• Bir daha benzeme bana Angel - küçük İskender
    Yatmadan önce mutlaka kendi sesinden dinleyin derim!
  • 223 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    -BEN HENÜZ BİR “AZİZ” OLMADAN ÖNCE;
    -HAFIZ MEHMET NUSRET idim,
    Yaşadıklarımla inancımdan Sürgün yedim, oldum bir ATEİST!!! Bundan mütevellit kimilerine göre öte dünyada yatacak yeri olmayanım!!!
    -Kemal’in Askeri idim,
    Üsteğmen rütbesinde iken görevi kötüye kullandın dediler oldum bir SİVİL VATANDAŞ,
    Haydaaaa ne zor adamsın, var sen de bir sürgün potansiyeli dur bakalım!!!
    “NESİN” SENNN!!!
    - Kaçakçı mısın ulan?
    - Değilim efendim.
    - Eroinci misin?
    - Hayır.
    - Hırsız mısın?
    - Değilim.
    (Soruları isabet ettiremediği için kızan Komiser bağırır,)
    - Peki NESİN be?..
    Bitürlü diyemiyorum.. ama ben.. "yazarım" diyor…
    Deme be Azizim, “NESİN!!” diyene sakın “yazarım” deme hele de gerçekleri yazarım hiiç deme!!!
    Dersen eğer, Bursa’nın ufak tefek taşları ile döşeli sokaklarda açlık ve sefalet ve ayazda çekilmek üzere yazarlar hakkında sürüm sürüm süründüren bir sürgün fermanını verirler eline,
    Hafız Mehmet Nusret olarak çıktığım çileli yolda; HAMDIM!! ; bağırarak doğruları söyledim,
    Sürüm sürüm sürünüp hasretle YANDIM!!,
    Acı, ihanet ve kayıplarımla PİŞTİM oldum bir Çilekeş AZİZ!! de...
    Senin de dediğin gibi bunun “NESİN”i anlayamıyor bu %..... sı diye sorup yorma yüreğini…
    Bu dünyada bu kadar zulümle seni aç bırakan, yuvanı yıkan, çoluk çocuğunu perişan eden, kışta kıyamette tirtir titreten hiç yoktan yaratılan nedenlerle dört duvar hapse ardından parmaklığı insan gövdesi olan insan hapishanesine sürgün edenler ile darda ve zorda olduğunu gören kılını kıpırdatmayan seyirci sözde dostlarının da bu dünyanın öbür dünyası varsa eğer onlarında yatacak yeri yok görünüyor.
    ŞİMDİ;
    "Bu dizide topladığım yazılar hikaye değildir... Şimdi sürgünde geçen o acı günlerimi andıkça gülüyorum. Anlatınca da dinleyenler gülüyor. Bunları siz de gülesiniz diye yazdım." Diyorsun demesine de ben tam gülecekken “Nereye Gidiyoruz?” “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, diyerek yaşattığınız yılanların bir sonraki hedefi siz olursunuz.” diyorsun ya işte buna ağladım bee AZİZİM….
    1948 yılı CHP iktidarında ‘’-Niçin yazdın bu broşürü?
    -Cumhuriyet gazetesinde “AMERİKA'NIN HUDUTLARI TÜRKİYE’DEN GEÇER” diye büyük bir haber başlığı vardı birinci sayfasında. Bu başlık ve haber bir Türk yazarı olarak milli haysiyetime dokundu. Onun için yazdım.
    -Sen yalnızca “Nereye Gidiyoruz?” diye yazdın da cevap ne oldu acaba??
    -Cevap Mahkeme yolu ile verildi şöyle ki; 20 Yıl hapis istendi, 10 ay hapis 4 Ay sürgün ile son buldu, Yargıtay’a itiraz edildi. Normalde 6 ayda cevap vermeyen Yargıtay, 15 günde kararı onadı.. İstanbul’dan gitmesi gerekiyor.. Çünkü tehlikelilerdendi.. Amerika’nın iyilik olarak verdiği 150 Milyon Amerikan Dolarının altında olmadık şeyler arıyor, iyilikten anlamıyor!!!!! Hapisten çıkınca da gitsin Bursa’da derdini Markopaşaya anlatsın dediler….
    #54619865
    #54435550
    - Ulan Hızır, ulan Hızır... Göster kendini... Eriş ya Hızır Aleyhisselam!...Sen de bu sırada gelmezsen , ne işe yararsın?
    Kendin olmadıktan sonra, bir başkasının esaretinde yaşamanın anlamı yoktur. Kendi fikrinin arkasında bile duramıyorsan, insanlıktan nasibini almamışsındır.
    Amerika'dan gelen yardıma dikkat edelim, yardım yapar görünüp bizi soyacaklar diyor bağırarak!! (Bu broşürde yazanlara kitapta ulaşacaksınız.)
    "Anadolu'yu otomobille, yaya, tirenle, uçakla gezenler çok olmuştur. Ama benim gibi gezen var mı bilmem ki...Ben Anadolu'yu ellerimde kelepçe, süngülü ve tüfekli candarmalarla dolaştım bir uçtan bir uca..."
    Umutla ahmaklık arasında ince bir çizgi var dostlar. Şöyle bir bakıyorum, çocuklarımız çok güzel. Hepsi pırıl pırıl zeki, yetenekli çocuklar. Peki ne oluyor da bunlar bir elden çıkmışçasına yavaş yavaş kişiliksizleştiriliyor, yok ediliyor?.....
    …diyen Hafız/Üsteğmen Mehmet Nusret NESİN’in umutlarından sürgün edilerek katettiği hayat yolunda Ateist Aziz NESİN’in olma tiraji komik hikayesi ile ağlanacak halimize gülmek isterseniz veee "Nesin'e Yar Nesine Uyandım Azizim Sesine" diyerek uyuyanların uyanması ve umutlarınızdan sürgün olmamanız dileğiyle mutlaka ve mutlaka OKUYUN derim efenim…..haa bir varsa vakit dinleyin efenim....
    https://youtu.be/zT38i4eF2cE
    Fırtınada ak ayazda
    Sürgün her yerde hep yalnızdır
    Gül açsada kuş uçsada
    Görmez dargındır.
  • SABIR

