiden beğeni bırakıp yorumla cevap veremezsem kusuruma bakmayın.Bu yazı ile kitap hakkındaki görüş ve düşüncelerimi bildirip konuyu kapatıyorum.

    Bu İnceleme/Yorum yazısı net destekli okunan kitap için yine net destekli yazıldı.Bahse konu olan bir çok şeyi okurken bende kaçırırdım ancak bu kitap için özel bir zaman ayrıldı emin olun.
    Arkadaşlar ATA'nın kendisinin tuttuğu 32 Not defteri var ancak bunların sadece 12 tanesi halka açık ve yayınlandı,diğerleri arşivlerde bekliyor.O not defterlerinin tamamı açıklanmadan hiç ama hiç kimse ''Bilmediğiniz ATA'yı her yönüyle anlatıyorum'' cümlesini kullanamaz!Kimsenin böyle bir lüksü yok!Hele ki ATA'yı tam da bu kitapda olduğu gibi desteksiz,kaynaksız,açıklamasız,doğruluğu şüphe götürür ve istismara açık bir şekli de lanse etmeye hiç kimsenin hakkı yok!


    OKUDUM!ÖZDİLSEN'DEN MASALLARI OKUDUM!ELLERİNE SAĞLIK...


    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bütünüyle ele alınmalı,bir masal olmamalı,hakettiği şekilde ve ciddiyetle anlatılmalı.BİR TARİH YAZILMALI!Sayın Yılmaz ÖZDİL'in bu kitabı bu şekilde yazıp,o sözlerle lanse etmeye hakkı olmadığı kadar,bu kitabın okurununda ''O kadar güzel yazılmış ki,her satırını duygu yoğunluğu içinde,gözlerim dolarak okudum.Bu yüzden hiçbir eksikliği ve yanlışlığı gözüm görmedi,dikkat etmeyi önesemedim'' deme hakkıda yoktur.

    SAYGILAR...(Hem Yılmaz ÖZDİL'e,hem de bu kitabın okurlarına)


    SON SÖZ:
    ---------------------------------------
    Rahmetli Turgut ÖZAKMAN'ın Mustafa ( Can DÜNDAR) filmi için söylemiş olduğu sözleri hatırlatma gereğini duyuyorum.Lütfen araştırınız....
    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dilerim.Teşekkür Ederim...
  • 190 syf.
    ·Beğendi·10/10
    ÖNEMLİ UYARI : Hakan Günday kitapları belli bir yaş ve hayat olgunluğuna kültür birikimine erişildiğinde okunmalı,hassas bünyelerin kolay kaldıramayacağı cümlelerle karşılaşma olasılığınız hayli yüksektir çünkü.Acıtır,canınızı sıkar,sizi yorar,zorlar,görmenizi öğrenmenizi sağlar.Çünkü saf gerçekleri roman diye size öyle bir yedirir ki ''Daha yokmu'' dersiniz.


    Cihan bir avuç çamur, gönül de onun mahsulü. İşte cihanın bütün müşkülü bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden fışkırıyor. Biz biri iki görüyoruz, oysa herkesin cihanı kendi gönlü içindedir. Muhammed İkbal (Ne alaka deme incelemeyi oku yolunuz kesişecek ;) )

    Bilindiği gibi Günday İncelemesi yapmayacağım,bu inceleme de yine arşivden ama hiç güncelliğini yitirmez.Bundan sonra iki inceleme daha var arşivde,bir kaç ay içinde onu da paylaşıp Günday'a nokta koyacağım.Okuyacağım tabi ki ama inceleme yazmayacağım ;) Yine söylüyorum ;Günday'dan komisyon-yüzde almıyorum,sadece onu seviyorum ;)

    ZARGANA!Berlin sokaklarında yalnız,aç,üşümüş,tecavüze uğramış,beş parasız 12 yaşında bir genç.Yaşadıkları onu nereye sürükleyecek,o nasıl bir değişime uğrayıp zargana olacak?
    Bu kitap Hakan Günday'ın 2002 de yazdığı gerçekci hayatları anlatımıyla çok çok çarpıcı,etkileyici,sarsıcı ve merak uyandırıcı karakterlerle dolu eseri.Her zaman ki gibi yine Günday şaheseri.
    Zargana ile birlikte Berlin sokaklarını arşınlayıp,yaşadığı olaylara şahit olacağız,kitap boyunca onunla birlikte büyüyeceğiz.Çok değişik bir stil 205 sayfada emin olun sayamadım bir sürü insanın hayatına girip çıkıyorsunuz,bazıları acınası,bazıları iğrenç,bazıları çaresiz hayatlar.

    Hakan Günday gerçekten büyük usta.Kitabı nasıl anlatacağımı bilemiyorum (eğer okursanız hak vereceksiniz.hoş diğer Günday incelemelerinide nasıl anlatacağımı bilememiştim ya ;) ).Ben bu kitabı merakla okudum.Sabah 07.00'da başladığım kitap kısa aralar vererek gece 00.40'da bitti.

