Mihriban Karadağoğlu, Histerik Bilinç'i inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İlk baskısını 2006'da yapan Histerik Bilinç kitabında Tura, çalışmasının amacını şöyle açıklıyor: "Bu kitapta bilincin doğa bilimi tarafından ele alınabilir bir olgu, bir doğa olayı olarak düşünülebilmesini sağlamayı hedefleyen öncü çabalara katkıda bulunmayı amaçlıyorum." Kitap oldukça bilgi yüklü ve özellikle deneysel felsefe alanında ilerlediğinden sunulan tezler arasında bir yoğunluk yaratıyor bu nedenle incelemenin daha dertli toplu durmasını istediğimden bölüm bölüm ilerleyerek çalışmanın içeriğine dair özet geçmeye çalışacağım.
Birinci kısımda Chalmers'ın yaptığı gibi bilinç problemine minimalist açıdan yaklaşıyor Tura. Bilincin davranışa yansıyan yönleriyle, bilincin 'ne' liğiyle, bilincin doğabilimsel yanına eğiliyor. İkinci kısımda ise Dennet'ın da yaptığı gibi bilince onun 'nasıl'lığıyla devam ediyor ve doğabilimsel bir olgu olarak ele alınabileceğini göstermek adına tezler öne sürüyor Dennet'dan farklı olarak.

2 Beyin-Bilinç Problemi
Öncelikle "Fenomenal Bilinç" nedir buna bakalım. Fenomenal bilinç bireyin öznel iç yaşantıları olarak duyguları, düşünceleri, rüyaları, hatta algılarıdır. Bununla birlikte aslında şunu deriz, dışarıda algıladığımız şu masa göründüğü gibi ahşap, dikdörtgen ve kahverengi bir masa değildir aslında. Benim onu algılama yolum onun bilincimde temsil ettiği görsel algılar aracılığıyla mümkündür bu da ona atfettiğim özelliklerin aslında masaya ait değil de kendi bilincimde oluşturduğum fenomenlere ait olduğunu gösterir. Peki ya fenomenlerimden hareketle kalkıp masaya dokunursam ve onun tam da orada algıladığım şekliyle olduğunu teyit edersem ona nasıl olur da dış gerçeklik diyemem? Bu fenomenal bir gerçekliktir çünkü dış gerçekliği bilincimde temsil eden bütünsel, holografik ve panaromik bir fenomenal uzam, harita mevcuttur. Bu harita her ne kadar 1/1 ölçekli görünüyor olsa da bu bire bir'liğin içinde gedikler mevcuttur. İçi su dolu bir bardağa kaşığı bırakınca kaşığın kırık bir görüntü aldığını yahut bir doğru üzerinde ard arda yanan farklı renklerdeki ışıklandırmaları nasıl da yol aldıkça renk değiştiren bir tek ışık olarak algıladığımızı düşünün. Peki fenomenal bilinç burada ne tür bir problem oluşturuyor ve onu hangi açılardan ele alacağız? İlk soru, tamamen atomlardan oluşan bir varlıkken ben ve şu masa, neden benim içim de o masa gibi karanlık değildir, neden o da benim gibi acı çekmiyor, aşık olmuyor, neşelenmiyor? İkinci soru ise şu, özgür iradeyle bağlantılı olarak fenomenal bilinç beyindeki maddi-nöral süreçleri etkiliyor mu? Eğer etkilemiyorsa özgür irade büyük bir yanılsama mı?

3 Bir Fenomenal Bilinç Hastalığı:"Gizemli" Histeri
Yukarıdaki soruları cevaplamak adına bilinçdışını göreceğiz burada ve hareket noktamız Histeri olacak. Tura histeriyi çıkış noktası olarak seçmesini şöyle belirtiyor:"Histerik beyin sadece normalden farklı bir şekilde çalışmaktadır ve bu farklılık fenomenal bilincin şu ya da bu şekilde bozulmasına yol açmaktadır. Eğer normal beyin ile histerik beyin arasındaki farkı saptayabilirsek fenomenal bilincin beyinle ilişkisini daha iyi tanımlayabiliriz muhtemelen. "(s. 54) Örneğin histerik körlük vakaları. Eğer bu kişiler hiç bir şekilde görmemelerine karşın uygun şekilde motive edilirlerse kendilerine gösterilen insan yüzlerindeki duygu durumlarını doğru şekilde ifade edebilirler. Nasıl? Histerik bilinçte görsel enformasyonların fenomenal bilinç alanına çıkmadan işlenmesi mümkündür. Yani bu hastalarda örtük bir görme olayı yaşanıp yüz ifadelerindeki duygu durumlar doğru tahmin edilebilse de fenomenal bilinçte bir görüntü oluşmuyor. Neden?