    3207 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:

    "Allah'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):

    "Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına:

    "Bu Resulullah idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:

    "Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi. Aleyhissalâtu vesselam:

    "Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu."

    Buhari; Cenâiz 43; 7, 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, (626); Ebu Dâvud, Cenâiz 27, (3124); Tirmizi, Cenâiz 13, (987); Nesâi; Cenâiz 22, (4, 22).

    3208 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim:

    "Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ. "Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver'' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir."

    Ümm-ü Seleme der ki: "Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: "Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi'' dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: "Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)'' diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah'a gidermesini dua ederim'' buyurdular.''

    MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da'avât 88; (3506).

    3209 - Ebu Sinân anlatıyor: "Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana:

    "Sana müjde vermeyeyim mi?'' dedi. Ben:

    "Tabii, söyle!'' dedim.

    "Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) bana anlattı'' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti:

    "Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler:

    "Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?"

    "Evet" derler.

    "Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?'' Melekler yine:

    "Evet" derler. Allah tekrar sorar:

    "Kulum (bu esnâda) ne dedi?''

    "Sana hamdetti ve istircâda bulundu'' derler. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder:

    "Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin.''

    Tirmizi; Cenâiz, 36; (1021).

    3210 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: "Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam.''

    Tirmizi, Zühd 58, (2403).

    Derim ki: "Bu hadisi Buhari de tahric etti. Ondaki ibare şöyle: "Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm.'' (Buradaki "iki sevdiği'' ile gözlerini kastediyor.'' Doğruyu Allah bilir.")

    Buhari, Marzâ 7.

    3211 - Abdullah İbnu Amr İbni'I-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mü'min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfaata razı olmaz."

    Nesai, Cenaiz 23, (4, 23).

    3212 - Atâ İbnu Ebi Rabâh rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana:

    "Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?'' dedi. Ben de: "Evet göster!'' dedim.

    "İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Resulullah'a gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)'' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm; "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim'' dedi. Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver'' dedi. Resulullah da ona öyle dua etti.''

    Buhari, Marzâ 6; Müslim, Birr 54; (2576).

    3213 - Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der. Eğer O kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler. Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem; onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı otmuştur.''

    uvatta, Ayn 5, (2, 940).

    3214 - Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Kâ'be'nin gölgesinde‚ bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk:

    "Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?'' dedik. Şu cevabı verdi:

    "Sizden. önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindimi San'a'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz."

    Buhari, Menâkıbu'l- Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebu Dâvud, Cihâd 107, (2649); Nesâi, Zinet 98, (8, 204).