    Hayatla acımasız bir rekabet halindeki karakterler çok etkileyici ve sarsıcı.Gerçeklik olgusu çok iyi.Hayatlarından nefret edip tiksindikleri halde yinede o hayatlara sıkı sıkı sarılan insanların hikayeleri.Bu hikayelerin nasıl yazılacağı da,sahneye nasıl koyulacağı da,başrollerde ve yan karakterlerde kimlerin oynayacağı da hepsi kendi ellerinde.Başrolmü istiyorsun...Bunu kimse sana gönüllü vermez...O zaman...Zorla Al!!

    Günday kitapları okurken muhtemelen onlarca alıntı yaparsınız ve sadece bu alıntıları paylaşırsınız,dikkat edin kullandığınız alıntılar da mutlaka ama mutlaka gizli bir alt metin vardır,okuduğunuz cümlenin içinde size anlattığı bir iki cümle daha gizlidir,bir'i size iki göstermeye çalışır.Belki de bir çoğunuz farkında bile değildir,Günday size bir kitap satar ama üç kitap okutur ;)

    Günday Edebiyat yazar,Felsefe yazar,Korku-Gerilim yazar,Mistisizm yazar,Aşk-Sevda yazar,karanlık yazar,aydınlık yazar.Her şeyi ama her şeyi yazar,YERALTI HARİÇ ;) Cümlelerinden nesir çıkar,şiir çıkar,hayat,acı,sevda,ihanet,sadakat çıkar.HAYATINIZ ÇIKAR!
    Kitap çok sağlam.Hakan Günday muhteşem bir yazar.Ve bu yazarın kitapları öylesine vakit geçirmek için okunmaz,farzedin ki Günday bol süt veren bir inek(kusura bakmasın artık) sağabildiğiniz kadar sağın arkadaşlar,Günday size sadece kitap değil,hayatın kullanma kılavuzunu verir.Tam bir sanatçı!Ya sizi tıkabasa doyurur,ya kafanızda koskoca bir soru işareti bırakır,yada midenizi bulandırır.Adam bildiğin güneş,ışık saçıyor.Elinizde ki kitabı bitirdiğinizde kalakalırsınız,inanamazsınız,daha sayfa yokmu,yanlışmı basıldı,eksikmi sayfalar diye kitabı kontrol edersiniz.İşte böyle bir manyak yazar ;)

    Valla uzun lafın kısası ben kelimeleri yan yana getirip Hakan Günday gibi cümleler kurabilsem ülkenin en büyük yazarı olurum.(Bu da biraz Mal herhalde umrunda değil yaaa )
    Bu kitabı mutlaka alın,mutlaka okuyun.Kitaptaki hikayeyi bırakın sadece ve sadece bu kitap için bir istisna da bulunun ve cümlelerin kuruluşuna,alt metinlere,betimlemelere,yazım diline bakın.MÜKEMMEL!

    Kitabı acın ve ilk sayfadan itibaren Zargana'nın oynadığı "Hayat Oyunu"na katılın.(Mideniz kaldırırsa devam edin)
    Aslında Hakan Günday'dan çok çok şey alıyorum,tavsiye,hayat görüşü,yaşam stili,felsefi ve matematiksel denklemler alınacak öyle çok şey var ki cümlelerinde,bunların bir çoğuda alt metinlerde gizli,o kadar dikkatli okuyorum ki,okul kitaplarını bunlar gibi okusam emin olun şu anda Gazi Hoca ile falan yarışıyordum ;) Çok kibirli oldu değilmi :D Bundan kasıtta şu:Hakan Günday hayatın sadece ve sadece bir kibirden ibaret olduğunu göstermeye çalışır,onu yenmenize yardım eder,empati yeteneğiniz varsa tabi ;)


    ALINTI :
    -------------
    Hem sen sigarayı bırakmamış mıydın?"
    "Sana ne? Ciğerim misin?
    ------------
    İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.
    ------------
    İnsan kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
    -----------
    Kan kadar yavaş akmıştı gözyaşı. Çünkü kan kadar doluydu içi. Kan kadar ağırdı acısı.
    ----------
    İçinde mermi adına taşıdığı düşünceler herhangi bir silahın şarjörüne sığmayacak kadar kalabalıktı..
    ----------
    Gerçekte üç büyük din de dünyayı cehenneme çevirmek için ortaya çıkmıştır. Tek amaçları budur. Çünkü hayattan sonra sadece cennet vardır. İnsanoğlunun cenneti hak etmesi için cehennemden geçmesi gerekir. O cehennem de üç ilahî din eliyle dünyada hüküm sürmektedir. Tanrının mantığı budur.



    Günday'a alıştığınız zaman şu yukarıda ki alıntılar var ya,işte onlar atasözü oluyor...

    Adam size verdikce veriyor,yeter ki almasını bilin...

