• 16 Haziran 2017


    Çok üzgünüm, ama tıbbın etikle hiç alakası yok; her hastalık kendi başına bir anarşik eylem, doğaya bir başkaldırış; bundan dolayı onu yenmek için elden gelen her şeyin, ama her şeyin yapılması gerekiyor.


    Ele geçen her fırsattan faydalanmak gerekir, çünkü yalnızca iyi niyet ve doğruluk bugüne kadar ne insanlığın ne de bir tek insanın iyileşmesine yardımcı olabilmiştir.


    Çakan şimşeğin parıltısından gözlerim neredeyse körleşmiş olmasına rağmen, ne yıldırım ne de fırtına beni birkaç dakika önce yaşlı adamın minnettarlıkla ellerimi öptüğü andaki kadar dehşete düşürebiliyordu.


    Şiddetli duygusal çalkantıların ardından insanın uykusu da derin ve deliksiz oluyordu.


    Şu ana kadar bana hep sabır dendi, biraz daha sabır! Peki ama nereye kadar, insanın ne zamana kadar sabretmesi gerektiğini de bilmesi gerek. Biri bana altı ay, hatta bir yıl daha sonra her şey düzelecek diyebilseydi, iyi diyecektim ve benden istenen her şeye katlanacaktım...


    Aslına bakılırsa söylemeye hakkım olandan fazlasını söylemiş olsam da acıma duygusundan kaynaklanan yalanım bu insanların mutlu olmasını sağlamıştı ve bu asla bir suç ya da haksızlık sayılamazdı.


    Öylesine bir coşku içindeydim ki, kendi kabıma sığamıyor, her eve girmek, her yabancıyla sohbet etmek, içimdeki tüm duygularımı onlara açmak, hissettiklerimi çevreyle paylaşmak, heyecanımı, coşkumu onlara da armağan etmek istiyordum.


    Stefan Zweig | Sabırsız Yürek
  • Dikkat spoiler içerir!
    Yusuf Güroğulları'nın ilk kitabı olan Düş Sarısı ile karşınızdayım. Dört tane öyküden oluşan bu kitapta aşkın enginliğini okuyucularının önüne sunmuş yazar.

    Aşk duygusunun kişiden kişiye değiştiğini düşünenlerdenim. Kimine göre basit bir ilişkiden ibaret olan aşk, kimine göre de hayatın kendisi olmuştur.

    Bu dört tane öykünün içinde de aşk kavramı sıkılıkla karşımıza çıkar. Kimi öykülerde ilahi aşk, kimi öykülerde ise kişinin ruhuna duyulan aşk...

    İlk öykünün ismi Boloş'tur. Boloş köyünde yaşayan Hacı'nın köyündeki insanlar için yaptıklarını anlatır. Hacı her zaman ilahı aşkla çalışıp kimsenin hakkını yemeden elindekilerle geçinip gider. Köylüler onun bu kadar çalışmayla zengin olacağını söyler. Fakat o her zaman çalıştığını başkalarıyla paylaştığı için o maddi zenginliğin tadını çıkarmamıştır ama manevi zenginliği iliklerine kadar hissetmiştir.
    Hacı ansızın öldüğünde ruhunu teslim etmenin mutluluğu yüzüne yansımıştır. Artık eve karısı bakmaktadır. Misafirleri de o ağırlar. Fakat o öldüğünde artık Boloş köyünün sakinleri derin bir yas içinde kalırlar.

    İkinci öykü Düş Sarısı'dır. Bu hikaye beni derinden etkiledi. Okuduğumda sanki boğazımda bir düğüm olduğunu hissettim. Ali Kerem yalnız yaşayan yalnızlığı seven biridir. Hayatı işe gidip gelmekle bir de evde kendince yazılar yazarak geçirir durur.

    Bir gün parka sonbahardan dolayı dökülen yapraklara takıldı gözü. Onu o rüyadan telefonun sesi uyandırdı. Arayan liseden arkadaşı Cemil'di. Onunla buluşmak istediğini söyledi o da telefonu kapatmak için tamam deyip kısa kesti konuşmayı. Cemil ile buluştuğunda Cemil'in kendisinden istediği rica karşısında ilk başta afalladı. Ne diyeceğini bilemedi. en sonunda 'tamam gelin' demek durumunda kaldı. Üniversitede okuyan Cemil'in kız arkadaşı ve kız arkadaşının en iyi arkadaşı Erzincan'a gelmişlerdir ama kalacak yerleri yoktur. Cemil de Ali Kerem'den bir günlüğüne onda kalıp kalamayacaklarını sormuştu.

