Gizem, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Bir lahza*,ölünün de yanımızda olduğunu düşündüm. Hepimiz, sırtlarımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk?
* An

Semaver, Sait Faik AbasıyanıkSemaver, Sait Faik Abasıyanık
Mehmet Cevat Ülker, bir alıntı ekledi.
Dün 16:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Artık bütün insanları kardeş yaparak yemyeşil cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saadet, huzur ve asayiş rüzgârıyla dalgalanan âlemşümul bir bayrak altında toplayacak olan yegâne kuvvet, İSLÂMDIR.

Zira beşeriyetin bugünkü hali, tıpkı İslâmdan evvelki insan cem'iyetlerinin acıklı halidir.
Bunun için insanlığı o günkü ebedî felâketten kurtaran İslâm, bugün de kurtarabilir...

Evet milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan o derin yarayı saracak yegâne müşfik el; İSLÂMDIR.

Her ne kadar ufuklarda zaman zaman bazı uydurma ışıklar görülüyorsa da.. müstakbel, bütün nur ve feyzini güneşlerden değil, bizzât Rabbü'l-Âlemîn'den alan ezelî ve ebedî "Yıldız"ındır.

O yıldız, dünyalar durdukça duracak ve onu söndürmek isteyenleri yerden yere vuracaktır.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi - 269

Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman Said NursîSikke-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman Said Nursî
Pol Gara, bir alıntı ekledi.
21 May 10:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Akakiy Akakiyeviç yeni bir palto diktirmekten kurtulamayacağını artık anlamıştı. Kalbi parça parça oluyordu. Ah sevgili Tanrı'm, bu nasıl mümkün olacaktı? Parayı nerden bulacaktı? Paranın bir kısmını noel ikramiyesinden halledebilirdi fakat bu parayla halletmesi gerekenleri çoktan belirlemişti. Acilen bir çift pantolona ihtiyacı vardı, kunduracıya olan borcunu da ödemeliydi çünkü eski çizmelerini yamalatmış ve tamir ettirmişti. Çamaşır diken terzi kadına da üç gömlekle burada kağıt üzerine yazılması uygun düşmeyen iki şey siparişi de vermeliydi ayrıca. Kısacası, tüm ikramiyenin gideceği yerler vardı. Müdürü olmaz ama olur da cömert davranacağı tutarsa bile ikramiyesini bu sefer kırk rubleden kırkbeşe, hadi bilemedin en çok elliye yükseltirdi. Petroviç'in palto parası olarak istediği miktarla kıyaslanınca, elinde kala kala az bir miktar kalacaktı; okyanusta bir damla...

Fakat yine de Petroviç'in keyfi yerinde olduğunda ücreti ciddi derecede azalttığı olurdu. O kadar ki kendi karısı bile "Sen tam bir delisin! Aynı işi bir gün bedavaya, bir gün de hiç olmayacak yüksek fiyatlara yaparsın." demekten kendini alamazdı. Yani Petroviç'in bu paltoyu ona seksen rubleye de yapacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden ona sadece bu seksen rubleyi nerden bulacağını düşünmek kalıyordu. Yarısını arayarak pekâlâ bulabilirdi ve belki de daha fazlasını. Peki ya diğer yarısını nerden bulacaktı? Bozdurduğu her rubleden yarım kapik ayırıp küçük ve kapalı bir kumbaraya atmayı alışkanlık haline getirmişti Akakiy Akakiyeviç. Yılda iki kez mangırlarını sayar ve onları gümüşten demir paralara çevirirdi. Bunu uzun süredir yapıyordu ve bu şekilde biriken parası kırk rubleyi birazcık geçiyordu. Yani ihtiyacı olan paranın yarısı orada duruyordu. Fakat diğer yarısını nerden bulacaktı? Diğer kırk rubleyi nereden bulacaktı? Akakiy Akakiyeviç harâretle düşündü taşındı ve sonunda bir yıl boyunca alıştığından daha az şey harcamaya karar verdi. Akşam yemeğinde çay içmeyecek ve hava karardığında lambayı yakmayacak, yazacak işi varsa ev sahibesinin odasında oturacak ve onun ispermeçet mumu ışığının altında işlerini halledecekti. Ve işe gittiğinde taşlara ve fayanslara itinayla basacak, hatta mümkünse sadece parmak uçlarında yürüyecek ve böylece çizmelerinin tabanını o kadar sık kullanmamış olacaktı. Ayrıca çamaşırlarını da çok nâdir yıkatmaya verecek ve onları eve gelir gelmez itinayla üzerinden çıkararak basma uyku eteğini giymekle yetinecekti. Uyku eteği yıllara meydan okuyordu fakat görünen o ki zamanın kendisi bile bu eteğe acıyor ve onu esirgiyordu.

