• Öncelikle bu kitap ile tanışmama vesile olan ve kitabı bana hediye eden Selman Ç. sana buradan teşekkürlerimi bir kez daha sunuyorum.. Var ol. :))))))) hahaha

    Konuya nasıl giriş yaparım, bu nasıl bir inceleme olacak inanın hiçbir fikrim yok. Duygularımı bir köşeye atıp daha nesnel yazabilmek isterdim aslında ama sanırım başaramayacağım.

    Yazarımız psikoloji eğitimi almış ve bu kitap onun henüz ilk eseri. İlk olmasına rağmen aslında ben başarılı da buldum diyebilirim. Ama bazı yerlerinde iyice pembe diziye kayıyor onu da söylemezsem olmaz. Freud, Jung, Gazali gibi büyük kişilerden de yer yer bahsediyor kitap. Hatta aslında kitapta olan psikiyatristler bunları temsil ediyor gibi. Yarış halindeler sürekli.

    Şimdi sadece karakterler hakkında ufak bilgiler vereceğim çünkü kitapta öyle bir kurgu var ki burada içine gireceğim her şey bana göre spoiler olacaktır.
    Pars ve Asil adında alanında uzman, dünya çapında tanınmış iki tane psikiyatrist ana konuda yer alıyor. Bilgilerini kötüye mi kullanıyorlar iyiye mi artık onu okuyanlar görecektir. Bu psikiyatristler ile bir şekilde yolları kesişen ya da kesişmek zorunda kalan Celal, Serap ve Yusuf karakterleri üzerinden de konu ilerliyor. Her karakter için daha sonradan ayrı bölümler de var.

    Yusuf... :(
    Ah o yusuf beni bitirdi. Benim için kitabın en güzel ve en anlamlı bölümü onun hayatıydı. Salya sümük ağladım şaka yapmıyorum baya baya ağladım. İçinde bulunduğum durum mu beni bu kadar etkiledi yoksa yazar mı çok iyi iş çıkarmış bilemiyorum. Hatta en az 3 kere okudum. Yusuf bendim. Bilmiyorum her okuduğumda onda kendimi buldum. Gerçi Selman da Yusuf bendim diyor orası ayrı tabi.

    Bazı kitapların okunma zamanı olduğuna inanırım. Eğer hayatımın farklı bir döneminde bu kitabı okusaydım belki de bu kadar etkilenmezdim bilemiyorum. Şu an emin olduğum tek bir şey var: “Kitap beni kendimle buluşturdu...“
    Hadi oradan abartma dedim içimden belki de abartıyorumdur aman bilemedim de.

    Buradan sonra biraz daha duygusal olacağım. Hatta size ne alaka dediğiniz bir şarkı linki bırakayım buraya. Çünkü şarkı size anlamsız gelse bile kitabı okuduğum saatler boyunca hep bu şarkıyı dinledim. Ama cidden size anlamsız gelecektir.... :P
    https://youtu.be/zpdEbOWe4Qg

    Yazar karakterlerin duygularını o kadar iyi anlatmış ki okurken gerçekten yaşıyorsunuz. Bazı bölümlerde cidden çok ağladım. Kitap tamamen bir senaryo gibi sanki bir film izledim. Eminim hayatı yolunda gitmeyen kim okursa bu kitabı etkilenecektir. Ama eğer halinizden çok memnunsanız ve ruhsal olarak hiçbir probleminiz yoksa size basit gelebilir kabul ediyorum.

    Çok beğendiğim yerleri paylaşmak istiyorum izninizle. Hesabım kapalı olduğu için alıntılara yer veremedim. Bundan sonrasını istemeyen okumayabilir.

