Yazar, 1850 ler Rusyasında, tükenme ve yozlaşma evresi içindeki köle parya(mujik) ve derebeylik düzeni gerçeğine karşıt unsur olarak,
gelişen, evrilen avrupa(Almanya emsali) yeni düzen ve sisitemi karşılaştırmasını kitapta OBLOMOV- ŞTOLTZ karakterleri ile anlatmakta.
Aslında, Oblomov'u bir isim veya cisimsel ana karakter dışında, köhne, durağan, sinik, çaresiz, hayatı ve akışı durduramasa bile olabildiğince yavaşlatmaya veya reddetmeye odaklanmış bir ruh halini"OBLOMOVCULUĞU" kitabın son sayfasına kadar ele almaktadır.
Bu bilinçli karşı koyma refleksinde,olağan hayat akışının Oblomov tarafından mantığa büründürülerek sonucun anlamsız, gereksiz oluşu ve boşa zaman veya çaba olduğu kendi nazarında ispatlayarak bertaraf edilmesi ile kesinliğe ulaşır.
Ştoltz ve Olga tiplerinin, hayat dinamizmi ve mutluluk üzerine konuşmaları (özellikle bu dinamizm aşk ve evlilik ekseninde ele alınır) kitabın son bölümünde dikkate değer yapıdadır.
Ben kitabın, 'Schopenhauer' in CAN SIKINTISI düşüncesi paralelinde de değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım.
Kitapla ilgili son söz, "Oblomov'un rüyaları" kısmı bize kendisinin haklılığını ve empati kurmamızın zorunluluğunu hatırlatıyor.