Satranç, insan zihninin yalnızlıkta nasıl hem keskinleşip hem de çatlayabildiğinin kısa ama sarsıcı bir hikâyesidir. Tahtanın siyah-beyaz kareleri arasında akıl, zulme karşı bir sığınak olurken aynı zamanda kendi içine kapanan bir hapishaneye dönüşür. Zweig, satrancı bir oyun olmaktan çıkarır; takıntının, direnişin ve aklın uçurum kenarındaki dansının sembolü hâline getirir.