• Bir sen kaldın içimde bir de o hatıralar
    Öldürür her gün beni kalbimdeki yaralar
    El ele göz gözeydik seninle bir zamanlar
    Öldürür her gün beni kalbimdeki yaralar
  • Kendi sınıfında sevilen ve tanınan Mustafa Kemal, bizim sınıfımızca da sevilen bir kişiliğe sahipti. Sınıflarımız farklı olduğundan beraber çalışmıyor, ancak tatil günleri birkaç arkadaşla gezmeye çıkıyorduk. Genellikle Kavaklaraltı ve
    Hanlaronü kahvehanelerine giderdik. Bütün genç arkadaşlar gibi sohbet eder, bazen bir lokumuna (5 para) tavla oynardık. Mustafa Kemal'in kaybetmekten memnun kalmadığı kolaylıkla anlaşılırdı. Koşmak, atlamak gibi oyunlardan da fazla hoşlanmazdı. Etrafına bakınarak dolaşmaktan çok, hızlı yürümeyi tercih ederdi (S.44-45)
  • “Sonunu düşünen kahraman olamaz.” #PolatAlemdar

    Her Şey Ben Yaşarken Oldu nedir? Çakma bir Polat Alemdar, ortaya kocaman bir Aşk-ı Mennu’dan Bihter, az Freud kulağı, biraz Jung dili, birkaç argo – lakin yazar tarafından sansürlü olması gerekir – kısık ateşte alabildiğine bam bam bam….

    Kitabın ilk 109 sayfasını yırtın atın, tutarsız ve kopuk bir kurgudan öte değildir birinci bölüm. Yazarın bol bol sigara yaktığı – abartmıyorum 109 sayfada en az 5 paket sigara tüketilmiştir – kişileri ortak bir döngüye çekmek istenilen kurgu. Sebepsiz yere kişilerin birbirlerini övmesi ve pohpohlaması… Bölüm sonuna doğru sadece iki, üç operasyon geçirmiş Yusuf ile Celal’in manasız vedası.

    Yusuf: “Git hadi abi. Daha fazla vakit kaybedemeyiz. Karına ve kızına git… Beni anlat onlara, bizi anlat, kısa sürede kurduğumuz dünyayı anlat… Git abi…” Bu kısmı okuduğumda sadece güldüm ve pardon Kardeşim Yusuf ve Celal siz 109 sayfadır böyle laflar edecek tek bir duygusal an yaşamadınız dedim. Gerçekten de yaşamamışlardı.

    Ne kadar bilim insanı ve bilim adamı var ise canı cehenneme… Kesinlikle sadece kısa vadede insanlığa ve dünyaya yarar sağlayan bu kişiler yüzünden iler ki nesillerimizin bize “aptal insanlar” demeyeceğini kim garanti edebilir. Çünkü bilimin her buluşu uzun vadede hem insanı hem de dünyayı kaosa sürüklemekten başka bir şey değildir. İnsan ırkının bedenen zayıflatılmasından tutunda, toprağın kalitesini kaybetmesine, dünya nüfusunun bu denli artmasına, tabiat dengelerinin altüst olmasına, yitip giden tohumların dünyadan ebediyen silinmesine, hayvan türlerinin bu denli yok olmasına, oksijenin bu denli kirlenmesine sebep olan tek bir etken vardır buna ise kısaca biz bilim deriz. Çünkü bilim deneme ve yanılma yoluyla varsayımlar kurarak ilerler; önce insan nesli için bir motor icat ettiğini söyler ve ileri ki zamanda ise bu motorun oksijeni mahvettiğini o sebeple farklı bir motor seçeneğine geçmek istediğini söyler ve bu da insanın yararına olacağını savunur. İnsanı özgür kılmayı farz edinen bilim aslında insanı mahkûm edendir. Bilim sadece kendi çağına hizmet eden bir varsayımlar bütünüdür. Aynı şekilde bu sözlerim siz psikolog ve türevleri içinde geçerlidir. Lütfen insan düşüncesinden elinizi eteğinizi çekin! Sizin verdiğiniz hiçbir “antidepresan” bir annenin evladına sarılması kadar, bir babaya koşarken kollarını açan çocuk kadar kişiye dinginlik vermez. İlaçlarınız ancak bedeni ve beyni aldatmaktan öte bir şey değildir.

