• 605 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    “Ruhunla temizle yüce aşkının kapısının önünü. O zaman olursun O’nun gerçek aşığı…”*
    Şark geleneği ve geleneğimizde aşkı ayıp sayarız. Daha düne kadar aşk sadece gönül işiydi, ancak günümüz aşkı ayaklar altına alıp bir erkek ve kadın arasında geçen bayağı bir çıkar ilişkisine çevirdi. Sayısız kişiye sorsan aşkı; genel olarak ya Ayşe der ya Fatma, ya Mehmet der ya Hasan. Ancak aşk bu değildir. Bu sebeple bizim çok aşk hikâyemiz vardır ama âşıklarımız çok azdır...

    Leyla ve Mecnun hikâyesi – bana göre hikâye değil, hikâyât’tır; hayattır. – daha İslamlaşmamış Arap kabilelerinde bir anlatı – Kadim Arap Masalları - olarak; sonradan ismi Mecnun olan Kays’ın Leyla’yla hüzünlü ve kavuşamadıkları aşklarını konu eder. Anlatı; Kays’ın Leyla’ya söylediği şiirler, söylentiler ve dahası yorumlardan oluşur. Hikâyenin asıl kaynağı Araplardır. Ancak günümüzde hikâye üç farklı toplulukta görülmektedir; Araplar, Farslar ve Türkler. Çok daha dramatik olduğu için benim asıl sevdiğim Leyla ve Mecnun hikâyesi aslında Farslardan çıkanlardır. Keza şöyle bir durumda vardır ki Romeo ve Juliet, Leyla ve Mecnun hikâyesinden daha dramatiktir. Zaten dram Avrupalı, hüzün ise şarklıdır.

    “İnsanlar, var olanı yok zannederler; yok olanın varlığına aldanırlar.” (Alıntı #42160031 )

    X. yüzyılda yazıya dökülen Leyla ve Mecnun hikâyesi birçok şaire ilham kaynağı olmuş; biz Türklere ise Gülşehrî’nin Mantıku‟t-tayr eserinin içerisinde Dâsitân-ı Leylâ vü Mecnûn başlığıyla yetmiş sekiz beyitlik bölümle karşımıza çıkar. Hikâye İslam’ın daha yayın olmasıyla içsel bir aşk anlatımına kavuşur. Eser 1534’te Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı almasından sonra:

    “Bizi arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven âşık olur, âşık olana bizde âşık oluruz.”**

    Gönül dostumuz, kelime sarrafımız Fuzuli’nin Asker Kıran hükümdar Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat Seferi’nden sonra bir dost meclisine yolu düşer. Kelimelerini çatan dostlar; heybetli, arı ve duru kelimeler, cümleler karşısında mest olur ve Fuzuli’ye derler ki; Araplar ve Acemlerde bir Leyla ve Mecnun hikâyesi vardır ancak bizim dilimizde yoktur. Neden sende yazmayasın! Buradan sonra Fuzuli’nin edebi kişiliği konuşur ve 1535 yılında Üveys Bey’e Leyla ve Mecnun Mesnevisini sunar.

    Bana göre Leyla ve Mecnun hikâyesinin en hakikatli yorumu, dilimden ve yüreğimden düşürmediğim; “Leyla ve Mecnun bir eser değil şaheserdir. Leyla hakikat sırrıdır; Mecnun ise hakikati arayan insan ruhudur. Leyla Hak’tır, Mecnun ise Hakk'ı arayan kuldur.”

    “Eğer Fuzuli ''güzellerde vefa var" derse, aldanma;
    Çünkü şair sözüdür bu, elbette yalandır.” (Alıntı #42170423 )

    Ve Mecnun; Kâbe’ye dertlerine deva bulmaya yola çıkanda; Kâbe’yi gören her kişinin elleri semaya kalkar ve duaya başlar. Ancak Mecnun der ki; “Kâbe’nin örtüsü Leyla’mın saçlarına ne kadar benzer.” Kapısının önünde yatan sevimsiz, uyuz çomarı gören herkes kovar, iter, uzaklaştırır ve yine Mecnun o köpeği kucağına alır. Sever, okşar ve gözlerinden öper; çünkü o Leyla’nın bekçisidir, onun gözleri Leyla’yı gören gözlerdir. Mecnun Sûret’ten geçip Sîret’e kul olandır. Mecnun’u anlamak akıl işi değildir; akıldan çıkanın işidir. Madde dahi ahdine vefa gösterirse sonunda cevher olmaya layıktır...

