Meltem Parlak, Balonla Beş Hafta'yı inceledi.
02 May 11:50 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çocukluğumun yazarı Jules Verne. İlkokul yıllarımda birkaç kitabını özet şeklinde okumuştum. Aradan uzun zaman geçtiği için olayları unutmuştum, hem de tam metin okumak daha iyi olduğu için yeniden okudum.
.
.
Kitap tek kelime ile MUHTEŞEM. Doktor Fergusson balonla Afrika'yi bir uçtan bir uca geçmek ve daha önceki kâşiflerin ayak basmadığı yerleri keşfetmek istiyor. Yardımcısı ve bir arkadaşı ile yola koyuluyor.
.
.
Olayları resmen yaşadım diyebilirim. Onlarla beraber ben de balonla Afrika'yi bir uçtan bir uca dolandım. Tehlikeli ve eğlenceli bir yolculukları vardı. Okurken yer yer gerilip korktuğum bölümler oldu, başlarına bir iş gelecek diye. Özellikle de Joe'nin cesaretine hayran kaldım. Onlar balonla seyahat ederken bende de bir korku oluşup durdu. Hikâyeye kendimi ne kadar kaptırdımsa yükseklik korkum nüksetti.
.
.
Afrika genel anlamda ilgi alanım olduğu için bu kitabı okurken ayrı bir tat aldım. Kitap sizi resmen Afrika seyahatine çıkarıyor, KESINLIKLE TAVSİYE EDIYORUM.

#julesverne #ithakiyayınları

Sadık Cemre Kocak, Türklerin Dili'yi inceledi.
22 Nis 20:22 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yüzyılın en büyük SPOİLER çalışması.
Kitabımız çok güzel. Öyle ki sizlere yer yer kendinizin araştıracağı yerler bile bırakıyor. Sanırım kitabı uzunca bir süre hem araştırarak hem de okuyarak devam edeceğim. Elimden geldiğince de alıntı yaparak ilerlemeye çalışacağım.

ÖNCÜLER
İlk bölümümüz “Öncüler” şeklinde ilk Türk devletlerini işliyor. İskitler (Sakalar), Hunlar, Sabirler, Avarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Hazarlar işleniyor. Hemen ardından Türk Dilinin Konumu ve Türk Dilinin Evreleri diye 2 başlık altında toplanan incelemeler mevcut. Hadi hep beraber bu toplumları inceleyelim.
İskitler: Tanrı Dağları - Fergane - Kaşgar bölgesinde yaşama başladılar şeklinde kabul edilen ilk Türk Milleti. Açık konuşmak gerekirse ben Saka ve İskitleri farklı sanıyordum. Aynılarmış. Ama bu konuda kafam karışık yalan olmasın. Bunun haricinde bu devletin iki büyük destanı herkesin bildiğini düşündüğüm bir yazındır. İranlılarla yapılan savaşlara konu edilen ve yazılı metinlerimiz olmadığı için en azından yaşadığını da bildiğimiz Alp Er Tunga ve Destanı. Bir de Büyük İskender ile yaptıkları savaşları konu edinen Şu Destanı bizlere kalan olaylardır. Hatta Alp Er Tunga ile ilgili sizlere haddim olmadan bir de tavsiye vereceğim. Tomris Hatun (ilk kadın hükümdar da bu devirde yaşamıştır ve Alp Er Tunga’nın torunudur.) gibi karakterlerin tamamını konu edinen ve tarihi roman olan, benim de yakın zaman da okuduğum Ahmet Haldun Terzioğlu dan Alp Er Tunga kitabı. Çok beğeneceksiniz ve bu konuda fikriniz oluşacak. Buna eminim.
Hunlar: 3 ayrı başlık altında inceleniyor. Hiung-Nu’lar ilk temsilcileri. Bu aynı zamanda bir birliktir ve Türklerin de katılımıyla Çin’e akınlar gerçekleştiren bir birliktir. Ak-Hunlar bir diğer kolumuz. Bu kolda da aslında aynı olay görülür. Daha doğrusu Chinoit ve Heftalit adları aslında Hiung-Nu’nun adının değiştirilmiş biçimi olarak kabul edilmektedir. Asıl ilgi çeken ve dünyanın tanıdığı Batı Hunları ise özellikle Attila döneminde parlamış ve Avrupa’ya (Ego Sum Attila, Flagellum Dei – Ben Attila, Tanrının Kırbacı) demiştir. Tabi sadece bu da değil.
Hunlar hakkında sadece bu kadar bilgi az olurdu. Onların dini inanışlarını da eklemek oldukça iyi olurdu. Kurt Ata, Gök Tanrı, Kutsal Ata, Doğaya Tapınım ve Yer-Su inançları. Bunlara da oldukça kısa değinip geçeceğim.
Kurt Ata inancı tam da tahmin ettiğiniz gibi biz de Kutsal olan Kurtların yalnızca bir motif değil, bir Ata olarak tanınıp bilinmesidir. Gök Tanrı zaten herkesin malumudur ancak şunu demek mümkündür. Nasıl şimdi Müslümanız (genellikle) diyorsak, o zaman da varsa yoksa bu inanç vardır. Kutsal Ata’da tam tahmin ettiğiniz gibi öldükten sonra büyüklerin (baba, ata) ruhlarının yakınlarda olduğu ve saygı gösterilmesini gerektiren bir inanç. Hatta öyle ki Hun hanlarının bir deyişi vardır. Bizans Piskoposu, Aile mezarlarını soyduğunda Attila’nın 2. Balkan seferini düzenlediği söylenirmiş. Doğaya Tapınım ise Güneş ve Ay sevgi ve saygısını ifade ediyor. Yer-Su ise adının anlaşıldığı üzere dağlar, ırmaklar, göller vs tamamının canlı olduğuna ve bir ruh taşıdığına inanılan bir sistemdir. Genellikle Şamanizm esaslarından biri olmasının yanı sıra Çin kaynaklarında da geçer.
Sabirler: Haklarında bilgi yoktur, günümüze ulaşan kelimeleri yoktur. Lâkin hem bir adları hem de isimleri vardır. Yaşadıkları dönem bilinir. Bu beni oldukça şaşırtır. Sadece bu devlet değil, bu şekilde yazılan devletlerimizin tamamı böyle hissettirir bana. Hun Birliği içerisinde yer aldıklarını eklemekte fayda var.
Avarlar: Kuzey Karadeniz ve Balkanlarda, Hunlar sonrası egemen olmuş bir devletimiz var. Açık olmak gerekirse bu egemenliği bilmiyordum. Atlı bir Millet oldukları ve Çin kaynaklarında (nedense bana İspanyolca gibi geldi) Juan Juan olarak geçtikleri bilinmektedir. En önemli ayrıcalıkları nedir diye soracak olursanız da İstanbul’u kuşatan ilk Türk Devleti olduklarını belirtebiliriz.
Peçenekler: Göçebe bir kavim olduğu, Oğuz soyundan geldikleri bilinir. Aslında tahmindir. Haklarında pek bilgi yoktur. Haklarındaki belgeler 745 yılına ait Tibetçe yazılmış belgeler olup Be-çe-nag boyu olarak Uygur, Karluk, ve Türkeşlerle birlikte anılırlar. Ayrıca 8 tanesinin uruğu bilinir. Bizans ile ilişkileri nedeniyle Hristiyan olmaları ve daha bilimdik bir soy olan Gagavuzlar yani Hristiyan Türklerin başlıca temsilcileri bunların torunlarıdır. https://i.hizliresim.com/kOl7Nv.png
Bulgarlar: Hem Türk hem Müslüman oldukları sonradan bozuklukları görülür. Bozulmak derken burada eskiye göre değişmek anlamına gelir. İlk paragrafta bunu hac olayıyla görebiliriz. İkinci paragrafta da soy özelliklerine değinilmesi iyi olmuş. Hunların dağılması sonrası en iyi oymağın Bulgarlar olduğu söylenir. Tarihte de ilk kez 482 yılında geçerler. Bizans tarihçileri sayesinde. Zaten en iyi oymak olduğunu yazan da Bizans tarihçileridir. Büyük Bulgaristan adında hayatına devam edip 2 kola ayrılırlar. Tuna ve Volga Bulgarları. Köken, dil ve din özelliklerine değinilerek konu sonlanır.
Bu devlette Kurum Han, Bizans’ı kuşatırken ve işler iyi giderken kuşatma sırasında ölür. (814) Ardından 852 yılına gelindiğinde tahta geçen Boris ise büyük bir değişiklik ile Bulgarların 864 yılında dinini değiştirip Hristiyan olduğunu belirtir. Trakya ve Makedonya da ele geçirilince diğer Hristiyanlarla kaynaşılır. Volga Bulgarları ise bugünkü Çuvaşların atası sayılırlar. İslâmî seçerler. Moğol darbesini hissedene kadar refah içinde yaşarlar. Dil özellikleri kısmı oldukça detaylı verilmiş. Yazara helal olsun. Bulgarlar bile bu kadar bilmiyordur eminim yani.
Hazarlar: 626 yılında ortaya çıkmışlar. Kuranda da geçen Yecüc Mecüc efsanesi de burada geçiyor. Musevilik benimsenmiş. Ayrıca bunu benimseyen tek Türk Devleti de Hazarlar olmuştur.

Eski Türkler
Göktürkler: Harika bir devlet. Muhteşem bir isim. Tarihe kazınan bir birleşim. Gök Türk. Batının kutsal üçlüsüne (baba, oğul, kutsal ruh) karşı daha büyük bir üçlü. Tanrı, Devlet, İnsan. Daha iyisi ne olabilir ki? Hele o devirde. Ünlüdür Göktürkler. İlk defa Türk adı bir devletin resmi adı olmuştur. Nasıl karşı gelinir zaten. Kitapta da Tu-Kiu’lar (Çin kaynaklarından alınmış olsa gerek) ve Kutluk Devleti olarak iki kısımda incelenmiş. İlk olarak Türk Adı, Anayurt ve Bölünüş işlenirken; Kutluk Devleti kısmında ise Yaşam, Din (Gök Tanrı, Şamanlık, Doğaya Tapıncı, Ata Tapıncı ve Ölüm Töreni şeklinde inanışlar), Yazıtlar, İçerik ve Örnek başlığıyla konular açılmış. Kartal Tibet’in yıllarca oynadığı ve yanlış anımsamıyorsam 5 seriden oluşan Tarkan filminde Tarkan isminin ne anlama geldiğini hep merak etmiştim aslında ama normal günde aklıma gelip de bakmamıştım. Şimdi gördüm bunu da eklemek istedim. Çünkü bazen yazdığım incelemelere sonradan merak ettiğim bir şey olursa bakıyorum özellikle Tarih konulu olanlarda. Tarkan kelimesi de; halktan olup sonradan soyluluk sanı verilenlere deniliyormuş. Burada bulunsun lazım olur.
Uygurlar: Kitabımız ağırlıklı olarak Dil özelliklerine öncelik verdiğinden bunun yanında Uygurlar için Göç ve Türeyiş Destanları en bilinen özellikleridir. Onların özellikleri bir dönüm noktasıdır. Kağıt ve Matbaanın ilki olmak, yerleşik hayata geçen ilk Türkler olabilmek ve Yazılı hukuk kurallarını oluşturan ilk Türk devleti olmak. Mani dininin kabul edilmesi, yerleşik hayat ve tarım faaliyetlerinin yanı sıra kalıcı mimari eserler de yapılmıştır.
Türkeşler: Araplarla yapılan savaşlar ile İslamiyet’in yayılmasını engelleyip, Türkçülüğün korunmasını sağlamışlardır. Baga Tarkan burada ön plana çıkar. Ayrıca kendi adına para bastırmıştır. Aynı dönemde Emevi etkilerinin silinip Abbasi etkilerinin gelmesiyle Türklük ve İslamiyet aynı çizgide yürür. Bunun da yaklaşık 300 yıl süren 3 maddede özetlenebilir bir geçiş dönemi vardır ki bunu link olarak paylaştım.
https://i.hizliresim.com/G9lakV.png

Orta Dönem
Karahanlılar: İlk Müslüman Türk devleti olduklarını biliyoruz. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet kabul ediliyor ancak bizim Türklerde bir salgın gibi yayılan Arapçanın devlet yazı diline girmesi ve Türkçe’nin unutulması, sadece bu değil -birazdan Gaznelilere bakarken de yazacağım onlarda da Farsça var- sürekli olarak bir yazı ve dil kültürünün değişmesi, tabiri caizse bir melezlik görülüyor. Benim bildiğim farklı türler melezlenmez ama biyolojiciler çok daha iyi bilirler. Bimarhane adı verilen hastaneleri kurmuşlardır. Bu dönemde halen daha bilinen 4 önemli eser vardır. Asıl bilmemiz gerekenlerden biri de bunlardır.
Yusuf Has Hacip – Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut – Divanı Lügat’it Türk, Hoca Ahmet Yesevi – Divanı Hikmet, Edip Ahmet Yükneki – Atabetül Hakayık eserleri dönemin ve günümüzün en bilinen eserleridir. Sizlerden haddim olmadan bir konuda da isteğim olacak. Kaşgarlı Mahmut’un eseri nasıl bulunup gün yüzüne çıkarılmış biraz araştırın. Hayran kalırsınız.
Gazneliler: Bilindiği üzere Gazneli Mahmut, devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Hindistan üzerine düzenlenen seferlerle şimdiki Hint Müslümanlarının temelini atmışlardır. Dile kolay tam 17 sefer. Abbasi halifesinin koruyuculuğu üstlenilmiş; tarihte ilk kez bir Türk, Sultan unvanını kullanmıştır. Firdevsi-Şehname, Utbi-Tarihi Yemin ve en çok bilinen İbni Sina’dan Tıbbın Kanunları eseri verilmiştir. Özellikle son eser Avrupa’da uzun yıllar hatta yüzyıllar okutulan, Dante’nin kitaplarına konu olan, Avrupa üniversitelerinde ve Osmanlı döneminde kullanılan tüm tıbbın ana unsuru olmuştur.

