• 158 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir anneannenin torununa yazdığı mektuplardan ibaret kitap. Gereksiz uzun. 157 sayfa gerçi ama yine de bunak bir ninenin torununa söyleyecek bu kadar şeyi olmamalı. Hadi var diyelim bari bunu daha kaliteli bir yazar yazsaydı istiyor insan.

    Sevmedim, fazlasıyla yapmacık buldum kitabı. O kadar sık ve saçma benzetmeler vardı ki canım sıkıldı. Sayfa 38'de ''Ama oturur oturmaz anladım ki henüz hazır değildim, belki de havada fazla elektrik olduğundan düşüncelerim kıvılcımlar gibi şuraya buraya uçuşuyordu.'' Bu ne lan? Ya da bu; sayfa 43 ''Bir şey anlayabilecek misin acaba? Zihnimde pek çok şey kaynaşıyor, dışarı çıkabilmek için birbirlerini, mevsim sonu indirimli satışlardaki hanımlar gibi, itip kakıyorlar.''
    Ama aynı zamanda yazarın okuyucuyla oyunlar oynadığı ya da benim öyle olduğunu sandığım kısımlar da vardı ve bittim oralara. Mesela sayfa 16'da yine saçma bir benzetmenin ardından gelen şu cümle tebessüm etmeme neden oldu; ''Biliyorum, benim ancak mutfak evreninden bulup verebileceğim örnekler seni güldürmek yerine kızdırıyordur. Ne yapalım, herkes en iyi tanıdığı dünyadan esinlenir.'' Direkt okuyucuya hitap ediyor gibiydi mesela bu cümleyle. Bir anda gerçek bir mektubu okuduğum ve mektubun muhatabının ben olduğum hissine kapıldım. 157 sayfalık kitapta sevmediğim benzetmeler kadar çok severek okuduğum benzetmeler, tespitler de vardı ama eğer bunlar da olmayacaksa yazarımız zahmet edip de yazmasın zaten kitap filan. Yetmedi yani o beğendiğim kısımlar kitabı kurtarmaya. 14. sayfada yer alan ve uzun olduğu için alıntılamak zor geldiğinden şu an okuyamadığınız paragraftaki zırh benzetmesi, klişe olmakla birlikte, anlatmak istediğini çok iyi anlatan bir benzetme olmuş ve paragrafın sonunda insanın normalde ağlaması gerekmeyen bir olay karşısındaki gözyaşlarının sebebini -en azından benim açımdan- mükemmel şekilde özetlemiş. Tespite örnek vermek gerekirse karakterle kişilik farkına ilişkin bir paragraf var ki oradan makale çıkabilir uğraşılsa.
    Şimdi sözde mektupla toruna bir ders/öğüt vermekten ziyade bir iç hesaplaşma için yazılıyor ki bu kısmı da çok sevdim. Ama sadece teoriyi sevdim, uygulamaya dökülüşünü başarısız buldum. Eğer bir iç hesaplaşma mevzusundan bahsedeceksek Yekta Kopan'ın ödüllü kitabı Bir de Baktın Yoksun'un son hikayesi olan ve ölen bir babanın ardından hissedilenleri anlatan, okurken de beni deliler gibi ağlatan hikaye bu kitabı ezer geçer. Elbette kıyaslama çok doğru değil, hatta ne alaka ama diğer yandan bu kitap bu kadar övülürken, herkes birbirine bu kitabı tavsiye ederken diğer tarafta bu hesaplaşma işini bu kitaptakinden çok daha görkemli ve gerçekçi yapan bir hikayenin hak ettiği bir değerdir burada ona değinilmesi(ne cümle be!)
    Kitaba yönelik eleştirilerim dört temel noktaya dayanıyor; 1- Gereksiz ve çok sık yapılan benzetmeler, 2- P. Coelho tarzı sevgi içimizde temalı sayısız cümleyle çok satan bir kitap kotarma işinden zaten nefret etmem. 3- ''Çok özel torun'' mevzusu. Bir kitap yazıyorsan o kitabın karakterlerinin ilgi çekici olması, sanırım kitabın ilgi çekici olması mevzusunda çok etkili bir unsurdur. Yalnız ben bunu sevmiyorum. Ben süslenmemiş, basit karakterlerin hikaye ile birlikte önemli hale geldiği kitapları daha çok seviyorum. Buradaki torun daha ilkokuldan itibaren farklı(!) özel(!) bir tip ve bu benim için ilgi çekici değil, ilgi kırıcı(ilgi kırmak daha önce kullanılmamış bir deyim olabilir ben sevdim). Karaktere direkt ön yargıyla yaklaşmama neden oldu bu. Kitapta yer yer ufak çelişkiler olduğunu düşünüyorum ve bunu da sevmedim ama hiç üzerinde durmayacağım çünkü bu benim ön yargım ve paranoyamdan meydana gelmiştir muhtemelen. Zaten sanırım bunu sadece tek bir yerde hissettim. O da 48. sayfanın son paragrafında kader diye girip 49 sayfanın son paragrafında egzistansiyalizm yakın bir düşünceyle çıkıldığı kısım ki alıntılar bölümüne bu son paragrafı ekledim. 4- Gerçekten kalitesiz bir yazar tarafından yazılmış kitap. Böyle çok yazar var, hele Türkiye'de dolu bunlardan.

    Ben birine bu kitabı tavsiye etmem, okumasanız da olur. Evet çok hüzünlendiren, düşündüren yerleri var ama bunu sağlayabilmek için çok usta bir yazar olmanıza gerek yok, herkes duygulandıran metinler yazabilir. Ben Galatasaray sözlük' ü okurken bile ağladığım entyrler biliyorum. Kaldı ki kitabı yapmacık bulduğumdan o kadar da etkilenmedim okuyucu etkilensin diye yazıldığı çok net olan bazı pasajlardan.