Îtirâf etmek gerekirse kahramanımızın bu yeni kısıtlamalar silsilesine alışması çok zor oldu. Fakat zamanla işler rayına oturdu ve olup gitti. Akşamları hiçbir şey yememeyi bile öğrendi, bunun yerine müstakbel paltosunun fikri ile kendini mânevî gıdâlarla doyurdu.

Tüm vâroluşu böylelikle bir mânâ kazandı; sanki evlenmiş, artık yalnız değilmiş de yanında başka birisi, onunla aynı yolda yürüyen bir hayat arkadaşı varmış gibi hissediyordu. Ki bu hayat arkadaşı kalın, pamuklu ve dayanıklı bir kumaş ile astarlanacak olan paltosundan başka bir şey değildi.

shf: 36, 37, 38, 39

Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 36 - İnsan Kitap, Klasikler Seçkisi 14, İnsan Yayınları, Çeviri: Nesibe Zeynep Koç, 1. Baskı Ağustos 2016, 2. Baskı Kasım 2017)Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 36 - İnsan Kitap, Klasikler Seçkisi 14, İnsan Yayınları, Çeviri: Nesibe Zeynep Koç, 1. Baskı Ağustos 2016, 2. Baskı Kasım 2017)
Semina, bir alıntı ekledi.
21 May 00:55

Hepimiz sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk?

Semaver, Sait Faik AbasıyanıkSemaver, Sait Faik Abasıyanık
engin, bir alıntı ekledi.
19 May 13:00 · Kitabı okumayı düşünüyor

Zamanın ingiltere Büyükelçisi Lord Stratford Canning bir gün saraya
geldiği zaman babası Abdülmecid, saygılı bir şehzade olduğunu
göstermek üzere Abdülhamid'den Büyükelçi'nin elini öpmesini ister. Ne
var ki, Abdülhamid, babasının ısrarına rağmen zamanın süpergücü olan
Ingiltere'nin kurt diplomatının elini öpmemiştir. Bu olay, ingilizlere
güvenmeme şeklinde ortaya çıkacak olan müstakbel siyasetinin ilk
işaretini vermesi bakımından önemlidir.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Müstakbel İhtimal
Bir ses olabilsem ve sonra bir söz
Diyebilsem kendimi sana hicaz makamında
Gülümsesen bana ve evden biri olan yalnızlığıma
Muska etsem boynuma gülüşü
Sonra desem ki, diyebilsem ki
Ne çok yoktun, hoşgeldin.

Mrs. Mysterious, Yolculuk Nereye Hemşerim'i inceledi.
18 May 19:31 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Nişan tarihi olarak 30 Haziran ya da 6 Temmuz arasında gidip gelirken,neredeyse her şeyi halletmişken fırsat bulabildiğim zamanlarda kitap okumayı elden bırakamazdım değil miiii! Tuttum sımsıkı,vallahi bırakmam.

Kayınvalidemle ve annemle ilgilenmekten arta kalan zamanlarımda genel prensip olarak bay gizemlinin kitaplarına sararım.Gülse Birsel’le de bu vesileyle karşılaşıyoruz.Sonra eve gelince bay gizemli bu kitabı yanıma alıyorum haberin olsun diyorum.Diğer kitaplarını da ekliyor yanına kitabımın.Müstakbel nişanlı bugünler içindir nihahahah!! Bir de alttan alttan seversin sen o da çok sen biri diyor.Allah allah biz nasılmışız ayrıca o da benim gibi soğuk nevaleymiş.Sen bana laf mı çarpıyorsun öyle bakiyim,bir daha duymayayım.Onun spor geçmişi kadar benim de taekwando geçmişim var diyebilmeyi isterdim ama ikimiz de spor konusunda sonunculukta kapışabiliriz.Ara ara tembellik yapmadan fitness yaptığımı sayabilirsek tamam kabul ben bir tık öndeyim.Ama olsun yine de duymayayım.Gülse Birsel’in kafa yapısını bir miktar kendime benzetiyorum.Nitekim asla o Nişantaşı kadınları gibi bir kadın hiç olmadım Ve bu durum benim için de imkansıza yakın.Ayrıca vaktimden çalıyor diye birçok kişiyle arkadaşlığımı bitirebilen,ortamları terk edebilen bir insanım.Vakit mühim bence.