    Cemil'e evin adresini verdikten sonra eve gitti. Evi düzenledi ve misafirlerini bekledi. Cemil ve sevgilisi Miray,Ali Ekrem'in odasında ; Şehper ile Ali kerem ise salonda uyudular. Fakat Ali Kerem'in uykusu kaçınca yazı yazmak için masasına geçerken birden Şehper'in battaniyesinin üstünden düştüğünü görür ve üstünü örtmek için yanına gider. Tabi bu kızı uyandırır ve Ali Kerem özür diler. Zaten Şehper'in de uykusu yoktur.

    Şehper çok üzgündür. Ali Kerem'e hayat hikayesini anlatmaya başlar. Öz dayısının ona tecavüz ettiğini, erkeklerin onun ruhunu değil dış güzelliğini gördüğünü söyler. Çok sevdiği sevgilisi onun tecavüze uğradığını öğrendiğinde ondan soğur ve ayrılırlar.

    Ali Kerem bu durum karşısında çok üzülür ve onun gözyaşlarını siler. Ertesi gün gittiklerinde Ali Kerem parktaki yaprakları düşünür. Sarı yapraklar...

    Ali Kerem arkadaşından Şehper'in telefon numarasını ister. Arkadaşı onu uyarsa da dinlemez ve Şehper'e mesaj atar. Şehper güz yapraklarıyla gelen sarı yapraklardır. Yani onun Düş Sarısıdır.

    Şehper ile Ali Kerem sevgili olduklarında çok mutlu olurlar. Şehper Erzincan'a ; Ali Kerem de Ağrı'ya onu görmeye gider. Fakat artık mesajlarda soğukluk olduğunu anlayan Ali Kerem Şehper'e bir şey olup olmadığını sorar. Şehper'de ona ayrılmak istediğini söyler. Aşık olduğunu sandığını ama aşık olmadığını anladığını söyler. Artık Düş Sarısı gitmiştir....

    Çok yakın arkadaşı olan Şair, ona sen onun ruhunu tamir etmek istedin o da korktu ve kaçtı der. Bir ay sonra yine mesaj atsa da Şehper onun hayatından çıkmasını ister. Ama Şehper hala onun Düş Sarısıdır..

    Üçüncü öykü Istırabınızı Göğsümde Hissediyorum adlı öyküdür. Bir adamın annesi için çırpınışlarını anlatır. Elindeki parası o kadar azdır ki sadece annesinin yanına gidebilir ama onun için çalışması da gerekir. Annesine bakacak kimse yoktur. Ne yapacağını bilemez sadece onu dinlemek durumunda kalır. Istırabınızı kalbimde Hissediyorum...

    Son öykü ise Kimse Kimsenin Kalbini Sormuyor Sevgilim adlı öyküdür. Maddi durumu kötü olduğu için yıllar önce sevgilisini terk etmişti. Bir gün onun o güzel ellerini rüyasında gördü.Ona mektup yazıyordu.'Neden beni terk ettin?' Artık insanların derdi paradan başka bir şey olmayan bu dünyada onu özlüyordu. Kimse Kimsenin Kalbini sormadan, hayatlarına devam ediyorlardı.
  • http://www.injavawetrust.com/anektod/

    29 Aralik 2016

    Hepimiz isimsiz, birbirimize uzak yaşıyoruz; başka kılıklar altında birer yabancı olarak acı çekiyoruz.

    Sıkıntı zaten meyilli olanlara musallat olur, üstelik sahici miskinlerden çok çalışanları ya da çalısır gibi yapanları (bu durumda bu ben oluyorum) sever.

    Çalısmadan edemeyenlerin sıkıntısı ise en beteri.

    Modern meseleler şunlardır ;
    1)Aynaların evrimi
    2)Gardıroplar

    Ben en çok hiçbir şey düşünmediğim, istemediğim hayal kurmadığım , hayali bir bitkinin, hayatın yüzeyinde büyüyen basit bir yosunun uyuşukluğunda kaybolduğum anlarda mutlu olurum.

    Doğa insana hem kendine, hem de kendi gözlerinin içine bakamama yeteneğini bahşetmiş.

