• * Ankara Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde Kur’an dersleri veren öğretmen Sefer A. 15 yaşından küçük 12 kız öğrencisine cinsel tacizde bulundu.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Akçaabat İmam Hatip lisesinde Arapça öğretmeni Y.D. 17 yaşındaki kız öğrencisine defalarca tecavüz etti, sonra da “Muta nikahı” yapayım dedi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Afyon Otpazarı Camiinde imamlık yapan M.E.Ç’nin 7 ve 9 yaşındaki kuran kursuna gelen iki öğrenciyi taciz etti.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Konya Ereğli İmam Hatip Lisesi Müdürü üç çocuk babası A.D. kız öğrencisiyle ilişkiye girdi..Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Düzce’nin Esençam Köyü’nde imam H.A. 14 yaşındaki kız çocuğa tecavüz etti.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Bitlis’in Tatvan ilçesi İmam Hatip Lisei’nde din öğretmenliği yapan Alper Tarık P. isimli bir öğretmen 16 yaşındaki öğrencisi K.K.’ye cinsel istismarda bulunurken yakalandı.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Konya İhsan Dede İmam Hatip ortaokulunda sekiz kız öğrenciye tecavüz edildi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Tekirdağ Kapaklı İmam hatip ortaokulunda, 8 kız öğrenciye tecavüz edildi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Bartın’da Ulugeçitambarcı Köyü cami odasında açılan Kuran Kursu’nda imam, ‘Kuran kursunda çocuklara cinsel istismar’ suçlamasıyla tutuklandı.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Afyon Sinanpaşa İlçesine bağlı Karacaören köyü İmamı Zekeriya A. 20 yaşında bir genç kıza tecavüz etti.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Antep’te Şahinbey Camisi’ne bağlı Kuran kursunda 60 yaşındaki temizlik görevlisi Süleyman Ş. bir yıl boyunca yaşları 6 ile 11 arasında değişen 6 çocuğu kursunun tuvaletinde tecavüz ettiği belirlendi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Konya’da yatılı bir Kur'an kursunda belletmenlik yapan 5 kişi yaşları 11-12 arasında değişen 3 çocuğa tecavüz ettiği belirlendi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Ankara Beypazarı'nda, yatılı bir Kuran kursunda öğretmenlik yapan Ali K., halasından başka kimsesi olmayan 11 yaşındaki erkek bir öğrenciye aylarca tecavüz etti.
    Olay ortaya çıkınca konuşmasın diye çocuğun halasına baskı yapıldı, yurt müdürü Asalettin A. ''Kurban kestik olay kapandı'' dedi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Ağrı’da İmam Buhari Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda kalan 9 yaşındaki U.P. adlı yetim bir erkek öğrenci, Kuran hocası olan 17 yaşındaki Y.K.’nin tecavüzüne uğradı..ve ''Gidecek yerim yoktu'' diye ağlayarak verdiği ifade insanlık için bir utançtı.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi..

    * Adıyaman Gerger İmam Hatip Lisesi'nde 30 öğrenci tecavüze uğradı.Savcılık ve Milli Eğitim Bakanlığı idari soruşturma başlattı.çocukların makatlarındaki yırtık doktor raporları ile tespit edildi.Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi.

    * Ensar da 45 erkek çocuğuna tecavüz edildi.çocuklar Karaman Devlet Hastanesinde Kontrolden geçti ve tecavüz raporlarla belgelendi.

    Ak Parti eski Aile ve Sosyal Politikalar bakanı Sema Ramazanoğlu olay için ''Bir kereden bir şey olmaz'' dedi..
    Olaya ''Gizlilik'' gerekçesi ile yayın yasağı getirildi..