YAZARI EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİM KISIMA GELELİM:
Yazarın sayfa 109’da ‘‘Örnekleme’’ kısmında ‘Alp’ örneğini verirken Alp Er Tunga’dan bahsetmesi ve böyle bir Türk bilimcisinin, hem de Türk dili bilimcisinin İran dilinde konuşması ve Türk Oğlu Türk (ALP ER TUNGA) için ‘Afrasiyab’ demesi son derece canımı sıktı. Kitabı bırakıp atasım geldi. O derece sinirlendim. Sen İranlı değilsin. Sen Türk’sün. Bir Türk’ten bahsederken Türkçe konuşacaksın. Normal cümlelerinde ne dersen de önemi yok.

Harzemşahlar: Zengin ve iyi komutanlardan meydana gelen bir devlet. Bu devletin sorununu ve tamamına yakınını alıntı olarak vermiştim. Bunun haricinde ekleyebileceğim; Nehcü’l-Feradis var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya 40 Hadis kitabının açıklaması şeklinde ya da hadisleri toplu olarak açıklıyordu ama sanırım 40 hadis üzerineydi yanlış olmasın da.
Muinü’l-Mürid var. Adından da anlaşılır. Tasavvufi eserdir. 900 beyittir. Dörtlük şeklinde yazılmıştır. Mukaddemetü’l-Edeb vardır. Bunu en kısa haliyle Arapça bilmeyenlere Arapça öğretmek için yazılmıştır desek doğru olur. Bunların yanında maalesef detaylarını anımsayamadığım; Muhabbetname, Kısse-i Yusuf, Hüsrevü Şirin, Revnakü’l İslam adlı eserler de mevcuttur.
Çağataylar; Cengiz Han’ın oğlu Çağatay tarafından kurulduğu bilinmektedir. Aslında neden söz edilmez anlamam. Osmanlı Dönemi zamanında haritalarda da vardır ve Türk’tür. Şaşırıyorum.
Bu dönemde; Muhakemetü'l-Lugateyn - Ali Şîr Nevaî, Bedayiül Luğat - Nevayi Sözlügü, Abuşka Lügati, Baburnâme - Reşit Rahmeti Arat, Şecere-i Terakime- Türklerin Soykütüğü ( Harezmli Arab Muhammed Han oğlu Ebu’l-Gazi Bahadır Han tarafından yazılmıştır.) , Senglâh Lügati ve Fethali Kaçar Lügati eserleri verilmiş. Oldukça zengin bir dönem aslında. Birçok yazar da bahsetmiş bundan. Ancak çoğu kitapta uygun bir tanım dahi yapılmadan geçilmesini aklım almıyor.
Kullanılan dilin özelliklerinin incelenmesi kısmı çok ağır. Biraz birikim istiyor arkadaşlar haberiniz olsun. Yoksa kafa beyin patlatacak cinsten.
Kıpçaklar: Türklerin arasında en geniş alanlara yayılmış olup aynı zamanda kalıcı devlet kuramayan belki de tek toplum Kıpçaklardır. Oğuz mücadeleleri ile Dede Korkut Destanı ortaya çıkmıştır. Ruslarla mücadeleleri İgor Destanına konu olmuştur. En önemlisi de Codex Cumanicus adlı eserde Türkçe gramer esasları Türkçe, Farsça, Latince lügat yazmışlardır. Bu eser İtalya’da San Marko Kütüphanesindedir.
Aynı ırkta Kölemenler var. Memlük de diyorlar. Acayip garipsedim çünkü ayrı sanıyordum. Eserlerinden Gülistan Çevirisi neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dil özellikleri üzerinde de fazlaca durulmuş.
Altınordu: Kültür bakımından Doğu ve Batı arasında bir geçit olup, İslam Kültür Merkezi durumundadır. Harezm ili ise Altınordu'nun en zengin ve en uygar bölümüdür. 12. yüzyıl başlarında gelişiminin doruklarındadır. Ürgenç kenti merkezidir. Türk dili ve kültürü açısından çok önemli işlevi olacak bu ülke Türkoloji çalışmalarının ayrı bir bölümünü oluşturur. Böylece Altınordu ulusunun temelini oluşturan ülkeler değişik yapıları kapsar. Dil ve kültürün değişik alanlarda gelişimi ayrı ayrı olur.
Oğuzlar: 6. yüzyılda ilk kez ortaya çıkarlar. 552 yılında Göktürklerle beraber ortaya çıktıkları bilinir. Öncesi var mı? Yazılı tarihimiz o kadar kısıtlı ki, neden olmasın diyorum. Bu Soy Türklerin en bilindik soyudur aslında. Anadolu’nun fethine kadar vardır, sonrasında vardır, bu zamanda? Mümkün. Sadece bu mu? Konuştukları dil hem Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinin temelidir. Karamanoğulları, Osmanlı Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Çandaroğulları, Eşrefoğulları gibi beylikler hep Oğuz soyundan kabul edilmiştir. Burada özellikle Osmanlı dışında en çok beğendiğim Karamanoğulları olup Karamanoğlu Mehmet Bey’in bir sözünü ‘Alıntı’ olarak eklemiştim. Çok beğeneceğinize inanıyorum. Özellikle oluşan Arap-Fars etkisine karşı.
Oğuzların öyle güzel eserleri var ki aslında imkan olacak da hepsini tek tek okuyacaksın. Öyle değerli şeyler var. Dil özellikleri de çok kafa karıştırıcı gelse de mecbur dikkatle okumak durumundayız. Eski dilimiz sonuçta bu. Ama eserler, gerçekten de dediğim gibi. Çok heves ettim bazılarına.