4 Bilinçsiz ve Bilinçdışı
Fenomenal bilince çıkmayan görüntüler Freud'un terimiyle bastırmaya modern nörobilimle ise söndürmeye uğramaktadır. Bu da beynin motivasyon-dikkat sistemleri çerçevesinde dikkatin belli bir psikolojik aktiviteden çekilip başka bir zihinsel aktiviteye yöneltilmesi, böylece ilk aktivitenin bilinçdışı düzeyde kalması biçiminde ifade edilebilir. Bu söndürme olayının nedenini ise kısaca otomatik kaygıdan kaçma olarak söyleyebiliriz.

5 Beyin ve Psikoloji
Beynin psikolojik işlevlerini nasıl yerine getirdiğine dair ganel açıklamalarda bulunur.

6 Loş Bilgi
Beynin nöro-psikolijik süreçleri anlatılmaya devam eder. Şu örneğe bakalım. Sağ beyin yarıküresi hasarlı hastaya her bir elinde bir madeni para olan doktor, karşısına geçip iki elini kaldırıyor ve kişi burada yalnızca sağdaki parayı algıladığını söylüyor. Yani sol uzamla ilgili algı sönmüştür fakat doktor bir elinde madeni para diğer elinde anahtar tutunca hasta her ikisini de algıladığını söylemiştir. Demek ki beyin henüz dikkat yöneltmeden her iki uzamsal alandan da enformasyonlar beyne ulaşırken bunlar benzer özellikler taşıyorsa sol tarafı ihmal etmekte fakat farklılık arz ediyorsa da bunların her ikisine dikkat yönelterek fenomenal bilinç alanına taşımaktadır. Peki ya doktor bu kez bir elinde gümüş çatal tutarken diğer elinde plastik çatal tutarsa? Hasta bu kez de iki çatalı da algılayabildiğini ifade etmiştir. Yani beyin bu loş bilgileri modal özelliklerinin yanında bir de semantik düzeyde işlemektedir. Demekki bilinçsiz bir anlam mümkündür. "Öyleyse beyin birbiriyle yarışmacı, hatta çatışmalı tarzda işleyen, her biri kendi içinde entegre iki zihinsel süreçten birini bilinç alanına taşırken diğerini ihmal edebilecek bir sansür(!) işlemi yapmaktadır. (s. 107). Öyleyse şunları çıkarsayabiliriz;
a) beyin bilinç eşiğinin altında da bilgi işleyebilmektedir.
b) bu işlemin dikkatin yönlendirilmesinde dolayısıyla da bilinç alanının belirlenmesinde önemli rolü vardır.
c) bu dikkat ve enformasyon işleme sürecinin enformatik düzeyi semantik bir düzeye ulaşıyor.

7 Duygular
Önceki bölümlerde dikkati çevresel-bilişsel özellikleri bakımından inceleyen Tura bu bölümde daha ziyade dikkatin bedensel-duygusal-motivasyonel yanına eğiliyor. Aynı zamanda klasik dürtü kuramının eksik hatalı yanlarını da modern nörolojik bulgularla eleştiriyor. Duygu-motivasyon sistemlerini de şu başlıklar altında inceliyor;
Temel duygu-motivasyon sistemleri
a) Araştırma duygu-motivasyon sistemi
b) Öfke duygu-motivasyon sistemi
c) Korku duygu-motivasyon sistemi
Sosyal duygu-motivasyon sistemleri
a) Şehvet duygu-motivasyon sistemi
b) Bakım(sevgi) duygu-motivasyon sistemi
c) Panik duygu-motivasyon sistemi
d) Oyun duygu-motivasyon sistemi
e) Kendilik duygusal-motivasyonel düzenleme sistemi