    Tüm bu olaylarda piyasada göremediğimiz yeni aile bakanı olacak kadınsa, Hollanda ve Arakan'da partisine oy toplamak için piyasaya çıktı... Ve Arakan'lı bir çocuğa sarılırken çekilmiş fotoğrafını twitter dan paylaşarak, resmin üzerine ''Ümmetin lideri Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun yanındadır'' dedi..
  • Çoğumuz tarihi İslam öncesi ve sonrası diye zihnimizde ayırmışızdır. Oysa İslam’ın epistemik olarak ya da varlık felsefesi olarak kendisinden öncekilerle bir kopukluk olmamış, çağının tabiat felsefesini, evren tasavvurunu büyük ölçüde devam ettirmiş, “cin, melek ve şeytan” ve bunlarla ilintili kehanet, azimet, sihir, büyü gibi sözde bilimler İslamî dönemde de altın çağını yaşamıştır. İslam en başta kendisinden önceki “vahiy/nübüvvet” geleneğine dayanan semavî dinlerin devamıdır.
    Günümüz Müslümanlarının “Cahiliye” kavramına yükledikleri anlam büsbütün olumsuzdur. Onlara göre cahiliye cehalet ve karanlığın kol gezdiği bir çağdır. Bu yüzden İslam ve öncesi arasında kıyaslanamayacak kadar muazzam fark olduğu düşünülür. Amr bin Hişam’a taktıkları “Ebû Cehil /Cehaletin Babası” lakabı aslında bir dışlama, ötekileştirme amacı taşımaktaydı. Oysa onun İslam öncesi lakabı Ebû’l-Hakem (Bilgeliğin Babası) dır. Çağının tüm bilgisine sahip olan bu kimsenin “cehaletle” nitelenmesi vahye muhalefetinden dolayıdır, yoksa cahilliğinden dolayı değildir. Yoksa Cahiliye ne bedevî /kültürsüz, ilkel, ne de bilgisiz demektir. Ne de İslam bunun mukabilinde “medenî/hadarî, aydınlanma, bilgi devri” demektir. Cahiliye, İslam’ın kendisinden çıktığı ana kucağıdır.

    “Cahiliye” kavramı daha çok “bi’set ve hicret gibi” İslam öncesini tarihlendirmek için kullanılmaya müsaittir. Günümüz İslamcı aydınları moderniteyi, demokrasiyi “câhilî” sistemler olarak nitelerken, Farabî “Medînetü’l Cahile” tabiri ile “kralların keyfî şekilde idare ettikleri” şehirleri kasteder. Cahiliye insanı büsbütün vicdansız, zalim de değildir. Hılfu’l-fudûl cemiyetini kuracak kadar duyarlıdır.

    Mesela kız çocuklarının diri diri gömülmesi sanıldığının aksine son derece sınırlıdır. Yine sanıldığının aksine aslî olan tevhittir, tali olan şirktir. Kur’ân’ın en çok uğraştığı kimseler Mekke’nin şeytanları denen, özellikle Mekkî surelerde “el-insan” diye vurgulanan iki düzine civarında Kureyş’in zındıklarıdır.

    Cahiliye topyekûn reddedilmiş olsaydı, Cahiliye örfü büyük ölçüde İslam şeriatı yapılmazdı. Örneğin Muhammed b. Habib, el-Muhabber’inde [s.236] “Cahiliye döneminde verdiği hükümleri İslam’ın onayladığı şahıslar ve Cahiliye döneminde yaptıkları işleri, Allah’ın İslamî yasa (sünnet) yaptığı şahıslar” diye oldukça riskli bir başlık atmıştır. Açıkça dediği şudur; Cahiliye döneminde bazı insanların yaptığı işleri, söz gelimi Âmir b. Cüşm’ün mirasta “erkeğe iki, kadına bir” şeklindeki uygulamasını İslam da şeriat yapmıştır.

    İslam devrim yapmamış, ıslah etmiştir. Kur’ân; içinde doğduğu kültür ve geleneği, örf ve toplumsal algıyı lağvetmedi, aksine vahiy mesajını bunlar üzerinden ulaştırdı. İslam Cahiliyenin bütün kurumlarına savaş açmadı, aksine birçoğunu olduğu gibi bıraktı, bir kısmını ıslah etti, az bir kısmını da ilga ve iptal etti. Bazılarının zannettiği gibi ne yeni bir astronomi, ne yeni bir biyoloji/tıbb-ı Nebevî ne de yeni bir hukuk sistemi getirmiştir. Kölelik gibi bir kurumu da kucağında bulmuş, bazı iyileştirmelerle bu kurumu devam ettirmiştir. En basitinden Hz. Peygamberin kölesi ve cariyeleri vardır. Zira Peygamber yaşadığı devrin ve coğrafyanın insanıdır.