Çağdaş Türkler
Türkiye Türkleri diye açılan ilk konumuzda aslında dil özelliklerimiz o kadar güzel verilmiş ki; üniversite giriş sınavlarında, lise sınavlarında, KPSS gibi tüm sınavlarda Dil Bilgisi alanında ders çalışmalarımız için resmen hem kısa hem öğretici ve çok fazla detaya girip kafa karıştırmayan bir anlatım mevcut. Hatta bir tanesini alıntı da yapmıştım. Ne çok alıntı yapmışım gerçi.
Balkan Türkleri ise detaylı olarak verilmiş. Ben de kitaba göre gittiğimden detaylandırıyorum. Eksik veya yanlış gördüğünüz varsa lütfen bildirin ki ben de yanlış ezberlemeyeyim. Bu grubu 2 kısma ayırdık. Bunu da burada eklemeyi uygun gördüm. Müslüman Türkler (Osmanlı, Gacal, Tozluk, Gerlova, Kızılbaş, Yürük, Konyar); Hristiyan Türkler (Karamanlı, Makedonya Gagavuzlu, Surguç).
Gagavuzlar: Gene Oğuz bağlantılı bir millet. Söylüyorum bu Oğuz olmak, Türk olmaktır diye. Orta Asya kökenli varlığını sürdüren bir millettir. Hristiyanlığı (Ortodoks) kabul etmişlerdir. Kendilerini 3 katmanda incelemek çok daha kolay ve akılda kalıcı olacaktır. En eski tabaka, kuzeyli Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci katman, Osmanlılar Balkanlara gelmeden, güneyden gelen Türk topluluktur. Son katman, Osmanlı döneminde yerleşen Türk göçmenlerin katmanıdır.
Ayrıca Gagavuzlar için Z harfinin dil özelliklerinde sonda S olduğunu da incelememizden görmüş olduğumuz için Herkes yerine Herkez yazmalarına dikkat çektim. En azından halen özürlü gibi bunu yanlış yazıp, üstüne sırf gurur yaparak düzeltmeden devam edenler için biraz umut olur. Tabi sene olmuş 2018, halen V yerine W kullananlara diyecek hiçbir lafım yok.
Azeriler: Azerbaycan adı İÖ 328 yılında bu topraklara egemen olan Büyük İskender'in generali "Atrapates" in adından gelir. Bu ad önce "Atropatene" biçiminde bu bölgenin adı olur. 3. yüzyıldan sonra "Azurbazagaan" diye anılmaya başlar. Sonraları bu adı Araplar "Azerbaycan" biçiminde kullanırlar, şeklinde kitabımızda tanım var. Buyurun siz karar verin. Milattan önce İskit ve Sakaların akınları bu bölgeye başlar. Türkleşen bölge milattan hemen sonradan itibaren Türk olarak kalmaya devam edecektir. Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak devam eden Azeri Kandaşlarımız için çok uzun bir yer ayıran yazarımıza ayrıca tebrik ve teşekkür etmek gerek kanımca.
Afşarlar: Dede Korkut kitabında Oğuzeli diye geçerler. Günümüzde 500000 kişilik bir nüfus ile hayatını devam ettiren nadir topluluklardandır.
Horasanlılar: Türkmen veya Azerice dili olduğu yönünde yapılan yanlış anlaşılmalar yerini daha yeni dönemde bir Oğuz dili kullandıklarına bırakan bu boy, özellikle İran ve Türkmenistan’da yoğundur. Üstelik yaklaşık 2000000 kişi de bu dili konuşuyormuş. Şii Müslümanlığa inanırlar.
Türkmenler: Nurmuhammed Garip Andabilli tarafından yazılan Leyla ile Mecnun eseri ile ünlüdür. Ülkelerinde ortalama 5.5 milyon kişi yaşar ve bunun 4.5 milyonu Türk ve toplamda dünyada 6000000 Türkmen vardır. Başkenti Aşkabat olup 1992’de bağımsızlığına kavuşmuştur.
Salarlar: Uygurlar, Kıpçaklar, Türkmenler derken en sonunda kendi hakları tanınır. Salur adından gelirler. Dede Korkut da geçerler. Kendi dilleri olmadığından Uygurca kullanılır. Ayrıca yazarımız 30000 kişi için ne araştırmayla dil özelliği vermiş. Yerlerinde olsam topluca gelir yazara teşekkür ederdim. Küçümsemek için demiyorum. Nüfusu az ve kendine Türk diyenin, bölgesini bile gösteremeyeceği bu insanların dil özelliklerini bu kadar detaylı anlatabilmesi bile çok harika geldi gözüme.
Özbekler: Türkiye Türkçesi sonrası en önemli dil budur. Bizden sonra en çok konuşulan dildir. Gene oğuz etkileri. Oğuz + Beg den ileri gelir. Yazar dil bilgisine öyle girmiş ki en çok bu var diye. Sonlara doğru bir baktım kendim okuyorum Günümüz Türkçesine bakmadan. Karluk, Oğuz ve Kıpçak Türklerinin karışımından oluşurlar.
Yeni Uygurlar: Çin eyaletinde yaşadıkları, Çinin hatta Kızıl Çinin 20 milyonluk Uygur yani TÜRK halkına yaptığı soykırımla bu sayının 5 milyona indiği görülmekte aynı zamanda birileri de hiç alakasızca Çin patronunu arayıp telefon görüşmeleri yapmakta. DOSTLUK demekte. Dünyada en son dost denilecek insan bir Türk için Çinlidir. Dil özellikleri de oldukça sağlam. Artık iyice düşünüyorum bunlar kendileri de biliyor mu bu kadar önemli olduklarını dillerinin acaba diye. Çünkü yazar gerçekten de dil özelliklerine öyle bir giriyor ki dinlene dinlene okudum o kısımları.
Tarançiler: Uygurların alt başlığında verilmiş. Adlarını ilk defa duydum yalan olmasın. Özellikleri de garip geldi bana. Haklarında sadece Dilleri de Yeni Uygurcanın bir ağzıdır, yazı dilleri yoktur diyebiliyorum.
Sarı Uygurlar: Dilleri Çincedir. Güney Kansu'daki bozkır ve dağlık alanda yaşarlar. 13. yüzyıldan beridir aynı bölgede yaşarlar. Kimliklerini koruyamadıkları, orjinal dillerini sadece yaşlılarının konuştuğunu ve İslamla tanışmayıp yavaş yavaş yok olduklarını söyleyebiliriz. Yazarımız çok net konuşmuş. Cümlesi aynen bu; Efsaneleri yoktur, masal nedir bilmezler, kendi dillerinde türkü bile söyleyemezler.
Kazaklar: Büyük Türk uluslarından biridir. Kıpçak koluna bağlıdırlar. Günümüzde varlığı devam eder ve geniş alana yayılmıştır. Zengin yeraltı kaynakları vardır ve son dönemde ülkece gelişmeye başlamışlardır. Önce Arapça sonra Latince sonra da Kiril alfabesi kullanmışlar ki bu garibime gitti.
Karakalpaklar: Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a bağlanan bir yer. Sayıları 650 bin civarında verilmiş. Bunlarda da Arap, Latin ve en son Kiril alfabesi görülür. Bu alfabeler içinde Türkçe neden yok diye biraz garipsedim tabi.
Kırgızlar: 1992'de dağılan Sovyetler sonrası bu bölgede kurulan Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. 5 milyona yakın bir nüfusu vardır. Vezir Tonyukuk Anıtında onlardan Çık ve Az boyları diye bahsedildiği düşünülmektedir. Ezgi ile iç içe girmiş bir şiir geleneği, ölüm törenlerinde okunan Koşok, övgülere Moktoo, taşlamalara Kordoo denilirmiş. Tüm bunlar da ekstra olarak karşımıza çıkıyor. Bol bol zaman eki kullanımı vardır. Öbür Türk dillerinden farkı budur. Dil özelliklerinde "Gerek" anlamına gelen Arapça kökenli Kacet, "Hacet" sözü de var. Halen var. Demek ki aslında ‘Hacet’ derken bile kibarcasını kullanıyoruz. Ya da sadece ‘TESADÜF’ (!) bilemeyiz.