8 Deney ve Sezgi
Daha önceki bölümlerdeki tezlerin bir aradalığını görebiliriz bu bölümde. "Fenomenal bağlanma"ya dair deneysel sezgiler ortaya konur

10 Madde ve Bilinç

Bundan sonraki bölümlerde psikodinamiklerden ve nörolojik aktivitelerden maddi varlığın fiziksel boyutuyla ilgilenir. Fenomenal bilinç özelliği taşıyabilen maddi varlık bir doğa bilim olgusu halinde düşünülmeye çalışılır. Occam'lı William'ın usturasına göre de yok yere evrendeki varlık sayısını arttırmak gerekir.

11 Birinci Varsayım:Bir Doğa Olayı Olarak Fenomenal Bilinç Nasıl Mümkündür?
Eğer fenomenal bilinç beyin kendisinde geçen nöral süreçleri algılamasıyla oluşuyorsa bütünlüklü fenomenal dünyamız(bilincimiz) beynimizin kendindeki bir yanılsamasından ibaret. (s. 187) Peki ya bilinç zihinsel süreçlerimize etkide bulunuyor mu yoksa yalnızca buna paralel olarak yer alan bir epifenomen mi?

12 İkinci Varsayım:Özgür İrade
Özgür iradeye fizik yasaları müsade ediyor mu acaba? Çift yarık deneyinde ışık nasıl hem dalga hem de foton gibi davranabiliyor? Dalga halinde ilerleyen ışık ekrana foton halinde düşebiliyorsa özgür irade dediğimiz şey kuantum düzeyinde fiziksel belirlenimciliğin ortadan kalktığı bu aşamada mı ortaya çıkıyor. Sonuç olarak Tura şöyle kapatıyor bölümü:"Sonuç itibariyle Pratik Maksatlarımız Gereği ve şimdilik kaydıyla özgür iradenin olmadığı varsayımını güçlü bir şekilde, epifenomenalist varsayımı da zayıf bir şekilde tercih etmeyi öneriyorum." (s. 220)

13 Üçüncü Varsayım:Bilinç ve Zaman
Bilinç fenomenlerinin uzay-zaman fiziği tarafından incelenemeyecek yer kaplamayan sadece zamanda geçen doğal olaylar oluşumlar olduğunu fikrini savunur Tura.

İçindekiler

Birinci Kısım:Uzlaşımsal Yol
1 Giriş
2 Beyin-Bilinç Problemi
3 Bir Fenomenal Bilinç Hastalığı:"Gizemli" Histeri
4 Bilinçsiz ve Bilinçdışı
5 Beyin ve Psikoloji
6 Loş Bilgi
7 Duygular
8 Deney ve Sezgi
9 Birinci Kısmın Değerlendirilmesi

İkinci Kısım:Teorik Yol
10 Madde ve Bilinç
11 Birinci Varsayım:Bir Doğa Olayı Olarak Fenomenal Bilinç Nasıl Mümkündür?
12 İkinci Varsayım:Özgür İrade
13 Üçüncü Varsayım:Bilinç ve Zaman
14 Ne Yaptık:Genel Bir Değerlendirme

Sonsöz
Kaynakça

Dilek Obut, bir alıntı ekledi.
17 May 20:12

Bir ihtimal olduğunda, devrim ne kadar da güzel, diye düşündüm.
Uzaklarda bir yerde art arda silahlar patladı.
İstasyonun kapısından esmer mi esmer bir çocuk bağırarak fırladı dışarı: "Ma ne durisız! Toppal Effe Gabar'dan inmiş Amed'e giriy laaaa..."