    İslam Cahiliye hukukunu da büyük ölçüde benimsemiştir. Araplarda krallık yoktu. Kararları kabilenin ileri gelenleri alırdı. Lider kayd-ı hayat şartıyla görev yapardı. Mesela Mekke’de Peygamberimizin dedesi Kusayy’ın koyduğu idari sistem İslam tarafından da kabul edildi. Dâru’n-nedve’de kabile reislerinin istişare ile aldığı kararlarla Mekke yönetiliyordu. Bu Arap örfünü İslamî dönemde dört halife tarafından da devam ettirilmiştir.[1] Cahiliye döneminde ganimetin dörtte birini (mirba‘) ordu komutanı alırdı. İslamî dönemde bu uygulama beşte bir (humus) şeklinde neshedilerek uygulamaya devam edilmiştir. [6/41][2]

    Müşriklerde mevcut olan erkek tarafının kız tarafına mehir verme uygulamasını [4/4] İslam devam ettirmiştir. İslam sadece Cahiliye evlilik sisteminden mevcut olan sadece üvey anne ile evlenmek, iki kız kardeşi aynı anda almak, şigar usulü (takas yöntemi) ile evlenmek gibi son derece çirkin birkaç evlilik çeşidini kaldırdı. Cahiliye’de erkeğin evleneceği kadınlarda sayı sınırlaması yoktu. İslam bunu gerçi dörde indirdi amma bu sefer de cariye sayısını serbest bıraktı.

    Kadim bir Cahiliye âdeti olan mut‘a nikahı Hz. Peygamber ve sahabe zamanında kıyılmaya devam etti. Bazı Şii mezhepleri “belirli bir ücret karşılığı kadın kiralamak” diyebileceğimiz bu çirkin uygulamaya hala şer’î ruhsat verebilmektedirler. Hz. Ömer bu nikahı güç bela yasaklayabilmiştir. Bu aynı zamanda ayetin [4/24] verdiği ruhsatı ümmetin maslahatı gözetilerek kaldırılabileceğinin de delilidir.

    Muhammed b. Saib el-Kelbî’nin zikrettiğine göre; Cahiliye Arab’ının haram saydığı “anneleriyle, kızlarıyla, teyzeleriyle ve halalarıyla nikahlanmak gibi” bazı şeyleri Kur’ân da haram kılmıştı.[3] Bunda şaşılacak bir şey de yoktur. Yahve Yahudilere, Hammurabi yasalarını nasıl “on emir/şeriat” yapmışsa[4] Cahiliye Arap örfünü de Allah büyük ölçüde Müslümanlara yasa yapmıştır.

    Çocuk gelinle evlenmek teşvik edilen bir Arap âdeti idi ve İslam bunu devam ettirdi. Hz. Muhammed Ebubekir’in kızı Aişe ile 9 yaşında evlenmişti. Ömer de Ali’nin buluğa ermemiş kızıyla evlendiğinde herhangi toplumsal kınama ile karşılaşmamışlardı.[5] Nitekim toplumda epey çocuk gelinlerden müteşekkil evlilik bulunmalı ki, “Henüz âdet görmeyen genç kızların iddeti üç aydır” [65/4] ayeti böyle bir sorun üzerine inmiş olmalıdır.

