• 248 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    İskender Palaya çok sinirlendim kitabı okurken, çünkü okuduğum kitapları gibi değildi, okurken sıkıldım ta ki son 100 sayfaya gelene kadar.. Tek kelimeyle harikaydı, hele son kısımlarında tüğlerim diken diken okudum.. Kitaplığıma koyarken mutlu olduğum bir kitap daha, teşekkürler en sevdiğim Türk yazar.
  • Bir veteriner olarak Belker isimli, 10 yaşındaki İrlanda cinsi bir kurt köpeğini muayene için çağrılmıştım.
    Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa, ve küçük oğulları Shane olmak üzere köpeklerine çok bağlılardı, ve bir mucize umuyorlardı.
    Belker’i muayene ettim ve kanser sebebiyle ölmek üzere olduğu teşhisini koydum. Aileye Belker için yapacak bir şey kalmadığını ve izinlerine istinaden evde uyutarak ötenazi uygulamayı teklif ettim.

    Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra aile 6 yaşındaki oğulları Shane’in de uygulamayı görmesinin iyi olacağını söyledi. Shane’in bu tecrübeden bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyorlardı.

    Ertesi gün yine boğazımdaki o tanıdık düğümlenme ve aile ile köpeğin etrafında toplandık. Küçük çocuk köpeğini son bir defa severek “Hoşçakal” derken o kadar sakindi ki, ne olup bittiğini anlamadığını düşündüm. Birkaç dakika içinde Belker sessiz bir şekilde hayata veda etmişti.

    Küçük çocuk ilginç bir şekilde Belker’in gidişini herhangi bir zorluk yaşamadan kabul etmişti. Belker’e veda ettikten sonra aile ile oturmuş “köpeklerin neden insanlardan daha az yaşadığını” sorgularken küçük çocuk aniden “ben sebebini biliyorum” dedi. “İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar değil mi?” Küçük çocuk konuşmasına şaşkın bakışlarımız arasında devam etti “Köpekler zaten bunların tümünü bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yok ki!”

    Küçük çocuğun konuşması üzerine düşünmeye başladım,

    Basit yaşa
    Koşulsuz sev
    Derinden hisset
    İyilikle ve içten konuş

    Eğer köpekler birer öğretmen olsalardı bize neler öğretirlerdi?

    Sevdiklerin eve geldiklerinde mutlaka koş ve karşıla
    Hiçbir eğlence ve mutlu olma fırsatını kaçırma
    Yüzüne vuran rüzgâr ve temiz havanın keyfini delicesine çıkar
    Kısa uykulara dal
    Kalkmadan önce germe hareketleri yap
    Her fırsatta koş, zıpla ve oyna
    İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver
    Küçük bir havlama yeterli ise sakın ısırma
    Sıcak günlerde küçük bir mola verip sırt üstü çimlere uzanmayı unutma
    Çok sıcak günlerde bolca su iç ve gölgeye sığınmayı unutma
    Mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et
    Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar
    Sadakatli ol
    Asla olmadığın birisi gibi hareket etme
    Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz
    Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol

    İşte köpeklerden öğrenebileceğimiz mutluluğun sırları!

    Yazar: Bilinmiyor
    Çeviri: Erkan Hoşsöyler
  • 352 syf.
    Sürekliyici ve mükemmel anlatım . Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan okuyup romanın icinde olmak bu olsa gerek.
    Kadınların aslında en güzel sevmenin yolu ona huzur vereni vermek sanırım . Eğer bir kadın mutlu yada mutsuz farketmez elindekini mükemmele çevirmek için herseyi başarabilir.
  • beni güzel hatırla
    bunlar son satırlar!
    farzet ki bir rüzgardım
    esip geçtim hayatından
    ya da bir yağmur
    sel oldum sokağında
    sonra toprak çekti suyu.
    kaybolup gittim
    belki de bir rüyaydım senin için
    uyandın ve ben bittim.
    beni güzel hatırla
    çünkü sevdim seni ben
    her şeyini
    sana sırdaş oldum
    dost oldum koynumda ağladın
    yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini
    beni üzdün kınamadım
    el oldun aldırmadım.
    beni güzel hatırla
    sayfalarca mektup bıraktım sana.
    şiirler yazdım her gece
    çoğunu okutmadım
    sakladım günahını sevabını içimde
    sessizce gittim...
    senden öncekiler gibi sen de
    anlamadın.
    beni güzel hatırla
    sana unutulmaz geceler bıraktım
    sana en yorgun sabahlar.
    gülüşümü,
    gözlerimi,
    sonra sesimi bıraktım
    söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
    vedalar bıraktım duraklarda.
    ne ararsan bir sevdanın içinde
    fazlasıyla bıraktım ardımda.
    beni güzel hatırla
    dizlerimde uyuduğunu düşün
    saçını okşadığımı
    üşüyen ellerini ısıttığımı
    mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
    alnından öptüğüm dakikaları.
    birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
    şaşırtmayı severim biliyorsun
    bu da sana son sürprizim olsun
    şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
    beni güzel hatırla
    gidiyorum.
  • 168 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Mutlu günler diliyorum. Şermin Yaşar'ın Doğan Kitaptan çıkan son kitabı Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu içinde pek çok öykü barındıran bir kitap. Yazarımız insanı anlatırken, hayatlarına dokunuyor, insana dair aşk, neşe, dostluk, keder, ölüm... Kalbi kırık insanlar ve hüzün içeren anılar. Kitap öyküleriyle tam bir göçüp gidenler koleksiyonu olmuş.