Tatarlar: 3 başlık altında ve geniş olarak işlenmiş. İlk kez Orhun Yazıtlarında geçerler. 6 milyondan fazla Tatar vardır. Moğolca olduğunu belirten ve bu ikisini bir değerlendiren bilim adamları vardır. Tatarlar genel olarak Arapça, sonra Latince ve son dönemde de Rusça kullanmıştır. Kendi dillerini yeni yeni kullanmaya başlamışlardır. Rusya’daki ulusal akımlar başladığında ilk Türkçü görüşler Tatarlara aittir. (KAZAN TATARLARI) , Muhammet Giray ile başlayan yükseliş, Kerim Giray sonrası gelen beceriksizlerle beraber 1783 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Kırım artık Rusların elindedir. (Kırım Tatarları) Kırım Türkleri 1928'e kadar Arap yazısı, 1938'e kadar Latince ve son döneme kadar da Kiril yazısını kullanmıştır. Tümen, Tobolsk, Tara, Baraba yöresinde yaşarlar. Çulum çayı yatağı ile Tomsk ilinde yaşayan milletimizdir diyerek de Batı Sibirya Tatarlarını tanımlamış. Bu devlette bir de Küçüm Han var, adam İslamiyeti yaymayı amaç edinmiş. Nedense bunu da eklemeyi uygun gördüm.
Başkurtlar: İsimleri çok hoşuma giden bu milletimiz de Tatarların doğusunda, dağlık alanlarda ve vadilerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Başkentleri Ufa'dır. 14. yüzyılda İslam’ı seçtiklerini biliyoruz. Detaylı bilgiyi de alıntı da verdim.
Karaylar: Üstünde en uzun durulması gereken millettir. Yazarımız günümüzde anılara karışmak üzere olduğu belirtilmiş. Kırım-Litvanya arası en geniş alana yayılmışlardır. İstanbul, Rusya, Kırım, Polonya-Litvanya Karayları olarak çeşitlenmişlerdir. İstanbul’un Karaköy ilçesinin adının Karay-Köy olduğu ve buradan geldiği belirtilmiş.
Nogaylar: Denetim altında tutulmaları Kırım Hanlığını en çok zorlayan boy Nogaylar olmuştur. Volga Irmağı doğusunda asıl Nogaylar yaşarlar. Bir özellikleri çok dikkatimi çekti. Et ve Süt ürünlerini çok fazla tüketirken Ekmek asla yemezler ve korkarlar. Ekmeğin kalplerine yapışıp onları öldüreceğine inanırlar. Garipsedim ama hoş da geldi.
Karaçay-Balkarlar: Dillerinin benzerliğini -hatta ortaklığını- belirtmek için yazarımız ikisini aynı yerde vermeyi uygun bulmuş. Gene adını duymadığım bir soydur. Yuvarlama olarak Karaçay 131000, Balkarlar 66000 kişidir. Karaçay için günümüz kızlarının hayal ettiği erkek demek mümkündür. Tek evlilik yaparlar, başka kadınlarla ilgilenmezler veya konuşmazlar, eşlerine sevgi gösterirler ve ayrıca kadın, erkeğin hizmetçisi değildir. Maşallah.
Kumuklar: Özerk Dağıstan da yaşarlar. 1989 sayımına göre 282.178 Kumuk vardır. Kökenleriyle ilgili neredeyse her tarihçi bir görüş ortaya koymuştur. İlk yazılı eserleri (Muhammed Osmanzade) 1883'de Nogay ve Kumuk Şiirleri Antolojisidir. 1918 Kuzey Kafkasya Halkları Ulusal Kurultayı kararınca tüm Kuzey Kafkasya’nın birleştirici ortak dili kabul edilmiştir, ilginç.
Tuvinler: Moğol Cumhuriyetinin kuzeyindeki Tuvin Cumhuriyeti, 1999 sayımlarına göre yuvarlama 400000 kişinin yaşadığı bir bölgedir. Çin kaynaklarında ottan yapılmış kulübelerde yaşadıkları ve hayvancılık ile tarımın geçim kaynakları olduğu belirtilir. Tuvinler, Türkiye sonrası en uzu yaşayan Türk devletidir. Çin kaynaklarında 3. yüzyıldan beri isimleri geçer.
Hakaslar: Güney Sibirya Türklerinin bir kısmı için bu isim kullanılır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında Abakan vadisine yerleşmişlerdir. 500.000 nüfusu vardır ve günümüzde başkentleri de Abakan'dır. Hristiyan sayılır ama Şamanlığa inanırlar. Tas Tayı adı verilen dinsel bayramları vardır. Haziran ayında kutlarlar. Ayrıca bu konunun başlığı altında Şorlar, Kaçlar, Koyballar, Kızıllar, Beltirler, Sagaylar ve Çulımlar da işlenmiştir.
Altaylılar: En geniş işlenen konulardan birisidir. Devlet, soy, boy derken en iyisi hepsini ayrı başlıkta incelemek ama o notlarımı da buraya eklemeyi düşünmüyorum. Şimdiden 11 sayfa dolmuş, ne ara oldu hiç bilmiyorum. :)
- Altay Türklerinin ilk yurtları Türklerin anayurdu olarak da gösterilen Altay Dağlarıdır. Altay Türklerinin Kıpçakların uzantısı oldukları sanılır. Altay boy adlarının çoğu eski Türk boy adlarıdır. Biraz Moğollarla karışmış olmalarına karşın en saf kalmış Türk soyu sayılırlar. Yakın zamana değin küçük öbekler biçiminde dışa kapalı bir yaşam sürerler. İslam din ve kültüründen etkilenmezler. Şaman inançlarına bağlı kalırlar. 19. yüzyıl başlarında Rus din adamları aralarında Hristiyanlığı yaymaya başlar. Günümüzde Hıristiyan dininde sayılırlar.
- Altayları şu şekilde ayırmak en kısa ve öğretici yol olacaktır. Güney Altaylılar; Altay Kiji, Televütler, Telegitler. Kuzey Altaylılar; Tubalar, Kumandılar, Lebetler. Bunların dışında Karagaslar ve Balabalar olarak 4 kola ayrılmışlardır. Zaten elimden geldiğince alıntı yaparak da bunları paylaşmıştım.
Halaçlar: 30.000 kişilik bir Türk düşünün. 57 köye ayrılmışlar ancak birleştirici yazı dilleri olmadığından hiçbiri birbiriyle anlaşamaz. İşte bunlar adını ilk kez duyduğumuz Halaçlar. İslam tarihçileri onlardan 9-10. Yüzyılda ilk kez bahseder.
Yakutlar: Türk milletleri arasında beni en çok Yakutlar hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kadar uzun dönem var olup Rusları benimseyen ve yazarın dediği gibi ‘Türk Tarihinde Önemli İşlevi Görülmez’ dediği bu Millet, beni hayal kırıklığına uğrattı. Yaşam olarak farkları vardır. Sibirya halkları arasında sadece bunlar At ve Sığır beslerler. At eti ve Kımız vazgeçilmezleridir. Son dönemde Rus ve Dünya Edebiyatı yazıları, Yakutça yayınlanır. Öğretim dili olarak da Yakutça orta ve yükseköğretim kurumlarında uygulanır.
Çuvaşlar: Moskova’nın doğusunda özerk Çuvaşeli Cumhuriyetinde yaşarlar. 17. yüzyılda Hristiyan olsalar da (Ortodoks) halen Eski Türk inançlarını yaşatırlar. Töreler (bir kısmı) korunur ve Tanrılara kurban adama geleneği sürer.
Böylelikle kitabımızı bitirdik. Biraz uzun sürse de bu tarz Tarih ‘Kitaplarımızda’ uzun süre okumak, anlamak ve neyin ne olduğunu bilmek önemlidir. Bu kitaplar konusunda sizlere en iyi tavsiyem önce bir kere okuyup bu tarz hem bir özet hem de kısaca kaynak niteliğinde yazı çıkarmanız, daha sonra merak ettiğinizde bu kitaplarda geçen Milletleri bir kaynak olarak kullanmanız en faydalı seçim olacaktır.
Bir süre Tarih alanında kitap okumayacağım. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Polisiye tarzı birkaç kitap okuduktan sonra Tarihi kitaplara döneceğim. Böylelikle aslında kafa dağıtmış da oluyorum. Sabrınız için teşekkürler. İyi tatiller. Kitapla kalın efendim..