Kitabın ayrı ayrı yazılardan olmasından ziyade benim bir kadının böyle kendini geliştirmesi,hobilerini işe dönüştürmesi beni acayip keyiflendiriyor.Öyle koca parası yiyeyim,aman canım kitaba vereceğim parayla gider kendime iki ruj daha alırım kafasında olan kadınlardan pek hazzetmem.Onlar da beni sevmez zaten neyse.Kitap diyeceğim şu ki Gülse Birsel seni zaten severdim bu ilk kitabın ama keşke daha önce tanısaydım.Neslinin tükenmemesi dileğiyle.Ah bu arada sevgili müstakbel nişanlım evet çeyizim kitaplarım olacak Ve bunu kabullenmen gerekiyor.Okuyacak olanlara keyifli okumalar benden,hadi öpüldünüz :))

Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
17 May 18:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

“Hepimiz, sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk?”

Semaver, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 32 - İşbankası)Semaver, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 32 - İşbankası)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
17 May 01:55 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Zamanın ABD Başkanı Theodore Roosevelt'i çıldırtan soğukkanlılığı, "Türk düşmanı" İngiltere Başbakanı Gladstone'un öfke dolu tehditlerini boş çıkartan oyunları, Alman Şansölyesi Bismark'ın takdirlerini kazanan diplomatik dehası, Rusya ile iyi geçinerek İngiliz emperyalizminin bir başka tuzağına düşmekten özenle sakınması, anlamlıdır. Bu arada özellikle kara kuvvetlerini hızla yeniden yapılandırması ve silahlandırması, müstakbel ve belki de kaçınılmaz bir cihan harbine hazırlık yapmış olması, bu amaçla Çanakkale Boğazı'na Krupp toplarını yerleştirmesi, 1915'de emperyalizme karşı verdiğimiz direnişin altyapısını oluşturmuştu.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

1000K AİLESİNE SONSUZ TEŞEKKÜRLERLE
Yaklaşık bir sene önce aranıza katıldığımda duygularımı,düşüncelerimi, hissiyatımı serbestçe ifade edebileceğim,paylaşacağım sanal da olsa bir ortama kavuşmanın mutluluğunu yaşamıştım. Açık söylemek gerekirse teknolojinin sağladığı imkanlarla, internet aracılığı ile sahih ilişkiler kurabileceğimi ümit etmesem de düşünce dünyamda yalnız olmadığımı görmek, farklı görüşlere düşüncelere yakın olmak, insanlarla kitaplar vasıtasıyla samimi bağlar kurmak bana fazlasıyla yetiyor, beni oldukça mutlu ediyordu.Fakat geçen bir yıl içerisinde zaman şunu da gösterdi: “Nasıl mana maddenin, soyut somutun bir parçası ise sanal da gerçeğin bir parçası imiş.” Bunu, düşünce ve anlam dünyamı gerçek hayata taşımama büyük katkısı olan bu ortamda Canımı,Yol arkadaşımı,Yoldaşımı, Sözlüm Zeynep Demir’i de bulduğumda anladım. O yüzden bizim buluşmamıza vesile olan, bize 1000k’yı sevdiren, iletileriyle,alıntılarıyla bu ortamı güzelleştiren her bir 1000k üyesine teşekkürü bir borç bilirim. Müsaadeniz ile “Posta Kutusundaki Mızıka” eşliğinde bir “SÖZ”ün içine girdiğim inşallah müstakbel eşime huzurunuzda tekrar seslenmek istiyorum:

İnsan; günah günah dağılmış olan, hep kendini arayan, zamanın biriktirdiği olarak kendine kendinde bakamazken, göremezken kendini, hep bir “sen”e ihtiyaç duyuyor kendi benliğinden ayrı görmediği. İnsanın içinde bildiği,fark ettiği, çıkması gereken söyleyemedikleri vardır. Her kim ki onları söyletir, her kim ki yüreğiyle geçmişe ışık tutar,her kim ki gözden akıtır onları manen şöyle der: “Ben o kalbe çıkmamak üzere girmek istiyorum.”

İşte bu kalbi bir ömür kalbimde ağırlayacağıma huzurlarınızda yeniden “SÖZ” veriyorum.Allah utandırmasın…

Selam,saygı ve bol dua talebiyle…

http://www.resimag.com/741b46eff3.jpeg