    TEKRAR BAS BAS BAĞIRIYORUM!BU KİTABI ALIN!HİÇ BİRŞEY YAPAMIYORSANIZ PDF İNDİRİN,HİKAYEYİ FALAN BIRAKIN (hikayede ayrı bir güzel) SADECE O KELİMELER NASIL USTACA DİZİLİP,NASIL O BETİMLEMELERİ ANLATAN O BENZERSİZ MUHTEŞEM CÜMLELERE DÖNÜŞÜYOR GÖRÜN!
    USTALIK BU İŞTE!

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Teşekkürler
  • 576 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Feodal Rusya'nın can düşmanı olarak gördüğünüz ben,egemen güçlerin benim söylediğim tek bir harfi bile karalamaya çalıştığı ancak düşünce ve yazılarımın dönemin gençliği için adeta bir yaşam kılavuzu olan ben,zindanlara atılan,ömür boyu sürgünde kürek cezalarına çarptırılan,hatta bir meydan da direğe bağlanarak halka teşhir edilen benim direncimi kıramadınız.Korkutamadınız.Yıldıramadınız.Attığınız o zindandan işte bu kitapla çıktım...

    Evet!Ben Çernişevski!Bu kitabı zindan da yazdım.bazılarınız beni ve kitabımı yüceltti,bazılarınız ise kötüledi,karaladı,yerin dibine soktu ama ne yaptıysanız da geriye kalan tek gerçek:Bu kitabın hem kadın,hem erkek devrimci,iyi,temiz,vicdanlı ve yeni insanları yaratmasıydı.

    Bir görevim vardı yoksulluk batağında çırpınan genç kızları kurtarmak.Beni o direğe bağladığınızda hepsini uyandırdınız.Yeni insanlara giden yola koskoca bir tabela diktiniz.Sömürüye baş kaldırmayı,isyan etmeyi gösterdiniz.HEPİNİZE GEÇMİŞ OLSUN!

    -------------------------------------------

    En sevdiğim aşk romanları:
    Anna Karanina - Tolstoy,Madam Bovary - Flaubert,İki Şehrin Hikayesi - Dickens,Pastoral Senfoni - Gide,Eylül - Mehmet Rauf...
    Aşkta kendini var etmeyi anlattıkları için.Aşk adına bir savaşı göze alanları anlattıkları için.Hem cesareti hem de çaresizliği dile getirdikleri için.Aşk adına yaşamak kadar ölmeyi de hatırlattıkları için...Aşk kendini keşfetme savaşıdır!
    Bu sözleri kullanmış Mario LEVI ancak bunu söylerken Çernişevski'nin bu kitabınıda okusaydı muhtemelen onun isminide kullanırdı...

    Rus Edebiyatçılarının ve Filozoflarının uçsuz bucaksız zenginliği bu yazar ve kitapta da kendisini gösteriyor burada bir parantez açıp içine (Dostoyevski) yi koyacağım ama neden olduğunu söylemeyeceğim ki merak edip okursunuz belki ;)

    Çernişevski'nin zekasına ve ustalığına hayran kalmamak mümkün değil.Zor bir kitap defalarca geri dönüş yapmam gerekti eğer o geri dönüşleri yapmasaydım gözden kaçırdığım şeyleri farketmem mümkün olmayacaktı,ilerleyen zamanlarda bu kitabı tekrar okuyacağım.Çeşitli platformlar da Çernişevski'nin edebiyatçı değil sosyalist bir düşünür,filozof olduğu dillendirilmiş ancak yine burada kendi fikrimi belirteyim adam cidden büyük edebiyatçı,sosyalist bir düşünür ve filozof.

    Kesinlikle okunmalı.Tavsiyedir..

    Kitabı okurken sizi yazdığı kahramanların ruhsal yapısını anlamaya,onların yerine düşünmeye empatiye zorluyor.Zamanın toplum yapısını o kadar güzel anlatıyor ki adeta bana benim adımı duymadığın için üzülmelisin dedi.
    ÖNEMLİ TAVSİYE:Öncelikle bu kitabı okuyacak arkadaşlara sesleneceğim Çernişevski'nin hayatını,yaşadıklarını,düşünce yapısını mutlaka araştırın,benim 3 saatlik bir araştırmam oldu ancak yine de yetersizdi.

    Bu kitap zor,buna inceleme yazmak daha da zor Çernişevski hakkında yeterli alt yapınız yoksa kitabı aşk hikayesi diye okur geçersiniz.Kısaca anlatmam gerekirse Çernişevski insanın ezilmişliğinden,toplumsal korkudan,egemen güçlerin baskısından,yokluktan,cehaletten kurtulmak için içinde bulunduğunuz toplumun birlikte ortak paydaları olarak dürüstçe yaşamak,çalışmanın önemini kavramak ve sevmenin değerini anlamaya çalışmanızı telkin ediyor.Ve bunu ustaca bu aşk hikayesinin içine gizliyor,aslında gizleme de değil açıkca yazmış adam BAŞKALDIR!Hangi yanlış için olursa olsun...