    Konuşmak, başkalarına haddiden fazla ilgi göstermek demek.

    insan zevnkin cinselliğin emrine gireceğini daha baştan gördüğü halde kadınları nasıl sever, aşkın hemen pörsümesine nasıl engel olabilir ?

    Hayatta daima yalnız bir adamın düşü ol , bir aşığın sığınağı olma.

    İnsanın yazmayı aklının ucundan bile geçirmeyeceği,hayalini kurmakla yetineceği dizelerle düzyazılarla dolu sayfalarsın sen.

    Düşün bizi avutamayacağını gösterdi, çünkü uyandığımızda vakit hayat, derdimize dert katarmış.

    Güldüğünde mutluysan, gülüşün benim zaferimdir.

    Sevmek, kendini vermektir. İnsan ne kadar çok verirse, aşk da o kadar büyük olur.

    Dolayısıyla aşkların en büyüğü ölüm , unutuş ya da vazgeciştir.

    Aşk sahiplenme ister – neye benzediğini bilmeksizin.

    Huzursuzluğun Kitabı | Fernando Pessoa

    25 Aralik 2016

    Her yeni sonbahar, göreceğimiz sonbahara biraz daha yakındır,
    ilkbahar ya da yaz için de bu geçerlidir ; ama sonbahar, doğası gereki her şeyin sonunu hatırlatır, oysa ilkbaharda ya da yazın , gördüklerimizin sayesinde bunu kolayca unuturuz.

    Şu ölümlü dünyada, tanımadığımız bir limandan kalkmış , bilmediğimiz bir başka limana seyreden bir gemide yaşıyoruz; aynı yolun yolcuları olarak birbirimizi hoş tutmalıyız.

    Bütün özlemlerim edebidir.

    Çaba sarf etmek bir suçtur, çünkü her eylemle bir düş ölür.

    Her zevk bir kusurdur , çünkü hayatta herkes zevk peşinde koşar ve herkes gibi davranmak, kusurların en siyahıdır.

    Mutsuzluğun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor.

    Sanat niye bu kadar güzel ? Çünkü yararsız.

    Hayat niye bu kadar çirkin ? Çünkü amaçlardan, tasarılardan ve niyetlerden örülmüş.

    Hayat, bir başkasının karman çorman ettiği bir yumaktır.

    Sizi günbatımını ya da ay ışığını severcesine seviyor , bu anın hep sürmesinini diliyorum, ama içimde duymam dışında bu arzuya kendimden hiçbir şey katmaksızın.

    Hiç bir şey , başkalarının şefkati kadar ağır gelmez insana – kin bile geçemez onu, çünkü kin şefkat kadar sürekli değildir.

    Hava soğuk değildi , insanı sadece hayata yeniden başlama mecburiyeti üşütüyordu.

    Aşk yanılsamaların en tensel olanıdır.

    Sıkıntı dünyadan bıkmış olmaktır sahiden de , yaşadığını hissetmenin rahatsızlığı , yaşamış olmanın yorgunluğudur ; sıkıntı gerçekten de her şeyin haddinden fazla olduğunu tende hissetmektir.

    Kendimce düşünüp gözlem yapmaya başladığımdan beri , insanların gerçeği bilmediğini, hayatta çok büyük önem taşıyan ya da sadece yaşamaya fayda sağlayan hiç bir alanda aralarında anlaşamadıklarını fark ettim.

    İstemek , muktedir olmamaktır. Eyleme geçmiş olan varsa , bunu eylemi yapabilmesinden önce , ancak gerçekten muktedir olduğu zaman istemiştir.

    Umut etmek mi ? Ne var kı umut besleyeceğim ? Günün kendinden başka vaadi yok , gayet iyi biliyorum bir akışı , bir de sonu olduğunu.

    Çoğuna göre hayat, kafa yormadan yaşanan can sıkıcı bir şeydir , arada bir neşeli molalarla bölünen hüzünlü bir şeydir,cenazelerin yanında nöbet tuttuğumuz gecelerde sakin saatleri ve bekleme mecburiyetini geçiştirmek için anlatılan fıkralara benzeyen bir şeydir.

    Yapayalnız olmak ne kadar da güzeldir.

    Soylu olmak için değil, güçlü olmak için değil , kendimiz olmak için saf , temiz olalım.

