• 420 syf.
    ·5 günde
    Siz bu kitaba "Yeraltı Edebiyatı" demişsiniz ama, ben de Hakan Günday'a katılarak diyeceğim ki, bu kitap yeraltı edebiyatı değil!.. Evet, yeraltı edebiyatı diye tabir edilen o sınıfa girmeye çok müsait bir kitap ve yazar olmasına rağmen, kendisi diyor ya, ben yeraltı edebiyatı türünde yazmıyorum. Bunlar yeraltı edebiyatı değil diye, ilk başta kabul etmesem de kitabını okuduktan sonra kendisine hak veriyorum. Her ne kadar belirtiler yeraltı edebiyatı olsa da. Ama daha değil! Henüz o kadar değil...

    (Bu kitapta olduğu gibi) muhteşem bir psikolojik tahlil yapılabilinecek eserlerde bilgisizliğimden kaynaklı olarak psikolojik tahlil yapamadığım zaman göğsüme bir öküz oturuyor ki, eğer Hindular göğsümdeki o öküzü görselerdi muhakkak ki beni en yüce tanrıları arasında gösterirlerdi. Ahad'ı, Yadigâr'ı, Azam'ı, Rastin'i ve özellikle de Gazâ'yı psikolojik olarak inceleyememek yüreğime o kadar çok dokunuyor ki... En kısa zamanda psikoloji okumaları yapmam gerekiyor. Yoksa hep böyle saçma salak yakınmalardan öteye gidemeyeceğim...

    Belki de şimdiki bilgilerim çerçevesinde Rastin karakterini ele alabilir, değerlendirebilir, hakkında tonlarca söz edebilir, incelemenin en temeline onu sokabilir ve onun üzerinden Gazâ'nın da profilini çizebilir ve muhteşem bir özet/yazı ile karşınıza çıkabilirdim. Eğer şimdi Silivri çok soğuk olmasaydı. Evet, aptal olabilirim. Aklımı kaçırabilirim. Canımdan da vaz gçebilirim. Ama henüz değil... Daha o kadar değil...

    Bu yüzden de size sadece kitabı şiddetle tavsiye eder, muhakkak okumanız gerektiğini söyler ve sizi eser ile başbaşa bırakıp aradan çekilebilirim. Okursanız çok şey kazanabilirsiniz ve okumasanız da çok şey kaybedebilirsiniz.. Ama yine de siz bilirsiniz...
  • 222 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    İkinci incelemem olacak ikisi de okurken heyecan duyduğum, meraktan sonuna kaç sayfa kaldı acaba diye merak edip baktığım, bazen kötü hissettiğim, bazen de aşkın güzelliklerini kitabın içindeymişçesine kendimi içinde bulduğum anlar hissettiğim Sabahattin Ali eseri Kuyucaklı Yusuf.
    İnceleme yapanların kullandığı o muhteşem kelime spolier vermeden yani okumak isteyip benim gibi okumak isteyenlerin tadını kaçırabilecek, kitap hakkında özet değil mini bir düşünce özeti olacak ki kimse oyunbozan olduğumu ya da okumama gerek kalmadı her şeyi anlatmışlar demelerine mahal vermeyelim.
    1903 senesidir Yusuf 9 yaşlarında doğuma yakın sayılabilecek bir yaş yetişkinlerin bile üstesinden gelemeyeceği bir olay ile doğarken ölür aslında. Dönemin kaymakamı Sâlahattin Bey bu talihsiz yavruyu yanına evlatlık alır. Yusuf ailenin alışamadığı bir yapıya sahiptir başlarda ancak sonraları gençlik yıllarında ailenin kızı Muazzez’in abisi görevini fazlasıyla üstlenmiştir. Romanda kin duyduğum kişilik Yusuf’un anneliği Şahinde hanımdır. Yusuf bu kadının Kaymakam Bey’e söylenişlerini garipsemiştir çünkü 9 yaşına kadarda olsa ailesinde babasına karşı çıkılmadığını ve Kuyucak kazasının Kaymakam Bey’inin evde kadın dırdırını garipser. Sonraları Muazzez büyür Yusuf’a karşı farklı duygular besleme başlar abi der ama içi içini yer. Muazzez öyle sevgi besler ki öyle gıpta ettim ancak öyle hatalar eder ki kalbimin üstüne taş koymuş gibi hissettim ve bu hatalarda kin beslediğim anası Şahinde Hanım’ın parmaklarının hepsi vardır. Sâlahattin Bey kalp rahatsızlığı sonrası vefat eder. Olaylar bundan sonra daha kötüleşecektir. Yusuf’u vefatından önce katip yapmıştır ancak maddi sıkıntılar çekileceklerin yanında hiç kalır. Okumanızı tavsiye ediyorum.
  • 296 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Şu hayatta kadın olmanın en iyi yanı,belki de kadın orgazmıdır.Küçükken düşünürdüm;erkekler fiziksel olarak daha güçlü,dokuz ay bir bebekle ağrı çekmiyorlar,doğum acısından muaflar,yılda her ayın belirli günleri bazı şeylerden muaf olmuyorlar,sancı çekmiyorlar,fen derslerinde benim utanmak zorunda olduğum konularla onlar onlar alay ediyor,espri yapıyor,oyun hamurlarıyla cinsel organlarını oluşturuyorlar,arada da laf atıyorlar,ben kendi organımı yapamıyorum-tam olarak nerede olduğunu bile bilmiyorum-;cinsel organları vücutlarının dışında ve onunla övünüyorlar,benimki içeride ve ben onunla ne yapacağımı bilmiyorum.Ve de en önemlisi,onlar rahatça mastürbasyon yapabiliyorlar ama ben yapamıyorum!

    Ta derinlerden gelen,bilinçaltıma tesir etmiş hislerdi bunlar,o zaman kimseye söylemediği için cinsel organımı vücudumun içinde sanırdım-takımın bir bölümünü diyelim-,-şuan da öyle sanan çokça insan var-O zamanlar başıma iş açarım korkusuyla araştırmadığım konular ergenliğe girdiğimde en çok düşündüğüm konular oldu.Her aklıma düştüğünde aklıma zar geldi ve konuyu kapattım.Bir gün,internette yine böyle şeyler araştırırken bir forumda duymuştum adını:Klitoris(Bızır diyorlardı.)Söylendiğine göre canlılar aleminde ondan başka amacı sadece zevk vermek olan başka hiçbir organ yokmuş,üzerinde çok fazla sinir ucu varmış,hatta penisten kat be kat fazlaymış!Onunla çok oynarsan kasılırmışsın,cinsel organın da kalbin gibi atarmış,bacakların tir tir titrermiş,için çok ıslak olurmuş,yanlışlıkla bir anlık zevkle parmaklarını içeri daldırmamalıymışsın,orası ileride kocan içinmiş.Bekar kızlar bunu çok yaparmış,gerçi evli kadınlar da çok yaparmış.Ama onlar içeri bir şey sokabilirmiş,önemli olan evlenene kadar olanlarmış.

