• Bu müşahedeler ve tespitler Birinci Dünya Harbindeki ordumuzun, ne derece bir ruh yüceliği ve insan üstü dayanma ve hamle gayreti gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bunun hâkim sebebini ise, millî ideal haline gelmiş İslamî telakkide aramak lazımdır. Bu idealin başlıca mümessili, başlıca muharriki, derin bir itikat ve imanla dolu olan Enver’de temerküz eder gibidir. Harpten sonra, Yemen’de, Gazze’de, Kanal’da, Galiçya’da, İran ve Irak’ta çarpışmış subay ve komutanların bazılarının hatıralarını okudum. Bunların içinde yüksek bir idealle, derin bir iman ve şuurla, üstün bir İslamî cehtle harp ettiğini dile getiren adam yok gibidir. Bir çoğunun kanaati, ‘Oralar bizim değildi, boşuna harbettik.’ gibi, âdi ve pespaye bir görüşte toplanıyordu. Bu görüş, yalnız mağlubiyet kırıklığından doğmuyor, küçüklükten, alçaklığa gönüllülükten kaynaklanıyordu. Bu küçük adamları dahi uzak cephelerde dövüştüren, askerin muharebe gücünü artıran bir nevi ideal ve muharrik, bir ruhî cereyan ve müşevvik vardı. Herhalde İslam milletlerinin kurtuluşu idealine inanmış olan Enver, bunun müşahhas misalini vermiş görünmektedir. Büyük iman ve hareket adamı, etrafına ve zayıf nâsiyelere daima tesir eder. Bu adam ortadan kalkınca veya mağlup olunca, bu zayıf tavırlılar avareleşir. Ve daha evvelki hareketlerini bile tenkit eder bir ruh hali çöküntüsüne düşebilir. Bizde Harb-i Umumî’den sonra olan da budur. Böyle bir askerler grubu karşısında Enver, parlak bir ideal ve hatıra yıldızıdır. Bugüne kadar, bazı tatbikat kusurları bir tarafa bırakılırsa, onun seviyesinde bir ordu teşkilatçısı, onun derecesinde yüksek ideale sahip cesur ve enerjik bir asker maalesef gelmemiştir.