    Bende yazarımızla tanışmak için epey geç kalmışım. Bundan sonra okuma listemde üstlerde yerini alacak. Okuyun efendim tavsiyemdir.
  • 368 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Kendini Aşka Bırak
    Sophie Jordan,
    Kitaba bayıldım. Okurken her satırın zevkini aldım diyebilirim ilk kitapta da benim dikkat ettiğim Portiaydı.
    Zeki sorgulayan ve kitap kurdu. Ve istediğimin ötesinde bir kitap oldu. İnatçı ve istediğini alan
    Ve Heath ah ikiliye bayıldım özelikle ilk satırlarda tanışma anı ve sonrası çok iyiydi ortalarda beklenen şeyler gibi ama beni mutlu etti diyebilirim sevdiğim kitaplarda yerini aldı benim küçük çamur pastam okuyunca anlam vereceksiniz konuya gelince azıcık kopya çekeyim. Portia Derring, büyükannesinin bütün ısrarlarına rağmen evlilik fikrine bir türlü ısınamamıştır; annesi gibi, yolculuklara çıkarak dünyayı keşfetmenin hayalini kurar. Ancak Derring ailesinin son dönemlerde yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle büyükannesi, Portianın varlıklı bir erkekle evlenerek ailesini bu parasal güçlükten kurtarmasını ister.
    Heathston Moreton, cemiyet hayatının gözde bekârıdır. Tanınmış aileler kızlarını Heathle evlendirerek bu soylu ve zengin aileye dâhil olmak için birbirleriyle yarış halindedirler. Ancak Heath, ailesinde önceki nesillerde görülen ve deliliğe neden olan kalıtsal bir hastalığı bahane ederek evlilikten kaçar. Yakışıklı Kontun çapkınlıkları dillerde dolaşırken, aile büyükleri de onu evlendirmek için kolları sıvar. Ancak bu dikkafalı genç adamı evlendirmek hiç de kolay değildir. Okuyun Bu tür sevenlere güzel bir kitap tavsiye ederim
  • 7 - *** Yazık ***

