Fatih Karakuş, bir alıntı ekledi.
10 May 21:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Babam anneme ilk hediye olarak kıymetli bir MushafŞerif vermiştir. Bu MushafŞerifi verdiği zaman, "Sana bir isim vermek istiyorum. Niyetle açacağım. Cenab-ı Hak bakalım nasıl bir isim kısmet edecek," deyip açmış. 325'inci sayfadaki Enbiyâ Sûresi'nin 28'inci âyetindeki "Müşfikun" kelimesi gözüne çarpmıştır. Bunun üzerine: "İnşallah hakkımda pek hayırlı, müşfik bir kadın olacaksın" demiş, mührünü kazdırmış, "Müşfika Başikbâl" unvanını vermiştir.

Babam Sultan Abdülhamid, Ayşe Osmanoğlu (Sayfa 112 - Sultan Abdülhamid Han)Babam Sultan Abdülhamid, Ayşe Osmanoğlu (Sayfa 112 - Sultan Abdülhamid Han)

Teşekkür-i Dâmen-bûs-ı Sultân Ahmed Be-Emr-i Hümâyûn - Nedîm:
Sabâh-ı ıyd kim âlem olup feyziyle nûrânî
Sadâ-yı kûs u şevket eyledi pür-çarh-ı gerdânı

Sarây-ı şehriyâr-ı âlem oldu maşrık-ı ikbâl
Gelüp hep hâk-bûsa devlet-i ulyânın erkânı

Kuruldu taht-ı âlî-baht tarz-ı dil-pesend üzre
Döşendi pîşgâha ol murassa‘ ferş-i hâkânî

Hezâran zîb ü ziynet sad hezâran ferr ü şevketle
Cülûs etdi çıkup dehrin şehenşâh-ı cihânbânı

Yesârında durup şehzâdegân izz ü sa‘âdetle
Sipihr-i haşmetin her biri oldu mihr-i tâbânı

Denür sâhib-kırânın çârdır yanında şemşîri
Görüp şehzâdegânı anladım bu râz-ı pinhânı

Mu‘ammer eylesin yavuz nazardan saklasın
Mevlâ Ki onlardır binâ-yı izz ü şânın çâr erkânı

Yemîninde dururdu hâtem-âsâ âsaf-ı ekrem
Olup rûh-ı mücessem âlemin gûyâ nigehbânı

Vezîr-i pür-himem Dâmâd İbrahîm Pâşâ kim
Eder İbnü'l-Amîdi dergeh-i cûdunda derbânı

Cenâb-ı sadr-ı a‘zam gûyiyâ tefsîridir onun
Şehenşâh-ı cihan bir mushaf ammâ resm-i Osmânî

Erişmiş olsa bu vakte Alî Şîr-i Nevâyî ger
Olurdu ol hidîv-i ekremin bî-şübhe sekbânı

Vezîr-i a‘zamın da izz ü devletle yemîninde
Dururlardı şehenşâh-ı cihanbânın vezîrânı

Durup ol çâr-düstûr-ı giran temkîn-i vâlâ-câh
Ederler hıfz içün vefk-ı murabba‘ şâh-ı devrânı

Birisi mesned-ârâ-yı Kapûdânî sa‘âdetle
Üçü ol şehriyâr-ı âlemin dâmâd-ı zî-şânı

Sütûr-ı nüsha-i devlet gibi şâhın kafasında
Durur cümle ağâyân-ı harîm-ı hâs-ı sultânî

Bu dârâtı temâşâ kıldı çün kim bende-i nâ-çîz
Celâlet pertevinden hîrelendi çeşm-i hayrânı

Mehâbet bir tarafdan bir tarafdan şerm ile haclet
Gelüp dem-beste vü lâl eylediler tab‘-ı nâlânı

Sürüp yüz hâk-i pâye yek-be-yek erkân-ı izz ü câh
Kuruldu haşmet ü şevketle divân-ı Süleymânî

Durup tertîb ile yerli yerinde ehl-i mansıb hep
Tamâm oldukda dîvân-ı felek-unvânın erkânı

Cenâb-ı şeyhü'l-islâm-ı şerîf-etvâr-ı sa‘d-âsâr
Ki şâkird etmeğe etmez tenezzül Mîrzâ Cânı

Ulûm-ı Bû Hanîfeyle derûn-ı sînesi memlû
Vera‘la vech-i pâki subh-ı sâdık gibi nûrânî

Onun ardınca bi'l-cümle sudûr-ı âsman-pâye
Ki ilm ü fazl ü takvâ gevherinin her biri kânı

Gürûh-ı dâ‘iyan bir bir öpüp dâmân-ı iclâli
Hele ol devlet-i ulyânın oldum ben de şâyânı

Şehenşâhâ hidîvâ şihriyârâ âsman-kadrâ
Bu devletle bu abd-i kemterin sebk etdi akrânı

Sa‘âdetle hitâb etdik ki geldin cümleden sonra
Efendim kıldı ihyâ nutk-ı can-bahşın dil ü cânı

Cemâl-i pâkin sâ'irden artuk görmek ister dil
Aceb mi cümlesinden sonra bûs etsem o dâmânı

