• 160 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    Űstad kalemin muhteşem trajedilerinden olan Othello
    Okurken enfes bir tat bıraktı..her satırında sanki bir oyun sahnesindeki karakterlerden biriymişim gibi bir his veren, damak tadı bırakan gűzel eser

    Eserin içeriği için şu yorumu dile getirebilirim:
    (Elbetteki Shakespeare eserlerini incelemek bűyűk bir araştırma bűyűk bir zahmet gerektirmeli) burda kısaca bana bıraktığı izlenimi dile getirip okumak isteyen Shakespeare hayranlarına kűçűk bir bakış açısı sunmak istedim.
    Őncelikle eserin bana kattığı: her ne olursa olsun hırslarının kıskançlığın kurbanı olmamak için yeterince cesarete bilgiye sahip olmak; Othello Karakteri

    İkincisi : Hiçbir suçun cezasız kalmayacağı, ilahi adaletin yerini elbet bulacağını unutmamak: Iago Karakterinin acımasız planlarının uğruna fűtursuzca işlediği gűnahlar

    Űçűncűsű: Başkalarından akıl almak yerine o işi, o kararı gerçekleştirebilecek iradeye sahip olmak!

    Benim eserden çıkardığım notlar şimdilik bu kadar diyelim..ama yine belirtmek isterim ki tadı damağımda kaldı bu yűzden Shakespeare bir diğer enfes trajedisi için Titus Andronicus seçtim

    İyi Okumalar
  • Ruh sükuneti muhteşem bir şey, kendinden hoşnut olmak da aynı şekilde. Sevgili dostum, keşke çok değerli bir mücevher olan bu duygu, güzel ve paha biçilmez olduğu kadar kırılgan olmasa.
  • “Kendini savunmak için karılarına ne dediğini
    biliyor musun? Başına zorla musallat olduğumu.
    Her şeyin benim suçum olduğunu. Didi? Anlıyor
    musun? Bu dünyada kadın olmak demek, işte bu
    demek.”
  • “Asıl sorun öğrendiklerimle ne yapacağım.”
  • 462 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Muhteşem bir kitap okudum.Türk filmi tadında ve bir o kadar da tutkulu bir hikâye.Bunlar birleşince de insanın içini yakıp kavuran bir roman ortaya çıkmış.Bu yüzden yazarımız Side May 'a çok teşekkür ederim.Emeğinize,yüreğinize sağlık Gelelim özetimize:

    Zehra torunuyla aynı evde yaşamaktadır.Eşi öldüğünden beri de torunu Nergis'in okuması için didinip durmuş,eşinin Nergis daha bebekken beşikkertiği yaptığı oğlanla da büyük mücadele vermektedir.Beşikkertiğini bozmuştur ama bu oğlan laf söz dinlemeden Nergis'i rahatsız etmektedir.Son yaptığı da artık çileden çıkarmıştır.Bunun üzerine muhtara yardım istemek için gider.Derdini anlatır ama orda Zehra'nın bilmediği bir göz de takiptedir.Bu gözlerin sahibi Zehra'nın sevdiği Hasan amcadır.Geçmişte birbirlerini çok sevmişler.Aileleri birbirine düşman olmasına rağmen gizliden gizliye aşklarını yaşamışlar ama tam kaçacakları zaman Zehra onunla ailesini bırakıp kaçacak kadar sevmediğini söyleyip gitmemiştir.Tabi Hasan bunu duyunca yıkılır ve terk eder köyü,daha da gelmez.Tabiiii uzaktan uzağa köye bir sürü yardımda bulunur.Derken Hasan amcada işin içine girer,bu oğlanın babasıyla görüşürler ama ailenin her biri birbirinden beterdir.Bunun üzerine Hasan amca tüm acısına rağmen Zehra'nın yanına gider ve aklındakini Zehra'ya söyler.Aklındaki ise köye birlikte geldiği asker torunu Asaf Selim ile kağıt üzerinde evliliktir.Okulu bitip üniversiteyi kazanana kadar evli kalırsa kimsenin rahatsız etmeyeceğini söyler.Tabi bunu torununa söyleyip ikna etme aşamasına geçtiğinde torunundan büyük tepki alır ama ertesi gün kabul eder torunu.Neyse evlenirler ve Nergis biraz olsun rahat nefes alır.Okulu biter,üniversiteyi kazanır.Okulda yemekhanede yemeklerle alakalı bir sorun çıkar ve eylem yaparlar.Ele başları Tufan ve Nergis tabiki.Tufan Nergis'e aşıktır.Nergis'de aynı duyguları besler.Neyse polisler gelir alır bunları ve nezarethaneye koyarlar.Polisler Selim'i arar ve karısının durumunu anlatır.Uzun zamandan sonra karakolda karısını görünce küçük dilini yutacak hale gelir.O bakımsız kız gitmiş,alımlı mı alımlı ve zayıflamış bir kız gelir.Neyse bunun üzerine Selim tüm kontrolü eline alır.Kıza kötü davranır falan derken Selim'in bir ihale sonucu bozuştuğu bir mafya ile başı derde girer ve tehdit edilir.Selim bundan Korkmaz tabi ama sevdiklerine zarar verir diye Nergis'i kendi yanına evine alır.Bu birlikte yaşama durumunda birbirlerine baya baya yakınlaşırlar fakat Selim bir türlü kendine itiraf edemez.Sürekli Nergis'i kırar.Tam 3 sefer Nergis evden gider.Tabi bu aralarda bir sürü önemli olay olur oralar sizde canlar Son olarak Selim'in eski ama hala burnunu sokan sevgilisi Azra eve gelir ve birtakım şeyler söyler.Nergis bunun üzerine evi terk eder ve daha da dönmez.Selim bu durur mu? Neyse böyle olaylar olup biterken Van'da Selim'in şirketi yakınlarında bir patlama olur ve Nergis bunu görünce gerisini hiç düşünmeden bir şey yapar.Sonra da ağlaya ağlaya Selim'i arar durur.En son şirketine gider.Selim de Nergis'in bu düşünmeden yaptığı şey kulağına gelince olmak istediği yerin Nergis olduğunu anlar ve onu arar.Sonunda şirketin önünde karşılaşırlar ve öyle bir sarılırlar ki ne kadar orda öyle durdular anlayamazlar.Sonunda aşklarını itiraf ederler ve aradan geçen zamanda ise Nergis hamiledir.Çok mutludurlar.Tabii Nergis avukat olmuştur ve Selim'de bazı konularda onu ikna etme çabalarına başlamıştır.Sonunda da aldığı bir dava nedeniyle davanın uzayacağını söyler çekine çekine ama bu haber zaten önceden Selim'e telefon aracılığıyla davalıların taraf olduğu kişiler tarafından ulaştırılmıştır.Selim'de bildiğini söyleyince kıkırdamalar eşliğinde birbirlerine sarılırlar ve aşk sözcükleriyle kitapta biteeeeer.Ama tabiki olaylar bu kadar mı hayır.O aşkı,tutkuyu ve başka aksiyonlu olayları okumadan bilemeyeceksiniz
  • 336 syf.
    ·15 günde·9/10
    Beynimi oksijen ile dolduran; onlarca soru sormama, hiç duymadığım isimlerin çok değerli çalışmalarını öğrenmeme, yeni fikirler geliştirmeme vesile olan çok titiz bir çalışma, Marksizm ve Hukuk... Uzun zamandır ilk kez bir kitapta, hem yazarın ortaya koyduklarından yeni bir şeyler öğrenirken hem de onun yaklaşımına dair eleştirel bir tutum takındım. Bu zaman zaman öyle bir noktaya vardı ki; "keşke yazar burda olsa da, tartışsak" diye düşündüm... Onur Karahanoğulları Marksist literatürde epeyce ihmal edilmiş hukuk alanında sanırım Türkçe'deki en iyi eserlerden birisini kaleme almış. Bir yandan klasik metinlerde hukuk konusunu özetlerken, diğer yandan SSCB'de devrimden sonra oluşturulan hukuksul tartışma zeminini ve bu zeminin en yaratıcı ismi Paşukanis'i tanıtıyor yazar. Paşukanis yaşamı, siyasal tercihleri, hukuk konusundaki fikirleri ve Stalin tarafından ortadan kaldırılmasıyla her anlamda olaylı bir isim. Düşünsel zemin olarak muhteşem, ama fikirlerini uygulayışına ve hatta fikirlerinin tamamına katılmadım. Gene de zihnimden ona itiraz ederken, kendi fikrimi temellendirdiğim zeminin, Paşukanis tarafından tanımlanan temelden yükseldiğini fark ettim. Ki insan, bir kuramcıdan başka ne ister zaten?
    Karahanoğulları, kitabında sadece tarihsel tartışmalara yer vermiyor: Paşukanis'in 'sönümlenmeci hukuk' yaklaşımını kullanarak; hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hak mücadeleleri, hukuksal özne, hukuksal ilişki gibi konulara dair de ufuk açıcı noktalara yer veriyor. Ekler bölümünde bulunan 'Lenin ve Hukuksal Sorunlar' isimli makale ise tam anlamıyla 'pastanın üzerindeki krema' kıvamında.
    Okurken şöyle bir düşündüm de, bizim tarafta ne de çok hukukçu var: Marx, Lenin ve Castro başta olmak üzere, hukuk eğitimi almış onlarca Marksist teorisyen var. Ama hukuk üstüne çok az düşünmüşüz. Komünizmde devlet sönümlenirken, hukuğun ne olacağı gibi bir meselemiz var mesela, veya günümüzün burjuva hukuğunu nereye kadar reddedeceğimiz nereye kadar 'kullanacağımız' gibi güncel bir derdimiz.
    Ben bu kitabı çok sevdim. Yazılan her şeye katıldığım için değil, beni böylesine keyifle sorgulattığı, yepyeni fikirler edinmemi ve bir çok soru sormamı sağladığı için. Ahhh yazarı şimdi burda olsa da, biraz sohbet etsek...
  • 256 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Ahh gençlik, güzellik.. Nasıl da ruhu hezimete uğratan arzular. Fiziki olarak hep genç kalacağınızı bilseydiniz, yüzünüz, saçlarınız, bedeniniz hiç yaşlanmayacak olsaydı nelerden feragat ederdiniz? Yıllara meydan okuyan cildinize karşılık ruhunuz yaşamın ağırlığı altında kırış kırış; elleriniz, saçlarınız gençlikle taçlandırılmışken duygularınız, karakteriniz yaptığınız kötülüklere bulanmış olsaydı peki?
    Daima hayranlık duyulan kişi olmak, gençlik ve güzelliğin baki kalacağını bilmek, yaşlanan şeyin bedenden ziyade yalnızca bir portre olduğunu bilmek insanın ruhunu neler yapmaya zorlar? Nasıl çılgınlıklara, felaketlere hatta en sonunda duygusal çöküşe sürükler? Oscar Wilde yazmış olduğu tek romanında tüm bunları sorgulamış, harika bir kurguyla bize de sorgulatmış bulunuyor. Muhteşem bir eserdi ve muhtemelen ilerleyen zamanlarda birkaç kez daha okurum. Hepinize iyi okumalar dilerim.