• '
    Mutlu son diye bir şey var mı? Her şey bir yana hayat bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor. ..
  • Fahrenheit eseriyle tanıdığımız yazarın başka eserleri de varmış diyerek BASKAN serisi bu eseri bizlere kavuşturmuş zamanında. Tabi farkını ortaya koyup Gümüş Çekirgeler diye isimlendirmişler gene. Peki ama İthaki bunu neden Mars Yıllıkları diye çevirdi? Gerçekten şu çeviri olayında isim verirken bizimkiler neden kendi isimlerine bağlı kalmıyor da farklı isimlerle çeviriyorlar anlamıyorum. Daha çok mu satış imkanı doğuyor acaba?
    Ocak 1999 – Roket Yazı ile başlayıp Ekim 2026 – Bir Milyon Yıllık Piknik hikayesi ile sona eren bir yapıt. Oldukça da hoş bir kitap diyebiliriz. Mars’a bir de bu açıdan bakın dercesine yazılmış resmen. Birbiriyle bağlantılı, birbirinin devamı olan parça parça hikayeler bütünü diye tanımlayıp son vereceğim kitabımıza.
    Cümleten mutlu geceler diliyorum. Allah’a emanet olun, keyifle okuyun arkadaşlar..
  • Bugün hatırlamak zor olsa da,1990'lı yıllarda ünlenen Nil Pınar büyük kanallardan birinde sunuculuk yapıyordu.Dışarıdan baktığımızda son derece mutluydu.Hiçbir sorunu yok gibiydi.İstediği her şeye sahipti.Güzeldi.Başarılıydı.Oysa 24 Mart 1997 tarihinde intihar ederek yaşamını sonlandırdı.
    İzleyicilerin,televizyon ekranından bakarken Nil'in her şeye sahip olduğu izlenimine kapılması zor olmasa gerekti.Türkiye'nin gündüz kuşağında en çok izlenen programının sunuculuğunu yapıyordu.Zengin bir gençle evlenmişti,herkesin hayalini süsleyen Boğaz kıyısında bir yalıda oturuyordu.Röportajlarında en büyük tutkusu sorulduğunda hep aynı yanıtı veriyordu:"Sezer".Nil Pınar,Sezer İnanoğlu ile evlenmişti.Güzel kadın,mutlu bir evlilik.Oysa Nil Pınar eşiyle aralarında geçen bir tartışmadan sonra yaşamına son vermişti.Bir dergide yayımlanan kısa yaşam öyküsü ve sorulara verdiği yanıtlar,Nil Pınar'ın kişiliği hakkında ipuçları sunar nitelikteydi.Nil kendisini karamsar ama neşeli,duygusal,inandığı konuda inatçı ,biraz da sinirli biri olarak tanımlamıştı.Kendisini izleyen kişileri şaşırtacak olsa da dikkat çeken diğer bir nokta da,kendini sürekli eleştirdiğini söylemesiydi.
    "Kendimi büyük bir stres içinde izliyorum.Şu kelimeyi yırtmışım.Şurada şöyle yapmamalıydım,keşke makyajım şöyle olsaydı diye sürekli kendimi eleştiriyorum.Hiçbir zaman arkama yaslanıp kendimi rahatça izlediğim olmadı."Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir güzelliği ve harika bir yaşamı olan Nil,kendisine karşı oldukça katı olduğunu bu sözlerle ifade ediyordu.
    Mükemmeliyetçi kişiler,yoğun bir biçimde olayların kendileriyle ilgili kısımlarıyla meşguldürler.Bu nedenle yaşananlardan kendilerine düşen payı fazlasıyla alırlar.Kendilerini aşırı eleştirmeleri nedeniyle kendilerinden de memnun değildirler.
  • Son yıllarda psikologlar ve biyologlar insanları neyin mutlu ettiğini anlamak için bilimsel araştırmalar yapmaya başladılar. Para mı, aile mi, genetik mi, yoksa erdemli olmak mı? Burada atılması gereken ilk adım ölçülecek şeyi tanımlamaktır. Mutluluğun genel olarak kabul edilen tanımı, "öznel iyi olma hali"dir. Bu görüşe göre mutluluk, insanın kendi içinde hissettiği bir şeydir: ya o anda hissedilen bir haz veya hayatın akışıyla ilgili uzun dönemli bir memnuniyet. Eğer bu benim içimde hissettiğim bir şeyse dışarıdan nasıl ölçülebilir?
  • HALİMİZ PÜRMELALİMİZ
    Düğünlerimiz -

    Peygamber ve ashabı öyleydi böyleydi diye her mevlütte ağlaşıyoruz ama bilmiyoruz ki 100 kişide olsalar hepsinin eli aynı kaba uzanıyordu.
    Ashabın 300 parçalık porselenleri yoktu.
    Ama Vallahi isteseler olurdu!
    Allah "altından dağları" peşlerinde sürütmez miydi dileselerdi? Ama onlar dünyaya ve içindekilere tenezzül dahi etmediler..

