Bazen durup dururken aklıma düşüyorsun İstanbul. Ne bir fotoğrafın görüyorum ne de senden bahseden oluyor; yine de bir yerden çıkıp geliyorsun işte. Gariptir, insan bir şehri değil de bir ruhu özleyebilirmiş. Sende bıraktığım şey nedir, senden bana kalan nedir, ben de bilmiyorum.
Sana dair hatırladığım şeyler manzaralar değil artık. Daha ziyade bir hissin kendisi... Akşam üstü Haydarpaşa'ya akseden o mahzun hali, denizin üstünde gezinen o eski zaman sessizliği, sokak aralarına sinmiş o vakur hava... Sanki her köşende başka bir asrın hatırası vardı. İnsan yürümüyor da bir hâtıranın içinden geçiyor gibi oluyordu.
Şimdi adını işitince içimde tarif edemediğim bir iştiyak uyanıyor. Kavuşmak mı isterim, yoksa yalnızca seni hatırlamayı mı severim, onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu: Bazı sevgiler insana ait değildir. Bazı sevgiler bir şehre, bir devre, bir ruha duyulur. Sen de benim nazarımda biraz öylesin İstanbul. Uzaklaştıkça silinmedin; bilakis daha derin, daha müphem, daha aziz bir hâl aldın. Ve ben bugün bir kez daha Yahya Kemal'i anladım:
"Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle."