• Arkadasın birisi zina yapanlar için idam istemiş( iki tarafında isteği doğrultusunda anlaşarak planlı yapılan zina) ; O zaman napıyoruz genelevlerin çıkışına darağaçlarını kuruyoruz bu 1, sonra kim zina yapıosa sokak başlarına darağaçlarını kuruyoruz anında görüntü bu 2 ve son olarak zina yapacaklar için muta imamları ataması yapıyoruz.
  • KEÇECİZADE İZZET MOLLA

    Tanzimat devri Sadrazamlarından olan Fuat Paşa'nın babası Keçecizâde İzzet Molla, hiciv şiirleriyle bilinen şairlerimizdendir.İzzet Molla, Sultan 2. Mahmut zamanında Devlet kademelerinde görev almış, müfettişlik ve kadılık yapımıştır.
    Keçecizade İzzet Molla,1828 yılında Osmanlı Devletinin Rusya ile arası açıl ması üzerine, Ruslara savaş ilan edilip edilmemesini görüşmek için toplanan savaş Meclisinde, askeriyenin ve devletin durumunu gözönünde tutarak, savaşa girme yip, barış yapılmasını teklif etmiş, ancak onun teklifi kabul edilmeyip, çoğun luğun oyuyla savaşa karar verilmiştir. Izzet Molla, savaşın mağlubiyetle neticeleneceğini tahmin ettiği için, vicda nı bir türlü rahat etmemiş, savaş alehytarı bir kitapçık (lâ yiha) hazırlayarak padişaha arzetmiş, padişahta bir kaç devlet adamını bu layihayı değerlendirmek üzere görev lendirmiştir.Bu devlet adamları Izzet Molla'nın layihasıyla ilgili olarak Padişah'a olumsuz rapor vermiş, Padişah ta buna mukabil Izzet Molla'nın sürgün edilmesini emret miştir.
    Padişah'ın emriyle Sivas'a sürgün edilen şair, burada dokuz ay kalmış, Osmanlı-Rus savaşının neticesi, onun fikirlerini doğrulayınca, Padişah bir ferman daha yazarak onu affetmiş, ancak şair, bu haberin kendisine ulaşmasından iki saat önce vefat etmiştir.
    "Meşhurdur, fisk ile olmaz cihan harap
    Eyler ânı müdâhane-i âliman harap"
    "Dünyanın günah işlemekle yıkılmayacağını herkes bilir, onu âlimlerin dalkavukluk etmeleri harap eder"Yalakalar olamasaydı bu dünya bozulmazdı amma ah şu yalamalar ah.
    Yine onun şu mısraları, sanki bu günü anlatmaktadır.
    Pek incelendi rişte-i ülfet zamânede
    Nesc olmuyor kumaş-ı muhabbet zamâ-nede
    Adâmızı Hüdâ ser-kâre getirmesin
    Başlar belası oldu riyaset zamânede
    Ankâ ol eğer isterisen zâğ-i lâşe evvel
    Yeksândır irtikâbile iffet zamânede
    "Sevgi bağları zamanımızda çok inceldi, artık muhabbet kumaşı da dokunmuyor. Allah, düşmanlarımızı iş başına getirmesin, zamanımızda idare edenler başa belâ oldular. Leşkargalarını avlamak istersen, Anka kuşu gibi yükseklerden uç. Zamanımızda rüşvet ve karaborsa, iffetliliği yerle bir etmiştir...”Derlememizin konusu olan hiciv örneklerinin bir taneside budur.İzzet Molla rahmeti nede güzel söylemiş..Bu sözlere daha fazla yorum katmak zul olur herkese…
    ÂŞIK FİGANİ
    Edebiyat tarihimizde "Figani" ismiyle anılan epeyce şairimiz vardır.. Burada bahsedeceğimiz Figani, 1814 yılında doğan Gerede' li Halk Ozanı Âşık Figani'dir.
    Figani, Anadolu' nun yanısıra, Arabistan ve Irak'ta diyar diyar gezmiş, Ozanlık mesleğini buralarda icra etmiş, sözünü esirgemeyen, lafını herkese karşı çekinmeden söyleyebilen yaratılışa sahip bir şairimizdir.
    Bir gün, Gerede'de Kör Ağa adıyla bilinen hatırı sayılır bir kişiye kızmış ve çarşıda bulduğu gözleri kör bir köpeğin boynuna ip bağlayarak, Ağanın önünden geçerken, köpeğe, elindeki ekmek parçalarını atmış;
    Kör köpek, Gerede' yi yedin doymadın,
    Bolu' yu yedin doymadın,
    Bu ekmeği de yesen doymazsın.
    Gözünü toprak doyursun .
    diyerek ona hakaret etmiştir.Figani,bu davranışı ile Hiciv de yerilecek kişiyi sevilmeyen unsurlara benzeterek hedefe ulaşma aklını kullanmıştır,tiyatrodada ve meddah gösterilerinde bu yol sıkça izlenir,yerilecek kişi halk tarafından sevilmeyen yer,zaman ve huy gibi ögelere atıf yapılarak hicvedilir,örneğin meddah elindeki değneğini yere atar ve –Allah kahretsin seni şu zamları yapan hükümet gibisin yaktın elimi der,veya peşkir diye anılan elindeki mendilini koklayıp –üf bu ne kötü koku mübarek sanki ,filanca adamın evinden geliyor diyerek hem seyirciyi güldürür hemde amacına ulaşır.İşte Figani Geredeli Kör Ağa ya bu türden bir hiciv şekli ile hicvetmiştir…Yine Figaninin zaman zaman insanlara zulmeden kişilere karşı, sokak ortasında:
    Fukaranın kalbine her kim dokuna
    Dokunsun sinesi Allah'ın okuna..
    Şeklinde bu ve benzeri manileri açıkça bağırarak beddüa edebilen bir şair olduğu ve hiç kimseden hiçbir menfaat ummadan hayatını idama etmeye çalıştığı yapılan araştırmalarda meydana çıkmıştır.
    ZİYA PAŞA