    3215 - Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek "Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol'' diye rica etti. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm); adamı geri çevirirken:

    "Selamımı söyle ve şunu hatırlat: Alan da Allah'tır, veren de Allah'tır. Her şeyin O'nun yanında muayyen bir eceli vardır. Sabretsin ve Allah'ın (sabredenlere vereceği) mükâfaatı düşünsün!''

    Buhari, Cenâiz 33, Marzâ 9, Kader 4, Eymân 9, Tevhid 2, 25; Müslim, Cenâiz 11, (923); Ebu Dâvud, Cenâiz 28, (3125); Nesâi, Cenâiz 22, (4, 21, 22).

    3216 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebu Talha'nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup)eve gelince: "Çocuk nasıl oldu?" diye sordu. Hanımı, "Sükûnete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım" (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu. Ebu Talha hanımının doğru söylediğini zannetti.

    Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Resulullah aleyhissalatu vesselam'la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Resulullah aleyhissalatu vesselam:

    "Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun" buyurdular. Sonra onlara (Allah Teâla Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur'an'ı okudular."

    Buhari, Cenaiz 42, Akika 1.

    3217 - Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: "Hanımım vefat etmişti. Bana, Muhammed İbnu Ka'b el-Kurazi, ta'ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı. Ve şunu anlattı:

    "Beni İsrail'de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı. Onun çok sevdiği karısı vefat etmişti. Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi. Onun bu halini, Beni İsrail'den bir kadın işitti. Yanına gelip: "Benim onunla bir meselem var, kendisine bizat sormam lazım" dedi. Halk oradan çekildi. Kadın kapıda kalıp:

    "Mutlaka görüşmem lazım" dedi. Birisi adama seslendi:

    "Burada bir kadın var, senden birşeyler sormak istiyor, "mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım" diyor. Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor." İçerdeki adam:

    "O'na müsaade edin gelsin" dedi. Kadın yanına girdi. Ve:

    "Sana bir şey sormak için geldim" dedi. Adam:

    "Nedir o?" deyince, kadın anlattı:

    "Ben komşumdan iâreten bir gerdanlık almıştım. Onu bir müddet takındım ve iâreten kullandım. Sonra onu benden geri istediler. Bunu onlara geri vereyim mi?" Adam:

    "Evet, vallahi vermelisin!" dedi. Kadın:

    "Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı. (Onu çok da sevdim)" dedi. Adam:

    "Bu hal senin, kolyeyi onlara iâde etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iare edeli çok zaman olmuş" demişti(ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı:

    "Allah iyiliğini versin! Sen Allah'ın sana önce iâre edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?" dedi. Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi). Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı."

    Muvatta, Cenaiz 43, (1, 237).

    3218 - Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."

    Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 49, (2803).

    3219 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Ben, peygamberlerden (aleyhimüsselam) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim. Demişti ki: "Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı. O hem akan kanlarını siliyor, hem de: "Allahım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar" demişti."

    Buhari, İstitabe 4, Enbiya 50; Müslim, Cihad 105, (1792).

    3220 - Abdurrahman İbnu'l-Kasım anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Benim (yokluğumdan hasıl olan) musibet, müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir."

    Muvatta, Cenaiz 41, (1, 236).

    Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir."

    3221 - Yahya İbnu Vessab, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır."

    Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032).

    Kütübü Sitte
  • Hakan Günday okumak başka elbette ama Kinyas ve Kayra'yı Youtube'da Onur Cengizer'in sesinden dinlemek bambaşka bir şey. Mutlaka dinleyin derim...

    https://www.youtube.com/...IrCCIIW_Lg&t=15s
  • 88 syf.
    Kitap, Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü alırken yaptığı "Babamın Bavulu" Alman yayıncılar ve kitapçılar birliği barış ödülünü alırken yaptığı "Kars'ta ve Frankfurt'ta" konuşmasının yanısıra Puterbaugh ödülünü alırken yaptığı "İma edilen yazar" konuşmasından oluşan bir kitap.Elimdeki kitapta sadece 25 sayfalık Nobel konuşması olan Babamın Bavulu konuşmasını içeren bölüm vardı.Size bi şey diyim mi? Sadece Pamuk'un babasının bavuluna bile Nobel verilebilirdi. Zaten bu konuşması tüm dünyada oldukça etki yapmış ve içtenliği duygu şelalesi sebebiyle epey ses getirmiş. Babamı yakın zamanda kaybetmenin etkisiyle benden de güzel sesler getirdi.