Ne mümkindir kasîdeyle teşekkür böyle eltâfa
Yerin bulsun deyü hünkârımın ammâ ki fermânı

Bu gûne bir kasîde söyledi vasf-ı şerifinde
Nedîmâ benden alup destine kilk-i dür-efşânı

Eyâ iklîm-i pür-tekrîm-i İslâmın nigehbânı
Bu kişver görmemişdir sen gibi sultân-ı zî-şânı

Bu dünyâda sen ona sâlis oldun çünki lâyıkdır
Bununla fahr ede ukbâda Sultân Ahmed-i Sânî

Nesîm-âsâ çü fermânın iki deryâya şâmildir
Denilsin zât-ı âlî-şânına İskender-i sânî

Nizâmın buldu zât-ı akdesinle milket ü millet
Misâl-i rûh ihyâ kıldı re'yin çâr erkânı

Ser-â-pây-ı cihânı şöyle tezyîn etdi eltâfın
Ki etmez böyle tezyîn nev-bahâran bir gülistânı

Tasavvur etmedi bu câhı hülyâsında İskender
Ferîdun görmedi rü'yâda bu tertîb-i dîvânı

N'ola hurşîde teşbîh eylesem zât-ı hümâyûnun
Ki onun da senin gibi cihanda yokdur akrânı

Süheylin çeşmini ferr-i nigînin eyledi rûşen
Mehin ruhsârını tâb-ı rikâbın kıldı nûrânî

Felekde resm-i izz ü câh u haşmet n'idügün bilmez
Senin dârâtına teşbîh eden Dârâ vü Hâkânı

Cihânda vâdî-i âdâb-ı hidmet görmemişdir hiç
Derinde hidmete lâyık görenler şâh-ı İrânı

Adûlar rütbe-i ikbâlini bir hoşça fark etsin
Cilâ versin çeküp çeşmânına kuhl-ı Sıfâhânı

Sen ol hâkân-ı mensûrü'l-alem sultân-ı âlemsin
Ki hem-demdir senin her kânna tevfîk-i Rabbânî

Hilâfet zât-ı âlî-şânına mahsûsdur şimdi
Sana nisbet mülûkun muzmahildir rif at ü şânı

Sana Hak kıblegâh-ı dîn-i Hakkı eylemiş ihsân
Sana muhtâcdır cümle cihânın ehl-i îmânı

Münevver meşhed-i kuds-âşiyân-ı mefhar-ı âlem
Senin mülkünde olmak sana Hakkın mahz-ı ihsânı

Husûsa hırka-i pâk-i Resulullah kim onun
Melekler bûs-ı dâmâniyle fahreylerse erzânî

Der-âgûş eyleyüp ol cism-i pâki nûr ile dolmuş
Misâl-i perde-i fânûs dâmân u girîbânı

Ne devlet ne sa‘âdetdir hezâran hamd ü şükr olsun
Cenâb-ı hazret-i Hak sana ihsân eylemiş onu

Ya ol vâlâ âlem kim kâmet-i dil-cûsu olmuşdur
Riyâz-i cennetin gûyâ ki bir serv-i hırâmânı

Nihâl-i kaddinin üftâdesidir sidre vü tûbâ
Esîr-i şukkası rûhâniyân-ı arş-ı Rahmânî

Resûl-i kibriyânın ol mübârek râ'yeti şimdi
Muhayyemgâh-ı nusret-şânının olmuşdur unvânı

Alem-dâr-ı Resûlullahsın ikbâl ile çünkim
Sana tâbî‘dir elbette cihânın pâdişâhânı

Şehenşâhâ egerçi âlemin eyyâm-ı adlinde
Sabâh-ı ıyd ile hem-pâyedir her vakt ü her ânı

Velîkin bu mübârek ıyd dahı eyleyüp teşrîf
Sıtanbûlun ferahla ıyd-ber-ıyd oldu her yanı

Binüp sad 'izz ü nâz ile semend-i şûh-reftâre
Güzeller Atmeydânında alır şimdi meydânı

Husûsa Hazret-i Eyyûb ile meydân-ı Tophâne
Birer takrîb ile elbette cezb eyler cüvânânı

Firâz-ı Üsküdârın bu‘dı vardır gerçi kim ammâ
Yine inkâr olunmaz Hak bu kim onun da seyrânı

Ya Sa‘d-âbâd-ı dil-cûnun efendim sorma hiç vasfın
Kulun bir vech ile ta‘bîre kâdir olmazam anı

Müferrih gam-zedâ hâtır-güşâ dil-cû vü rûh-efzâ
Temâşâsı muhassal mest ü hayrân eyler insânı

Biçinmiş bağlar ıydıyye cümle fıstıkî atlas
Sarınmış başa neftî şâlını serv-i hırâmânı

Gümüş renginde bir dîbâ biçinmiş cedvel-i sîmîn
Velîkin hâre gibi mevci var şeffâf u nûrânî

O dîbâ âb-şârın dahı eğninde heman farkı
Bunun mevci biraz sık onun ise kaddi tûlânî