    Ziya Paşa bir Tanzimat aydınıdır. Çağının diğer aydınları gibi o da çok yönlü bir kişiliğe sahiptir; şair, yazar, fikir adamı, devlet adamı ve diplomat. Edebiyat tarihimizde 1839’da ilân edilen Tanzimat'la başladığı kabul edilen Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) döneminin de üç öncüsünden biridir (diğer ikisi Şinasi ve Namık Kemal). Bu çok yönli şair Paşanın bizi ilgilendiren yönü ekseri dillerden düşmeyen özlü sözleri ve hiciv şiirleridir..

    1825 yılında İstanbul'da, Kandilli’de doğmuştur. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Babası Erzurum’un İspir kazasından gümrük kâtibi Feridüddin efendidir. Beyazıt Rüştiyesinde ve devlet memuru yetiştiren Mekteb-i Ulûm-i Edebiye’de okudu. İyi bildiği Arapçaya ek olarak, öğretmeni İsa efendiden Farsça öğrendi. 17 yaşında kâtip olarak girdiği Sadaret Mektubî Kalemi'nde 11 sene görev yaptı. Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından 1855'te Saraya alınarak Mabeyn-i Humayun beşinci Kâtipliği'ne atandı. Burada Fransızca öğrenen Ziya Paşa, Reşit Paşanın vefatı üzerine Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, Atina Elçiliği, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerine atandı. Bosna ve Hersek bölgesi mü fettişliği, Meclis-i Vâlâ azalığı, Devaî nazırlığı, tekrar Amasya ve sonra Samsun muta sarrıflığı yaptı. 1867 de resmî bir görevle Paris’e gitmeye hazırlanırken haber alınan bazı gizli siyasi faaliyetleri sebebiyle ikinci defa Kıbrıs mutasarrıflığına atandı, ancak bu göreve gitmeyerek Avrupa’ya geçti. Paris ve Londra’da Namık Kemal’le beraber 1868-69 yıllarında Hürriyet gazetesini çıkardılar. Daha sonra (1870) Cenevre’ye geçerek Hürriyet’i 64.ncü sayısından itibaren orada tek başına çıkardı.1871’de Âli Paşa’nın vefatı üzerine diğer Genç Osmanlılarla beraber yurda döndü. Bu dönüşün de, Avrupa’ya gidişi gibi siyasi ve edebî kişiliğinde değişime, hem de ters yönde bir değişime sebep olduğunu görüyoruz: ikbal yolu tekrar açılmıştır artık. Bu dönemde İcra Cemiyeti Reisliği, Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzalığı, Beşinci Murad’ın Mabeyn Başkâtipliği, Maarif Nezareti Müsteşarlığı (1876) görevlerinde bulundu.
    Abdülhamid döneminde de itibarı bir süre devam etti. Yeni Kanun-ı Esasi (anayasa) nın hazırlanmasında Namık Kemal ile beraber görev aldı. Yükselmesine sebep olması gereken bu görev tam aksi tesir yaptı. Halk arasında bir dedikodu çıkmış, onun yeni kurulacak meclise halk tarafından mebus (milletvekili) seçileceği konuşulmaya başlanmıştı. Gazetelere de yansıyan bu dedikodu saray’ın hoşuna gelmedi, 1877’de Vezir rütbesi verilerek Suriye Valiliğine tayin edildi. Yani rütbesi yükseltilmiş, ancak görev yeri bakımından uzaklaştırılmıştı. Daha sonra Adana Valiliğine atandı ve bu görevdeyken 17 Mayıs 1880’de vefat etti.