    -Ölmek büyük bir nimettir. Sonsuza dek yaşayacağımızı düşündüğümde çıldıracak gibi oluyorum. Aklım iflas edecek gibi oluyor. Buruşacak olan derimin, bir köpek dili gibi sarkacağını düşündükçe kendimi yakasım geliyor. İnsanlara katlanmak, acılara rağmen yaşamak zorunda olmak ve hiçbir şeyin son bulmayacağını bilmek insanlığın en büyük ıstırabı olurdu. Ölüm iyi ki var. Bu yüzden mutluyum. Yaşayan mutsuzlar için, iyi ki ölüm var!

    -İşte burası en beğendiğim yerlerden biri!
    İnsanlığın varoluş kaynağı sorulardır. Benim sorularım, benim varoluşumun değil, aksine yok oluşumun sorularıydı. Cevaplara biraz yaklaşmak, bir teselli ikramiyesi gibi varlık katıyordu hayatıma. Kendime yetemiyordum. Kendime acıyordum. Kendime kızıyordum. Kimdim ben? Kim için yaşıyordum? Tanrı var mıydı? Varsa ben neydim? Tanrı tüm boşlukları dolduracak kadar her yerdeyse, o zaman ben neredeydim? Tanrının elinin içinde mi, yoksa elinin tersiyle ittiklerinde mi? Neredeydim ben, hangi taraftaydım? Dünyada nereye nokta olarak konulmuştum? Kimin cümlesine noktaydım? Kimin hayatına noktaydım? Zaman, akrep ile yelkovanın kovalamacası mıydı sadece? Yelkovan mıydım? Kimi kovalıyordum? Hangi hayata yetişmeye çalışıyordum? Hangi zamana, hangi insana, hangi ölüme? Kime? Zaman ben miydim yoksa? Aldığım nefes miydi? Niye öldürdüm? Kim için? Kendim için mi? Neden acımadım? Neden kaybettim? Neden düştüm?

    -İnsan belirli yolda ne kadar hız yaparsa heyecanını da bir o kadar bariyerlere sürte sürte azaltıyor. Bazı heyecanları çok çabuk tüketiyoruz. Fakat benim tüketebileceğim herhangi bir heyecanım olmadı. En büyük eksikliğim bir ailemin olmamasıydı belki de. Benimle gurur duyacak ebeveynlerimin yaşıyor olmamasıydı. Bir dostum da yoktu mesela. Bir aşkım da. Haliyle ortada paylaşacak bir sevinç, bir gurur olmayınca heyecan da olmuyordu. Kupkuru yaşıyordum. Geceden başlayıp sabahı zor eden ideallerime sarılıyordum. Başka türkü yaşamın bir gayesi kalmıyordu. Bana biçilen bir kader elbisesi üzerime dar geliyordu; ancak hiç isyan etmedim. Razı geldim, işittim ve itaat ettim. Belki de bu yüzden heyecansız olmama rağmen hayata dair tüm ümit edişlerimi biriktirmeye devam ettim.

    -Ne ölebildim ne de yaşayabildim. Ölümle yaşam arasında ucu bucağı belli olmayan bir Araf’taydım. Nereye koşarsam koşayım vardığım bir nokta olmuyordu. Kısır bir döngü içerisinde günleri eritmekten başka yapabildiğim herhangi bir şey yoktu. Zamanın çıldırtıcılığı ve çağın bohemliği içerisinde Araf’ta olmak kimileri için bir sığınma limanı iken benim için cehennemden farkı yoktu..
  • Adalet öyle ya da böyle insana bir bedel ödetir..
  • Uzun yollar yalnızlar yürüsün diye vardır sadece..
  • Bir hayatın kapısını kapatıp yeni bir hayatın kapısını açmıştım. Aslında hayatta bu kadardı. Bir odadan çıkıp diyer odaya girmek için yürüdüğün koridor kadardı.
  • Geçmişiniz, geleceğiniz içerisinde kazılmış en derin kuyulardır. Bir kere düştünüz mü oraya, çıkışınız ancak yusuf olmanızı gerektirir..............
  • Yalnız adamlar için ölüm teferruattır.
  • Abi,dünyayı anlamak benim haddime değil;öyle bir had,bana verilmedi.