    Kadınların özgür,eşit bireyler olmasının önemine dikkatinizi çeken Çernişevski bu kitabında yarattığı Vera Pavlovna karakteri ve onun düşünceleri ile beni hayran bıraktı.Bir aşk hikayesi okudum ama sadece bir aşk hikayesi değil çok daha fazlası biraz önce bahsettiğim kavramların önemiyle birlikte yazılmış düşünmeye ve değerlendirmeye zorlayan bir eser.3 saatlik bir araştırmanın yetmediğinin farkındayım ben daha sonra Çernişevski'yi daha fazla tanıyıp bu kitabı tekrar okuyacağım,o zaman çok daha fazla şey alabileceğimden eminim.AYNI HATAYA DÜŞMEYİN! ;)

    Aslında Vera Pavlovna için bir parantez açıp bütün kadınlara Vera'yı okuması tavsiyesini vermek gerek.Vera Pavlovna'ya göre kadının mutluluğu, duygularını dile getirebilmesinde, aşkta eşit olmasında değildir. Erkekle toplumsal eşitliğini her bakımdan sağlamadıkça mutlu olamaz kadın. Eşitliğin olmadığı yerde gerçek aşk ve mutluluk da yoktur. Kadına saygının olmadığı yerde, aşkın sevinci de yoktur.İnanın gerçek aşk ve özveri nasıl olur,baskılara nasıl başkaldırılır ve yeni bir insan kendisini nasıl baştan yaratır sorularının cevaplarını Vera'da bulabilirsiniz.Özel bir kadın Vera...


    ALINTI:
    -------------------------
    Özgürlüğün olmadığı yerde mutluluk olmaz, ben de olmam.
    -------------------------
    Cahil kendinin düşmanıdır, başkasına nasıl dost olabilir?
    -------------------------
    Olgun ve gelişmiş bir insanın ruhunda kıskançlığa yer yoktur. Bu sahte bir duygudur
    -------------------------
    Ama insanoğlu böyledir işte, herkes için genelgeçer kuralların kendisi söz konusu oldu mu işlemeyeceğini sanır
    -------------------------
    Hiç kimse fedakarlık yapmaz; sahte bir anlayıştır bu, herkes kendisi için en iyisi neyse onu yapar.
    Keyifli Okumalı Bol Kitaplı Günler Dilerim Teşekkür Ederim
  • 691 syf.
    ·5/10
    SILMARILLION ve YAVRUSUNU SİNEK KAPAN MANDA EŞLİĞİNDE BEYİN ANEVRİZMASI

    J.R.R.TOLKIEN'in oğlu Christopher TOLKIEN'in önsözüyle giriş yapılan eser,babasının 1917'lerden beri bu kitapla uğraşmasını,yazımını,değişiklikleri anlatımıyla başlıyor.
    Sonrasında J.R.R.TOLKIEN'in yayıncısı Milton WALDMAN'a yazdığı 1951 tarihli uzuuun bir mektupla devam ediyor.Mektupta,J.R.R TOLKIEN eseri nasıl düşündüğü,diğer eserleriyle bağlantısı,yarattığı diller ve üzerinde özellikle dikkat edilmesi gereken kısımları ayrıntılı bir şekilde anlatıyor ve(mektup sadece bu kitap hakkında değil Hobbit ve Güç Yüzükleri hakkında da) ayrıntılı bir açıklama sunuyor.

    Ve..SILMARILLION'a başlıyoruz.

    Bu kitapta bir değişiklik yapıp yorumu okuduktan sonra değilde okudukça yazmaya karar verdim.Bakalım ne çıkacak?
    Kitap Dünya'nın ve bölgelerin yaratılmasıyla başlar,sonra Elf'ler ve İnsanların Dünya üzerinde varlıkları anlatılır,eserde şiirsel epik bir dil kullanılır.

    Güç Yüzüklerine aşina olan arkadaşlarında hatırlayacağı Krallar,Tanrılar,Elf'ler ve Cüceler(ilk yüzükler bunlar için dövülmüştü)tanıtılır.Yüzüklerin Efendisi'nden çok yakından tanıdığımız Balrog'lar ve Sauron anlatılmaya devam edilir.
    Sonraki bölümde Günlerin Başlangıcı'na geçilir.Günlerin ışığı benzersiz ve çok değerli bir cevher olan Silmariller'le sağlanır ama karanlık ışığı yine rahat bırakmaz.(Elk.Faturası geldi aklıma yine.)

    100 sayfayı geçkindir Yüzüklerin Efendisi gibi bir anlatım,bir destan bekliyorum ama hala karşıma çıkmadı.Elf'ler,Cüce'ler ve İnsanlar yaratıldı ve dünyaya salındı.Yüzüklerin Efendisi'ndeki bazı boşluklarda böylece dolmuş oldu.