    Bu yazıdan en çok bir şeye sevinmiştim,şu dünyada erkeklerden şanslı olduğumuz bir konu varmış!Klitoris diye bir organım varmış ve dışarıdaymış.Hem zevk veriyor hem de zarı bozmuyormuş.(!)O günden sonra cinsellik ve kadın konusu bende ayrı bir sorumluluk uyandırdı.Bu konular hakkında kadınları bilgilendirmek,bakın biz de yaşayabiliyoruz bu hayatı diyebilmek için.Seksten çok farklı ve derin haz aldığımız için,erkeklerin belirli yerlerinde hissettikleri titreşimleri vücudumuzun her santimetrekaresinde hissedebildiğimiz için,vücudumuzun tek bir yeri değil her yeri erojen olduğu için,cinsel organımızı indirip kaldırma,erken boşalma,performans problemlerimiz olmadığı için,art arda yorulana kadar gelebildiğimiz,kendimizi kaybedebildiğimiz için…Yine o günden sonra eskisi gibi olmadığımı,kadın olmayı sevdiğimi fark ettim.Ayrıca orgazmın regl sancılarına,rahatlamaya ve geceleri uykuya dalmama yardım ettiğini fark ettim.İnternetteki saçma sapan bilgilerin-mastürbasyon sivilce yapar,regl düzenini bozar gibi- gerçek olmadığını da gördüm.Fakat bir şeyden emin olamadım,ben o kötü kızlardan mıydım?Cinselliği düşünen,kocasından önce kendisine dokunan kızlardan mıydım?Bunun cevabını da araştıra araştıra öğrendim,ve en önemlisi de insanların me dediğini pek umursamadım.

    Bu kitabın en güzel yanlarından biri kadınlara nasıl mastürbasyon yapacaklarını öğretmesi.Çünkü bu konu kadınlar arasında bile – çevreye göre değişse de – yasaklı konu,dolayısıyla öğrenecek kaynak yok.Büyükler de o kötü kadınlardan olmamızı istemedikleri için,ya da yanlışlıkla zarımızı zedelememek için bilgi vermiyorlar.

    Kadın orgazmı…Hala bazı noktalarda kesinliği tartışılan,bu yüzden kadın orgazmı garantili birçok şeyi piyasaya sunmaya olanak veren,kadının ayaklarını kesip onda yoğun bir mutluluk hissi oluşturan,karşısındaki erkeği de dünyayı fethetmişçesine özgüvenli hissettiren bir şey.Ve sanırım ilişkilerin en önemli şeylerinden biri,hem erkeği hem kadını birbirine daha çok bağlayan,dışarıdaki asık suratlı tatmin olmamış insanları görmemizi engelleyen bir his.Kitabın da ana konusu bu.Bu konu etrafında çeşitli bölümlere ayrılmış.Şu ana kadar bahsettiklerimin çoğu kendi kendine mastürbasyonla yaşanan orgazmdı,şimdi de ilişki sırasında bir penisle yaşanan orgazma geçelim…

    https://www.kadinlarkulubu.com/...-ve-tedavisi.281873/

    Bunca sayfayı okumaktan üşenebilirsiniz,ben özet geçeceğim ama bence mutlaka okumalısınız.İçinde bir sürü yanlış bilgi de olsa en azından tatmin olamayan kadınların neler hissettiğini anlarsınız,doğru bilgileri kullanırsınız,birçok işe yarar şey de var.Bu forum ülkemizdeki en bilinen forumlardan biri.Yazanlar da genelde evli ve vajinal orgazm (?) olamayan kadınlar.Önce bir gerçeği anlatıp konuya devam edeyim.Vajinal,klitoral diye bir ayrım yoktur.Bütün orgazmlar klitoris sayesinde olur çünkü klitoris dışarıdan görüldüğü gibi küçük bir organ değildir,vajinayı sarar.Bu konuyla ilgili benim çok beğendiğim şu yazıyı da okuyabilirsiniz-klitorisin göründüğünden ne kadar büyük olduğunu gösteren resmi ile birlikte-

    Orgazmınızı Nasıl Olurdunuz?
    http://www.5harfliler.com/...izi-nasil-olurdunuz/

    Konumuza gelecek olursak,o kadınların derdi genellikle eşlerinin onlarla ilgilenmeyişi,sadece kendi zevklerini düşünmeleriydi.Bu bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir sanırım.Sadece girip çıkılacak bir delik olmak,tatmin olamamak,mutlu yaşayamamak…Kitapta bunun için önerilere bolca yer veriliyor.En önemlilerinden biri önsevişme.Kadınların çoğu önsevişme olmadan orgazm olamıyor,ilişkinin gidişatını bu belirliyor.İkinci olarak,yavaş yavaş ilerlemek,karşıdaki erkeğin sabırlı ve düşünceli olması geliyor.Son olarak kadınların her şeyi erkeğe pas atmamaları,kendi kendine ve partnerinin yardımıyla nelerden hoşlandığını çözmesi ve bunu karşısındakine söylemesi gerekiyor.