    Bilim ve bilim adamlarına sayısız küfür edebilirim. Hatta yazarın dediği gibi a.ına koyayım hepsinin. Yazarın konu içerisinde gerçekleştirdiği bu kendi çapında sansür meselesi ise gülünç bir durumdur. Kendine yakıştıramayacağın cümleler var ise hiç yazma… Yoo ben farklıyım dersen ise bu sansürleme girişimin nedir? Ben çok saçma buldum.

    Kişilerin hepsinin hazin bir geçmişi olması, bir tane sıradan basit bir insan yok. Hayat karşında hayatın sillesini yemiş, hep bir sarsıntı içerisinde geçen hayatlar kitabın gerçekliğini gölgelemiş daha çok bir masalımsı bir hava katmıştır. Bu durum benim hoşuma gitmedi.

    Kitabın sevilen tarafı ise kişilerin, kişi ve toplum psikolojileri hakkında yaptığı iç konuşmalarıydı. Muazzam denilecek kadar keyif aldım. Ayrıca ego hakkındaki düşünceler ise gerçekten takdir edilecek kadar güzeldi. Kitabı ise çöp olmaktan kurtaran tek yan ise bu kişi düşünceleriydi. Bu durum ise benim aşırı derece de hoşuma gitti. Bunun için yazara teşekkür ederim.

    Konu ve işleyiş aşırı derece de yavan, sıradan, bayağı bir ilerleyişle karşımıza çıkıyor. Gereksiz argo kelimeler ise gerçekten kişiyi kitap bitse de kurtulsam dercesine sıkıyor. Sürekli bir sigara muhabbeti ise yuh artık dedirtecek bir cinsten. İnanın kitabın yarısına kadar bir şey olsa da kitabı yarı bıraksam diye fıldır fıldır aranıyordum. İyi ki de bırakmamışım, tadı sonuna doğru “Doktor” bölümünden itibaren dilime değdi.

    Sözün özü; bir dünya şey daha yazıp konuyu uzatabilirdim lakin gerek yok. Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple okumanızı tavsiye ederim.

    Sevgi ile kalın…

    Not 1: Yukarıda sansürlenmiş küfür için herkesten özür dilerim. Yazarında belki göreceği ihtimalini vererek bilinçli bir şekilde oraya yerleştirmiş bulunuyorum ve sansürlenmiş olsa dahi hiçbir yazıma küfrün yakışmadığını savunuyorum. Umarım yazarda benimle aynı fikirde olur ve yazacaksa dahi sansürlemek gibi gülünç bir durumdan kendini kurtarır.