    Kitabı okurken birden karıştı ortalık(kitapta değilde sanırım benim kafada) buraya kadar anlaşılır gidiyordu,birden aklıma İsa peygamber,Nuh,Tufan,Anunnakiler falan gelmeye başladı(ne alaka valla anlamadım)İsa Ağrı Dağı'nda Nuh'u karşılıyor,gemideki hayvanları seçip seçip mangal yapıyorlar.Sonra Enki geliyor bunları mağaraya kadar kovalıyor,(kafa döndü)

    Yüzüklerin Efendisi'ndeki destansı,film tadındaki anlatım bu kitapta yok (yada ben alamadım).Kitap çok kalabalık,çok iyi,çok kötü var.

    Yüzüklerin Efendisi'ndeki tiplerin ataları,amcaları,teyzeleri,dayıları yani soyağaçları çıkarılıyor :/ acayip bi karışıklık var,ben bi çay içip karışıklığın geçmesini bekleyeyim.

    Geldimm. ;) Devam.

    Şu şunun anası,şu şunun oğlu/kızı,şu onun amcası falan diye gitmeye devam ediyor.

    Silmariller özel taşlar içlerinde ışığı barındırıyorlar,elmas gibi ama değiller,daha sağlam,yok edilemezler.Dünya ışığını bunlardan alıyor ve normal olarak kötüler bunların peşine düşüyor.

    Abilerim,Ablalarım kitap çok karışık TOLKİEN bunu yazarken hiç mi basit okuru düşünmedi merak ettim.Eee benimde bir zeka kapasitem var kardeşim sınırsız değil ki,zamanında maddi durumumun elverdiği kadar almışım işte.

    Ben bir Yüzüklerin Efendisi daha beklerken,Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına çıktı karşıma,ara vereceğim.Beyin Anevrizması'na doğru gidiyor bu iş.

    200 sayfa okudum çıkan yoruma bak,sanırım hepsi bitince yapacağım yoruma şartlı tahliyesiz ömür boyu alırım. :/ Nede ciddi bir ilişki gibi başlamıştı oysa.Ben kitaplarla kavga dövüş gitmeyi severim ama yok abilerim/ablalarım bu kitapla dövüşülmez.Hiç alttan da almıyor acaip dik kafalı bir kitap.
    Yaa arkadaşlar kısaca buraya kadar anladığım;Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit'e konu olan olayları,epik bir dille,köklerine inerek anlatan bir eser.Okumak için belirli bir zaman dilimi (60 yaş üstü gibi geldi bana)belirli bir altyapı,belirli bir(çokca) TOLKIEN birikimi lazım.Ne ben bu kitaba hazırım,ne de kitap bana.Muhtemelen Tolkien eserleri içinde en son okunması gereken eser bu.

    Fantastik Edebiyat'ın Dikilitaşı olan bu kitaptan birşeyler almak için uğraşmak lazım.

    Sakın olaki bu yorumu TOLKIEN'e hakaret veya yergi veya benzer bir şey olarak algılamayın,Usta bütün ömrünü bu esere adamış,Büyük Ustayı yermek veya hakaret benim haddime değil ancak bu kitabı okumak gerçekten zor!

    Benim bu kitabın içine girebilmem aynen şöyle bir görünüm aksettirir.Tutunki Müslüm GÜRSES,gitmiş BEATLES'la beraber söylüyor,bilmem anlatabildimmi? ;) Daha sonra tekrar deneyeceğim(60'lı yaşlarda falan) umarım o zaman görüşebiliriz,belki daha sağlıklı bir yorum çıkarırım.

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler DilerimTeşekkür Ederim.
  • 380 syf.
    ·10/10
    Habemus Maximus Dominus Secretorum!

    Merhabalar...

    Nasıl giriş yapacağıma karar veremediğim için Sayın Ebru Yeşilova ile başlayacağım.Kendileri bu kitabın bundan sonraki baskıları ve ikinci kitabın editörü olurlar(Çok zahmetli iş kolay gelsin).Birkaç gün önce bana yazdığı ve benim çok gururlandığım bir mesaj sayesinde yazar ve kitapla tanıştım,gururlandım çünkü Sayın Yeşilova'yı uzun bir süredir tanırım,inceleme ve yorum yazılarını büyük zevkle okurum,kendisi bu işler için fazlası ile yetkindir,daha önce Türkiye'de satışa çıkmamış bir kitabı okuyup fikrimi belirtecektim,bir kaç gün sonra yine Sayın Yeşilova nın bu kitap ve yazarla ilgili heyecan dolu ve mükemmel demenin bile az kalacağı inceleme/Tanıtım yazısını okudum,ne yalan söyleyeyim o yazıdan sonra ben de büyük bir çekince oluştu,daha kitabı okumamıştım,yazarı tanımıyordum ve okuduğum o muhteşem inceleme/Tanıtımdan sonra bu kitap için daha ne yazılabilir ki dedim.

