Geri Bildirim
  • https://youtu.be/UtibPB0iRPc (Münir Nurettin Selçuk)

    Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
    Ve serin serviler altında kalan kabrinde
    Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.
  • Münir Nurettin Selçuk söylüyordu. "Ne doğan güne hükmüm geçer / ne halden anlayan bulunur."
  • Aşk ki İstanbul'dur |

    Yağmura şemsiye! diye bağırıyor Kadıköy rıhtımında bir satıcı. Haydarpaşa'yı, iskeleye yanaşmış vapurları, sisli bir maziyi, çığlık çığlık martıları, kederli gözlerle seyrediyorum. Simit Sarayı'nın cumbalı balkonunda, büyük bardaktaki soğumuş çayımı yudumluyorum.

    Bir kıza aşık olmuştum, onu düşünüyorum. Kimse bilmiyor. Yağmur yağıyor iskeleye, insanların üzerine, bitkin dolmuşlara, sarı renkli, siyah damalı cicili bicili otobüslere, yağmur yağıyor kızların üzerine. Bir kıza aşık olmuştum.

    Yağmura şemsiye! diye bağırıyor Kadıköy rıhtımında bir satıcı. Ve Kadıköy, bir kız oluyor. İpince dudaklarında kırmızı bir ıslık oluyor. Tel tel saçlarına yağmur suyu dokunmuş bir örgülü güzellik oluyor. Naif bakışlarında bir nihavent şarkı oluyor. Nakarat gibi dokunuyor yüreğime. Tekrar tekrar tekrar. . .

    Bir kıza tekrar tekrar aşık olmuştum. Tam şurada, denizin hayat dolu kucağında bir şeyler tasarlamıştım. Gelecek günler. Bir şiir kitabının ilk sayfasına, hiçbir şey yazılmamış bir ilk sayfasına ''bu günleri unutma'' diye yazıyordum. Unutmadım. Bir kıza aşık olmuştum.

    Kaç zamandır yazmadım. Sustu kalemim. Gömüldüm içime. Ne akordeon çalan çocuğun önüne düşen bozuk paraların sesi İş Bankası'nın köşesinde, ne de bizatihi akordeonun sesi. . Bozuldu rüya, yıkıldı hayal.

    Yağmur yağıyor. Üstelik yapayalnızım. Üstelik aşığım.

    Beş liraya ilk kez naylon, şeffaf şemsiyeden aldım. Mühürdar caddesi sırılsıklam. Bahariye'ye uzanan adımlarımız öylece takatsiz. Osman Ağa Cami terk edilmiş bir bebek gibi kendi avlusuna. Ben kendi içime terk edilmiş gibiyim.

    (- - Haydarpaşa yorgun rayları ile yine orada. Bu mısrayı hatırladın mı?)

    Tıbbiye Caddesi'nde karamsarlığıma bir çaresiz pansuman olmuş megafonlu sesleri fakülte günlerimin.

    ( Sen İstanbul'sun. Sesin, gözlerin, saçların, ayakların, bakışların bir İstanbul.)

    Parantez içine alıyorum İstanbul'umu.

    İstanbul yalnız benim olmalı. Gözlerimi kırpmadan seyretmeliyim Boğaziçi'ni. Marmara açıklarını. Haliç'inden gözlerimi kırpmadan geçmeliyim.

    İstanbul yalnız benim olmalı. Fethi Paşa'dan, Emirgan'dan, Mihrabat'tan, Süleymaniye'den, Yıldız'dan, Çamlıca'dan doya doya bakmalıyım güzelliğine.

    İstanbul yalnız benim olmalı. Sevimli sokak isimleri arasından gülümser yürümeliyim. Her taşına, her binasına, konağına, yalısına incitmeden yaklaşmalıyım.

    İstanbul yalnız benim olmalı. Kıvrılırken incelen tramvaylarında süzülmeli, vapurlarında en can alıcı noktaya ben oturmalıyım.

