• -Fetih Suresi ayet 29 da: gerçek Müslüman kafire karşı şiddetli, Müslümana karşı yumuşak olması bildiriliyor. Siz isteseniz de kafir dediklerinize yumuşak olamazsınız. O ayette Müslümanların kafire karşı şiddetli yani acımasız olması emrediliyor. Siz bir kafire iyilik de edemezsiniz.
    - Kur'an'da şiddet kelimesi güçlü olmak aşırı nefret etmek gibi konularda kullanılır. Evet Müslümanın kafirlere karşı şiddetli olması isteniyor ama hangi kafirlere? İşte bu soru çok mühim ve bu sorunun cevabını mümtehine suresi 8 ve 9 da Allah veriyor. Peygamberimize şöyle hitap ediyor: De ki Allah sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi vatanımızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten onlara adaletli davranmakTan men etmez. çünkü Allah adaletli olanları sever. Allah sizi Sadece sizinle din hakkında savaşan sizi vatanınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım edenler ile dost olmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Allah haksızlık yapmaz kimsenin günahını kimseden sormaz. ve dostluk yapana dostluk, düşmanlık yapana düşmanlıktan menetmez. fakat size Kuran'ın birçok ayeti çarpıtılarak anlatılmış.
  • "Sizinle din hususunda savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik ve adaletle davranmanızı Allah size yasaklamaz. Çünkü Allah adaletle davrananları sever. Ama sizinle din hususunda savaşanları ve sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zalimlerdir." (Mümtehine, 8-9)

    Bu ayetler Müslüman olmayanlara karşı nasıl tavır takınılması gerektiği konusunda önemli bir bilinç vermektedir. Müslümanlarla harbî olanlara/savaş halinde olanlara karşı tavır başka, sulhî olanlara/barış içinde olanlara ise başkadır.
  • "Küfrünü dava haline getirmiş kafirleri (inatla görmezlikten gelenleri) bir kenara bırakacak olursak çok net bir şekilde şunu söyleyebiliriz:
    Allah Müslümanların aynı inancı paylaştığı bağlılar ile (Müslümanlar) ile değil diğer inançlara sahip insanlar ile ilişkilerinde merhamete dayalı olmasını istemiştir.(Bkn:Fetih - 48/29, Tevbe - 9 / 7, Mümtehine - 60 /8, Al - i İmran 3 /159)
    Hasan Eker /Kur'an'ı Anlamamak Günahtır! sh - 161 Ma'ruf Yayınları
  • "Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez. Çünkü Allah âdil olanları sever."
  • FİRAVUN NEYİN TEMSİLCİSİ?
    Geleneksel anlayış, özellikle Emevîci zihniyet, Firavun'u
    (veya firavunları) dinsizliğin temsilcileri olarak değerlendirmiş,
    öyle tanıtmıştır. Bu tanıtım esas alındığında
    firavun ruhlu veya firavuncu olmamak için dine, peygamberlere
    inanmak yeterlidir.
    Acaba Kur'an'ın söylediği, anlatmak istediği bu mudur'
    Hayır, bu değildir.
    Bir defa Firavun, dinsiz değildir. Musa’nın onunla savacı
    da dinsizlik yüzünden değildir. Tanrısal vahiy, o arada
    Kur’an, hiç kimsenin dini-imanıyla kavga etmez; böyle
    bir önerisi yoktur. Kavga, zulme karşıdır. Eğer öteki din
    lerden olanlar sizin dininize, imanınıza musallat olurlar
    sa onlarla savaşırsınız; çünkü böyle bir tasallut zulüm
    dür. Bu tasallut yoksa onlarla iyi geçinmeniz gerekil
    İlke, ölümsüz bir beyyineyle şöyle konmuştur:
    “Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış ve sizi
    yurtlarınızdan çıkarmamış kimselere iyilik etmekten
    onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleli
    ayakta tutanları sever. Allah sizi; ancak din hakkında
    sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza
    yardım eden kimselerle dost olmaktan/onları işlerinizin
    başına geçirmekten yasaklar. Onları dost/yönetici
    edinenler, zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehine,
    8-9)
    Tek Düşman Zulümdür:
    Zalimlerden başkasına düşmanlık yapılmayacaktır.”
    (Bakara, 193)
    Kur'an’ın şirkle kavgası, şirkin din olması yüzünden değil
    zulüm oluşu yüzündendir. Çünkü “Şirk büyük bir
    zulümdür.” (Lokman, 13) O halde, Firavunla (ve firavunlarla)
    mücadeleyi değerlendirirken, evvel emirde
    bakılacak olan, bu zulüm olgusudur. Kur’an, bu ince
    noktaya, muhteşem bir vurgu yaparak hem bu gerçeği
    göstermiş hem de zulüm saltanatlarının kendilerinde
    hangi tahrip edici güçleri vehmettiklerine dikkat çekmiştir
    . Dehşet verici olgu şudur: Firavun, Musa’ya inanmak
    için kendisinden izin alınması gerektiği kanısındadır.
    Musa’nın söyledikleri değil, Firavun’un ona inanma
    izni verip vermemesi önemlidir. Şöyle diyor:
    "Firavun dedi: ‘Demek ben size izin vermeden ona inandınız
    ha!" (A’raf, 123)
    Bu rejim ve sistemin totaliter yapısını bundan daha mükemmel
    gösteren bir beyyine bulunamaz. Bu, beyyine.
    'totalitarizmin tanımı gibidir.