Yine ıydıyye bahşişler verüp fevvâre-i dil-cû
Dem-â-dem etmede etrâf-ı havza sîm-efşânı

Şehenşâhâ bu ıyd eyyâmı cümle kulların çünkim
Şeref-yâb oldu pâ-bûsunla buldı izzet ü şânı

Ya Sa‘d-âbâd dahı çekmede hasret pâ-bûsa
Onun hakkında da icrâ kıl ol lutf-ı firâvânı

Buyur ol cây-ı dil-cûyu ser-efrâz eyle lutfunla
Hemîşe hem-rikâb olsun sana te'yîd-i Rabbânî

Hudâ hem-vâre mahfûz eyleyüp zât-ı hümâyûnun
Musahhar eylesin fermânına İrân u Tûrânı.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
07 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İslâm dininin mukaddes kitabı Kur'an-ı Kerîm de, çocukları oldukça etkilemektedir. Okunan Kur'an'ı dinlemek onların ruhlarında büyük bir ferahlık meydana getirdiği gibi, "MushafŞerif adı verilen kitap halindeki varlığı da, dini ilgi ve uyanışlarına vesile olmaktadır.

Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatalım?, Mehmet Emin Ay (Sayfa 162)Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatalım?, Mehmet Emin Ay (Sayfa 162)
salih, bir alıntı ekledi.
03 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bakın, bir zamanlar “Hangi suçundan dolayı öldürüldü? ” sorusu, şehirde yaşanan bir dramı sona erdirmek için sorulmuştu. Yani hayatın içenden gelen bir soruydu.Bunu duyan mağdurlar ve mazlumlar bu sese doğru koştu. Kılıcını kınından çeken “Bu soruyu sorana yemin olsun ki artık kılıcımız bu sözün arkasındadır! ” dedi. Muazzam bir hareket başladı. Meydan “okudu”, rüzgar gibi esti, yel gibi savurdu. Mekke’nin arka sokaklarına dağıldılar, gömülen çocukları tek tek buldular, ölmedilerse daha topraktan çıkardılar ağlaya ağlaya. Ve daha kimseyi gömdürmediler…
Sonra hayatın içinden gelen bu soru, “Tekvir” suresinin “8. ayeti” olup mushaflaştı. “MushafŞerif” duvara asıldı büyük bir saygıyla. Abdestsiz dokunulamaz, salavatsız okunamaz hale geldi. Hafızlar ezberledi, üzerine yığınla tefsirleri yazıldı, sayı değerleri ölçüldü, ebced hesabına göre manalar çıkarıldı üzerinden…
Bugün hala ezberleniyor, cinci hocalar suya batırıp okuyor, muska yapıp koyunlara asılıyor. Her yerden “Hangi suçundan…” sesleri geliyor. Salonlar bu sesle çınlıyor. Tekkelerden “Hangi, hangi, han, ha, hu, hu, hu…” zikirleri yükseliyor.
Ama şehirlerin arka sokaklarında, okulların önlerinde ve daha nice yerlerde kızlar diri diri gömülmeye devam ediyor. Nice hayatlar mahvediliyor, gelecekler karartılıyor. “Su getirin, su getirin…” sesleri gibi “Hangi, Hangi suçundan…” sesleri en ince tecvid kaidelerine kadar okunup duruyor…
Bir tek kız çocuğu ise gömülmekten kurtarılmıyor.
İşte bu bir dinin hayattan hazin çekilişidir.
Bir zamanlar hayatın çığlığı olarak doğmuş bir dinin, yaşamla bağının koparılması, tarihin ve hayatın gerisine düşmesidir. Onun da artık bir eski çağ metni, lahuti bir ayin sesi olmasıdır. Yerini hayatın ortasından yani evler, sokaklar ve caddelerden ıssız tapınaklara taşımasıdır…
Madem öyle, genç, diri ve yepyeni bir kuşak ona sahip çıkmalı ve bu dini doğduğu yere tekrar döndürmelidir. Kur’an’ı orada anlamalı, yorumlamalı ve yaşamalıdır. Şehrin arka sokaklarına dağılmalı, hayatın mecralarına girmeli, şehrin temposuyla birlikte atmalı, Kur’an’ı gerçek hayat kitabı olarak yeniden “okuma”lıdır…
Aksi halde görünen köy klavuz istemez; büyük bir saygıyla din hayattan çekiliyor.
AB’ye girmiş bir Türkiye’de “namaz” adlı folklorik oyunları seyretmeye ve alkışlamaya hazır olun. Siz değilse bile üç kuşak sonraki torunlarınız…
En hazini de bu kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayı olacak…'

Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 42)Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 42)
Muhsine Feyza, bir alıntı ekledi.
08 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Yeri göğü yaratan perverdigâr hakkıyçün ve Mushaf-ı şerîf hakkıyçün ve Peygamber-i Zî-şân Efendimiz hakkıyçün, şu yazılanlara hiçbir fert muhalefet eylemeye!"

Cen.net Kafenin Sahibi, Harun Kırkıl (Sayfa 174)Cen.net Kafenin Sahibi, Harun Kırkıl (Sayfa 174)