    #38197001
    #38248047

    Muhteşem bir sevgili olmak üstüne tüyolar adlı bölümde bir kadının sözü vardı,sanırım kadınların genel olarak ne istediğini özetlemiş:

    ‘’Orgazma erişmemin ne kadar uzun sürdüğü konusunda rahat olmak istiyorum,bir tane daha istemem sorun olmasın istiyorum,kendisi boşaldıktan sonra yatakta yuvarlanıp beni ihmal etmesin istiyorum.Sonuna kadar yanımda olmayacaksan çok tahrik edilmek istemiyorum.’’

    Kitapta daha birçok konu yer alıyor,burada hepsinden bahsettikçe bahsedesim geliyor ama yazıyı bitiremem :) Cinsellik hakkındaki bilgileri toplamış ve işe yarar birçok bölüm var.Belli bir yaşa gelmiş herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.Çünkü bunlar bilinmediği zaman,cinsellik biz kadınlar için bir görevden ibaret olacak,bazı erkekler kadınları sadece bir delikten ibaret görmeye devam edecek,ölü bir vücutla sevişecek,bazı kadınlar ise orgazmın ne olup olmadığını bile bilmeden bir kuluçka makinesiymiş gibi vücudunun ne işe yaradığını anlayamadan bu dünyadan göçüp gidecek…
  • 160 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Çok büyük ihtimalle bir çocuk öykü kitabı ya da daha düşük bir ihtimal de olsa, ticâri açlık tetiğinden çıkan kurşunun tam onikiden vurduğu edebiyattan fersah fersah uzak ve içi kof, popülist kavramların edebi özelliklere sahipmiş gibi satır satır sıralandığı; kitap seçiciliği, nitelik algısı sıfır insanlara yutturulan muhteşem(!) kasa yanı kişisel gelişim kitaplarından biri gibi duruyor olabilir.
    Zîrâ ilk görüşümde ben de aynı şeyi düşünürdüm eğer okuyan kişilerden birini tanımasaydım...
    Önyargıları her insan kadar ağır basan biriyim özellikle kitap konusunda.
    Ama bu kitap, en iyisiydi diyemesem, en etkilendiğim diyemesem de annesiyle arasında buz dağları olan biri olarak içimde çokkk derin yerlere dokundu, zaman zaman beni inanılmaz rahatsız etti yüzleştirdiği şeylerle ve ağlayarak okuduğum satırları oldu.
    İlk defa kitap okurken bu kadar kötü ve aynı zamanda bu kadar rahatlamış hissettim.
    Oğlum doğduktan sonra annemle olan ilişkime dair idrâk ettiğim bazı şeyler, kimi yaralar bilinçaltımdan yüzeye lav hâlinde fışkırdılar çünkü resmen.
    Çok daha kapsamlı ve çok daha iyi bir tercümeyle yazılabilirdi sanki ama bu hâliyle de benim için özel bir kitap olarak kalacak.
    Herkese hitâp etmediğini düşündüğüm ancak okuduğunda kendisine hitâp ettiğini düşünen insanlara sımsıkı sarılmak istediğim, psikoloji-travma-aile kökenli yansımalar vs. içerikli bir kitap.
    Herkesi etkileyecek, herkes okumalı tadında değil ama en azından anne - babaların ya da gerçekten kendini bulacağını düşünen, aile öyküsünde travmalar, düğümler olan kişilerin, bir kere öylesine de olsa okumalarını tavsiye edebileceğim bir kitap.