    Hiç içinizden geçirmeyin ki:
    - Ama Peygamber zamanında fakirlik vardı alamıyorlardı, yapamıyorlardı.

    Güya siz çok mu zengin kadınlarsınız..?
    Her işiniz borçla krediyle olmuyor mu?
    Borçla insan mutlu olurmu bu nasıl psikoloji bozukluğudur.
    Gerçekten zihnimizle oynuyorlar hanımlar.

    Aslında elimizdekilerle yetinsek, bizden daha mutlusu olmayacakken; Her düğün damadı boğazına kadar borca sokarak yapılıyor benim Müslüman ülkemde..
    Misafirler, perdeyle halının uyumunu görsün diye bir adam borca sokulur mu?
    Siz hiç sevdiğinize merhamet etmez misiniz?
    Yazık değil mi sizi Allah'tan emanet olarak alıp, zaten sizin sorumluluğunuz ve namusunuzu korumak için ezilecek olan adamı birde saçma sapan eşya, altın, milyarlık gelinlik borçları ile çıkmaza sürükleyeceksiniz?

    Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünen adamda, akşam size çiçek alma isteği olur mu?
    Aklına hoş şiirler gelir mi?
    Yada sizin yüzünüze bakınca ferahlık bulur mu?

    Burası alice harikalar diyarı değil kızlar kendinize gelin!
    Rasulullah'ın karnına taş bağlatan, Ebu Bekir'in evinde bir çömlek bırakmayan, Musab bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünya!

    Ama pardon!
    Siz bir kere evleniyorsunuz!!!
    Tamda bunu anlatmaya çalışıyorum. Madem bir kere evleniyorsunuz. Öyleyse, kırılacak ve eskiyecek iki parça çaput için hürmetinizi ve sevginizi yok etmeyin!

    "Aişe'n olayım" demeyi biliyorsanız, dünya da rahat etmeyeceğinizide bilin!
    Çünkü Rasulullah'ın hiçbir hanımının sizin gibi kusursuz birbiri ile uyumlu eşyaları olmadı.
    Bu mübarek kadınlar perdelerle uyumlu, koltuklarla bezenmiş, yumuşacık halılar da gezmedi.
    Bilakis Fatıma annemiz evlenirken, evin içine yumuşak çöl kumu serptiler ki evde gezerken ayakları acımasın..
    Ne babasını zorladı ev eşyası için, nede kocasına:
    - Ben kirada oturmam bana ev al Ya Ali! Dedi..

    Bu yüzden " Zehra" dediler Fatıma annemize yani "Çiçek"
    "Kübra" dediler Hatice annemize yani "Büyük"
    "Hümeyra" olmuştu Aişe annemiz efendisine yani "Güldüğünde kırmızı yanaklı olan"..

    Nasıl güzel vasıflar,nasıl hoş lakaplar.. Nasıl sevildiler nasıl kıymet gördüler!
    Çünkü onların kocaman yürekleri vardı ki; aşka hürmetleri, Allah'a itaatleriyle dolup taşmıştı.
    Zerrece tenezzülleri yoktu bizim bugün uğruna haramları helal saydığımız dünya metaına..

    Son olarak diyorum ki:
    -Sen kocanı kamçılarken dünya yarışında, cennetin kadınları bunca yokluk içinde yinede "benden razı mısın?" Diye dert yandı kocalarına.

    Aişe annemizin malı mülkü olan bir kocası yoktu ama o öyle bir kadın oldu ki, Rasulullah son vakitlerinde:
    -Cennette sana kavuşacağım ya, ölüm bile güzel geliyor ya Aişe" diye fısıldadı son nefesinde karısının kollarında..

    İşte asıl Mülk böyle bir kadın olup, geçip gitmektir bu dünyadan..

    Alnt.
  • Dualar bağlıyor hayatın başlangıcı ile sonunu.
    Mutlu son olmasın, dualarla biten son olsun bizim hikayemiz de .
    Varsın mutlu bitmesin hikayemiz ama yeter ki kaybetmeyelim duaya sığındığımızda yaşadığımız o huzuru...