    Kabul etmiştim bir kere,her ne kadar erkekliğin 9/10'u kaçmak olsa da artık kaçamazdım ;) Sayın Yeşilova ile yaptığımız konuşmadan yaklaşık üç gün sonra kitap elime geçti,kapağını açmamıştım bile sadece tasarıma baktım,tasarımı kim düşündüyse işinde usta biri.Eh bir kitabı kapağıyla değerlendirmeyecek kadar da kitap okumuşluğum var.Elimde henüz okuduğum bir başka kitap olduğu için bu kitaba teslim aldıktan 3 gün sonra başladım.

    Kitabı Okudum!

    Her ne kadar Sayın Yeşilova gibi bir inceleme yazısı çıkaramayacak olsam da artık bende de bir heyecan var,2.kitabı beklemenin heyecanı (2.Kitap yazım aşamasında)
    Şimdi kitaptan biraz bahsedelim:Büyük Sır Üstadı Magnum Opus

    Kitabın kapağını açar açmaz eski bir dost Carl Gustav JUNG'la karşılaştım (en azından 7-8 senedir JUNG okumadım) Psikanaliz,semboller ve mitler ayrı bir ilgi alanıdır benim için.
    Kitaba girdim...

    İlk bölüm de güzeller güzeli ,meraklı,cesur,depresif ve iyi bir okur olan Sofia karşıladı beni.

    Bir sonraki bölümde de karşıma Gabriel çıktı.Müthiş eğlenceli,müthiş zeki bir karakter olan Gabriel ile mutlaka tanışmalısınız.Ve!Marius! ondan söz etmeden ve sizinle tanıştırmadan geçersem bu inceleme eksik kalır ;) Marius bir şaheser,kelimelerin büyücüsü bilge Marius,öğretmenim falan olmasını isterdim. Eserde yazarın hayat verdiği ilginç okunası bir kaç karakter daha var,onlarla birlikte olay örgüsünü o kadar net ve zevkli bir şekilde tamamlıyorsunuz ki,ben bu kadarını beklemiyordum.Samimi olarak söylüyorum bu kitabı rafda görsem sadece arka kapağı okuyup kasaya ödeme yapmaya giderdim.

    Olayların gidişatında Matematik,Bilim,özellikle Felsefe ve Tarih,Mitoloji konuları ustaca kullanılmış (burada özellikle belirteyim bütün bu konuların çok büyük araştırması yapılmadan bu kitabı yazmak mümkün olmaz.Yazar birikimli ve usta )Bu saydığım konular kitap içerisinde ustaca kullanılmış,sizi sıkmadan,merak ettiren,ilgi duyduran,okumaya zorlayan ve bir sonraki bölümü soluksuz bekleten bir yapısı var.

    Benim özellikle ilgimi çeken konu başlarında Psikanalizci,Felsefeci ve Tarihçilerden alıntılarla giriş yapılması oldu.Çok şık durmuş.

    Arkadaşlar belki hadsizlik olacak ama yazar kısmı diğerleri ile kıyaslanmayı sevmez ancak burada bende hiç utanıp sıkılmadan bu kıyaslamayı yapacağım,gerekli çünkü,Herve M.Abajoli öyle bir kitap yazmış ki,muhtemelen bir çok arkadaşımız belki de hepiniz Dan Brown okumuşsunuzdur,okumamış olanlar da muhakkak en az bir filmini izlemiştir,işte bu kitap inanın bana Dan Brown'ın ziller takmış hali,çın çın ötüyor,Brown'ın kitapları sadece macera,biraz da sanat ve sanat eseri,biraz basit ama iyi,ancak bu kitap daha gelişmiş bir Dan Brown kitabı .Kitapdan o kadar çok şey alıyorsunuz ki,hem ezoterik bir macera,hem sizi kendileriyle birlikte sürükleyen karakterler,hem çok fazla şey alabileceğiniz ve hayatınıza katabileceğiniz felsefi düşünceler hepsi var.

    Kitabı okurken hiç ama hiç sıkılmadım,bazı kitaplarla inatlaşmayı severim,okuması inanılmaz zevk verir bu kitap onlardan biri oldu.372 sayfayı bitirmek için kendime 6 gün süre vermiştim daha çabuk bitti çünkü bu kitap için beklemek pek akıl karı değil di ;) sürüklendim gittim.

    Kitabı okurken Dan Brown,Jung,Harari,Umberto Eco hatta Dostoyevski bu adamların hepsi aklıma geldi.ne alaka demeyin yanlış anlaşılma olmasın bunlardan alıntılarla yazılmış bir eser değil,sadece bunlardan alabileceğiniz lezzet var dı.Sizi okuduğunuz diğer eserleri de düşünmeye ve hatırlamaya itiyor.
    Benim için güzel ama sabırsız bir okuma deneyimi oldu,Ezoterik,Gotik,Felsefi ve Edebi tarzları severim.Hepsini aynı iki kapak arasında buldum.DOYDUM!Ama bu sefer de ikinci kitaba açlığım oluştu,şimdi de onu bekleyeceğim umarım sayın yazar elini çabuk tutar ;)

    Yazar demişken Grubumuza da üye olan .Herve M. Abajoli iyi bir iş çıkarmış.TEBRİKLER

    Arkadaşlar bu adamı takip edin Tuh! (tükürme efekti) Aha şuraya yazıyorum!Bu adam isim olacak,olduğu zaman aklınıza ben geleyim,deli akıl var adam da ;) ki yeminle zekası ve o zekanın kıvraklığına tek kelime ile hayran kaldım.

    Tekrar dönelim Sayın Yeşilova'ya
    Sayın Yeşilova sizi uzun bir zamandır tanırım ve takip ederim,bana kötülük yapabilecek insanların arasında olabileceğiniz kesinlikle aklıma gelmezdi,bilmediğimiz şeylerin yokluğunu çekmeyiz,bana büyük kötülük yaptınız inanın çünkü artık Büyük Sır Üstadı Magnum Opus'un varlığını biliyorum ;)
    Her ne kadar bana bu kötülüğü yapmış olsanız da size çok çok teşekkür ederim.Gerçekten ayrıcalıklı ve lezzetli bir kitap dı ve ben şimdi ikinci porsiyonu bekliyorum ;)

    Sayın yazarımız Herve M. Abajoli yarattığınız karakterler,yazıya döktüğünüz satırlar,öğrenmemi ve hatırlamamı sağladığınız bilgi ve kavramlar,yaşattığınız soluksuz macera için yani özetle bu mükemmel şölen için sizi de tebrik eder,teşekkürlerimi sunarım.Beni fazla bekletmeyin 2.kitabı çok merak ediyorum.


    ALINTILAR
    -------------------------------
    Şüphesiz,yaşayan bir Tanrı'nın eline düşmek,dehşetengiz bir şeydir çünkü sizi korkunun en yalın haliyle yüzleşmek zorunda bırakır.
    ---------------------
    Hollywood'da çekilen filmlerin neredeyse tamamının kahramanları insan ruhunda yaşayan bir arketipi tetiklediğinden istemsizce onlara tutuluruz.Mesela süper kahramanların tamamı arketipseldir.Bu da Amerikan devletine dünya pazarlarına nüfuz ederek,bizi yönlendirme ve ileride yapacaklarına hazırlama imkanı tanıyor.
    --------------------
    'Çünkü sevgi her şeyi taşır ve her şeye dayanır'
    -------------------
    Yaşama düşman bir kozmik yasayla yönetildiği açık olan evrende yaşam nasıl oluşabilmiş ve kök salmıştır?
    -------------------
    Doğru soruyu sormadığın müddetçe alacağın cevapların hiçbir değeri yoktur.
  • 336 syf.
    ·Beğendi·8/10
    2050 Yılında insan nerede olacak?Bu soru başka dünyalar anlamında değil,teknoloji olarak hangi nokta da olabiliriz?
    1050'de nerdeydik?Önümüzdeki 100-200 yıl içinde neler yapacağız?

    Harari'nin bu kitabı sanki bir üniversite öğrencisinin tezi gibi,yada bir akademisyenin ders notları gibi hazırlanmış.
    Neticede bir akademisyenin araştırması,ancak Sapiens gibi bir şaheser olmadığı yönündeki fikrimi de belirteyim.(tabi benim bu incelemeyi de Akademisyenler okumayacak neticede 3 kişiye kitabı okutsak kar ;) )

    Harari yine okullarda rahatlıkla ders kitabı yerine geçecek bir kitabı sunmuş bize,araştırmalarını diğer iki kitabın aksine sık sık bölüm başlıklarıyla kesip,ders anlatır gibi konulara bölmüş.Yine muhteşem bir çalışma olmuş.

    Harari'nin ilk üç kitabını yayınlanma sırasına göre okudum,daha önce de belirttiğim gibi Sapiens gibi bir lezzeti bir daha okura sunabileceğini sanmıyorum,tabi canı gönülden de yanılmayı diliyorum.O kadar büyük ihtiyaç var ki öyle kitaplara…

    Günümüz insanlarının sorunları,gelecekten neler bekledikleri ve en önemli kısım gelecekte yapılan seçimlerle insanların yaşayabileceği problemler veya çözümler konu başlıkları altında bir dünya soru sorarak(özellikle size sordurarak) okuru düşünmeye,sorgulamaya,değerlendirmeye itiyor.Harari'nin 3 kitabı da çok çok önemli ve hepside ustaca yazılmış.Kesinlikle ve kesinlikle hepsi de okunmalı.Ancak ne yalan söyleyeyim ben sıralama da tersten başlamak isterdim,çıta benim için bu sıralama da gittikçe düştü.

    Otomasyonun gelişmesi,yapay zekanın yaygınlaşması insanları işsiz bırakıp açlığa ve sefalete mahkum edebilir mi?Eğer olursa bunun getirileri ve götürüleri neler olabilir?Bütün hayatınızı bir yapay zeka ya teslim etmek istermiydiniz?