Tol, Murat UyurkulakTol, Murat Uyurkulak

Zaman kaybı. Kapaktaki övgüler ve "aman şöyle, yok efendim böyle"lerin ötesinde, gereksiz derecede küfre ve belaltına bulanmış sayfalar yığını yani. Kapakta Dede Korkut Hikayeleri'nden bahsedilmiş, ancak sadece "Yerli kara dağların yıkılmasın, gölgelice kaba ağacın kesilmesin..." kısmı gözüme çarptı Dede Korkut Hikayeleri'ne dair. Göz boyama şekli yani.
Ağaç demişken, kitabın isminden zaten bazılarımız, kitabın konusunun ne olduğunu bulabilirler. Ben çok uğraştırmadan söyleyeyim size. Gezi Parkı eylemlerinin olduğu dönem ile yüz yıl öncesinin harmanlandığı bir kurgu var kitapta, ki bu fikir bana oldukça parlak gelmişti ilk başta. Lakin iş, konuyu işlemeye gelince işler zıvanadan çıkıyor. Kitapta gayet tek taraflı bir anlatım var ve bir taraf iyilik meleği, diğer taraf şeytanın osuruğu gibi gösterilmiş. Tarihten örnek verirken tüm halklara hak verip, barış kardeşlik mesajları döşenen yazar, ne hikmetse aynı sağduyuyu, emir alıp bunu uygulamak durumunda olan polis teşkilatı için göstermemiş ve polisi nasıl aşağılayacağını bilememiş. Bu tip zihniyet, bu olayların olduğu dönemde de ortaya çıktı ve halk, kapı komşusu, akrabası, arkadaşı olan polislere düşman oldu. Sonuç ne oldu peki? Polisi kötü bildiniz, polis sizi kötü bildi. Birbirinizi kırdınız, sizi karşı karşıya getirenler ellerini ovuşturarak ve pis pis sırıtarak bu sahneyi seyre daldılar. Yani filler tepişti çimenler ezildi.
Çok da fazla bir şey söylememe gerek yok. Kitabı beğenmedim, edebi değeri zaten yok, yanlılığı da üste tuz biber oldu. Tavsiye etmiyorum.

Post Mortem, bir alıntı ekledi.
05 Nis 16:59 · İnceledi

"Filler hikayesi gibi bu memleket. File dokunan körler hayvanın neresini ellerse öyle tanımlar ellediklerini. Bu, hayvanın dokunduğun yerine göre bir balta sapı olabilir halbuki tenasül organıdır. Hortumunu okşarsın nargile olur, kulaklarını ellersin yelpaze sanırsın. Fili okşayan körlerin hiçbiri anlayamaz neye benzediğini hayvanın. İşte biz de tüm şu olup bitenlere fili elleriyle yoklayan körler gibi bakıyoruz çocuk."

Taksim Bahçesi, Murat Arda (Sayfa 238)Taksim Bahçesi, Murat Arda (Sayfa 238)
Post Mortem, bir alıntı ekledi.
30 Mar 10:54 · İnceledi

Ah İstanbul; yedi tepesi oynak fahişe, eski bir ozanın da dediği gibi, sen kanla yazılmış ve ancak kan ile çözülebilecek bir meseleler yığınıydın, dün, bugün ve yarın da öyle kalacaksın...

Taksim Bahçesi, Murat Arda (Sayfa 31)Taksim Bahçesi, Murat Arda (Sayfa 31)

Düşün insanlarımız
Afşar Timuçin
Ahmet Cevizci
Ahmet İnam
Ahmet Şuayip
B
Bedia Akarsu
Seyla Benhabib
Bilge Karasu
C
Cemil Meriç
D
Arda Denkel
F
Fatma Barbarosoğlu
G
Gediz Akdeniz
Gürol Irzık
H
Hasan Aydın
Hüseyin Batuhan
İ
İhsan Fazlıoğlu
İlham Dilman
İoanna Kuçuradi
İsmail Fenni Ertuğrul
M
Macit Gökberk
Mehmet Emin Erişirgil
Mevlüt Uyanık
Murat Baç
N
Nami Başer
Neyzen Tevfik
Nusret Hızır
O
Oruç Aruoba
Ö
Ömer Naci Soykan
R
Rıza Tevfik Bölükbaşı
S
Selahattin Hilav
Suphi Ethem
T
Tahir Musa Ceylan
Takiyettin Mengüşoğlu
Teo Grünberg
U
Uluğ Nutku
V
Vedat Ali Özkan Kayacı
Vehbi Hacıkadiroğlu
Y
Yılmaz Öner