Pınar Y., Uyku'yu inceledi.
17 Nis 12:52 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

“Uykusuzluk”
Kitaba bu isim bu mâna daha çok yakışıyor...

Murakami ile tanışma kitabım...Ben dilini, anlatımını, detaylı betimlemelerini sevdim..

Gördüğü karabasandan sonra on yedi gündür uyuyamayan kadının hikayesi..Tam on yedi gündüz ve on yedi gece...
Bu kadın uyuyamadığı o süre zarfında kendini ailesini yaşamını sorguluyor aydınlanma yaşıyor.
Uyku ne büyük zaman kaybı oysa ama sağlığımızı da ona borçluyuz...

Kitapta sürekli üzerine düşülmüş bir konu var ; 3 sayfa da bir yazar gözümüze sokuyor Tolstoy’un Anna Karenina romanı... Okumayanlar için bilgilendirici bir özet niteliğinde olmuş.Kitaptaki baş karakter kadın bu romanı tam 3 kez bitiriyor bu uykusuzluk halinde.

Bende sanki kitap yarım kalmışlık hissi yarattı, bir anda bittiği için çok şaşırdım. Ben sonunda bunların hepsinin bir rüya olacağını var saydım. Aslında rüyasında uykusuzluk çeken bir kadının öyküsü gibi düşündüm. Öyle bağlasa bence basit ama böyle yarım kalmışlık hissinden daha tatmin ediciği olacağını düşünüyorum.

*Söylemeden geçemeyeceğim muhteşem bir baskı!!
Ciltli ve o sayfaların hepsi kuşe kağıda basılmış zevkle okunuyor :)
Keyifli okumalar diliyorum...

Zynp Arı, Satranç'ı inceledi.
 05 Mar 21:57 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Muhteşem!

İlk kez Stefan Zweıg kitabı okuyorum. Ve neden daha önce okumadım diye hayıflanıyorum . Olsun her başlangıç, yeni bir başlangıçtır . Diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacağım ve sevdiklerime tavsiye edeceğim .

Kitabin : yalın sade, abartıdan uzak ;süslü cümlelerden arınmış olarak okuyucuya sunulmuş olması en büyük avantaj. Çünkü dünya edebiyatı denince ; akla ,ağır anlaşılması güç eserler gelmektedir. Lakin Stefan , bu farkı çok bariz şekilde açarak diğer usta yazarlardan kendini ayırıyor .

İnce bir çırpıda okunası bir kitap olması
, içinde yazılanların misliyle ağır oluşu , her sayfada şiddetlenen bir merakın ve heyecanın uyanması beni etkileyen ilk kısım oldu . Daha sonra hayret içinde kaldığım şey ise; yazarın karakterize ettiği kişiliklerine müthiş bir ustalıkla yapmış olduğu geçişler ...

Kitabın konusunu sanırım bilmeyeniniz yoktur. (Yine de özet geçmek gerekirse okumayanlar için . )Mirko babasının ölümünden sonra köyündeki bir rahip tarafından himaye edinilerek büyütülür. Ancak Mirko öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuk olduğundan yaşıtlarından farklıdır . Ta ki hasbel kader satrançta iyi olduğunu fark edinceye kadar . Daha sonra satranç şampiyonu olan Mirko sadece kazanmaya odaklamıştır kendini . Tüm rakiplerini alt eden Mirko bir yolcu gemisinde bir grup kişi ile satranç oynamaya başlar . Gemide Dr.b ile yapmış olduğu karışıklı
rövanşları anlatılır. Buraya kadar herşey normal. Asıl etkilendiğim olay Dr.b ‘ nin yaşamış olduğu hiçlik iskencesi. Birine yapılabilecek en kötü iskence onun hayatla tüm bağlantısını koparıp onu tek tip bir hücreye hapsedip , zihninin yavaş yavaş algılamalardan kopmasını sağlamak . Okurken en etkileyici kısım Dr.b yaşadıklarının anlatıldığı bölüm kanımca.

Keyifli okumalar ...

Taedium Vitae, bir alıntı ekledi.
21 Şub 18:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nizam, düzen demekti ve o da Muhteşem bir Süleyman'ın kanunları ile aldığımız nizamdı. Hikâyemizin ilk yarısı. Sonraki zamanlar için bir ıslâhat rüyası ve sonra bir yangın yeri olarak kaldı. Bu da hikayemizin ikinci ve son yarısı. Böyle yazıldı yeniçeriliğin Osmanlı tarihi içinde iki bölümü ve çokça alt bölümü olan tarihi. Özet çıkarmak gerekirse: Başlarken muhteşemdik, biterken tükenmiştik, sadece bu!

