• “İnsan garip şeydi. Yitince, yitirmek istediğine müptela oluyordu ansızın. İtidali elden bırakınca sırtına biniveren iptidai bir histi bu; insanın insanlığıyla yaşıt.”
  • İslamın kızına..
    Gül yüzüne müteşekkil olmuştu yüzün
    Gençliğinin baharında edinmiştin hüzün
    İman ile tebliğdi hüznün Allah için nura lüzumun
    Henüz genç idin müşerref etmişti seni nurla Rabbin
    Gayen hayâ ile edepti dert edinmiştin günahların
    Nur ile iman tebliği idi günahlardan halaskar ümidin
    Sen gençliğinin baharında gaye edinmiştin kurtuluşunu imanın..

    Sen Meryem yolunda Allah'a tefekkür idi anın
    Fatıma sessizliğinde O'na hasretindi içten inciten haykırışın
    Sen gençliğinin baharında bir Aişe idin ilme iştiyakın
    Hafsa misali gençsin cihada iştirağı vardı safında Resulullah'ın
    Sen de onun gibi cihaddasın manen safında meleklerin...
    Gençliğinin evvelinde sen bir Rabia yoldaşısın
    İncinensin kalbi başkasının uçurumdayken imanının
    Kurtulmasına vesile olmaktı muradın ateşten insanın..

    Sen kalbi islama rabtolmuş gençsin gençliğinin baharında
    Zamanın evvelinde yoktun ya hani ne insanlığın ne islamın
    Ahirinde varsın Allah unutulmuş sinelerinde insanların
    Zor zamanın nur yolcususun sen kalbinde iman ile islamın
    Secde etmiş alnın benliğisin sen günde beş vaktinde namazın
    İki nefeslik ömürde solmayacak gülüsün sen ebedi cennetin
    Sen ki gençliğinin baharında edinensin derdini kardeşinin..

    Sen sabrı yoldaş edinen papatyasın bembeyaz yüreğinle
    Maraza müptela olmuş kalpleri insanların umudusun sen
    Sen vefasız dünyanın vefalı yoldaşısın Allah'a var teslimiyetin
    Alaka-i kalbe değmeyen cihanın meleğisin sen
    Sen nur'un talebesi olansın ışığında islamın Allah için
    Sensin nur aslında isminle cisnin NUR SEN'sin....
    ...UĞUR TUNÇ....
  • Katiyen (kesinlikle) bil ki, hilkatin (yaradılışın) en yüksek gayesi (amacı) ve fıtratın (doğuştan gelen özelliğin) en yüce neticesi, iman-ı billâhtır (Allah'a imandır). Ve insaniyetin en âli (üstün, yüce) mertebesi (derecesi) ve beşeriyetin (insanlığın) en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır (Allah'ı bilme, tanımadır). Cin ve insin (insanın) en parlak saadeti (mutluluğu) ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır (Cenab-ı Hakk'a karşı beslenen ihlâslı sevgidir). Ve ruh-u beşer (insan ruhu) için en hâlis (saf, duru) sürur (sevinç) ve kalb-i insan (insan kalbi) için en sâfi (temiz, saf) sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir (ruhun aldığı lezzettir).


    Evet, bütün hakikî (gerçek) saadet (mutluluk) ve hâlis (saf) sürur (sevinç) ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra (nurlara), esrara (sırlara), ya bilkuvve (kabiliyet olarak) veya bilfiil (fiilen) mazhardır (sahip olur, şereflenir). Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete (sıkıntıya), âlâma (acılara) ve evhama (kuruntulara) mânen ve maddeten müptelâ (tutulmuş) olur. 

    Evet, şu perişan dünyada, âvâre (başıboş, şaşkın) nev-i beşer (insan türü) içinde, semeresiz (meyvesiz) bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz (koruyucusuz, himayesiz) bir surette, âciz (güçsüz), miskin (zavallı) bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni (geçici) dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini (sahibini) bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan (şaşkın) olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder (sığınır), kudretine istinad eder (dayanır). O vahşetgâh (korkutucu bir yer olan) dünya, bir tenezzühgâha (gezinti yerine) döner ve bir ticaretgâh (ticaret yeri) olur.


    --Bediüzzaman Said Nursi Hz.--
  • Çoğunluk, azınlık, insanlık sözcüklerinden, toplumsal hizmet cinnetine müptela olanlardan ve bu tür şeylerden nefret ediyorum.
  • Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
    Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

    Az eyleme inayetini ehl-i dertten
    Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

    Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
    Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

    Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
    Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

    Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
    Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

    - Fuzuli