    Eserde aşkın ve hüznün yanında; dönemin toplumsal yapısını görmekte mümkündür. Kişilerin bakış açılarını, başkalarının kendi üzerlerinde düşündüklerinin ne kıymetli şeyler olduğunu, “aşk” ve “güzelliğin” felsefi yanlarını şiirsel olarak bulmaktayız. Genel olarak da toplumumuzda bize ait olan hikâyeler toplum beklentileri üzerine göre anlatılır veya hikâye edilir. Mesnevi dîbâce, tevhit, münacat, naat ve miraç ve Kanuni Sultan Süleyman’a övgü ile başlar. Bu zorlu sınavı ve kitabın yazım aşamasına da değinir.

    Kitabımız Yapı Kredi Bankası Yayınları’na ait olup, 2002 2. Basım olarak Kazım Taşkent Klasik Yapılar Dizisi’nden çıkmıştır. Yazar hayatı ve çevirmen kişiliği hakkında açıklamaya gerek yok; Fuzuli ya da çevirmen Muhammed Nur Doğan edebi kişiliği derinlerde olan iki önemli şahsiyettir. Eserin çevirisi belki de en iyi olan kitaptır. Toplamda 3098 beyitten oluşmaktadır. Ancak beyitler düz yazıya aktarılmış, açıklamalar ve notlar ile bezenmiştir. Sayfa kalitesi normalin çok üzerinde muazzam denecek kadardır. En az içi kadar kitabın dışı da doludur. Eser sonunda ise 22 tane hikâyeye ait muazzam güzellikte minyatürler bulunmaktadır.

    “Kemal sahipleri açıkça bilirler ki, güzellikle aşk ikizdir.

    Aşk dünyanın bütün gerçeklerini gösteren bir ayna; güzellik ise onun cilasıdır;

    Güzellik olmasa, aşk ortaya çıkmaz; aşk olmasa, güzellik belli olmaz.

    Güzellik olmasa aşktan ne fayda? Aşk sahiplerini maşuklar olgunlaştırır.

    Aşk olmazsa, güzellik hor ve zelil olur; güzellik sahiplerinin pazarı aşk ile sürüm bulur.

    Ne onsuz bunun neşesi vardır; ne de bunsuz onun ortaya çıkma imkanı....

    Mecnun, meclis aydınlatan bir mum idi; Leyla ise onun gönül yakıcı ateşi ...” (Alıntı #42206435 )

    Ve son olarak; Feridüddin Attar, Fuzuli, Mevlana, Şeyh Galib, Yunus Emre, Nabi, Nedim, Tapduk Emre gibi nice şark edebiyatının şairi ve önde gelen düşünce adamlarının aşkı içselleştirip, gerçeği sorgulamada aşkın kullanılmasını gerek görerek; hem toplumu hem de kendinden sonra gelenlere birer kılavuz oldukları için gönülden teşekkür ederim.

    Sözün özü; aşkı içselleştirip, Leyla’dan geçip Mevla’ya varmak isteyenlere bire bir devadır kitap. Okunması kolay ve keyiflidir. Ayrıca kendi kültürümüzün devamını sağlamak için bu toplumlarda doğan her bireyin okuması ve okutturması gereken naçizane bir eserdir. Bu sebeple aşırı okunulası ve şiddetle tavsiye edilesidir.

    Sevgi ile kalın.

    1 – Bab’ Aziz filminden bir replik.
    2 - Bilinmiyor.

