Fatih Karakuş, bir alıntı ekledi.
10 May 23:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Saray da muhasara altındaydı. Bu muhasaradan biraz önce Rusya büyükelçisi Mabeyn-i Hümayun'a gelerek: "Çar Hazretlerinin selâmını getirdim. Kendilerini hasta diye işittim. Arzuları neyse bildirsinler. Kıllarına zarar gelmeden her arzuları yerine getirilecektir. Emirlerine muntazırım" diye haber gönderdi. Cevad Bey bunu arzettiği zaman babam irkilmiş: "Çar'ın teklifini görüyor musun Cevad Bey? Allah bana böyle bir şey yapmayı kısmet etmesin. Başıma gelecek her felâkete razıyım. Ecdadımın mezarı neredeyse benimki de orada olmalıdır. Bu ihaneti yapmaktansa ölümü tercih ederim." diye cevap vermiştir. Sonra Cevad Bey'e, "Elçiye, Çar Hazretlerinin selâmına teşekkür ettiğimi, işittikleri gibi hasta olmadığımı, gösterdikleri dostluktan dolayı da teşekkür ettiğimi söyleyiniz" emrini vermiştir.

Babam Sultan Abdülhamid, Ayşe Osmanoğlu (Sayfa 146)Babam Sultan Abdülhamid, Ayşe Osmanoğlu (Sayfa 146)
Naz-ı Murat, bir alıntı ekledi.
15 Mar 23:31 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Muntazırım
Onu sabırsızlıkla bekliyordum

Yeni Dünya, Sabahattin Ali (Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları)Yeni Dünya, Sabahattin Ali (Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları)
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
30 Ağu 2017

«Bu hamiyetli ve cesur, Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı,
İstanbul felâketinden kim bilir haber almak için ne kadar
intizarlar içinde kalacaktık. İstanbul'da bulunan nâzır, mebus,
kumandan, teşkilâtımız mensupları içinden bir zat çıkıp vaktiyle
bize haber vermeği düşünmemiş olduğu anlaşılıyor.
Demek ki cümlesini heyecan ve helecan kaplamıştı.
Bir ucu Ankara'da bulunan telin İstanbul'da bulunan ucuna
yanaşamayacak kadar şaşkın bir hale gelmiş olduklarına
bilmem ki hükmetmek caiz olur mu?»

(Nutuk, s. 295, Devlet Basımevi, İstanbul 1938)


920'nin 16 Martı.
Öğleden evvel
saat onda
makina başında şöyle bir telgraf aldı Ankara'daki :

«Der-aliye 16/3/1920.
İngilizler bastı bu sabah
Şehzadebaşı'ndaki Muzika karakolunu.
Müsademe edildi.
İşgal altına alıyorlar İstanbul'u şimdi.
Berâyi malûmat arzolunur.
Manastırlı Hamdi.»

920'nin 16 Martı.
Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara'yı :
«Etrafta dolaşıyor İngiliz askerleri.
Şimdi işte
İngiliz askerleri giriyorlar nezarete.
İşte giriyorlar içeri.
Nizamiye kapısına.
Teli kes.
İngilizler burdadır.»

920'nin 16 Martı.
Manastırlı Hamdi Efendi
buldu Ankara'dakini tekrar :

«Paşa hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz bahriye askeri
Tophane'yi de işgal ediyorlar bir taraftan,
bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor.
Vaziyet vehamet kesbediyor efendim.
Paşa hazretleri,
Emri devletlerine muntazırım.

16 Mart 1920
Hamdi»


920'nin 16 Martı.
Durumu bir daha tekrar etti Hamdi Efendi :

«Sabah bizim asker uykuda iken
İngiliz bahriye efradı karakolu işgal etmekte iken
askerlerimiz uykudan şaşkın kalkınca müsademe başlıyor.
Neticede bizden altı şehit, on beş mecruh olup
İngilizler zırhlıları rıhtıma yanaştırıp
Beyoğlu ve Tophane'yi işgal edip.
İşte Beyoğlu telgrafhanesi de yok.
İşte Beyoğlu telgraf memurları geldiler.
Kovmuşlar.
Burası da işgal olunacaktır bir saata kadar.
Şimdi haber aldım efendim.»

920'nin 16 Martı
uykuda kesti kâfir üçümüzü,
kurşuna dizdi kâfir ikimizi.
İngiliz'in hepsi değil domuzu
Sabaha karşı aldı canımızı.

920'nin 16 Martı
basıldı Vezneciler'de karargâh.
Uyan be tosunum uyan.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
üçümüz : Abdullah çavuş, Şarkışla'dan Osman,
bir de Zileli Abdülkadir.

920'nin 16 Martı
Bozdoğan Kemeri'nde
kurşuna dizdi kâfir ikimizi.
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Memet benimkisi.

920'nin 16 Martı
uykuda kesti kâfir üçümüzü.
Soktu Osman'ın karnına kasaturayı,
bastı göğsüne kâfirin dizi.
Dört çocuk babasıydı Abdullah çavuş.
Doymadı dünyasına Abdülkadir.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
kurşuna dizdi ikimizi.

920'nin 16 Mart sabahı,
karakolun karşısında
bırakmadım elimden silâhı,
yere serdim iki İngiliz'i.
Senin ırzını kurtardım İstanbul'um,
Sana can feda çakır gözlü gülüm.

Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
kurşuna dizdi ikimizi.
Şimdi üçümüz :
Abdullah ve Osman ve Abdülkadir,
taşları yan yana yatar Eyüp'te.
Arama, bulamazsın ikimizin kabrini,
belki maşrıkta, belki mağripte,
biz de bilemeyiz yerini.


Uykuda kestiler üçümüzü,
kurşuna dizdiler ikimizi,
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Memet benimkisi.
Bir de altıncımız var,
kara kaytan bıyıklı bir şehit,
son mekânı şöyle dursun,
adını da bilen yok...

Kuvâyi Milliye, Nazım Hikmet Ran (BEŞİNCİ BAP / 920'NİN 16 MARTI ve MANASTIRLI HAMDİ EFENDİ ve REŞADİYELİ VELİ OĞLU MEMET'İN HİKÂYESİ)Kuvâyi Milliye, Nazım Hikmet Ran (BEŞİNCİ BAP / 920'NİN 16 MARTI ve MANASTIRLI HAMDİ EFENDİ ve REŞADİYELİ VELİ OĞLU MEMET'İN HİKÂYESİ)
Sezgi, bir alıntı ekledi.
02 Tem 2016 · İnceledi

''«Paşa hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz bahriye
askeri.
Tophane'yi de işgal ediyorlar bir taraftan,
bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor.
Vaziyet vahamet kesbediyor efendim.
Paşa hazretleri,
Emri devletlerine muntazırım.''
16 Mart 1920

Kuvâyi Milliye, Nazım Hikmet RanKuvâyi Milliye, Nazım Hikmet Ran