    Sevgi vermek , sevgiyi kaybetmek demektir.

    Günün birinde sevecek olsam sevilmem.

    Huzursuzluğun Kitabı | Fernando Pessoa

    21 Aralik 2016

    Evet,sıkıntı budur işte ; ruhun kendine yalan söyleme yeteneğini yitirmesi, düşüncenin gerçeğe uzandığı kesin olan, var olmayan merdivenin eksikliğini duyması.

    Aşk bıkkınlık verir, umudumuzu kırar.

    Sahip olan, kaybeder. Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise o şeyi korumuş olur, çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir.

    Aşk değil önemli olan, aşkın civarındakiler…

    Aşkın hallerini anlamak için , aşkı yaşamaktansa bastırmak daha iyidir.

    Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün , aşka, şana söhrete hevesin ya da merağın yoksa özgürsündür, bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir.

    Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir.

    Hayata değmeyelim asla , parmak uçlarımızla bile.

    Düşte bile olsa , hiçbir kadının öpücüğü herhangi bir duygumuzu uyandırmasın.

    Duyguları yenilemenin tek yolu yeni bir ruh inşa etmektir.

    Hissetme biçimini değiştirmeden farklı şeyler hissetmeye ve ruhunu değiştirmeden farklı şekilde hissetmeye çalışıyorsan, boşuna çabalıyorsundur.

    Huzursuzluğun Kitabı | Fernando Pessoa

    20 Aralik 2016

    Şu ölümlü dünyada, tanımadığımız bir limandan kalkmış, bilmediğimiz bir başka limana seyreden bir gemide yaşıyoruz.

    Bütün bunların üstüne mutlu muyum yoksa mutsuz mu , bilemiyorum ; ve bu umurumda bile değil.

    Felsefe , sonsuzluğun farklı tezahürleri altında yürütülen bir diplomasi olarak özetlenebilir.

    Hayatta aradığım ne varsa, hep kendiliğimden vazgeçtim aramaktan.

    Sadece çok büyük dertler uzaklaştırmaz bizi kendimizden; küçük terslikler de , bilmeden hepimizin özlem duyduğu huzuru zedeleyebilir.

    Hemen hep kendimizin dışında yaşarız ve hayat hiç bitmeyen bir bozgun, bir dağılmadır.
    Bir taraftan da bir merkez gibi kendimize yönelir, kendi etrafımızda gezegenler misali saçma, uzak elipsler çizeriz.

    Sanat, insanın eylemi ya da hayatı başından atmasına denir.

    Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur!

    Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir.

    İnsan her şeyden bıkar , anlamak hariç.

    Ama modern çevre zihnimizin insa etmek için gereken niteliklere sahip olmasını kesinlikle engeller.

    Başkalarıyla temasımı mümkün olduğu kadar azalttım. Hayata olan sevgimi tamamen silmek için elimden geleni yaptım.

    İçimizin en derin yerindeki bizlerin yalnızlığıdır, ama onunla aramizdaki şey de hayatla aramızdaki derin uyumsuzluğu kuşatani en az bizim kadar durgun, pis sularla dolu bir hendektir.

    Huzursuzluğun Kitabı | Fernando Pessoa

    19 Aralik 2016

    Hayatta uyuyabilmekten daha büyük zevk tanımıyorum.

    Ne türden olursa olsun şiddeti daima, insanoğlunun özündeki aptallığın hoyrat bir yansıması görmüşümdür.

    Kendi kendiyle savaşamayan insan başkalarıyla savaşır.

    İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar ; onları baskı altında tutmak ve aldatmak.

    Eylemsizlik bütün dertlerin tesellisidir. Hareket etmemek bize her şeyi verir.

    Mutluluğumun nedeni, kendimi mutsuz hissetmemin imkansız olmasıydı.

    Hayatı tekdüzeleştirmek bir bilgeliktir , çünkü ozaman en küçük olay bile insanı büyütebilir.

    Düş uyuşturucuların en doğalı, bunun için de en kötüsüdür.

    Ölümden yapılmışız biz. Hayat diye kabul ettiğimiz şey, gerçek hayatın uykusu, varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
  • Mutlu adamın uyuması başkadır. Kuşlar gibi hafif, temiz, pırıl pırıl, dokunsan bozulacak, uçacakmış gibi nazlı uyur.