• ''Paranın Cinleri'' yazarın kendi ifadesi ile yaşamöyküsel bir roman, bir kaç defa başlanıp bırakılan... Bu roman ile anıları artık yakasından düşsün, geçmişi peşini bıraksın istemiş ama öyle olmadığını ve asla da olamayacağını anlamış. Yine de içindeki isteğe bağlı kalarak albümünde ve belleğinde kalan fotoğraflarla geçmişi dile getirmiş.

    Muro Mardin'de geçen çocukluğuna olan bağlılığını '' Mardin gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir taşkent. Ben orada doğdum. Orada büyüdüm. Orada öldüm. Ondan sonrası bütünüyle kendi içimde çıktığım uzun bir yolculuktur.'' şeklinde ifade ediyor.

    Anılar, beklentiler, hayal kırıklıkları...İçindeki duyguları bastırma telaşı...Her bastırılan duygunun tek bir idealde, kendini tüm Türkiye'ye anlatabilme arzusunda toplanması .Muro' nun Mardin'i, kıymetli taşların dili...Onun için yıldızların en parlak olduğu tek dönem...Yazları avluda yatılan geceler ve uykuya en yakışanın sim işi yorgan yüzlerine vuran ay ışığı olduğu ... İçine işlemiş acılar, peşini bırakmayan intikam cinleri... Öyle güzel anlatmış ki... Okurken hem tadına doyamıyor hem de aldığı tat için vicdan azabı duyuyor insan...

    Kitaptan uzun bir alıntı görmek istemeyenler, lütfen okumayı burada bırakınız...

    Annemin aslında öz annem olmadığını on yedi yaşında öğrendiğimde, kaç yılın kuruntusunun gerçek çıkması; ablamın gerçek ablam; ağabeyimin gerçek ağabeyim olmadığını öğrenmek; dayılarımın, teyzelerimin, herkesin, her şeyin, benden bir adım geri çekildiğini ve zaten hep yabancısı olduğum bu gezegende, o güne dek bir kenarına ilişmeye çalıştığım bir dairenin hepten dışına sürüldüğümü hissetmek... Yüzünü hiç görmediğim yabancı bir kadının, İstanbul'da yaşayan bir kadının beni doğuran öz annem olduğunu bilmek, ama nerede, nasıl, kim olduğunu bilmemek... Ve hepsinden önemlisi, neden? neden? neden?

    Yüreğim üveylik yaralarıyla dolu.

    Üstelik hiçbiri üvey gibi değildi ki...Ne annem, ne ablam, ne diğerleri. Hep sevildim, gözetildim, şımartıldım. Hele annem. Ama sorun, bu değildi...Nitekim onlarla kurduğum ilişki, bu ''hakikatin'' öğrenilmesi sonrasında da hiç değişmedi. Sadece, dünyayla kurduğum ''gerçeklik'' yara almıştı bir kez, hem de arkasında taşıdığı ancak melodramlarda görülebilecek acıklı bir hikayenin bundan sonrasını benim omuzlarıma ve hayatıma yükleyerek... Her yerde hep iğreti, hep yabancı, hep sürgün gibi duran benim, yıllardır içimde yaralı bir hayvan gibi saklanan yalnızlığımı büyütmüştü bu ''üvey'' kimliğiyle hayatımı damgalayan yeni gerçek.

    Sonrasında kabaca söylersek: Hayattan kaçtım, sanata sığındım. Yazı' yı evlat edindim, okurları akraba...

    Keyifli okumalar ...
  • Nalet olsun içimdeki insana sevgisine ...
    -Muro
  • "Algının toplumsal dolaşımında yazı dikey derinleşme, görüntü ise yatay yaygınlaşma olarak ifadesini bulur. Günümüz dünyasında "yazı" ile "hız" arasındaki ilişki, büyük ölçüde yazı aleyhine işliyor. Yazı sizden durup dinlemenizi, derinleşmenizi, bakışlarınızı bilemenizi, aklınızı ve ruhunuzu açmanızı istiyor. Oysa biz görüntüden görüntüye koşmanın hipnozunda içimize bakmaktan kaçıyoruz. Yazının "derinleşmesi" ile "yaygınlaşması" arasındaki ilişkideki denge bizim gibi toplumlarda bir türlü sağlanamıyor. Yazının hem derinleşmesine hem yaygınlaşmasına zaman kalmadan, görüntünün yayılma hızı, yazıyı ihtiyaç dışı bırakıyor. Akıp giden görüntülerin sersemleticiliğinde günlerin akışına, zamanın geçip gidişine bırakıyoruz kendimizi."
  • "Sakinim içimdeki dağda
    Nöbetini beklerim"
  • kaç hikayede kıydın kendine
    bir aşk için

    aşk için söylenmiş bütün sözler yaban
    bütün yaralar derin
    tekrarlayarak karşılaştırılmaz yaralar
    derin

    ümitsiz durumlar için
    bir yerlerde bulunduğunu sandığın
    o bir kaç kelime
    mümkün mü

    dilin ucu bu kadar uzakken sahibine

    -söz dediğin
    ancak yarası birbirine benzeyenlere-
    sürdürmek için birkaç imkan
    uçurum kıymetinde
    eksilmek
    ne kadar eskitse de

    unutulmuş kabuklar
    çok eski yaraların izinden
    kanamaya başlar yeniden
    insanın kendinden bile derin
    çok derin

    placebo
    teselli yerine geçecek ilacı
    birbirine benzemeyen günlerin
    kaybolmanın kardeşliğinde
    kimse kıyamaz kendi azrailine
    bekler yabanını ellerin

    çırpınmak faydasız
    nasıl çıkamazsa insan
    kendi gövdesinden dışarı
    -çıkamazsın cezan dolmadan
    kapatıldığın aşktan-
    çünkü aşk hapishanedir
    kendini biriktiren
    için için ve kendiliğinden
    çözülen günü geldiğinde
    kilidinden
    gün saymayı bilen
    kalbin sağlam kanı
    sabrın şaman rüyası
    bu sefer de hayatta kaldın
    eski yaralarının izinden
  • bir yola çıkarken neleri almadık yanımıza
    bir yangında neleri ilk kurtarmadık
    nerede çürüttük
    bir zamanlar her şeye kanan kalbimizi
    yerini bulmamış incelikler, bozguna uğramış düşler,
    atlanmış serüvenlerle hangi hayatların yanından geçtik
    nerede yitirdik
    erken itiraflar
    ergen isyanlarla
    bir korsan gibi yaşadığımız gençliğimizi

    Büyüdük, büyüdük sandık
    Kaybetti bazı şeyler artık önemini