    HERKESİ SEN….
    Her şahsı harimi Hak’ka mahra mı sanırsın
    Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın
    Dehri ararsan binde bir adam bulamazsın
    Adem görünen harları adam mı sanırsın
    En ummadığın keşfeder esrarı derunu
    Sen herkesi kör‚ alemi sersem mi sanırsın
    Paşa yukarıdaki dizelerde,insanın insanı aşağılamasına ve kişinin tek akıllı olarak kendisini görmesini,ve adam zannedilen nicelerinin ciğerinin beş para etmediğini anlatıyor.



    Şimdide Ziya paşa denilince akla ilk gelen meşhur özlü sözlerinden bizi ilgilendiren hiciv konulu o güzel eserlerini paylaşalım..
    Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
    Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
    nush: nasihat, öğüt
    tekdir: azarlama ,bu sözü o kadar meşhurdurki açaıklamaya gerek yok..
    Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
    Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde
    turfa: tuhaf
    müneccim: yıldız bilimcisi, falcı
    reh-güzer: geçit, geçecek yol,Kişi aleme akıl verir .gel gör ki kendi önünü göremez.
    Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
    Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
    ayine: ayna Kişinin ne olduğu eserlerine bakılarak anlaşılır..

    Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
    Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir

    bed-asl: soyu kötü, aslı fena
    necâbet: soyluluk, soy temizliği.
    zer-dûz: sırmalı, sırma işlemeli ,,bir kişi ünvanla makamla değişmez,o aslında neyse odur..
    Paşa aşağıdaki dizelerde,diyar diyar gezdikten sonra o zamanki ve maalesef bugünkü,okumaktan yoksun bırakılan islam aleminin halini öyle uzun uzun laf kalabalığı yapmadan harika bir şekilde,tam bir şaiire yakışan bir dil ile iki satırda anlatmış.

    Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
    Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm

    Ziya Paşanın aşağıdaki özlü sözlerinin açıklamaları yapılmış fakat o sözlerin çevirisi yapılmasad esasen ne demek istediğini pek güzel anlıyabilkiyoruz,bu yüzden ben herbirine ayrı olarakyorum yapmamın bir gereği olmadığını düşünüyorum,hepside adi kişiliklere ve kişilere yazılmış bir hicviye olarak bizim konumuza uyuyor..



    Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
    Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
    (Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara
    ikram ve yardım yeni çıktı)
    Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
    Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

    (Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsada ancak hainlere uyma yeni çıktı)

    Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
    Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı

    (Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

    Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
    Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

    (Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

    İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
    Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

    (Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

    İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
    Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

    (Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

    Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
    Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

    (Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

    Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
    Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

    (Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık)
  • .
    "Güzel bir yüz , sessiz bir tavsiye mektubudur."
    .
    Publilius Syrus
  • Yine içine çeken birçok hikayelerle kendine bağlıyor. Kitap sayfası küçük derinliği büyük eserlerden. İçinde neler yok ki. Muta nikahı benzeri siga nikahı, eşini boşayıp hülleci cezasını çeken kocaya, cani bir kumadan inzivaya çekilen adama ve diğer güzel hikayeler. Sadık Hidayet'in okumuş olduğum diğer kitaplarında olduğu gibi işlenen konuların da sonu ölümlerle bitiyor. En çok etkileyen masum günahsız yavruların canına kıyan canavar ruhlu vahşi kadın tüyleri diken diken ediyor. Halen Sadık Hidayet kitaplarından herhangi birisini okumadıysanız fazla zaman kaybetmeyin, okuyunca hak vereceksiniz. Herkese şimdiden iyi okumalar.
  • Evlilik akdinin süreklilik (ebedilik) için yapilmiş olmasi şarttir. Bu yüzden evlilik akdinin unsur ve şartlarini taşidiği halde geçici bir süre için yapilan müt`a nikahi, dört mezhebin hukukçularinin da içinde bulunduğu İslam hukukçularinin geneline göre bâtildir

    AOF-Ilahiyat-Islam Hukukuna Giriş
  • Bir emirname "Hakan emrediyor ki..." diye başlarsa muta (geçerli) olmazdı; "Hakan ve Hatun emrediyor ki..." diye başlarsa muta olurdu.
    Ziya Gökalp
    Sayfa 264 - Ötüken Neşriyat