    Not: 45. sayfadan yaptığım alıntıdaki bence müthiş çeviri için çevirmeni de kutlamak gerek.
  • SORULAR HAYATTIR fza
    .
    KONU: güncel 
    SORU: yıllar sonra biri size gelse ve dese ki" efendim, korona günlerini nasıl bilirdiniz?" ona neler anlatırdınız? Ve bu günler sizi en çok nasıl etkiledi?
    .
    YAZAR/ŞAIR YUSUF BAL:

    Henüz bitmedi ama bu  sürecin bu gün bittiğini vaka sayısının sıfır olduğunu  düşünürsek ilerde sorulacak sorunun cevabı şu olur : Bize bulaşmadan atlattık ama insanlık adına büyük bir felaketti. Kimi insan canından kimisi işinden oldu. Koronanın tek iyi yönü adil olması, dünyanın başına bela amerika gibi  zalim bir ülkeyi ayırmadan hareket  etmesiydi. Her fırsatta masumların üzerine bomba yağdıran terörle işbirliği yapan Avrupa ülkelerinde refah  içinde yaşayan insanların ölümü hissetmesi de güzeldi. Filistin, Irak, Arakan, Yemen, Afganistan'a ölen insanlar için zerrece acı duymayan Arap ülkelerinde işbirlikçiler corona dan ölseler üzülmek  yana daha mutlu olurdum.
    .
    SEYDANUR KOÇ:

    Bence bu süreçte insanların kendi kabuklarına çekilip kendilerini sorgulama fırsatı doğdu. Çoğu insan hayatın temposuna kapılıp  dünyaya asıl gelme gayesini unutmuştu.Bu süreçte ölümler le birlikte bunu daha çok sorgular oldu herkes:)
    .
    YAZAR SENA TÜTÜNCÜ:

    Icimdeki cevheri cikaran guzel bir dinlenceydi.
    .
    HAVVA ELIF BAŞARAN:

    Korona günler gencin gençliğinin elinden alimasi idi.Ama gençler bilirdi ki bu durumda ülkesini kurtarması gerekti.Her dışarı çıkmayan genç bir fedakardi.Yine korona gunleri evlerde internet önemli idi.Artik internet  paketleri çabuk biten kişiler  ise evlere internet baglattiriyordu.İnternet kullanımı atmıştı.İnternet alışverişleri de öyle.Ve insan bu korona sayesinde öğrenmiştir ki sağlık herşeyden önemlidir.Tesekkurler.
    .
    GÜLCAN AKYİĞİT:

    Muhasebe yapmayı öğretti niye böyle bi virüs musibeti geldi dünya başta olmak üzere enfüsi alemde nerelerde geziyor geziyoruz dünyaya geliş amacımızı bian bile aklımızdan çıkarmamalıyız nelerimizi yitirdik zamanın kıymetini herşey gibi sağlığında emanet olduğunu. Corona günleri sebeb her ne kadar bilerek küffarın bi oyun olsa da Rabbimin bi Muradı var müslümlar için ikaz ihtarı ilahi olarak bakmak lazım sebeblerin yaratıcısını görmek lazım biz ihtariyla meşgul olmalıyız bulaş sebebini ortaya çıkaranlar hesap gününü beklesin o bizim vazifemiz değil diye düşünüyorum. Corana da rabbimin yarattığı herhangi mahlukattan biridir aslında yarattığı her mahlukatı düşünüp tefekkür edip o nazarla bakmak lazım diye düşünüyorum ekstra bi özelliği Yok oda vazifeli bi memur herkes gibi. Gözle görülemeyen bi mikrop neredeyse farkında olup olmadan büyütülen nefisleri nefislerimiz ilahlık seviyesine çıkarmış  ruhları ruhlarımızı nasılda terbiye ediyor Rabbimin izniyle ölüm insanı ne kadar korkutuyor ne için geldi insan ahseni takvimde yaratıldı yaratılışında ki kıvam nerede insan nerede kalıcı olmayan dünya için ölmeyecekmiş gibi yaşanmamalı herşey emanet hesap var corana terbiye etmiyor Allah terbiye ediyor oda bi memur vazifeli tıpkı topal sivrisinek gibi. Büyük bi ihtarı ilahi var ey Müslümanlar tevbe edin kendinize gelin istiğfara sarılın dönüşünüz bana sonunda bana rücu edeceksiniz diyor rabbim ey kafirler İman edin ve ey Müslümanlar tüm insalığa Allah tan başka yardım edecek ve ihsan edecek  yoktur yardım edicilerin en hayırlısı Allah'tır. Duanın ehemmiyetine varmak lazım nasıl dua ediyoruz dil ile kalbin akrabalığını muhafaza ediyor muyuz Sıla i rahimini sağladık mı vücut organlarımızın birlikte hareket ediyorlar mı ruh ne diyor kalp ne diyor  ne istiyor ne ile meşgul akılla kalp ruh beraber çalışıyor mu hepsi neye hizmet ediyor vazifelerinin bilincindeler mi göstermelik mi yaşanıyor yaşantılar nerede hakikat nerede ne yaşıyoruz ne düşünüyoruz düşünüyor muyuz aklediyor ibret alabiliyor muyuz. Bunlar çok önemli bence. Farkındalık artmazsa yAda uyanmazsak uyanmazsalar corona değil Allah gökten peygamberi de gönderse yine insanlar ayıkmaz diye düşünüyorum akıl erdiremez  Allah farkındalığımızı artırsın diye düşünüyorum. Herkes kendinden sorumlu vazifesini bilip Rıza'yı ilahiye karışmamak mühim mesele corona da vazifeli bizde. "Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar. (En-Naiat 46) Bu kadar önemli bu kadar kısa. Neye harcadığımızı fark ettirsin ecelimizi tehir etsin tevbemize fırsat versin.rızasını kazanarak huzuruna dönmeyi nasip etsin hepimize.
    .
    ISIMSIZ:

    Ahh korona ahhh 🥺evde kendin halinde olmak,hiç kimseye gitmemek ,anne baba abla kardeş tüm dostlara hasret  kalmaktı😔kimsesiz bi ramazan    kimsesiz bi bayramdı 😔camiler kapalı cumalarin kilinmadigi bi memleket nasilsa öyleydi 😫bu korona hakkinda yazacaklar bitmez canım Rabbim tertemiz olmayi ve daha birdaha uğratmasın güzel ülkeme inşallah 🤲🤲
    .
    ISIMSIZ:

    Ders çalışmakla meşgul olduğum,daha fazla kitap okuyup film izleyebildigim kendi özüme bakıp düşündüğüm,evde bol bol çay içebildigim günlerdi😂
    Koronacigima Hatalarımı, umutlarımı ,hayallerimi, hüzünlerimi sığdırmis idim🙈
    Aileme,Kardeşlerime Kucak dolusu sarılmayı, okulumdan,stajimdan, aktivitelerimden uzak ozlem içerisinde kaldigim  su günler tamda mezuniyetin arifesinde olmak beni fazlasıyla yordu.
    .
    .SÜMEYYE KILINÇ:

    Öncelikle biri bana gelse ve korona zamanını sorsa ; gerçekten çok zorlu bir dònemdi insanlar bedenen bir birinden kopmuş olsada ruhen beraberlerdi. Koronadan dolayı evde kaldığımız zamanlarda ilk gözlemlerim dünyanın rahatladığı ve kendini temizlediğiydi. Dünya ilk ay çok mutluydu doğa sanki kahkalar ile gülüyor gibiydi. Biz bunu hak etmiştik çünkü dünyanın değerini bilmeden yaşadık . Ama zaman geçtikçe ikinci,üçüncü aylara girdiğimizde onunda bizi yavaş yavaş özlediğini fark ettim .gerçekten çok zordu . Türkiyede değil ama bir çok ülkede halk başkanlarını dinlemiyor ya da başkanları halkı dinlemiyordu. Ama cumhur.  başkanımızdan Allah razı olsun tek türkiyeye değil tüm dünyaya yardım edip gücümüzü gösterdi . Belli bir süre sonra 15 mayısta 15 -20 yaş arası sokağa çıkma yasağı 11.00'den 15.00'e kadar kaldırıldı . Dışarı çıktığımda ilk yürümeyi unutmuşum onu fark ettim🤭ama sonra hemen alıştım bir çok fotoğraf çektim bu günler bitince çıkarttırıp albüm yapmak için birde korona günlüğü tuttum .
    Bu günler beni ; açikçası tazelenmeme  yardımcı oldu yapmak istediğim bir çok şeyi yaptım kendi beynimi bir köşeye çekip sorguladım ve artık yapmak istediğim kararlarda emin adımlar ile yürümeye karar verdim bu durum beni kendi içim ile konuşmama yaradı kendimi dinlemediğim bir çok anım olmuş (özür dilerim kendim) ama artık karar verirken onada soracağım . Ama açıkcası sıkıcıda geçmiyor değil 😁ama bu günlerde bitince bu günleri özlüyeceğiz o yüzden anın tadını yaşayın 😉
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günlerini;
    Allahın haddi aşan insanlığa rububiyetini göstermek için ibret vesilesi kıldığını, gözle görülmeyen bir virüsten bile zayıf olduğumuzu göstermek için bu musibeti bize musallat ettiğini söylerdim.
    Mazlumların feryadının ta arşa kadar uzandığı bir dönemde insanlığa genel uyarı olarak geldiğini söylerdim.
    Sadece öldürmek için hazırlık yapan insanoğlunun, yaşatmak için zerre yatırım yapmadıklarını gördüğümüzü söylerdim.
    Mazlumların ahının aheste aheste çıkışını müşahede ettik.
    Peki insanlık ibret aldı mı derseniz.
    Heyhat heyhat!
    Şahsen benim hayatımda herhangi bir değişiklik olmamıştı.
    .
    ISIMSIZ:

    Anlatılmaz yaşanır derdim
    İnsanın kendiyle muhasebe yapması için zor zamanlara ihtiyacı vardır bir şeylerin degerli oldugunu anlaması için bu zamanlar öyle zamanlardı işte herşeyin başı sağlık dediklerimizden.
    .
    ISIMSIZ:

    Kimi zaman endişeyle, kimi zaman ise kayıpların vermiş olduğu üzüntüyle geçen günlerdi. Ama en çok da insanları anlayamadığım günlerdi. Giderek yaygınlaşan virüsü, umursamayan -tedbiri elden bırakan- insanlar bu süreci evde geçirip, sosyal yaşantılarına bir miktar ara vermekten yana değillerdi. Dışarda güzel hava, onlar ise içerde olur mu böyle? Olmazdı. Olmadı da. Ama şunun farkında oldular mı bilemiyorum. Vazgeçemedikleri hevesleri birçok cana mal oldu. Bir çok insanın hayatını etkiledi. Ha bu insanların aksine durumun farkında ve bilincinde olan insanlar olmadı mı? Oldu tabi ki. Aldıkları tedbirler, göstermiş oldukları ehemmiyet, sadece kendileri için değildi tabi ki. Onlar, etraflarında bulunan insanları umursayan insanlardı. Önce gereken tedbiri alır sonra takdir Allah'ındır diyenlerdi... Öğrencilerimden uzak kalmaya itti bu durum beni. Eğitimlerinin yarıda kalması üzdü beni onun haricinde benim hayatımı çok da etkiledi diyemem. (Not; kendi ile mutlu olan, zaman geçirmeyi seven bir kişiliğim olduğu için hayatımda çok da büyük değişiklikler meydana getirmedi. Ruh halim gayet yerinde :))
    .
    ÜMMÜ  GÜLSÜM GÖKGÜL:

    Efenim bu bir cenaze namazı olsa idi ve rahmetli koronayı nasıl bilirsiniz diye bir soru olsaydı eğer tabi ki dee iyi bilirdik😉dicektik,zira artık bizimle birlikte olmicaktı (tez zamanda inşallah 🙏😂)eee ne demişler kör ölür badem gözlü olur,kel ölür sırma saçlı olur demiş atalarımız 😅
          Biraz da bu süreçte neler yaşadık bunlardan bahsedecek olursak 🤔(evde yapılacak ne çok şey var aslında dimi,herkesin sevdiği kendini güvende hissettiği bi liman adeta )ama ; birden bire dışarı çıkmak yok,sevdiklerinle görüşmek yok,en sevdiğin konsere gitmek yok, kütüphane yok,en sevdiğin cafede en sevdiğin kahveyi içmek yok birden bu kadar çok yollarla karşılaşmak bu yüzyılın insanını ürküttü sanırım , hiç kimse hiçbir şeye odaklanamaz oldu misal ben 5 dk içerisinde 5 farklı duygu saganagina yakalanıp ,atlatıp bu ritueli günün farklı saatlerinde ne kadar tekrarladigimi bile bilmeden geçiriyorum 🙊misal bu gün günlerden neydi şu an onu bile bilmiyorum 😂
          Yani bu dönem şahane geçiyor açıkçası yukarda bahsetmiş bulduğum üzere müthiş bi duygu saganagi , günlük farklı şeyleri kafaya takma sanatı ,hele her oturdugumda yeşil koltuğun bozulması hiç sinirime dokunmuyor mesela bu dönem her şey harukulade (her şeyle sinir harbi yapmam dışında hiçbir problem yok 🙊😂)
          Konunun özüne dönüp toparlicak olursak , insanların bi türlü hayattan istekleri bitmiyor ellerinde bi Çok güzel şey varken kıymeti bilinmiyor ,oysa bundan bir beş ay öncesine dönüp baktigimiz Zaman günün her dakikasinda özgürlüğümüzü kutluyormusuz da farkında degilmisiz meğer.. Burada gelecek nesillere mesajıdır hayatınızdaki güzelliklere sahip çıkın , kaybetmeden degerini bilin 😊
    .

    FERIDE BAŞGÖNCÜ:

    Benim icin degisen bir sey olmadi evdeydim saglikliydim.
    .
    ISIMSIZ:

    İnsan acizliğini ve șükürsüzlüğünü anlıyor. Çünkü nimetler elden gidince kıymeti anlaşılıyor. Ve hep günlerimi, saatlerimi planlardım ya bu sefer gerçekten belirsizliği yaşadım. Önceden neyi hesap edersem edeyim her şey bir anda değişip, planlar bozuluyor ve sen sadece izliyorsun. Sonra belki başka planlar başka ihtimaller düşünüyorsun ama biliyorsun ki yine her şey değişebilir. Bunu diğer zamanlarda da küçük küçük hissediyordum ama bu kadar bariz hiç hissetmemiştim. Sonunda da diyorsun ki işim Allah'a kalmış ve O'na kalmışsa en hayırlısı olur. 😊
    .
    MERYEM DILER:

    Korona günlerini iyi bilirdik , nasıl olsun işte evde aile ile birliktesin kalabalık bir aile . Bazen sıkıntılı günler bazen de eğlenceli günler geçiyordu.  Kendime hep zaman ayıran birisiyim ama karantina da biraz daha ön plana çıktı bu .  Daha fazla kitap okudum , daha fazla film ve dizi izledim.  Iyi etkilemesi yönü daha ağır basıyor sanırım ama ev kalabalık olduğu  için dediğim gibi biraz sıkıntılı günler de oldu.
    Ben inançlı ve umutlu bir insan olduğum için bazen çok zor şeyleri kolay atlattım  ki bu karantina hiç zor değildi 🙄
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günleri benim fikrimce iki yönlü etki yaptı olumsuz yönünden bahsedecek olursak birçok insanın hayatını kaybetmesine birçok ülkenin maddi ve manevi zarara uğramasına sebep oldu. İnsanların yaşamları durdu. Olumlu yönünden bakacak olursak insanlar aile kavramını birnevi  yaşadı. İyi veya kötü ilişkiler olsun aile içi iletişimde büyük rolü oldu. İnsanların kendi içlerine dönmelerine, alternatifler bulmalarına vesile oldu. Bu arada da doğa biraz olsun kendine geldi tabi ki bu insanlar tekrar normal yaşamına dönünceye dek çünkü yıllar önce de salgınlar olmuş ve yaşam tekrar eski durumuna dönmüş. Bu günlerin beni nasıl etkilediğine gelecek olursak mümkün olduğunca evde kaldığım, yıllarıdır bir yurt öğrencisi  olarak ailemden uzak olduğum için onlara doğduğum bir süreç oldu.  Baharın gelişine yoğun hayat temposu yüzünden bu kadar yakından şahit olamiyormusum bunu fark ettim. Yepyeni lezzetler keşfettim,mutfak becerilerimi geliştirdim😋 ve o dönemler halen öğrenci olduğum için sınavlarım sebebiyle de çalışıyordum. Umarım kalmamışımdır derslerimden o yıllarda😉😂Doyduğum*
    .
    EBRU ATICI:

    Korona günleri tüm dünya için sinavdi
    Biz insanların Allah'a ne kadar muhtaç olduğumuzu hatırlattı birkez daha bize 🤲🏻
    Tabi kendini bilmez birçok insanın Allah'tan c.c degilde bir virusten ne kadar çok korktuğunu da gösterdi 
    Uzun anlatmak istemedim özet olarak aklını kalbini imanını kullanan yine kazandı , kibir dolu olanlar yine kaybetti 
    Rabbimin verdiğine de vermediğine de bin şükür 🤲🏻🌺
    .
    ISIMSIZ:

    Normal hayatta ne kadar büyük nimetler içinde yaşadığımızın farkına vardık.

    Allah’ın gücü ve kudreti karşısında insanoğlunun acizliğini tüm dünyada açıkça gördük. Hayatta kafaya taktığımız çoğu şeyin ne kadar anlamsız olduğunun bilincine vardık. Dışarı çıkmanın,temiz hava almanın,seyahat etmenin,birbirine sarılmanın,toplu şekilde ibadet etmenin ne kadar büyük nimetler olduğunun idrakine vardık. Eksi yönlerinin olduğu kadar artı yönlerinin de olduğunu düşünüyorum 🤔. Özellikle elimizdekilerin kıymetini anlamayı,ne kadar büyük nimetler içinde yaşadığımızı,aile hayatını,evde birlikte vakit geçirmenin özellikle çocuklar açısından ne kadar önemli ve gerekli olduğunu yaşayarak öğrendik. Umarım bu imtihan tüm dünyada insanların hidayetine vesile olur. Rabbim ders çıkarmayı ve bundan sonra ki hayatımızda da Rabbimizin razı olacağı şekilde yaşamayı nasip etsin inşaallah🤲🏻
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günleri...insanlar olarak ne kadar aciz güçsüz ve çaresiz olduğumuzu bize açik bir şekilde gösterdi..Rabbimizin izni olmadan hiçbirşey yapamadığımızı bir kez daha hatırladık...ve birlikte olmanın kıymetini anladık. Teknoloji, bilim,  tıp nekadar ilerlemiş olursa olsun Yüce Allah ol demeden hiçbirşeyin olamadığını bir kez daha gördük.
    .
    ISIMSIZ:

    Bugünlerin yani korananın beni çok da kötü etkilenmediğini söyleyebilirim Bu da Rabbimin bir imtihan aydı elimizden gelen tedbirleri alıp tevekkül edip takdiri Allah'a bırakmak. Kulumuzu gözden geçirip tövbe edip ibadete sarılmak daha çok Kur'an okumak la geçti.
    .
    ZEYNEB EKER:

    Hem eğlenceli hemde bi o kadar sıkıcı diyebilirdim. Aslında tek sıkıcı yanı arkadaşlarımı ve sevdiklerimi görmemekti. Onun haricinde kendimce bir çok aktivite yapıp kendimi eğlendirecek ve bilgilendiricek şeyler yaptım. En çok etkileyen kısım ise sevdiklerime bir şey olması korkusu oldu😊
    .
    ISIMSIZ:

    Ona derdim ki; ben o günleri artık sadece lafta kalmış olan insanlığın sonunun geldiğini,Allah'ın insanların acziyetini apaçık önlerine serdigini, artık her şeyin değişeceğini,kimsenin kimseyi gerçekten samimi olarak önemsemediğini ve nasıl bir çağa denk geldiğimi düşünerek geçirdim. O zamanlar her şey için çok umutsuz olduğum söylenebilir☺️ Aslında tefekkür etmek, yıllardır isteyip okul, iş,aile vb sebeplerle erteledigimiz birçok konuda kendimizi geliştirmek için büyük fırsattı.Ailemizle vakit geçirmek için o kadar bol zamanı yıllarca elde edememistik. İnsanın 5 ayını ailesiyle gecirmesi büyük olaydı.Ve o zaman bir anda tüm bu nimetler elimize verilmişti değerlendirmek lazımdı🤗 yüksek lisans zamanima rastladığı için benim için evde bir kamp hayatı başlamıştı.tam olmasa da hem ev hayati hem de akademik bir hayatı deneyimledim.yeterince zordu☺️o süreçte birçok can sıkıcı şey de yaşandı ülkede polisler askerler dışarda şehit olurken, çocuklar kadınlar öldürülürken biz sadece evimizde oturup haberleri takip edip üzülmekle yetinebiliyorduk.yani bu ülkenin düzeni hiç değişmedi. Her zaman gizli ya da alenen birileri feda edildi. o zaman yaşadık nasibimizde olanı şimdi yaşıyoruz bakalım gelecekte neler göreceğiz😇🌸
    .
    NESLIHAN:

    Bu zor sürecte çok zorlandık evede kaldik ve  başarmak icin elimizden geleni yaptik sağlık bakanimizin katkilariyla bu kötü günleri atlattik.
    .
    ISIMSIZ:

    Rabbim ömür verirse bir gün gelecek ve bu günleri hatırlayacağız herşeyde vardır bir hayır Buda bizim için İnşaAllah öyle olur Allah cc azametinin karşısında affına rahmetine sıgındık bize gelince Elhamdulillah Rabbimden gelene razı olduk bize verilen ikram edilen nimetlerin farkına varamamışız değerini bilemedik benim için en hüzün Beytullah Ravza kapalı bayram ve Gavsıma gidememek oldu Rabbim daha kötüsüyle imtihan etmesin İnşaAllah bu günlerde hayırlısı ile biter.
    .
    ISIMSIZ:

    Once gercektencok kirkunctu.Ama insaniz zamanla alistik hastaligi tanidik ve onunla yasamayi ogrendik. Beni en cik sevdigim insanlardan ayri kalmak uzdu.Camilerin ve ilim meclislsrimizin kapanmasi cok aciydi. Sanki nefes almada  zorlan dim. Elhamdillah ki tlfn . Internet. Bunlarin sayesinda daha kolaylasti. Korona hem bir felaket hem de ibret almamix gerekun bir uyadiydi.
    .
    KADRIYE BÜYÜKOVALI:

    Korku icinde yaşanan mutluluk derdim. Ailem ile evde doya doya vakit gecirdim.
    .
    KÜBRA KEPENEK:

    Bir gün biri virüs yüzünden her gün eve kapanacaksınız dese asla inanmazdım ama gerçek oldu. Evde takılmayı sevdiğim halde aşırı zorlu bir süreçti. Korona bana aslında hayatımızın ne kadar özgür olduğunu iliklerime kadar hissettirdi. Her gün sabah erken kalkıp gittiğim okulumu bile mumla aramama sebep oldu. Özellikle sabretmeyi öğretti. Aslında yerinde olan sağlığım için hiç şükretmediğimi farkettim. Bu süreçte covid-19 kapmamak için dikkatli olmamın en büyük sebebi benim yüzümden birine bulaşma korkusuydu. Ailemden veya arkadaşlarımdan herhangi birine benim yüzümden bir şey olması çok üzücü bir durum olurdu. Sevdiklerimizin sağlıklı olmasının ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlamış olduk. Ve bir çok şeyi evde kendi imkanlarımızla yapabileceğimi öğrendim. Umarım bir daha özgürlüğümüzün kısıtlanacağı bir durum yaşamak zorunda kalmayız.
    .
    MERVE TORUN:

    Korona günleri bana nekadar cok seye sahip oldugumu gosterdi evet stresli korkulu gunlerdi ama sahip oldugum bircok seyi farketmemi sağladı.
    .
    ISIMSIZ:

    Genel olarak çok etkilenmedim zorlu bi süreç değil, değildi benim için. Sadece okul açısından gerekli kararlar zamanında alınmadığı için zorlandım, zorlanıyorum. Yaz ortası veyahut eylül gibi yapacağız denilen sınavları kısa bi zaman önce yapma kararı aldılar. Bu süreçte bölümümü sevmeme rağmen gittiğim üniversite adına pişman olduğumu gördüm. Bu kadar :)
    .
    ISIMSIZ:

    Dört duvarla aşina oldum😅 imtihandı geçti. Ders alıp yola koyulduk. 🌼
    .
    ISIMSIZ:

    Corona gunleriii🤔🤔 
    Zorlu bir süreç,  tum dunyanin salginla mucadele ettigi ,insanlığa doganin tek hakimi olmadigini gosteren, büyüklük taslamamasi gerektigini anlatan yanii gozle göremedigin cokk kucuk bir canlıya dahi  yenile bilecegi, karsisinda hic bir sey yapamayacini kanitlayan, bence insana ayagini denk aldiran , milyonlarca insanin ölümune yol acan,ulkeleri ekonomik ve sosyal olarak yipratan, her seyi alt ust eden, evlere tikildigimiz, bayramlari dahi yalniz gecirttiren, insani sevdiiklerinden ayiran, babayi anneyi evladina yaklastirmayan,  ve sonra en kötüsüde sevdigin bir kisiyi hastalik yuzunden kaybetmektir heralde, corona nerden bakacak olursak olalim hemen hemen hicc olumlu bir yani yok hep uzuntu veren bir olay oldu,  ama bnce benim acimdan insan hep cevresine zulm eden dogaya hayvana hatta birbirine bile .birazda olsa gucun bizde olmadigini gosteriyor bence . Insanin acizligini.  Hayvanlari evlere kafeslere tikilnca neler hissetiklrini, aç kalacak olmanin veridigi korkuyu  kanitladi yani hani insanlar marketlere felan koşuşturduya,  halbuki dunyada aç olan milyonlarca  hayvan,cocuk ,yetiskin  olmasina ragmen .
    Ve o insanların yiyecek alacak imkani olmamasi belki az da olsa empati yapan insanlar olmuştur açin halinden anlayan, ve sukr etmemiz gerektiğini anlamamiz lazim . Surekli ac olan gunlerdir belkide haftalardir hic bir sey yiyemeyen insanlara  kıyasla , yokluk icinde olan insanlara kiyasla,. bizler varlik icinde yuzuyoruz gibi birset  bu kadar nimet varlik içince olup şükrsuzluk yapmamamiz lazim .lakin ne zaman hayatımızin son bulacağımızı bilemeyiz. Goremedigin bir canli dahi olumune yol açabilir. Biraz ders cikartmak gerek diye düşünüyorum .  Anlayan dusunen insana karincdan  bile ne dersler cikartiyor. Biraz dusunup ders cikartmak gerek diye dusunuyorum. Sanki insana yeter artik dur der gibi bisey oldu corona.  Ettigi zulme karsilik. Hani sey demiyorum insanlar kotuydu o yuzden corona salgini oldu felan demiyorum yani sadece ders cikartmak lazim.  Hani bir soz varya her serde bir hayir her hayrda bir ser vardir diye kesinlikle oyle bnce  Tabi daha aklima gelen bir suru sey var ama yazsam cok uzun olacak coronayi bir cok  yonden degerlendire bilirim ama bence bunlar en onmlisiydi .
    .
  • 152 syf.
    ·3 günde·7/10
    Son günlerin en şiddetli Mayıs sıcağı şehrimi boğuyordu. Turtaya dönmüş çatıların üzerinden nefis buharlar yükseliyordu. Caddedeki bütün pencereler ardına kadar açıktı, tabii benimki de. Gür ağaçların zayıf gölgelerinde ihtiyar kadınlar, apartmanlarının önündeki avlulara bir tabure atıp eriyebilirlerdi ancak Korona vardı, balkonda eriyorlardı.