İsimle Ateş Arasında, Nazan Bekiroğlu (Sayfa 40 - Timaş yayınları)İsimle Ateş Arasında, Nazan Bekiroğlu (Sayfa 40 - Timaş yayınları)
OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, Suç ve Ceza'yı inceledi.
13 Şub 21:16 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 9/10 puan

Rus edebiyatına karşı anti-patimi bitiren kitap Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Suç ve Ceza isimli kitabı olmuştur. Daha önceden Tolstoy’un Anna Karenina isimli kitabını da okumuştum ve belki de bu kitap her ne kadar büyük bir eser bile olsa beni Rus edebiyatından biraz daha uzaklaştırmıştı. Suç ve Ceza ise tam tersine yeniden beni Rus edebiyatını sevdirdi diyebilirim.
Kitap malum, kahraman Raskolnikov’un bir günü ile başlamakta. Raskolnikov Petersburg’da bir hukuk öğrencisidir. Fakat parasızlık yüzünden okulunu bırakmak zorunda kalmıştır. Raskolnikov’un kendi söylemiyle eski üniversite öğrencisidir artık. Raskolnikov kendini takdim ederken bu sıfatı kullanmaktadır. Raskolnikov’un üniversite hayatını parasızlık bitirmiştir ve karakterimiz parasızlığın derin acılarını içinde yaşamaktadır. Zaten parasızlığı ve Petersburg’un arka sokaklarını kitapta bolca okuyacaksınız. Bu sokaklardan çeşitli hayatları da kısa kısa kitapta bulacaksınız. Kitap adından anlaşılacağı üzere bir suç ve cezayı konu edinmiş. Burada suç nedir diye merak edebilirsiniz belki ve bunu yazmakta da zarar görmüyorum kahramanımız Raskolnikov iki cinayetin katilidir. Ancak kitapta bahsedilen tek suç sadece cinayet midir? Kitaptaki toplum ve devlet, halkına karşı hangi suçu işlemiştir ki ortaya iki cinayet çıkmıştır. İşte kitabın asıl meselesi bir suçun işlenmesi değil bunun ardında yatan sebeplere felsefi açıdan eğilmesidir. Peki ya bu suçun cezası nedir? Kitabı okumadıysanız belki de aklınıza polisiye bir romandan sahneler veya satırlar gelecektir. Ama yanılıyorsunuz. Acaba Raskolnikov’un işlediği cinayetler karşısında çektiği ceza hapis cezası mıdır? Kahramanımız iç dünyasında hangi yargıç tarafından sorgulanmaktadır? İşte bu yargıç vicdandır.
Bunların yanı sıra yan karakterlerin hayatları ile de Rus toplumun bir kesimine ışık tutmuş Dostoyevski. Kitabın fikir olarak bence ana teması fakirlik ve bu fakirlik karşısında insanların yapmak zorunda oldukları şeyler ve bürünmek zorunda oldukları kişilikler.
Dil kısmına özellikle değinmek istiyorum. Özellikle kitabın 300’lü sayfalarına kadar muhteşem akıcı bir dil kullanmış Dostoyevski. Hani bir reklam vardı bir gsm operatörünün sesli kitap hizmeti ile alakalı. O reklamda Raskolnikov’un hayatından bir sahneyi görmüştük televizyonlarda. Bir şeyi izlemekle okumak arasında büyük farklar vardır bildiğiniz üzere. Şahsen bir yazar bulunduğum dünyadan okuduğum satırlarla beni kendi iç dünyasına tamamıyla çekebiliyorsa o yazar en azından dil açısından bence başarılıdır. İşte dediğim gibi özellikle kitabın ortalarına kadar size bahsettiğim o reklam filmini kendi fikir dünyamda yaşadım. Raskolnikov, cinayetleri işlerken belki de tam arkasındaydım ve maktüller ile göz göze geldim. Ya da cinayetten sonra ruhsal buhranlara giren Raskolnikov’un küçük odasında ayak ucunda bekledim ve onu ve iç dünyasını orada gözlemledim. Bu dediklerimi kitabı okuyunca çok iyi anlayacaksınız. Burada dikkatimi çeken şu oldu. Yazar ne kadar Raskolnikovla kalırsa okumak o derece zevkli oluyor. Ayrıca Raskolnikov'un kitapta da zaman zaman geçen felsefesine de değinmek istiyorum. Bu felsefeye göre özet olarak insanlar iki gruptur. Birinci grup sıradan insanlar, ikinci grup ise liderler. Liderler zaman zaman sıradan insanların hayatlarını bazı yüce amaçlar uğruna sonlandırabilir. İşte kahramanımız cinayetleri bu yüce(!) amaç için işlemiştir.
Velhasıl kesinlikle okunması gereken bir kitap. Dostoyevski'nin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.

Diğer kitap inceleme ve yorumlarım için http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Nejla GÜNEŞ, Yüreğim Şam'da Kaldı'ı inceledi.
05 Şub 19:54 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Türkiye 'nin en sevdiğim tarihi roman (hepsi gerçek hayatların, yaşanmışlıkların kurgusu )yazarı Naşide Gökbudak Hanım 'ın en son kitabı. Öyle güzel ki, anlattığı Şam 'lı aileyi sanki görerek yaşadım. Kitabın arka kapak tanıtım yazısında küçük bir özet mevcut ve merak etmeye yetecek kadar da açıklayıcı. Habil ve Kabil benzetmesi, savaşın zorluklarından kaçmak, yerinden yurdundan olmak , ihanet, masum çocukların bir gecede büyümek zorunda kalmaları. Kitabın sonunda yazarın harika süprizi. Off çok muhteşem bir anlatım ve son derece okunası bir hikaye. Kesinlikle tavsiye ederim. Tüm kitaplarını okuduğum bir yazar ve yazdıkça okuyacağım bir yazar. Her kitabını bitirdiğimde ilk düşündüğüm şey acaba bir sonraki kitabını ne zaman yazacak oluyor.

Dr.Yusuf Alan, Ve Dağlar Yankılandı'ı inceledi.
29 Oca 22:40 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 7/10 puan

Bu esere 7 puan verdim. Öncesinde yakaladığı en iyi başarılar olan Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş'te olduğu gibi 10 puan veremedim.Öncelikle şunu belirtmek isterim; yazar güçlü kaleminin çizgisinden sapmamış bu da yine başarılı bir yapıt çıkartmış karşımıza.Dili akıcı ve sağlam kullanması ve seçtiği konuların etkileyici hayatlardan olması benim en çok da beğendiğim yönü.Roman, Afganistan'ın bir köyünde yaşayan annesiz kalmış iki kardeş olan Abdullah ve Peri'nin birbirine olan sonsuz bağlılığı, sadakati, birbirlerine olan muazzam sevgileri ve ne yazık ki bu mutluluğun kısa sürdüğü ayrılan hayatları,yeni hayatlara sürüklenmeleri farklı kültürlere maruz kalan Peri ve ardında bıraktığı çaresiz anlamsız kalan Abdullah'ın uzun yıllar sonra da olsa birbirlerine kavuşmaları,o dönemde Afganistan'da yaşanan savaşlar nedeniyle Kabil'den çıkıp Paris'e, San Francisco'ya uzanan yeni hayatlar, olaylar ve kişiler değişmesine rağmen bir noktada kesişen hayatlar ve buluşmalar eskileri güzel günleri özlemle anma vs...ve gelişen teknoloji ve hayatlar sayesinde birbirini bulan iki sevgi ve hasret dolu yürek..Abdullah'ın yakalandığı hastalık ve ilerleyen yaşı nedeniyle hatırlayamadığı kardeşi ve o güzel günler...Her bölümde ayrı ayrı anlatılan hayatlarda sizi nereye götürecek diye merak ederken ansızın keşişen hayatlar...Bu romanla ilgili çok şey yazabilirim lakin kısa bir özet yapacak olursak; yazar aynı çizgide daha farklı bir konu alarak konuları bir yerde kesiştirmiş.Önceki iki romanı kadar başarılı bulamasam da zevkle okuduğum gerçeğini gizlemeyeceğim.Kalemini ve seçtiği hayat dolu konuları için tebrik ederim okurlara bu güzel eseri okumalarını tavsiye ediyorum.İyi okumalar..