    1. Bölümün sonundaki Altın Beyin öyküsünden bir satırla sonlandırayım; "Yaşamları boyunca, bazı şeylerin ancak bir yudumuna kavuşmanın bedelini özünden, iliğinden ödemek zorunda olan insanlar vardır. Bu onlar için hep yeniden yaşanan bir acıdır ve sonra artık acı çekmekten yoruldukları zaman..." Özet geçebildiğim kadar geçtim, okuyan fikrini paylaşır, okumayan fikirlerden yola çıkıp belki okumak için vaktini ayırır. Keyifli okumalar
  • 912 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kısa ve net Özet: Ortada bir plan var, geçmişten- geleceğe herkes onun peşinde...

    1. Not: Her an bir tapınakçı ile karşılaşabilirsiniz.
    2. Not: Eyfel Kulesine bir süre, sempati ile bakamayacağım sanırım.

    Gelelim kitabın kendimce incelemesine...

    Elimdeki kitap 2016 basım ve 912 sayfadan oluşuyor. 859. sayfadan itibaren sözlükçe ve notlar kısmı yer alıyor. İtiraf etmeliyim ki kitabın içine girmek o kadar kolay olmadı... İlk yüz sayfayı okuyuncaya kadar yaklaşık bir ay elimde süründü, ama sonra ne olduysa oldu ve kalan yediyüz küsur sayfa bir hafta gibi kısa bir sürede bitti...

    Kitabın başında Giovanni Scognamillo tarafından yazılan "Foucault Sarkacı'nın Türkçe Çevirisine Bir Önsöz Denemesi'nde belirtilene göre'foucault sarkacı, sekiz yıl süren bir çalışmanın, ayrıntılı bir araştırmanın ve iki bin ciltlik bir 'uzman' kitaplığın ürünüdür." Bu cümle zaten nasıl emek verilerek yazılmış bir kitapla karşı karşıya kaldığınızın, nasıl bir kültür ve bilgi şokuna maruz kalacağınızın en açık göstergesi...

    Eco'nun Tapınakçılar, Yuvarlak masa Şövalyeleri, Gül-Haç Biraderler, Bilim, Büyücülük, Gizem ilik, Kabala gibi birçok kavrama değindiği ve her şeyi büyük bir ustalıkla birbirine bağladığı muhteşem ötesi bir eser. Aslında Hristiyanlığın ve bağnazlığın altında kurulan gizli tarikatlar hakkında yapılan bir araştırma ve sunulan bilgiler olarak da düşünebilirsiniz. Bu tarikatların ne kadar çok olduğunu gördüğünüz zaman sadece bizim başımızda değilmiş bile diyebilirsiniz: Tıpkı Gülün Adı'nda yer alan Hristiyan mezheplerinin ne kadar çok olduğunu ve birbirlerine yaptıkları eziyetleri öğrendiğimiz gibi...

    Üç arkadaş; Casaubon, Diotallevi ve Belbo'nun
    tapınak şövalyelerinden yola çıkarak dünya tarihinin en büyük gizemini ortaya çıkarma çalışmalarını anlatan eserde araştırmalar ileride Masonlardan, Kabalaya, Gül-Haç Biraderler'den, Newton'a, Haşhaşiler'den Hitler'e kadar uzanıyor. Yani yok yok...

    Bir plan kuruyor Eco foucault Sarkacında ve "her şey, her şeyle bağlantılıdır" diyor. Sizce de her şey her şeyle bağlantılı mı acaba?