    İstanbul yalnız benim olmalı. Saraylarıyla, korularıyla, iskeleleriyle, çeşmeleriyle, camileriyle, hengamesiyle, tarihiyle, surlarıyla, tepeleriyle, boğazıyla, sokakları ve caddeleriyle, İstanbul yalnız benim olmalı (seninle).

    Parantez içine alıyorum. Herkesten kıskanıyorum seni İstanbul!

    Yağmur başka yağıyor sende. Bu bulut başka bulut. Bu gökyüzü başka.

    Beş yıl sonra yeniden aşık oldum sana. Karşımda bir İstanbul silüetindesin kız. Onda erimiş, yok olmuş, tükenmişsin. Ne Şemsipaşa'ya doğru yürüyorsun Üsküdar'da kıyı boyunca, ne Ümraniye'desin o kalabalık çarşısında. Ne Barbaros Meydanı'ndan Beşiktaş'ta, Levent'e doğru çağırıyorsun beni, ne de Cadde-i Kebir'den sapıp Galata'ya doğru iniyorsun. Ne Tophane'de yorulmuş Kabataş tramvayına binmişsin, ne Maçka'da kendini bir türküye adamışsın. Ne her adaya sokulan bir vapurun sabırsız güvertesindesin, ne ismini ezberlemek için gözlerini yumduğun Valide-i Cedid Camisinin avlusunda güvercinleri sayıyorsun. Ne Laleli'den koşuyorsun ortasına dünyanın, ne de Anadolu Hisarı'nın eteklerinden ilk fotoğrafına, Rumeli sırtlarına bakıyorsun.

    Sen artık İstanbulsun!

    Yağmur yağıyor.

    Sana aşığım İstanbul. Ben artık müridiyim Yahya Kemal'in. Kanlıca'da okuyorum her satırını. İskelenin yanı başında Çınaraltı'nda çay içiyorum.

    Sana aşığım İstanbul. Sürmeli gözlerinden bir işaret görüyorum At Meydanı'nda. Gülhane Parkı'nda Alay Köşkü'nin içinde Ahmet Hamdi'nin şiirlerine sarılıyorum.

    Sana aşığım İstanbul. Eyüp Sultan'da ellerimi açıyorum. Piyer Loti'de elma çayı içinde Necip Fazıl mısraları içiyorum.

    Sana aşığım İstanbul. Gözlerimi Orhan Veli ile Urumeli Hisarı'nda kapatıyorum, seni dinliyorum. Yalnız seni.

    Sana aşığım İstanbul. Çengelköy'den böyle geçiyorum. Bir nefeste Aşiyan'dayım. Karaköy'de tünele yüreğimi koyuyorum. Karacahmet'te bir medeniyetin iskeletini arıyorum.

    Sana aşığım İstanbul. Saraçhane'de gözlerin bana böyle bakıyor. Fatih'te bu gözlere avlanıyorum. Dudakların alnıma en sıcak öpücüğü yapıştırıyor Ortaköy'de. Sirkeci'den ellerini uzatıyorsun. Saçların bir o yana, bir bu yana dalgalanıyor Kız Kulesi'nden.

    Sana aşığım.

    Abdülhak Şinasi Hisar'ın Boğaziçi Mehtaplarını seninle birlikte okuyup bitiriyorum. Musiki kesiliyor mu? Sükut devri bitiyor mu? Dağılışta mıyız? Seni unutmak mümkün mü ki?

    Sen İstanbulsun, ben sadece seni seviyorum!

    Münir Nurettin Selçuk söylüyor.

    - - İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar.

    cızırtı. gramofon. yağmur. aşk. birlikte. ha ne dersin kız?

    feylesof, 16 Mayıs, 2014
  • Doğuyor ömrüme bir yirmisekiz yaş güneşi
    Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken
    Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben
    Avucundan alırım kış günü bir yaz güneşi

    https://www.youtube.com/watch?v=jVR80ks0TFs
    Güfte:Cenab Şahabettin
    Beste: Münir Nurettin Selçuk