• Bugün biri bana Hasan, Sohrab ve benim öykümün mutlu bitip bitmediğini sorsa, onu nasıl yanıtlayacağımı bilemem.
    Mutlu son diye bir şey var mı?
    Her şey bir yana, yaşam bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor. Başlangıcı, sonu, kemyah, nahkam, bunalımları, sevinçleri önemsemeksizin, ağır, tozlu bir kervan gibi ilerliyor.
  • Kitap okumayı hep sevmişimdir ama son bir buçuk yıldır ayrı seviyorum. Bir gün, çok bunaldığım zamanlardı, üniversitedeki hocam: "Oku Rabia. İstediğin kitabı oku. İçeriği hiç fark etmez. Yeter ki oku dedi." Ben de o günden beri daha çok başladım okumaya. (Bölümüm sürekli okumayı gerektiren bir bölümdü ama bölümümle ilgili hiç kitap bitirmedim 🙄) Belki de yaşımdan dolayı daha çok farkına vardım bu durumun. Kitaplarda kendime ait bir şeyler bulunca da daha da bı zevkli oldu bu durum benim için. Hem kafam dağılıyor hem huzur buluyorum. Kitaplardaki karakterleri sanki gerçekte de tanıyormuşum gibi geliyor. Bu uygulamayla da yeni tanıştım. Üyeliğim vardı ama aktif olalı çok olmadı. Benim gibi düşünen ve benim gibi olan insanların varlığını bilmek de ayrı mutlu ediyor beni. İstediğimiz kadar okuyup, istediğimiz kadar alıntı yapabileceğimiz, içimizi dökebileceğimiz, içimizi yansıtabileceğimiz bir uygulama. İnşallah da hep böyle güzel kalır, amacından şaşmaz. 😊
  • Son okuduğum kitaplar arasında en güzeli, en hüzünlüsü Şeker Portakalıydı.Okurken o kadar duygulandım ki Zeze'ye sarılmak, onu asla bırakmamak istedim.Küçücük çocuğa bir trenin önüne atlama gibi yürek burkan düşüncelere kapılmasına olanak sağlayan, onu döven, yaralı ruhunu önemsemeyen başta babasını ve diğer herkesi bende Zeze gibi kalbimde öldürdüm.Kaderin Zeze'yi bir kez olsun mutlu edememesi, noelde hediye alamaması, ağacının kesilmesi ve Portuga'nın ölümü ne kadar acı, o küçük bedendeki büyük kalp için ne kadar da fazla.En sevdiğim kitaplar listesinde olan, daima Zeze'yi, ağacını, Mangaratiba'yı ve Portuga'yı hatırlayacağım muhteşem bir öykü.
  • Eğlenceli ve son derece pozitif bir kadın Nil Karaibrahimgil. En azından bence öyle. Yazılarında da bu pozitifliği hissedebiliyoruz. Şimdi gelelim kitaba...

    Kitap demek pek içimden gelmiyor zira  sevgili Nil'in Hürriyet gazetesinin  Kelebek ekinde yazdığı köşe yazılarının toplanmış hali,deneme demek daha doğru olur sanırım.

    Her konuda yazmış Nil. Ama yazdığı şeylerin ortak bir noktası var. Yaşamayı sevmek, pozitif olmak,mutlu olmak kısacası.

    Akıcı ve eğlenceli bir kitap. Biraz sakinleşmek,kafayı dağıtmak ve havanızı değiştirmek için birebir. Keyifli okumalar diliyorum herkese.
  • Roman baştan sona kadar sizi içine hapsediyor olayları merakla takip edip rulette kazanılan paraların nasıl değersizce harcandığını ve yine kaybedildiğini gösteriyor, aşk kaçınılmaz bir konu fakat sonu mutlu bitmeyen bir aşk olarak son buluyor.
  • İlk kez bir incelemeyi (ya da incelememsi, artık siz nasıl tahayyül ederseniz) yazarken son derece rahatım. Nasıl olsa birçoğunuz bu kitabı okumayacaksınız, dolayısıyla fazla ayrıntı vermişim, kitabı fazla belli etmişim, keyfini kaçırmışım yok.

    Yaşasın özgür yazmak deyip başlıyorum.

    Baş kadın kahramanımız bir gazeteci. Adı Candace Shapiro (bunu tekrar baktım kitaptan, itiraf ediyorum). Philadelhia’da yaşıyor. Başarılı, akıllı ve belki de akıllı olduğunu göstermek için biraz da alaycı (bu kısım tahmindir). Küçük bir arkadaş grubu, sevecen bir annesi ve bir de faresi var. Fakat gün be gün kilolarıyla başı derde girmektedir. Yani kendisi ‘şişkodur’. Ayrıca babasının çocukken onları terk etmiş olması ilişkilerine olumsuz etki etmektedir.