    Bu şaheser Osman Y. abimin #41656188 nolu okuma etkinliği sebebiyle okunmuştur. Teşekkür ederim.
  • Yalnızca bir türlü aşk vardır,
    Ama taklitleri bin türlüdür.
  • Bu işler saymakla bitmez… Binbir gece masalları, Venüs Mabedi hikayeleridir. Fuhşun her nev’i icra edilir. Mum söndürmeleri yapılır. Hepsi olur. Hepsini yazmak uzun ve çirkin…

    Çankaya Fuhuş Tiyatrosunda böyle gelip giden müteharrik artistler olduğu gibi yirmi-otuz da temelli, seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evladlığım (!) diyor. Bir tanesi pek meşhur. Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız… Ortalığa yaydıkları: Mustafa Kemal’e ve avanesine dans hocalığı ediyormuş!.. Sonra bunu da Avrupa’ya yolladı… Avdetinde gözden düştü. Bu adam eğlendikten sonra Avrupa’ya yolluyor. Bunun sırrını ne anlıyabildim, ne de öğrenebildim.
  • 168 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #kitaptanıtımı
    #göçüpgidenlerkoleksiyoncusu
    @serminyasarofficial
    @dogan_kitap
    Kaleminden çıkan herşeyi tereddütsüz okuyacağım; hem harika bir kadın, hem harika bir anne, hem de harika bir yazar @serminyasarofficial .. Kuş masalları ve #göçüpgidenlerkoleksiyoncusu merakla beklediğim kitapları idi.. Kâh güldüğüm kâh durup düşündüğüm sonunda ise nefesimin boğum boğum olduğu #tarihihoşçakallokantası tadında bir eser olmuş.
    En çok güldüğüm öyküsü;
    #berhudarolnecmienişte 🤣🤣
    En çok içime dokunan öykü ;
    #kimliktenurşen
    Oldu.
    Son olarak yorumuma,kitaba @serminyasarofficial nun yüreğinden kaleme dökülen bir kaç satır ile son vereceğim...
    ... "Son nefesimi senin dudaklarında bırakacağım" demiştin...Dudaklarımı dudaklarına değdirdim, ağzının içine koca bir nefes bıraktım ve o nefesi geri çektim. O aldığım son derin nefesti sevgilim.Ondan sonra aldığım nefesi nefes bilmedim...
    ...Geçtiğimiz kırk gün, bu günü bekledim... Kırkıncı ikindiyi beklerken kırkikindi yağmurları boşandı gözlerimden... Yalanın batsın dedim. İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?

    Kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ederim . Herkese keyifli okumalar.. #book #bookstagram #öykü #şerminyaşar #kitap #okumalı #kitaptavsiyesi #kitapyorumum #kitapmutluluğu #imzalıkitap #dogankitap #aile #hayat #mutluluk #sevmek #çoksevmek #kitapokuma #kitapsevgisi
  • Bunları biliyor musunuz?
    *Hüseyin Rahmi Gürpınar, kadınları kendine daha yakın bulur ve onlarla birlikte oturup sohbetler eder, danteller, örgüler örermiş.
    *Guiness Rekorlar kitabına göre, devlet kütüphanelerinden en çok çalınan kitap Guiness Rekorlar kitabıymış.
    *Mary Shelly unutulmaz eseri Frankenstein'ı yazdığında 19 yaşındaymış.
    *Mark Twain'in yazdığı Tom Sawyer romanı daktiloda yazılan ilk kitapmış.
    *Virginia Woolf, kitaplarının çoğunu ayakta yazarmış.
    *Ülkemizde hâlihazırda toplam 1500'e yakın yayınevi, 6000 adet kitap satış noktası ve kitapları satışta olan 24303 yazar varmış.
    *Cemil Meriç 38 yaşındayken, yazarlığının en verimli çağında gözlerini kaybetmiş.
    *Dostoyevski, kitaplarını mum ışığında yazar ve çalışırken koyu demli çay içermiş.
    *Tolstoy zaman kaybı oluyor diye üniversite tahsilini terk etmiş.
    *Ünlü Fransız şairi Rimbaud, birlikte oturduğu yine ünlü bir şair olan Verlain'ı bastonla evire çevire dövmüş, sonra da ona uzun uzun özür mektupları yazmış.
    *Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım, Yahya Kemal'in sevgilisiymiş. Evlenmemişler, fakat beraberlikleri uzun süre devam etmiş.
    *Dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren, konuşma balonları hazırlayan kişi William Hogarth'mış.
    *Gustave Flaubert yazdığı bir sayfada aynı kelime iki kere geçerse sayfayı baştan sona yeniden yazarmış.
    *Dünyada kitap okuma oranı en yüksek olan ülke İzlanda imiş.
    *Bilinen en eski destan, Gılgamış Destanıymış.
    *Peyami Safa, sevgilisine çikolata götürebilmek için iki ceketinden birini satmış.
    *Kafka beş kez evlenmeyi denemiş fakat olmamış.
    *İlk yerli tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi'ni yazan ilklerin babası Şinasi, aynı zamanda edebiyatımızdaki ilk şiir çevirisini yapan, ilk makaleyi yazan, noktalama işaretlerini ilk kullanan, ilk fabl çevirisini yapan, ilk atasözleri kitabı olan Durub-ı Emsal-i Osmaniye'yi hazırlayan kişiymiş ve "edebiyat" kelimesini de ilk kez o kullanmış...
    *Dickens uykusuzluk hastalığına yakalanmış ve sadece kuzeye döndüğünde uyuyabileceğine inanıyormuş.
    *Cervantes, Osmanlı'ya esir düştüğü dönemde Kılıç Ali Paşa camiinin yapımında çalışmış.
    *Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügat-it Türk bilinen ilk Türkçe sözlükmüş.
    *Bilinen ilk Türk yazar, Orhun Abideleri'nin yazarı Yollug Tigin'miş.
    *Bilinen ilk Türk şair, Arpmur Tigin'miş.
    *Meşhur Fransız şairi Baudelaire, bir hayat kadınıyla birlikte yaşıyor, onun çalışıp kazandıklarıyla geçiniyormuş.
    *Âşık Veysel ilk olarak Ahmet Kutsi Tecer tarafından halka tanıtılmış.
    *Türk masalları ilk defa yurt dışında On Altıncı Lui döneminde Fransa'da yayınlanmış.
    *Yahya Kemal "Ok" adlı şiiri dışındaki bütün şiirlerini aruz vezni ile yazmış.
    *Türk Edebiyatındaki ilk edebî tartışma Ziya Paşa ile Namık Kemal arasında olmuş.
    *Türklerin kullandığı ilk alfabe 'Göktürk Alfabesi'ymiş.
    *Dünyada bilinen en uzun destan Kırgızların Manas Destanı'ymış...
  • Günaydın . Bir şeyler yapmak gerek. Şikayet etmek, söylenip durmak hiçbir şeyi çözmedi, çözmeyecek. Konfüçyüs, "Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak." der. Ne vakit yerimizden kalkacağız sevgili okur? Karanlıklar yeryüzünü boğduktan sonra mı? Var olun.