    Mimarlık okuyup,ressam olma yolunda hızla ilerleyen Orhan Pamuk kendi deyişiyle "ressam olamayacağım gibi bir his duydum" diyerek 3.sınıfta mimarlığı ve ressam olma kararını bırakıp yazar olmaya karar veriyor.Yazar olmaya karar vermek sığ kalır.Kitapta yazarı,kitabı,okuyucuyu, yazmayı-okumayı o kadar iyi anlatıyor ki, buna karar vermek değil,yazar olmaya kendini adamak denebilir tam olarak.

    Daha önce Masumiyet Müzesi ve Kafamda Bir Tuhaflık kitaplarını okuduğum ve kalemini sevdiğim yazarı zaman zaman Allah affetsin Nobel Ödülü ile ilgili (siyasi olarak) yok haketti yok haketmedi gibilerinden ben de az buçuk gömmüştüm. Kesinlikle cahillik imiş.Orhan Pamuklar,Zülfü Livaneliler,Yaşar Kemaller her ne kadar senden,benden ondan,yani bizden,yani en ücra köylerimizle şehirlerimizle ilgili roman yazsalar bile bu insanları,bu dünya entelektüellerini bir millete,bir yöne,bir akıma yada akışa asla ve asla kaptıramazsınız.Babasının Bavulundan çıkan bu 25 sayfalık yazar kimdir,nasıl olunur? Ayrıca örnek baba oğul ilişkisini ve tüm dünyayı kendine hayran bırakan bu konuşmayı mutlaka okuyun. Ayrıca dinleyin.Hemi de ingiliççe :)

    Bana artık 74 kilo Orhan Pamuk mu ağırdır yoksa 1 ton demir mi diye sorsalar kesinlikle Orhan PAMUK DERİM.
  • 382 syf.
    ·8 günde·9/10
    LÂ:Sonsuzluk Hecesi

    Şiir tadında güzel bir kitap.O hep bildiğimiz hikayeyi Âdem ile Havva'nın, Habil ile Kabil'in hikayesini bir de Nazan Hocanın ağzından dinleyin derim size.Dinleyin diyorum çünkü insanda bu hissi uyandırıyor.
    Okumalarımın çoğunluğunu yüksek sesle yaptım ve bundan müthiş zevk aldım.Bana göre en büyük hatayı ben bunu biliyorum dediğimiz şeyleri okumaktan vazgeçerek yapıyoruz.
    O hep bildiğimiz hikayede bize anlatılan öğretilen öyle büyük öğütler ve dersler var ki biz bunları unutmuşuz en azından onları hatırlıyorsunuz.
    Her şeyin ilklerini anlatmış Nazan Hoca.İlk adamı, ilk kadını, ilk aşkı, ilk günahı, ilk sürgünü, ilk kıskançlığı, ilk cinayeti, ilk pişmanlığı, ilk kaçışı, ilk kendinden kaçışı, kaçamayaşı bir de bu şekilde okuyun.
    Âdem yasak meyveyi yedi ama sonunda ne hissetti, Kabil bu ilk çıkmaza nasıl sürüklendi ve kıskançlığı onu mutluluğa mı, huzuramı, yoksa müthiş bir pişmanlığa mı sürükledi...
    Size bildiğiniz bir şeyi daha iyi anlayacağınız şekilde anlatıyor...
    Şeytanı, kibrini ve kibrinin onu nasıl bir gazaba sürüklediğini şeytanın şeytanlığa neden giriştiğini anlıyorsunuz.
    Tüm kötü karanlık duygulardan tüm insanların içinde bulunur.Onu beslemek yahut köreltmek sizin elinizde...Neden iyi yanlarınızı sürekli beslemeniz gerektiğini anlıyorsunuz.
    Şeytanın size sürekli kötü öğüt verirken zafere ulaştığında sizi nasıl da yalnız bırakacağını hatırlıyorsunuz.
    Bazı kimselere göre bu bir din öğretisidir ve din öğretileri din adamlarının ağzından başka bir yere yakışmaz fikri var.Bunu kafanızdan atın.Bu kimsenin haddi değil.Âdem ile Havva ilk insandır ve onları konuşmak anlatmak herkesin hakkıdır.Kaldı ki Nazan Hoca da bunu en güzel bir dille anlatmıştır...
    Uzun zamandır kitaplıkta bekleyen bu kitabı okumak bu zamana nasipmiş....Belki de şimdi tam zamanıydı...
    Okudum iyiki de okudum...Mutlaka okuyun derim gönül rahatlığıyla....