    Bana mı denk geliyor bilmiyorum; bu, ecnebilerin romanlarında sık sık babanın evi ve eşini daha çocukları bile küçükken terk etmesine rastlıyorum. Onlarda ata sporu olsa gerek.

    Devam ediyorum;

    Bir gün bir dergi makalesinde eski erkek arkadaşı tarafından yazılmış ‘büyük beden bir kadını sevmek’ adlı bir makale okur. Makalede adı ‘C’ olarak kısaltılmıştır. Önce sinirlenir çünkü küçük düşürüldüğünü ve eski sevgilisinden bir açıklama istemesi gerektiğini düşünür. Fakat sonra, siniri yatışınca en iyisinin bu olayın aralarında kalması gerektiği fikrine varır.

    Birkaç hafta sonra eski sevgilisinin babasının öldüğünü öğrenir ve baş sağlığı dilemek için cenazeye katılır. Eski sevgilisiyle aralarını tekrar yapma peşindedir. Fakat çok beklediği gibi gitmez. Karşılaşmalarının sonu yatakta bitmiştir fakat onun planladığı gibi bir başlangıç yerine eski sevgilisinin tekrar görüşmeye başlamak istemediğini çünkü başka biriyle görüştüğünü öğrenir. Artık eski sevgilisini unutmaya çalışmaktan başka çare yoktur.

    Hayatını yeniden düzenlemeye ve zayıflama programlarına katılmaya karar verir. Zaten gazeteci olan kadın kahramanımız hayatını daha eğlenceli kılmak adına senaryo yazmaya başlar. Hollywood yapımcılarından biriyle röportaj yaparken senaryosunu vermeye karar verir. Ayrıca devam ettiği kilo verme programında doktoru ona programa katılamayacağını söyler. Başta şaşırmasına rağmen, asıl büyük şaşkınlık doktorunun hamile olduğunu söylemesiyle olur. (Bomba sürprizi patlatmış oldum.)

    Candace, bu bebeğin ancak eski sevgilisinin babasının cenazesi günü olmuş olabileceğini anlar ve kürtaj konusunu düşünmeye başlar. Sonra eski sevgiliye söyleyip söylememe konusunu değerlendir ve bir not yazıp gönderir. Eğer bu bebekle ilgili sürece katılmak istiyorsa konuşmaları gerektiğini belirtir. Fakat hiçbir yanıt gelmez. O da bebeği yalnız bir anne olarak büyütme kararı alır. Sonra Hollywood yapımcısına verdiği senaryonun beğenildiği ve filmle ilgili sürece katılması için Hollywood’a gitmesi gerektiğini öğrenir. Bebek büyümekte ve bebeğin gelişiyle ilgili mutlu bir heyecan yaşamaktadır. Bavulunu toplar ve Hollywood’a gider. Orada adeta bir rüyayı yaşamıştır. Harika partilere katılmış, hayran olduğu yıldızlarla konuşmuştur. Birkaç hafta sonra evine döner.

    Burada keseyim artık. Neredeyse kitabın özetini çıkarmış gibi oldum. Yok yok, daha devamı var okumak isteyenler için.
    Şimdi gelelim kitapla ilgili düşüncelerime. Okumaktan pişman değilim. Okumasaydım da olurdu ama. Sanırım bunlar çok yuvarlak cümleler oldu. İşin açıkçası 2001 yılı basımı olan bu kitap konusuyla artık alışık olduğumuz şeylerden fazlası olmadı. Belki o tarihte okumuş olsam daha çok şey ifade edebilirdi bilemiyorum. Fakat yine de büyük bir emek var. Yazara hakkını teslim etmek istiyorum. İlgisini çekmiş olanlara iyi okumalar dilerim.
  • Şimdiye kadar izlediğim II. Dünya savaşını anlatan filmler, okuduğum hikayeler bir yana bu kitap bir yana!
    Aylardır alıp boşuna kitaplığımda bekletmişim meğer..
    Kurgusu, konusu gerçek olması mı cezbetti bilinmez ama en derinden etkileyenim oldu..
    Çok uzatmadan, Savaş dönemi tarihi kitabımız hakkında kısa bilgi geçeyim;
    Savaşın mağduru yahudi bir erkek ve alman bir kadın, iki aşık..Savaşın yahudilere olan zulmü bir yana, diğer yanda bundan etkilenen halkın da açlık ve sefaletle hayatta kalmaya çabalaması..Katil bir dikdatörün tüm isteklerine zorla boyun eğen halkın savaşa sürüklenişi, ailelerin dağılması ve herkes de derin izler bırakan anılarla geçen yıllar.. Yaşanan onca acıya rağmen ise finalde mutlu son! Ve evet! En çok da bunu sevdim...