    -------------------------------------
    Bir düşünün Facebook veya benzeri bir çok platformu muhtemelen kullanıyorsunuz,şimdi şunu da bir düşünün o platformlarda herhangi bir yere yaptığınız her tıklama sizin hakkınızda,karşıdakine ipucu veren bir veri,eveetttt bir de şunu düşünün kendimizi her tıklamada karşıdaki veri tabanına biraz daha açıyorsak ve her tıklamamız bir yerlerde kaydediliyorsa,dünya üzerindeki milyarlarca insanın,neredeyse sonsuz sayıda ki tıklaması gelecekte bu verileri biriktirenler (Google,Facebook v.b.)için ne gibi avantajlar ve sizin içinde ne gibi dezavantajlar yaratabilir?
    -------------------------------------
    İnsanlar ve ülkeler arasında ki Din olgusu ne kadar değerli ve vazgeçilmez olabilir ki?Mesela vücuduna düzinelerce patlayıcıyı bağlayıp Amerikan veya İngiliz vatandaşı bir topluluğun içinde patlatmak mı daha zor,yoksa milyarlarca Amerkan Doları veya İngiliz Sterlini'ni ateşe vermek mi,sanırım iş ekonomiye dökülürse ki eninde sonunda mutlaka dökülüyor,ikinci şık daha zor.
    Yakın Örnek;IŞİD buldukları ve ele geçirdikleri bütün sanat eserlerini ve kendi dinleri dışındaki bütün insanları yok ettiler,ancak 1 Dolar bile yakmadılar ;)
    -------------------------------------
    Empati!Dünya neredeyse küreselleşme,Milliyetçi düşünce ve akımlara yenik düşecek,yine düşünelim ;) acaba yarın yaşayacağımız bir felakette milliyetçi düşüncelerimizle kendi kendimize yetebilirmiyiz?Yoksa sözünü şu son günlerde çok sık duyduğumuz 'Dış Güçler' den yardım almamız gerekir mi?Yada samimi bir şekilde küresel bir devlet olsak(AB benzeri bir yapılanma) bu daha mı yararlı olur?
    -------------------------------------
    Ortadoğu halkları kendi topraklarından kaçarken,sığınmacı oldukları Avrupa ülkerinde nasıl yaşamalı?O ülkenin kültürüne,adetlerine uymalımı?Yoksa kendi kültürlerini gittikleri yerde yaşatmalımı?İyi de kendi kültürleri zaten bir işe yaramış olsaydı onca insan sığınmacı olurmuydu?
    En güzel örnek;Türkiye ve Suriyeli sığınmacılar.
    -------------------------------------
    Terörizm uygulayıcıları ve uygulandıkları toplumlar için ne kadar korkutucu bir güç olabilir?Terörizm kişiler için ne ifade eder ve ne kadar etkili olur?En önemli soru da şu;Terörizm yeni bir savaşa 3.Dünya Savasına sebep olabilir mi?
    ------------------------------------
    Dinler her ne kadar kökenleri şüpheli olsa da,yaşadığımız bu çağda bile'bizimkinden başka her din ve tanrı geçersizdir'diyebilen radikal kişiler ve toplumlar var,Dinin öğretileri ve bu öğretileri bize dayatma şeklinde sunan kişiler ve toplumlardan kendimizi ayrı tutsak,sadece hoşgörü,Vicdan,Alçak gönüllülük göstersek ve cidden saf inançlarımız bu erdemler olsa dünya daha değişik,daha güzel bir yer olurmuydu?Ahlaklı ve Vicdanlı bireyler olmak için ille de Din ve Tanrı olguları gereklimi?Ahlaklı ve Vicdanlı davranmak için neden ille de doğaüstü bir varlığa gereksinim duyarız (Psikoloji için şart ancak yetersiz )
    ------------------------------------
    Yukarıda okuduğunuz konular Harari'nin kitabıyla birebir değil,Harari sizi bu konuları düşünmeye,kendinize bu soruları sormaya itiyor(en azından ben bunları sordum).
    Yine güzel bir kitap,yine Harari'den beklenebilecek çıkışlar ve çözüm arayışları bu kitap da.Değerli ve okunması gereken bir kitap.

    Dünya artık o kadar küçük ki,ekonomik ve siyasi ilişkiler birbirleriyle o kadar bağlantılı,o kadar içiçe ki bunları çözmek kişi bazında değil ama küresel bazda belki de mümkün olur.Cehalet ve umursamazlığı bırakırsak eminim ki İnsan hak ettiği yaşama,güzel bir geleceğe kavuşabilecek ve bunun için de düşünmeyi,öğrenmeyi,araştırmayı,sorgulamayı ve korkmadan özgürce fikirlerini diğer bireylerle paylaşabilmeyi (şu an yaptığımız gibi) hiç bırakmamalıyız.Öğrenme ve sorgulama açlığımız hiç bitmesin…

    Şunu da şuraya ekleyeyim Harari Kudüs Hebrew Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.Bize böyle araştırmacı,sorgulayıcı,öğretici,aydınlatıcı Öğretmenler gerek.

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Teşekkürler…