Martenteo, Rumeli ve Muhteşem İstanbul'u inceledi.
 23 Oca 16:02 · Kitabı okudu · 22 günde · Puan vermedi

Yazar ve uslûbu hakkında daha öncede bir incelememde bahsetmiştim.Bu sefer daha geniş bir şekilde tanıtayım kendisini.Çünkü bu kitabı okumak isteyen arkadaşlar var. Ben kitap hakkında pek yorum bulamadığım için körlemesine almıştım.
Münevver Ayaşlı ana tarafından da baba tarafından da köklü ailelerden geliyor yani kendisi paşa torunu,akrabaları prenseslerle,Osmanlı döneminin ve Cumhuriyet döneminin önemli adamları ve önemli kadınlarıyla evliler.Kendi eşi de Viyana Büyükelçisi Sadullah Paşa'nın oğlu.Etrafı bu nedenlerle önde gelen devlet adamları,yazarlar,şairler vs. ile dolu.Yazdıklarından çok rahatlıkla bunu anlıyorsunuz.Tanıdığınız bildiğiniz birçok devlet büyüğünden,Nazım Hikmet gibi önemli şairlerden bahsediyor.Bunlar ve aileleri hakkında bazı bilgiler veriyor.Yeri gelince de kendi düşünceleriyle çelişen icraatlar yapmış ya da söylemiş olanları eleştirmekten çekinmiyor.Fakat eğer bahsedilen kişileri hiç duymamışsanız bu kişileri ve bunların aile fertlerini,başka önemli ailelerle olan bağlarını okurken kitaptan kopmanız mümkün.Mesela bu anlatıma kısaca(kitaptan örnek verecektim fakat gerçekten çok uzun olacaktı)örnek vermem gerekirse: "şu paşanın oğlu şu okuldan mezun olup,bilmemkimlerin kızı bilmemne hanımla evlendi.ondan dört çocuğu oldu.isimleri şunlar...Birinci çocuk şununla evlendi,üç çocukları oldu.Sonra boşanıp bununla evlendi.Ondanda bir çocuğu oldu,ismi şu.İkinci çocuk şununla evlenip,o da şunların kızıdır,iki tane çocukları olmuştur...vesaire vesaire.Bu bahis iyice uzayınca kim kimin nesiydi iyice karışıyor,dönüp anlamak için tekrar okuyorsunuz.
Münevver Hanım oldukça padişahçı bir kişi.Bu eserinde de, diğer eserlerinde de bunu açıkça görüyorsunuz. Vatanı sevmek onun için padişahı sevmek demek.O yüzden rejime karşı herşey, onun nezdinde kötü.Kendi cümleleriyle anlatayım: "Zamanın askerleri,aydınları gibi,velhasıl o zamanlar yetişen bütün vatandaşlar zamanın bütün Türkleri gibi babam da Ziya Paşa'yı,Namık Kemal'i,Mekâtib-i Askeriye Reisi Süleyman Paşa'yı çok severdi.Ziya Paşa'yı,Namık Kemal'i çok okur, dilinden düşürmezdi.Hep okurdu, bende babamı bu üçünden de soğuttum ve tamamıyla ayırdım. Babacığım, padişahını sevmeyen vatanını sever mi? Halifesine başkaldıran, iyi bir Müslüman olur mu? Askerî mekteplerde vatan,din,padişah sevgisi öğretilir,gizli gizli muzır neşriyat mekteplere sokulur mu? Bunlar genç ve masum talebelere okutulur mu,beyinleri pek genç yaşta yıkanır mı? derdim."(Sayfa-43)
Öte yandan eserinde değindiği bazı konular çok ilgi çekiciydi.Örneğin Rumeli'nde yaşayanlar,onların yaşamları,bazı adet ve alışkanlıkları,yiyip içtikleri,konuşmaları,topraklarını terk etmek zorunda kalmaları gibi. Ya da köleliğin kaldırılmasından sonra zengin kimselerin fakir köylülerden ya da hali vakti pek iyi olmayan kalabalık ailelerden evde hizmet görmesi için evlatlık alınan kızlar üzerinde durması gibi.Yine bu konuda kendi cümlelerine başvuralım: "Bunlar henüz çocuk denecek yaşta kızlardı,para ile alınmış cariye,esire değillerdi; lakin yine de bir esarette idiler.Bunlar köylerden analarının babalarının rızası ile alınır; fakat bir defa alındıktan sonra,aileleri, köyleri ile ilişkileri kesilirdi.Çocuk yaşındaki bu kızlar köylerine dönemezler, anaları babaları da çocuklarını bulamazlardı...Bu ismen esaret değildi fakat fiilen esaretti.Cumhuriyet zamanında da bu alışveriş sürmüştür"(sayfa-90)
Bizzat benim yengem de bahsedilen bu kızlardan biri olduğu için o kısımları okurken oldukça duygulandım.
Dahada uzatmak istemiyorum.Olumlu olumsuz yanlarını anlattım,tabii ki bunlar da kişiden kişiye değişecektir.Anlattıklarım sadece yazarı ve eseri özet geçerek tanıtmak amaçlı.Merak edenlere tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.

Baran Ç., bir alıntı ekledi.
20 Oca 11:58 · İnceledi

Muhteşem Bir Özet
Doğu toplumlarını, Batı'dan ayıran önemli bir özellik de 'kahraman' ve 'ilah' yaratmasındaki farklılıkta aranmalı. Bizim önemli özelliğimiz kolay yüceltip, bir o kadar rahat alçaltabilmemiz ilahlarımızı.... İşte doğu toplumlarının tipik karakteristiği? Suni olarak yaratılan kahramanlar ve her an bir kahramana muhtaç bırakılmış toplumsallaşamamış bir kalabalık... Körün olmadığı yerde, şaşı Abdurrahman Çelebi olur çoğu kez bizde. Bir vuruşta bin sinek öldüren Kaç Nazar tevatürleri yaratırız sürekli. Ve işi gücü bırakır, kurtarıcılar bekleriz asırlar boyunca hep? Kurtarıcılar beklemeyin, kendi kendinizin ilahı olun.

Hrant, Tuba ÇandarHrant, Tuba Çandar