    İncelememi tamamlamak için masamı toparlıyorum, sonuna kadar açtığım pencerenin yanına kuruluyorum. Notlarımı karıştırmaya başlıyorum. Hah, burada kalmışım işte: “Arkadi ve Boris kardeşlerin İthaki Bilim Kurgu Serisi’ndeki ilk kitapları, benim de onlardan okuduğum ilk kitap. Bu kitaba bilim kurgu özlemiyle yanıp tutuştuğum bir dönem başlamıştım. Eh, pek de umduğum bilimi bulduğum söylenilemez ancak farklı bir yaklaşım buldum ki bu da hoş. Bu farklı yaklaşımı biraz açmak istiyorum, şöyle ki bu kitapta bilinmeyen bir güç bahsi var ve bu tüm kitabın esas ögesi aslında. Kitapta bu bilinmeyen güç, karakterlerin üzerindeki etkisi ve neden olduğunu düşünüldüğü olaylar ile hissediliyor sadece. Bu gücün ne olduğunu, neye benzediğini amaçlarının ne olduğunu bilmiyorsunuz.” Şuraya şöyle bir cümle daha ek…

    “Ring, ringg”. Ev telefonu çalıyor, kaldı mı bunlar ya diyerek ahizeyi kaldırmaya gidiyorum.
    “Alo!”
    “Alo FTS Tur mu?”.
    “Hayır, burası benim dairem…”
    “Dıt..dıt…dıt…” Ahizeyi kulağımdan indirip önüme getiriyorum ve sağını solunu çevirip biraz inceliyorum, “İlginç”. Bu ne alakasız bir aramaydı. Kendime bir bardak kola doldurup defterime doğru yol alıyorum. Aklıma geçen gün market sırasında önümde şişelerce votka alan o iriyarı adam geldi. Bu ne yoksunluktur ki sabahın köründe votka almaya götürür insanı? Hem ne votkası ya, Rusya’da mıyız!? Zihnimdeki düşüncelerle incelememin başına oturuyorum. Çok yol kat ettiğim söylenilemez ama her şey net kafamda:“Bilinmeyen güç uzaylılar mı, dokuzlar birliği mi yoksa homeostatik evren mi? Bu kitabın tamamlanmamış veya tamamlanmak istenmemiş bir kurgusu, nasıl düşünmek isterseniz. Baş karakter Dimitri Malyanov bir astrofizikçi ve yıllardır uzaydaki M delikleri hakkında bir araştırma yapıyor. Hatta bu makaleye öyle önem veriyor ki, eşini ve çocuğunu bir süreliğine evden gönderiyor ki kendini iyice verebilsin. Ancak araştırması devamlı kesiliyor, ne zaman çalışmalarının başına otursa…”

    “Ding, dang”. Kapı. Dışardan bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Annemleri de kafamı toparlayıp kendimi edebiyata gömmek için Kırşehir’e göndermiştim, anneannemin yanına, onlar da olamaz. Yurtiçi Kargo. Ve taşımakta güçlük çekilen bir koli. Bir şey sipariş etmemi… dememe kalmadan,
    “Simitri Kalyanov?” diye soruyor.
    “Evet?” garip bir bakış atıyorum.
    “Şurayı imzalayın, X yazan yeri.” diyerek uzattığı kâğıtta imzalamam gereken bölgeyi tombul işaret parmağıyla gösteriyor.
    “İçerisi müsait mi?”
    Boşluğuma gelerek “Evet” diyorum ve bir hışımla içeriye dalıp koliyi taşımaktan titremeye başlayan yorulmuş kollarını ondan kurtaracak bir masa arıyor, çok geçmeden buluyor da. Teşekkür edemeden gidiyor. Ben de kolinin olduğu mutfak masasına yöneliyorum, faturaya bakıyorum, evet adım doğru ancak hata meblağda. Ben ödemedim bunu, hoş ödeyemezdim de. Annem olmalı diyorum, evden giderken dolabın boşluğundan şikâyet ediyordu. Kartonu bantlarından kurtarıp açtığımda içinden votka ve havyar çıkıyor. Annem olmamalı diyorum. “Bu evde kim votka içiyor?” Şaşırmayı elden bırakmama izin vermiyordu evren. “Ah, peki bu havyar?” Neyse olabilir, önce alakasız bir telefon şimdi de garip bir koli. Canım hem, evrenin işi ne ki bunda!? Çalışmalarımı, o düşüncelerimle doldurmaya çalıştığım sayfaları düşünürken yakıcı güneş ışınlarını pencerelerden sığabildiğince eve hücum ederken görüyorum. Bu sıcak da ne çalışılır ne de yazılır aslında, iyisi mi bir votka doldurayım! Kendi kendime bir “ah” çekip çalışma odama gidiyorum. Yere saçılmış kalemlerimi topluyorum, bir yandan kapı çalmadan önce yazdığım cümleyi gözden geçiriyorum.