Pelin Sglm, Pelin'i inceledi.
 27 Şub 21:52 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Gerçeklik, hayal, cemaat, din, heavy metal, 90lar, istanbul, kemancı,Avrupa, uyuşturucu ve Pelin yani adaşım... sarı çocuk Can Sancak Pelin'i anlatıyor. Okudugum kitaplar arasında kendini ayrı bir rafa kaldırttı bu kitap, ara ara hatırlatacak kendini, eminim. Kelimelerle oynamayı seven, seveni ayrı sevenler bu kitabı da sevecektir.

Aşırı beğenerek okuduğum bu ödüllü kitap, Pavase’nin paramparça eden bir sözü ile başlıyor ; "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum."
Ve Beatles'tan bir mısra ile kapanıyor:
“Bu sabah aynaya baktım kimseyi göremedim."

Süslü püslü ifadelerin art arda sıralandığı bir kitap değil bu kitap. Yazar, edebiyat oyunlarıyla köşe kapmaca oynamamış.
Adeta yaşamış ve anında yazmış, o “a-nın hissini yitirmeden” dökmüş içini kağıtlara...
Kullandığı dil ile bir düşünce,bir ağlama duvarı örmüş ve sonra o duvarı yıkarak yeni anlamlara pencere açmış sanki.

“ <Pencere> , ‘penc’ ve ‘re’ kelimelerinden oluşuyor. ‘Penc’, şu tavladaki sayı, yani beş demek. ‘Re’ ise yol demektir. Burayı, şu dört duvarı düşün. Hangi tarafa gitsen yol yok, kapalı. Pencere de bu dört duvarın arasında açılan beşinci yoldur, unutma.”

diyor Murat Özyaşar.
Çift Kâğıt isimli öyküsünde ...
Demek, Özyaşar için yazmak bir pencere olmuş, bir beşinci yol...

Biz okurlar için de “kitap okumak” bir beşinci yol ,
hiç tül çekmediğimiz
hep temizleyip parlattığımız
bir pencere değil mi zaten...

Tutku kondu, bir alıntı ekledi.
30 Eki 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kısa bir süre önce bir sokak röportajında Rıdvan Dilmen'e mikrofon uzatılmış, "Türkiye hangi yarım kürededir, Türkiye kaç coğrafi bölgedir" soruları sorulmuş, Rıdvan Dilmen iki soruya da cevap verememişti. Türkiye'nin hangi yarım kürede olduğunu bilmeyen, Türkiye'nin kaç coğrafi bölge olduğunu bilemeyen arkadaş, Türkiye'nin rejimine dair fikir yürütüyor, kampanya yürütüyordu. Üstelik Arda Turan, Burak Yılmaz ve Murat Boz "istiklal savaşı"na çağrı yapıyorlardı ama, üçü de askerliğini bedelli yapmıştı. Koğuş nöbeti bile tutmayan tipler, memleketin gençlerini "istiklal savaşı"na davet ediyordu.

Sen Kimsin?, Yılmaz Özdil (Sayfa 99 - kırmızı kedi)Sen Kimsin?, Yılmaz Özdil (Sayfa 99 - kırmızı kedi)
Arzu, Uçurtma Mevsimi'yi inceledi.
 22 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Özellikle bu kitaba puan vermek istemiyorum. Tufani, Kedi Merdiveni, Kar, Badhana, O Gün Yazdım hikayelerini çok beğendim. Geriye kalanlar için etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama yıllar içinde kendini geliştirecektir. Kafkaokur'daki yazılarını gerçekten beğenerek okuyorum, hatta elimdeki kitabım da imzalı. Galiba hikayelerini ard arda değil de arada bir okuyunca daha bir keyifli oluyor. O Gün Yazdım hikayesini, birgün otobiyografi olarak uzun haline dönüştürmesi dileğiyle! Tabir-i caizse tadı damağımda kaldı! :)