    Son söz: Bu kitap, rafımdaki asli yerini her daim muhafa edecek ve ben bu kitabı belli periyotlarla okumaya devam edeceğim.
  • 352 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Çatıdaki Nefes kitabının devamı. (serideki geriye kalan 3 kitabı da okur muyum bilmiyorum ama fena değildi.) Öncelikle yazarın 'Çatı' ile başlayan Dollanganger serisi kadar muhteşem bir seri olduğunu düşünmesem de bu okuduğum 'cutler' serisi de fena sayılmaz. İlk kitap Çatıdaki Nefes daha iyiydi ama bu seride. Eğer 3. kitapta da bir düşüş hissedersem bu seriyi tamamlayamadan bırakırım. özet=dollanganger serisi kadar iyi değil tavsiye edilebilir de edilmeyebilir de.
  • 308 syf.
    ·18 günde·Beğendi·10/10
    “Bizim hakkımızda yazabileceğim daha pek çok hikâye var. Ancak anlattığım hikâye bu. Anlatmamı istediği hikâye bu. Sözümü tuttum. Dünyanın kara ormanına dalan Hansel ve Gratel gibiydik. Asla hayal bile edemeyeceğimiz cazibelerin, cadıların ve iblislerin yanı sıra ancak bir kısmını hayal ettiğimiz ihtişamlarla karşılaştık. Bu iki genç adına hiç kimse ne konuşabilir ne de birlikte geçirdikleri günler ve geceler hakkında doğruyu söyleyebilir. Bunu sadece Robert ile ben anlatabiliriz. Onun deyişiyle, bu bizim hikâyemiz ve o gittiği için, bunu size anlatma görevini bana bıraktı.”

    22 Mayıs 2010

    Vay be... Yani vay be. Hayatına sadece ucundan tanık olduklarımın bile mi ölümü içimde boşluk bırakır? Bu satırları yazarken yine Robert’ın artık hayatta olmadığını hatırlayıp boşluğa düştüm. Neyse el yazması müsveddemi geçirmeye devam ediyorum. Son 6 satır planda yoktu.

    Bu paragraf için şimdiden özür dilerim. İçeriği özetlemede iyi değilim ama yazmam lazım. Kitap neyle ilgili, onu bi belirtelim de sonra bende uyandırdıklarına geçelim. Önceki incelemelerimde de hep söyledim bu özetleme işinden nefret ederim. Kitap ünlü sanatçı Patti Smith’in 1970’lerde başlayan rock hikâyesini ve hikâyesine dahil olan başta Robert Mapplethorpe olmak üzere belki ismini önceden de bildiğimiz ünlü sanatçıları, sayısız ve tarifsiz maceralarını, yaşadıklarını anlatıyor.

    Al işte, bu cümleden sonra kimin okuyası geldi kitabı? Ne kadar soğuk, resmi, sığ ve klişe bir özet. Umarım incelemenin devamında fikrinizi değiştiririm. Gerçekten bu kitaba aç kurtlar gibi saldırmanızı isterim.

    “İsa birilerinin günahları için öldü ama benimkiler için değil.”

    Bazen bir kitap okursun ve o denli etkilenirsin ki bir süre normal hayatına devam edemezsin. Ruhuna, kalbine dokunur. Seni içinde olduğun dünyadan çekip alır, hiç gitmediğin bambaşka diyarlara, hiç girmediğin denizlere sokar. Sonra kitabı bitirirsin pat diye kendi hayatına tekrar düşersin. Bi süre afallarsın, sonra bu yavan hayatına tekrar adapte olmaya çalışırken başka bir kitaba başlarsın falan filan. Bu kısır döngü böyle tekrar ediyor bende. Kitabı okurken öyle yoğun duygular yaşadım ki içimden taşacaklar gibi hissettim. Bu hislere bir şekilde can vermek, kelimelere döküp somutlaştırmak istedim. Etkilerinin azalacağını biliyorum. Bir gün unutacağımı biliyorum ama yaşarken yazmak, kendi tarihime not düşmek istiyorum.

    Ben bu kitapta yaşadıklarını anlatan kızı tanıyorum. Zaman zaman ne kadar garip, ne kadar yabancı, ne kadar güçlü, ne kadar yıkık ve bozguna uğramış hissettiğini biliyorum. O asi ruhunun doyumsuzluğunu, hırçınlığını, merakını ve içini ısıran başarma isteğini biliyorum. Sayfalar ilerledikçe ne kadar çok benzediğimizi daha çok anladım. Benimkine benzer bir ruhun hissettiklerinden eserler oluşturup dünyada iz bırakmasını görmek o kadar güzel ki. Patti bir sanatçı... Gerçek bir sanatçı. İzleyin, bu yoğunluk sizi de sarsacak mı merak ediyorum: https://youtu.be/qEMPztSY-Ns Bu sadece bir şiiriydi. Kitabı okuduktan sonra onun müziğine de ilgi duyup şarkılarını dinleyeceğinizi düşünüyorum. Birkaç şarkısının hikâyesi de var kitapta. Bir şarkıyı, hikâyesini bilip dinlemek de güzel bir histir bazılarınız bilir. Canlı performanslarına da göz atmanızı öneririm. Bu kadar güçlü, hisli bir sesi ömrümde çok az duydum. Yaşadıklarının şiddeti sesine, kalbine vurmuş. 17 yaşında doğurup başkasına evlatlık vermek zorunda kaldığı, hiç tanımadığı kızına yazdığı ağıtları, hayal kırıklıkları, acıları...

    Kitap, aşk romanı izlenimi uyandırıyor biraz görüntüsüyle, ve gerçekte de Robert’la da öyle bir geçmişleri oldu ama öyle ölümsüz ve tüm hikâyeyi kaplayan bir aşk değildi. Zira Robert sonunda AIDS’ten öldü düşünün ve Patti’nin başka bir adamla evliliği ve iki çocuğu oldu ama dostlukları sonuna kadar devam etti. Aralarındaki şey güçlü bir şeydi, inanıyorum ki Patti için o şey bugün de bitmedi. Bana göre çok yetersiz kalıyor ama hadi o şeyin adına da aşk diyelim.

    Her gün sabah 8 akşam 5 dersim vardı ve kitabı okumak için zaman kovaladım. Ders aralarında bile kitabı sıranın altından çıkarıp okumaya devam ettim. O anlarda sınıftaki uğultunun dikkatimi dağıtmaması için kitap okurken yapmayacağım bir şey yapıp kulaklıklarımı taktım ve müzik dinledim. Sonra şaşırarak fark ettim ki bu müzikler, kitabın bana hissettirdiklerinin gücünü kat kat katladı. O yüzden kitabı okuyacaksanız eğer, ara sıra size de eşlik etsin diye o sözsüz bestelerin ismini buraya bırakacağım. Gerçekten okuyup dinleseniz ne mutlu olurum:

    1- https://open.spotify.com/...75KkS6TEaMnxjZXJTtPg

    2- https://open.spotify.com/...lykVTcQGePvRr_gTpggg

    3- https://open.spotify.com/...gFTlfASOqhg-OzsZVOXA (bu beni en yerle bir edeniydi)

    İzlemeniz için yalvaracağım bir canlı performans ve bu kitap sayesinde kazanıp, gece gündüz dinlediğim harika bir şarkı daha var. Kitap zaten müzik ve sanatla tıka basa dolu. Umarım benim yaptığımı yapar ve isimlerini not edip dinlemeye çalışırsınız. Spotify’da kitapta ismi geçen albüm ve şarkılardan bir playlist oluşturdum. İsteyen olursa her zaman paylaşabilir ama liste biraz kabarık. Daha eklemediklerimle birlikte 80’i aşacak gibi duruyor bakalım.

    O müthiş canlı performans ve Patti Smith’in sondaki eşsiz gülüşü: https://youtu.be/uoGdx3I3dPE

    Ve o muhteşem şarkı: https://youtu.be/A9pNnKxewss

    Gerçekten okuduğum en eşsiz kitaplardan biriydi. Kafadan ilk 3’ümden biri kesinlikle. Benim kadar etkilenip etkilenmeyeceğinizin garantisini veremem ama okursanız pişman olmayacağınıza sizi temin ederim. Patti Smith’i tanıdığıma çok memnunum ona sarılmak ve mutluluktan ağlamak istiyorum. Kendisi hâlâ yaşıyor. Böyle insanlar hayatı anlamlı kılıyor. Kitapla kalın. İyi okumalar