    “… alakasız telefonlarla dikkati bölünüyor, evine garip bir koli geliyor veya yıllardır görüşmediği bir akrabası çat kapı geliyor. Dimoçko, evet Rusça’da isimlerin türlü değişik halleriyle kullanıldığını da bu kitapla öğrendim, tüm bunları kafası karışsa da “olabilir”, “tesadüf, hehe” diyerek görmezden gelirken benzer durumda olan arkadaşı bu duruma fena kafayı takıyor ayrıca gizemli bir cinayet de tüm bunların planlı olduğu düşüncesine sürüklüyor. Bu çalışmalarının bölünmesi git gide masumluktan çıkıyor ve Malyanov’u endişeye sürüklüyor. Aynı durumda, çalışmaları garip bir şekilde bölünen arkadaşları ile votkalı sohbetler ile felsefi konuşmalar yapıyorlar. Malyanov’un da dediği gibi önlerinde bir savaş var ve karşı tarafın silahı gizem. Ortamda uçarı fikirler ortalıkta uçuşmaya başlayınca sağduyulu Veçerovski ‘İnanılmaz şeyleri inanılmaz nedenlerle açıklamaya çalışmayı sevmiyorum’ diyerek Ockham'ın Usturası'nı sallıyor sohbete. Veçerovski’den bahsetmek istiyorum biraz zira en sevdiğim karakter oldu bu kitapta kendileri: Tüm bu olaylara soğukkanlılıkla yaklaşırken samimiyetinden bir şey kaybetmeyen ve bu votka evreninde evinde seylan çayı demleyen, daima dairesinden hoş kahve kokuları gelen bir bilim insanı. ”

    “Ding, dang”. Kapı. Kimseyi beklemiyordum. Söylene söylene kapıya doğru gidiyorum. Açıyorum ve Midya… Elindeki kağıdı uzatıp:
    “Bir süre burada kalacağım, kısa bir süre. Şehirde halletmem gereken önemli bir işim var. Girka Teyze’nin de selamını getirdim.” diyor. Elimdeki nota bakıyorum, annemin yazısı, evet ikna oluyorum. İçeri davet ediyorum:
    “Buyur geç içeri, kaç yıl oldu görüşmüyorduk 10 mu?”
    “12 aslında, haklısın unutmuş bile olabilirsin diye düşündüm buraya gelirken. Votka yok mu?”
    “Hıh? Votka neden olsun ki, kola vardı dolapta istersen.”
    “Şu masanın üstünde var işte açtım ben.” diyor ve votka içmeye başlıyor.
    “Sen ne yapıyordun?”
    “İnceleme yazıyorum, Kıyamete Bir Milyar Yıl için. Okudun mu?”
    “Haha, yazar baya bonkörmüş. Görmüyor musun Korona sonumuzu getirdi?”
    “Hı hım öyle öyle, sen takıl burada havyar (hâlâ inanamıyorum) da var dolapta istersen. Akşam kalmıyormuşsun, giderken seslen.” deyip sıvışıyorum yanından. Votkaymış, yok muymuş!? Nerede yaşıyorsunuz beyim, duyan da Kırşehir’in köyünden değil de Saint Petersburg’dan geldi sanır. Ah, şu incelemeyi bir bitirsem de artık bölünmesem, tüm zamanlarımı bölünmüş bir ânın içinde yaşasam. Şimdi:

    “Kitabın konusu ve işleyişi işte tam bu şekilde. Kitabın bendeki izlenimlerini yazmak istiyorum bu incelemeyi bitirirken. Büyük umutlarla bilim kurgu metni okumak için başladığımdan olsa gerek son sayfalarına kadar heyecanımı yitirmeden okudum. Ancak aradığımı bulamadığımı, aradığım bilime dayanan sürükleyici bir romandı, kitabın yarısında anladım. Akışı bana yavaş geldi, evet gizem dolu ve kitabı okutan tek şey neredeyse bu. Kitapta gizem havası hep sürüyor, tabii merakla bu gizemi çözmeye çalışma çabası da ardından sürüp geliyor. Karakterlerin kafasında birçok soru var, bunlar benim kafamdaki kitabı anlamlandırmaya çalışma sorularımla birleşince bir miktar can sıkıcı oluyor. Etkileyici ve kafamdaki soruları neredeyse cevapsız bırakmayacak, tatminkâr sonları severim. Bu kitapta tatminkâr bir sondan ziyade kafamdaki sorularla baş başa kaldığım bir son vardı. Son olarak kitabın üstünde durduğu Homeostatik Kâinat üzerinde durup düşündüm kitap bittikten sonra: Dengesini kendi başına korumaya çalışan, kendi ile dengelenen bir sitem. Küresel ısınmayı dünyanın üstündeki mikroplardan kurtulmak için ateşlenmesi olarak düşündüm, salgınları üzerinde yaşayan insanoğluna artık yetememesinden onları onlara yetecek düzeye indirmeye çalıştığını. Kısacası fantastik olayları fantastik olmayan şeylerle açıklamaya çalıştım, komplo teorilerinden uzakta. Sanırım bu kitap için, siz anlamak isterseniz ve çabalarsanız anlayabileceğiniz, size farklı düşünce şekilleri katan bir kitap diyebilirim. Sadece okuyup da geçebilirsiniz ve büyük olasılıkla anlamsız bulup sevmezsiniz veya kitabın verdiği minik düşünce kırıntılarını sizinkilerle birleştirip kendi anlamınızı bulursunuz.” Hah, geç oldu ama bitirdim, kendime bir zafer votkası, ay, kolası koyup içebilirim şimdi.
  • Ahlak, hanımefendi, evde oturmak, babaya saygı göstermek ve zamanı gelmeden evliliği düşünmemektir. Bir de mutfak; ahlaklı bir kızın kesinlikle mutfak bilgisi de olmalı.
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Sayfa 169 - Türkiye İș Bankası Kültür Yayınları 13. Basım