    A. G. Roemmers - Genç Prens'in Dönüşü
    Çevirmen: Deniz Torcu, Timaş Yayınları, s.67-70

    Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Gözlerimizin önünde akıp giden uçsuz bucaksız yol ikimizi de içine almıştı. Tüm çoraklığına rağmen manzara yine de ilgi çekiciydi, belki de içten içe onu beğenme arzusu duyduğumuz içindi bu. Genç Prens kucağında tuttuğu Alas’ı okşuyordu. Dikkati başka bir yerde gibiydi; onu bir şeyin endişelendirdiğini fark etmiştim, fakat sessizliğine saygı gösterdim. Bir müddet devam eden sessizlikten sonra nihayet konuştu:
    “Ben ciddi bir insan olmak istemiyorum.”
    “Olmazsın o zaman.”
    “Ama büyümek zorundayım.”
    “Evet, öyle.”
    “Ciddi bir insana dönüşmeden nasıl büyüyebilirim ki?” soran Genç Prens’i endişelendiren durum bu olmalıydı.
    “Bu bir başka güzel soru..." dedim. "Hatta o kadar iyi bir soru ki ben henüz uygun bir cevap bulamadım buna. Gençlik yıllarımızda dünyaya açılırız. Ailelerimizle yaşadığımız süre içerisinde tanıdığımız dünyaya çok uzak bir yerdir burası; en azından büyülü şatolarda yaşayan prens ve prenseslerin, büyülü perilerin olduğu masalları dinleme şansını yakalayanlar için. İşte bu yeni dünyaya açıldığımız an, bencillik, anlayışsızlık, öfke ve aldatmayla tanışırız. Kendimizi savunmaya, masumiyetimizi korumaya çabalarız; fakat haksızlık, şiddet, yüzeysellik ve sevgisizlik peşimizi bırakmaz. İşte bu yüzden ruhumuz, çevresine neşe ve ışık saçmak yerine, acı fakat önlenemez gerçekliğin karşısında titremeye başlar. Bazıları hayallerinin hâzinesini terk ederek, akılcı düşünmenin sahte güvencesinin sunduğu hayatla yetinir. Ciddi insanlara dönüşürler, rakamlara ve rutinlere taparlar, çünkü onlar sayesinde açık bir güvence elde ederler. Ama bu güvence aslında hiçbir zaman tam anlamıyla var olmadığından, bir türlü mutlu olmayı başaramazlar. Sürekli bir şeyler alıp biriktirirler, fakat her zaman bir şeylerin eksikliğini duyarlar. ‘Sahip olmak’ bizi mutlu edemez, çünkü bizi ‘var olmak’tan uzaklaştırır. Bu insanlar araçlara o kadar kapılıp giderler ki asıl amacı unuturlar."
    "Mutlu olmuyorlarsa, yetişkinler hayatlarının büyük bir bölümünü neden arka arkaya bir şeyler alarak geçiriyorlar?” diye sordu Genç Prens.
    "Mutluluğun bir şeyler elde ederek sağlanabileceğini düşünmek, insanın sakinleşmesine yardımcı olan kendini kandırma yollarından biridir. Önemli olanın sahip olmak veya olmamak şeklinde algılanması, uğrunda yapılan arayışın da bizden uzağa kaymasına sebep olur; böylelikle kendi içimize bakmak zorunda kalmayız. Bu düşüncenin arkasından gidersek değişmeye gerek kalmadan, yalnızca şunu veya bunu elde ederek mutlu olabiliriz”
    "Peki, hiç kimse bu durumun farkında değil mi?” diye sordu Genç Prens, insanların bu kadar kör olmasına inanmak istemiyor gibiydi.
    “Durum şu ki genç dostum, toplumumuzda elde edilebilecek şeyler o kadar çoğaldı ki insanlar artık tüm seçeneklerin sonuna gelene kadar, yanlış yola saptıklarını fark edemez hale geldiler. Her türlü olasılığa, her ne kadar ufak olursa olsun, hata yaptıklarını ve değişmeleri gerektiğini kabul etmeyerek inada tutunup kalırlar. İşte bu yolda son bir şey elde ettiklerindeyse, yola ilk çıktıklarında kazandıkları başka şeyleri kaybetmeleri yeni bir problem olarak karşılarına çıkar. Ellerindeki yedi şapkayla oyunlar yapıp hiçbirini yere düşürmeyen akrobatlar gibidirler. Onlar bile sadece yedi taneyle yaparlar bunu! Kaldı ki insanlar elde etmek istedikleri bir şeye yaklaştıklarında, sadece devamında ne istediklerini düşünürler. İşte o zaman nihai amaçları, aslında olması gerekenden sapar ve böylece hayatlarını nafile bir arayışla harcarlar. Bir şeyden diğerine atlayıverirler; tüm bu nesneler, asla karşı yakasına geçmeyecekleri bir nehrin taşları gibidir. Genelde, daha fazlasını elde etmeyi arayanlar, geleceğe tutsak kalırlar. Şimdiki zamanı ne hissedebilir, ne de tadını çıkarabilirler onun; çünkü tüm dikkatleri o anın ardından gerçekleşmek zorunda olana odaklanmıştır”