    Yine Cahiliye’de kadının boşanma hakkı yoktu. Üç talak ile eşini boşama ayrıcalığı erkeğindi.[6] Şehristanî bu konuda şöyle der; Araplar kadınlarını farklı farklı üç ayrı zamanda boşarlardı. Bir defa boşadığında evliliğini sürdürmek isterse kocası eşine insanların en yakınıydı. Ancak üç defa boşadığında artık karısına dönemezdi. [7] O kadar ki Cahiliye devrinin meşhur şairlerinden A‘şâ bile ancak üç talakla boşanabilmiştir. [8] İslam da bunu aynı şekilde devam ettirdi. [2/228] İslam’ın hırsızların elinin kesilmesiyle ilgili emri [5/38] Cahiliye döneminde de uygulanmaktaydı. Araplar hırsızlık yapanın sağ elini keserdi. [9] Tarihçiler hırsızlıktan dolayı elleri kesilen bu kimselerin isimlerini vermektedir. [10]

    Daha bunlara pek çok örnek vermek mümkündür. Sonuç itibariyle Cahiliye Arap örfünü büyük ölçüde İslam kabul etmiş bunu şeriat olarak koymuştur. Bu örfün (yazılı olmayan toplumsal kuralların) pek az bir kısmını iptal ve ilga etmiştir. Hz. Muhammed’in getirdiği mesaj, yaşadığı toplum merkezli olduğu aşikârdır. Ayetler nazil olduğu coğrafyanın problemleriyle alakalıdır. Nitekim Mekke’de ayetler müşriklere, Medine’de Yahudilere yönelik ikazlar gelmiştir. Örneğin o tarihte, o coğrafyada Budist veya Zerdüştler olsaydı onlara yönelik vahiyler gelecekti. “Kur’ân kendisinden öncekileri tasdik eden ve Mekke civarındakileri uyaran bir kitaptır.” [6/92] Zıhar [58/2-3] gibi, hac dönüşü evlere arka kapıdan girmek [2/189] gibi pek çok uygulama yalnızca o coğrafyadaki Araplara has davranışlar ve problemlerdir.

    Özellikle kölelik müessesini üç aşağı beş yukarı devam ettiren İslam hukuku bu konuda cahiliye hukukuna, Arap örfüne ne kadar göbekten bağlı olduğunu göstermeye kafidir.
    -----------
    [1] Mehmet Azimli, Cahiliyeyi Farklı Okumak, s.109-111.
    [2] Ali Osman Ateş, age., s.402.
    [3] Şehristanî, age., c.3.s.90.
    [4] Gerald Messadie, age. s.162.
    [5] Mehmet Azimli, age. s.117.
    [6] Mehmet Azimli, age. s.118.
    [7] Şehristanî, age., c.3.s.91.
    [8] İbn Habîb, el-Muhabber, s. 309.
    [9] Şehristanî, age., c.3.s.93-4.
    [10] Mehmet Azimli, age. s123.
  • Muta nikâhı dinimizde haramdır.
  • Arkadasın birisi zina yapanlar için idam istemiş( iki tarafında isteği doğrultusunda anlaşarak planlı yapılan zina) ; O zaman napıyoruz genelevlerin çıkışına darağaçlarını kuruyoruz bu 1, sonra kim zina yapıosa sokak başlarına darağaçlarını kuruyoruz anında görüntü bu 2 ve son olarak zina yapacaklar için muta imamları ataması yapıyoruz.
  • KEÇECİZADE İZZET MOLLA