    Not 2: Kitap Neslihan T. arkadaşımın #35407939 nolu etkinliği için okunulmuştur. Kendisine teşekkür ederim.
  • Bir başka suikast girişimi 1921'de yine Ankara'da yaşandı. Bu defa İngiliz istihbaratı bizzat denemişti.
    Mustafa Sagir adındaki Hintli, çocuk yaşlarında Londra'ya getirilmiş, Oxford Üniversitesinde okutulmuş, İngiliz gizli servisi tarafından eğitilmişti. Türkçe, Arapça, Almanca, Farsça öğretilmişti.
    Afganistan'daki görevi sırasında, bağımsızlık mücadelesi veren Afgan emiri Habibullah Han'ın suikastla öldürülmesini organize etmişti.
    1920 yılında Hint Hilafet Cemiyeti kisvesiyle İstanbul'a geldi. Yoksullara bol keseden para dağıttı, halk arasında sevilen sayılan biri oldu. Kuvvacılarla temas kurdu. Kuvvacılara güven sağlamak için düzmece bir baskınla İngilizler tarafından güya tutuklandı, 17 gün hapis yattı. Serbest kalır kalmaz Ankara'ya geçti,
    İngiliz zulmüne uğramış bir Müslüman olarak (!) milletvekilleriyle dostluk kurdu. Hint Hilafet Cemiyeti olarak üç milyon altın topladıklarını, bu altınları Ankara'ya getireceğini filan söylüyordu.
    Aslında, İstanbul'dan, Mim Mim Grubu'ndan çoktan haber uçurulmuştu... Mustafa Kemal, hayırsever Müslüman'mış gibi davranan bu Hintli'nin örtülü kimliğini biliyordu, “mükemmel casustur, dikkatli olmalı" dedi. Gizli ilişkilerini saptamak için takip edilmeye başlandı.
  • Gelmez zannederdim
    İki mutluluk yan yana
    Sense bana gelmeyen tüm mutlulukları
    Martılara bütün simit atar gibi
    Bir tebessümünle atıyorsun önüme
    Ben de gülmek istiyorum şimdi
    Hem de hıçkırıklarımın tüm gücüyle
    Görmek istiyorum doğan güneş
    Ne anlatırmış seven, sevilen insanlara
    Yediğinden, içtiğinden tat almak da neymiş
    Hiç duymamıştım daha önce
    Beni kendine benzet
    Bana benzeme
    Bak mutluluktan ağlıyorum ilk kez
    Kahkahalar doluyor genzime
  • Bunun sayısız hikmeti olabilir. Bir tanesi, O'nun sonsuz merhamet, şefkat ve ilgisine eş vasıtasıyla mazhar olmak ; sonsuz sevilmeye layık olduğumuzu, sonsuz kıymetli yaratıldığımızı bir de eşten duymaktır. Sevilen bir eşten duyulan güzel sözler seslerin en güzeli, en anlamlısı, en kıymetlisidir.
  • Kazım Karabekir... Ne kadarımız tanıyor onu? İsmi sokaklara, caddelere, okullara... verilir ama kitaplarda çok az geçer adı.
    "19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım" diye başladığı 1933'te yakılan, 1951'de tekrar basılan, kendi eliyle yazdığı kitabı, İstiklal Harbinin Esasları'nı kimler okudu veya biliyor mesela? (Ben de okumadım henüz, açıkçası okumaya da pek istekli değilim, daha matbaadayken yakılan kitap tekrar basıldığında illaki içinden bazı cümleler çıkartılmıştır, bence.)
    Mustafa Armağan, Karabekir'in ağzından bir roman havasında yazmış kitabı. Çoğu yerde düşündürücü ögeler barındıran bir kitap. Yakın tarih hakkındaki kitapların çoğunu tam itimat ederek okumamaya özen gösteririm. Bu kitap da onlardan birisi oldu. Tarihi olaylarda YALNIZCA BİR KİŞİYİ kahraman olarak gösteren o saçma inanışa karşıyım. Bu kitap da Kazım Karabekir'i anlatırken biraz o olaya dönüşmüş. Kazım Karabekir'in tarih kitaplarında hakkının yenildiğini düşünerekten yazılmış ve bu sebepten Paşayı deyim yerindeyse göklere çıkartarak anlatmış, he doğruluk payı var, büyük bir kahraman Kazım Karabekir, Doğu'nun Fatihi olarak bilinir. Ama kitap yalnızca onun başarılarından söz ederek, diğerlerinin hata ve eksikliklerinden söz ederek ilerlemiş. Kitaba olumsuz eleştirim bu yönde. Ama genel olarak güzel, anlaşılır bir dille yazılmış kitap. Tarihseverlere kitabı okumalarını tavsiye ederim. Özellikle tarih kitapları önyargısız bir şekilde okunmalı bence. Bu kitap da öyle okunmalı. Velhasıl kelam Kazım Karabekir büyük bir paşa... Kitaplarda adı her ne kadar az geçse de, sevilen ve sayılan bir paşa olarak sözlü tarih onu bize unutturmadı. Herkese keyifli bol okumalar dilerim 🤗 selametle kalın