    “Peki, bunu değiştirmek için ne yapabilirler?” diye sordu genç arkadaşım, kucağında yatan Alas’ı okşarken.
    "Varoluşun gerçekliğine dalmak ve kendini akışa bırakmak. Her geçen anı yaşamaya, hissetmeye ve sevmeye odaklanmak, bu süreçte yaptığımız yolculuğun sonucunu saplantı haline getirmemek. Sonuçta hayatın amacı da tam olarak budur aslında, tecrübe etmek ve hissetmek. Önümüze çıkan engeller karşısında, özünü koruyarak değişip yeni şekillere girebilir hayat; durmadan akışının yönü ve yatağının genişliği değişen bir nehir gibi. Burada önemli olan, algılarımızın açık olması; sevme, var olma, keyif alma ve yaratma yetilerimizi sonuna kadar kullanabilmemizdir. Bulunduğumuz anı ve yeri yaşayarak bilinçli ve açık olmalıyız. Ne geçmişe ne de geleceğe takılı kalmanın bir faydası yoktur.”
  • *Hüseyin Rahmi Gürpınar, kadınları kendine daha yakın bulur ve onlarla birlikte oturup sohbetler eder, danteller, örgüler örermiş.
    *Guiness Rekorlar kitabına göre, devlet kütüphanelerinden en çok çalınan kitap Guiness Rekorlar kitabıymış.
    *Mary Shelly unutulmaz eseri Frankenstein'ı yazdığında 19 yaşındaymış.
    *Mark Twain'in yazdığı Tom Sawyer romanı daktiloda yazılan ilk kitapmış.
    *Virginia Woolf, kitaplarının çoğunu ayakta yazarmış.
    *Ülkemizde hâlihazırda toplam 1500'e yakın yayınevi, 6000 adet kitap satış noktası ve kitapları satışta olan 24303 yazar varmış.
    *Cemil Meriç 38 yaşındayken, yazarlığının en verimli çağında gözlerini kaybetmiş.
    *Dostoyevski, kitaplarını mum ışığında yazar ve çalışırken koyu demli çay içermiş.
    *Tolstoy zaman kaybı oluyor diye üniversite tahsilini terk etmiş.
    *Ünlü Fransız şairi Rimbaud, birlikte oturduğu yine ünlü bir şair olan Verlain'ı bastonla evire çevire dövmüş, sonra da ona uzun uzun özür mektupları yazmış.
    *Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım, Yahya Kemal'in sevgilisiymiş. Evlenmemişler, fakat beraberlikleri uzun süre devam etmiş.
    *Dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren, konuşma balonları hazırlayan kişi William Hogarth'mış.
    *Gustave Flaubert yazdığı bir sayfada aynı kelime iki kere geçerse sayfayı baştan sona yeniden yazarmış.
    *Dünyada kitap okuma oranı en yüksek olan ülke İzlanda imiş.
    *Bilinen en eski destan, Gılgamış Destanıymış.
    *Peyami Safa, sevgilisine çikolata götürebilmek için iki ceketinden birini satmış.
    *Kafka beş kez evlenmeyi denemiş fakat olmamış.
    *İlk yerli tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi'ni yazan ilklerin babası Şinasi, aynı zamanda edebiyatımızdaki ilk şiir çevirisini yapan, ilk makaleyi yazan, noktalama işaretlerini ilk kullanan, ilk fabl çevirisini yapan, ilk atasözleri kitabı olan Durub-ı Emsal-i Osmaniye'yi hazırlayan kişiymiş ve "edebiyat" kelimesini de ilk kez o kullanmış...
    *Dickens uykusuzluk hastalığına yakalanmış ve sadece kuzeye döndüğünde uyuyabileceğine inanıyormuş.
    *Cervantes, Osmanlı'ya esir düştüğü dönemde Kılıç Ali Paşa camiinin yapımında çalışmış.
    *Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügat-it Türk bilinen ilk Türkçe sözlükmüş.
    *Bilinen ilk Türk yazar, Orhun Abideleri'nin yazarı Yollug Tigin'miş.
    *Bilinen ilk Türk şair, Arpmur Tigin'miş.
    *Meşhur Fransız şairi Baudelaire, bir hayat kadınıyla birlikte yaşıyor, onun çalışıp kazandıklarıyla geçiniyormuş.
    *Âşık Veysel ilk olarak Ahmet Kutsi Tecer tarafından halka tanıtılmış.
    *Türk masalları ilk defa yurt dışında On Altıncı Lui döneminde Fransa'da yayınlanmış.
    *Yahya Kemal "Ok" adlı şiiri dışındaki bütün şiirlerini aruz vezni ile yazmış.
    *Türk Edebiyatındaki ilk edebî tartışma Ziya Paşa ile Namık Kemal arasında olmuş.
    *Türklerin kullandığı ilk alfabe 'Göktürk Alfabesi'ymiş.
    *Dünyada bilinen en uzun destan Kırgızların Manas Destanı'ymış...