    Tanzimat devri Sadrazamlarından olan Fuat Paşa'nın babası Keçecizâde İzzet Molla, hiciv şiirleriyle bilinen şairlerimizdendir.İzzet Molla, Sultan 2. Mahmut zamanında Devlet kademelerinde görev almış, müfettişlik ve kadılık yapımıştır.
    Keçecizade İzzet Molla,1828 yılında Osmanlı Devletinin Rusya ile arası açıl ması üzerine, Ruslara savaş ilan edilip edilmemesini görüşmek için toplanan savaş Meclisinde, askeriyenin ve devletin durumunu gözönünde tutarak, savaşa girme yip, barış yapılmasını teklif etmiş, ancak onun teklifi kabul edilmeyip, çoğun luğun oyuyla savaşa karar verilmiştir. Izzet Molla, savaşın mağlubiyetle neticeleneceğini tahmin ettiği için, vicda nı bir türlü rahat etmemiş, savaş alehytarı bir kitapçık (lâ yiha) hazırlayarak padişaha arzetmiş, padişahta bir kaç devlet adamını bu layihayı değerlendirmek üzere görev lendirmiştir.Bu devlet adamları Izzet Molla'nın layihasıyla ilgili olarak Padişah'a olumsuz rapor vermiş, Padişah ta buna mukabil Izzet Molla'nın sürgün edilmesini emret miştir.
    Padişah'ın emriyle Sivas'a sürgün edilen şair, burada dokuz ay kalmış, Osmanlı-Rus savaşının neticesi, onun fikirlerini doğrulayınca, Padişah bir ferman daha yazarak onu affetmiş, ancak şair, bu haberin kendisine ulaşmasından iki saat önce vefat etmiştir.
    "Meşhurdur, fisk ile olmaz cihan harap
    Eyler ânı müdâhane-i âliman harap"
    "Dünyanın günah işlemekle yıkılmayacağını herkes bilir, onu âlimlerin dalkavukluk etmeleri harap eder"Yalakalar olamasaydı bu dünya bozulmazdı amma ah şu yalamalar ah.
    Yine onun şu mısraları, sanki bu günü anlatmaktadır.
    Pek incelendi rişte-i ülfet zamânede
    Nesc olmuyor kumaş-ı muhabbet zamâ-nede
    Adâmızı Hüdâ ser-kâre getirmesin
    Başlar belası oldu riyaset zamânede
    Ankâ ol eğer isterisen zâğ-i lâşe evvel
    Yeksândır irtikâbile iffet zamânede
    "Sevgi bağları zamanımızda çok inceldi, artık muhabbet kumaşı da dokunmuyor. Allah, düşmanlarımızı iş başına getirmesin, zamanımızda idare edenler başa belâ oldular. Leşkargalarını avlamak istersen, Anka kuşu gibi yükseklerden uç. Zamanımızda rüşvet ve karaborsa, iffetliliği yerle bir etmiştir...”Derlememizin konusu olan hiciv örneklerinin bir taneside budur.İzzet Molla rahmeti nede güzel söylemiş..Bu sözlere daha fazla yorum katmak zul olur herkese…
    ÂŞIK FİGANİ
    Edebiyat tarihimizde "Figani" ismiyle anılan epeyce şairimiz vardır.. Burada bahsedeceğimiz Figani, 1814 yılında doğan Gerede' li Halk Ozanı Âşık Figani'dir.
    Figani, Anadolu' nun yanısıra, Arabistan ve Irak'ta diyar diyar gezmiş, Ozanlık mesleğini buralarda icra etmiş, sözünü esirgemeyen, lafını herkese karşı çekinmeden söyleyebilen yaratılışa sahip bir şairimizdir.
    Bir gün, Gerede'de Kör Ağa adıyla bilinen hatırı sayılır bir kişiye kızmış ve çarşıda bulduğu gözleri kör bir köpeğin boynuna ip bağlayarak, Ağanın önünden geçerken, köpeğe, elindeki ekmek parçalarını atmış;
    Kör köpek, Gerede' yi yedin doymadın,
    Bolu' yu yedin doymadın,
    Bu ekmeği de yesen doymazsın.
    Gözünü toprak doyursun .
    diyerek ona hakaret etmiştir.Figani,bu davranışı ile Hiciv de yerilecek kişiyi sevilmeyen unsurlara benzeterek hedefe ulaşma aklını kullanmıştır,tiyatrodada ve meddah gösterilerinde bu yol sıkça izlenir,yerilecek kişi halk tarafından sevilmeyen yer,zaman ve huy gibi ögelere atıf yapılarak hicvedilir,örneğin meddah elindeki değneğini yere atar ve –Allah kahretsin seni şu zamları yapan hükümet gibisin yaktın elimi der,veya peşkir diye anılan elindeki mendilini koklayıp –üf bu ne kötü koku mübarek sanki ,filanca adamın evinden geliyor diyerek hem seyirciyi güldürür hemde amacına ulaşır.İşte Figani Geredeli Kör Ağa ya bu türden bir hiciv şekli ile hicvetmiştir…Yine Figaninin zaman zaman insanlara zulmeden kişilere karşı, sokak ortasında:
    Fukaranın kalbine her kim dokuna
    Dokunsun sinesi Allah'ın okuna..
    Şeklinde bu ve benzeri manileri açıkça bağırarak beddüa edebilen bir şair olduğu ve hiç kimseden hiçbir menfaat ummadan hayatını idama etmeye çalıştığı yapılan araştırmalarda meydana çıkmıştır.
    ZİYA PAŞA

    Ziya Paşa bir Tanzimat aydınıdır. Çağının diğer aydınları gibi o da çok yönlü bir kişiliğe sahiptir; şair, yazar, fikir adamı, devlet adamı ve diplomat. Edebiyat tarihimizde 1839’da ilân edilen Tanzimat'la başladığı kabul edilen Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) döneminin de üç öncüsünden biridir (diğer ikisi Şinasi ve Namık Kemal). Bu çok yönli şair Paşanın bizi ilgilendiren yönü ekseri dillerden düşmeyen özlü sözleri ve hiciv şiirleridir..

    1825 yılında İstanbul'da, Kandilli’de doğmuştur. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Babası Erzurum’un İspir kazasından gümrük kâtibi Feridüddin efendidir. Beyazıt Rüştiyesinde ve devlet memuru yetiştiren Mekteb-i Ulûm-i Edebiye’de okudu. İyi bildiği Arapçaya ek olarak, öğretmeni İsa efendiden Farsça öğrendi. 17 yaşında kâtip olarak girdiği Sadaret Mektubî Kalemi'nde 11 sene görev yaptı. Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından 1855'te Saraya alınarak Mabeyn-i Humayun beşinci Kâtipliği'ne atandı. Burada Fransızca öğrenen Ziya Paşa, Reşit Paşanın vefatı üzerine Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, Atina Elçiliği, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerine atandı. Bosna ve Hersek bölgesi mü fettişliği, Meclis-i Vâlâ azalığı, Devaî nazırlığı, tekrar Amasya ve sonra Samsun muta sarrıflığı yaptı. 1867 de resmî bir görevle Paris’e gitmeye hazırlanırken haber alınan bazı gizli siyasi faaliyetleri sebebiyle ikinci defa Kıbrıs mutasarrıflığına atandı, ancak bu göreve gitmeyerek Avrupa’ya geçti. Paris ve Londra’da Namık Kemal’le beraber 1868-69 yıllarında Hürriyet gazetesini çıkardılar. Daha sonra (1870) Cenevre’ye geçerek Hürriyet’i 64.ncü sayısından itibaren orada tek başına çıkardı.1871’de Âli Paşa’nın vefatı üzerine diğer Genç Osmanlılarla beraber yurda döndü. Bu dönüşün de, Avrupa’ya gidişi gibi siyasi ve edebî kişiliğinde değişime, hem de ters yönde bir değişime sebep olduğunu görüyoruz: ikbal yolu tekrar açılmıştır artık. Bu dönemde İcra Cemiyeti Reisliği, Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzalığı, Beşinci Murad’ın Mabeyn Başkâtipliği, Maarif Nezareti Müsteşarlığı (1876) görevlerinde bulundu.
    Abdülhamid döneminde de itibarı bir süre devam etti. Yeni Kanun-ı Esasi (anayasa) nın hazırlanmasında Namık Kemal ile beraber görev aldı. Yükselmesine sebep olması gereken bu görev tam aksi tesir yaptı. Halk arasında bir dedikodu çıkmış, onun yeni kurulacak meclise halk tarafından mebus (milletvekili) seçileceği konuşulmaya başlanmıştı. Gazetelere de yansıyan bu dedikodu saray’ın hoşuna gelmedi, 1877’de Vezir rütbesi verilerek Suriye Valiliğine tayin edildi. Yani rütbesi yükseltilmiş, ancak görev yeri bakımından uzaklaştırılmıştı. Daha sonra Adana Valiliğine atandı ve bu görevdeyken 17 Mayıs 1880’de vefat etti.

    HERKESİ SEN….
    Her şahsı harimi Hak’ka mahra mı sanırsın
    Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın
    Dehri ararsan binde bir adam bulamazsın
    Adem görünen harları adam mı sanırsın
    En ummadığın keşfeder esrarı derunu
    Sen herkesi kör‚ alemi sersem mi sanırsın
    Paşa yukarıdaki dizelerde,insanın insanı aşağılamasına ve kişinin tek akıllı olarak kendisini görmesini,ve adam zannedilen nicelerinin ciğerinin beş para etmediğini anlatıyor.



    Şimdide Ziya paşa denilince akla ilk gelen meşhur özlü sözlerinden bizi ilgilendiren hiciv konulu o güzel eserlerini paylaşalım..
    Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
    Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
    nush: nasihat, öğüt
    tekdir: azarlama ,bu sözü o kadar meşhurdurki açaıklamaya gerek yok..
    Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
    Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde
    turfa: tuhaf
    müneccim: yıldız bilimcisi, falcı
    reh-güzer: geçit, geçecek yol,Kişi aleme akıl verir .gel gör ki kendi önünü göremez.
    Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
    Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
    ayine: ayna Kişinin ne olduğu eserlerine bakılarak anlaşılır..

    Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
    Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir

    bed-asl: soyu kötü, aslı fena
    necâbet: soyluluk, soy temizliği.
    zer-dûz: sırmalı, sırma işlemeli ,,bir kişi ünvanla makamla değişmez,o aslında neyse odur..
    Paşa aşağıdaki dizelerde,diyar diyar gezdikten sonra o zamanki ve maalesef bugünkü,okumaktan yoksun bırakılan islam aleminin halini öyle uzun uzun laf kalabalığı yapmadan harika bir şekilde,tam bir şaiire yakışan bir dil ile iki satırda anlatmış.

    Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
    Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm

    Ziya Paşanın aşağıdaki özlü sözlerinin açıklamaları yapılmış fakat o sözlerin çevirisi yapılmasad esasen ne demek istediğini pek güzel anlıyabilkiyoruz,bu yüzden ben herbirine ayrı olarakyorum yapmamın bir gereği olmadığını düşünüyorum,hepside adi kişiliklere ve kişilere yazılmış bir hicviye olarak bizim konumuza uyuyor..



    Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
    Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
    (Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara
    ikram ve yardım yeni çıktı)
    Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
    Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

    (Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsada ancak hainlere uyma yeni çıktı)

    Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
    Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı

    (Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

    Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
    Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

    (Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

    İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
    Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

    (Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

    İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
    Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

    (Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

    Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
    Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

    (Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

    Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
    Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

    (Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık)
  • .
    "Güzel bir yüz , sessiz bir tavsiye mektubudur."
    .
    Publilius Syrus
  • Yine içine çeken birçok hikayelerle kendine bağlıyor. Kitap sayfası küçük derinliği büyük eserlerden. İçinde neler yok ki. Muta nikahı benzeri siga nikahı, eşini boşayıp hülleci cezasını çeken kocaya, cani bir kumadan inzivaya çekilen adama ve diğer güzel hikayeler. Sadık Hidayet'in okumuş olduğum diğer kitaplarında olduğu gibi işlenen konuların da sonu ölümlerle bitiyor. En çok etkileyen masum günahsız yavruların canına kıyan canavar ruhlu vahşi kadın tüyleri diken diken ediyor. Halen Sadık Hidayet kitaplarından herhangi birisini okumadıysanız fazla zaman kaybetmeyin, okuyunca hak vereceksiniz. Herkese şimdiden iyi okumalar.
  • Evlilik akdinin süreklilik (ebedilik) için yapilmiş olmasi şarttir. Bu yüzden evlilik akdinin unsur ve şartlarini taşidiği halde geçici bir süre için yapilan müt`a nikahi, dört mezhebin hukukçularinin da içinde bulunduğu İslam hukukçularinin geneline göre bâtildir

    AOF-Ilahiyat-Islam Hukukuna Giriş
  • Bir emirname "Hakan emrediyor ki..." diye başlarsa muta (geçerli) olmazdı; "Hakan ve Hatun emrediyor ki..." diye başlarsa muta olurdu.
    Ziya Gökalp
    Sayfa 264 - Ötüken Neşriyat