    Uzun zaman ardından dışarıya çıkmış olmam, yüreğimde ve zihnimde yabancısı olduğum bir heyecana tanıklık etmemi sağladı. Kalabalığın ardına karıştığımda önce kendimi bir ruh gibi hissettim. Sanki görünmüyor gibiydim, insanlarla karşılaştığımda hafif sağa ya da hafif sola çekilerek onlara yol veriyordum. Dalgınlığım bir ara karşıdan gelen kişiyi fark etmemi engelledi. Son anda onu fark ettiğimde irkilir bir biçimde kendimi yeniden sağa attım. Sanki biraz daha geç kalsam beni ezip geçecekti. Bu yabancılık ve görünmezlik o kadar da kötü değildi. İlk zamanlar bunu dert etseniz bile, daha sonraları yokluğunuza alışır ve kendinizi aramaktan vazgeçersiniz. Kendinden de vazgeçmek anlamına gelir bu. İşte bu seviyeden sonra yalnızca başkaları için yaşar, başkalarının hayatlarını yaşarsınız. Bir banka oturup çevreden geçen insanları izlemek bu yüzden benim görev edindiğim bir olaydır. Bu olay öylesi güzeldir ki, birden fazla hayat yaşamak birden fazla mutluluk tatmak veya acı çekmek anlamına gelir. Acıya rağmen güzeldir çünkü hayatın bütününe giden yolda parkeler sanki acıdan var olmuştur. Bir tek onlar gerçektir ve bir tek onlardan çıkarılan dersler neticesinde yeni gerçeklikler yaratılabilir. Kimileri buna tecrübe der, kimileri ise bunun bir umutsuzluk yaratacağını iddia eder. Tecrübelerin yalnızca umutsuzluk yarattığı bir yaşam... Bu ağırdır, hem de çok ağır…
    Esen rüzgar ve bu soğuk hava çiftleri birbirine daha çok yaklaştırıyor, onlar yolun ortasından birbirlerine sarılmış giderken yalnız olanlar, mesele bakın, başında şapkası, elinde bastonu olan ve ağır ağır yürüyen gözlüklü yaşlı amca, daha kenardan yürümeyi tercih ediyor. Bana kalırsa eşini yakın zamanda kaybetmiş ve kendi de artık bu dünyada ki vaktinin dolacağı günü bekliyor.
    Ben de oturmuş kendi hiçliğimi bu gördüğüm insan manzaralarıyla var etmeye, ya da varsa da onu tamamlamaya çalışıyorum. Eğer sayfalardan başka bir dostum olsaydı, ona bu alışkanlığımı anlatsaydım, kesinlikle bana, benim bir zavallı olduğumu söylerdi. Neyse ki hiç dostum yok, sayfalar dışında ve neyse ki sayfalarında konuşmak gibi bir özellikleri yok. Daha çok dinlemek için var onlar, sır tutmak ya da hayallerin kendi üzerlerindeki resmedilişini izlemek için var.
    Ben de bir aralar yaşamıştım, hatta bir vakitler daha da güzelini yaşayabileceğim algısına kapılmış ve güzel bir hayatın varlığına kendimi inandırmıştım. Oysa… Oysa, bu yalnızca ölümümü hızlandırmaya yaradı. O günlerden, ileriki günlere bakıp mutlu olacağımı düşünürdüm, güzel hayaller kurardım ki bir süre sonra insan yalnız başına yapamaz bunu.
    Tükenir.
    Umutsuzluğa kapılır ve yalnızlığının karalığına gömülür.
    Hayal kurmak tek kişiliktir fakat onları gerçekleştirmek için bir kişiye daha ihtiyaç olur. O kişi bulunamadığı zaman, baş başa kaldığınız hayalleriniz tek tek terk eder sizi ve yalnızca nefes almanın yorgunluğunda sürer artık yaşam. Yorucu bir iş, oldukça yorucu, alınan her nefeste geçmişi hatırlamak, kaybolan umutları görmek öylesine kasvetli ve yorucudur ki, inanç denen şeyin içinizde kayboluşuna tecrübe demeye başlarsınız. Ben öyle diyorum. Ben mi diyorum acaba gerçekten, ne kadar varım ki, ne kadarını söyleyebileyim. Birazdan… Birazdan… Ya da yarın belki bilemiyorum, artık ne zaman bulunursam…
    Bunları okuyacak kişi ne düşünecek hakkımda, cesedime baktığında ‘’acaba ne derdi vardı’’ diye söylenir belki ilk önce. Sonra ‘’yazık’’ diye ekler. ‘’Yazık.’’
    Yalnızca ölüm değil birçok başka konu ve olayın kötü son bulmasının ardından, kırılan tarafın söylediği sözcük ‘’yazık.’’
    Beş harfe kimi zaman bir ömür, bir aşk sığdırılır böylelikle. Öyle olması temenni edilir ama o söz söyledikten sonra bu kez yürek sayıklamaya başlar onu, zihinle öyle bir arkadaşlık kurar ki yapılan fedakarlıklar gelir akla ve onlar akla her geldiğinde yine bir yazıklar olsundur dile dökülen…
    Ne değişir?
    Dile dökülenler şu vakitten sonra neyi değiştirme gücüne muktedir?
    Koca bir hiç.
    Birazdan ölecek beden gibi bir hiç..
    Yalnızca insanlarda değildir resmettiklerim ve hayatını yaşadıklarım, çok kez bir çiçeğin bir ağacın bedeninde hissetmişimdir ruhumu. Bu da kötü, Oldukça kötü…


    Çiçeklerin bu denli sık oluşu, insanlar arasında tanığı olmadığım bir olayı hatırlatır bana. Onların etrafa yaydığı bu kokular kendi köklerindeki sevgi ile doğrudan ilintilidir. Neden sonra bu sevgi sembolü, bir başka insana olan aşkını açıklama nedeniyle bir araç olur ve kökünden koparılır?
    İnsanlar… Ah bu insanlar. Siz onları tanımazsınız.
    Uykumun gelmek bilmediği gecelerin baş mimarlarını en iyi anlatan cümle;
    ‘’Bir var, bir yoktur.’’
    Onların o yokluklarından dahi bir vara tezahür etmek mümkündür. Bu tezahürün adına verdikleri tanımı ‘’Acı’’ adı altında toplamışlar. Varken belki size sahte mutluluklar yaşatırlar ve budalalığınız onları gerçek sanmanızı sağlar. Keşke acıları da aynı sahtelikte olsaydı ve ben bugün almış olduğum kararın arefesinde bu cümleleri yazmıyor olsaydım. Bu cümleler, bu kağıdın bekaretini bozma hakkını kendinde hunharca görürken benimde yaşamıma son vermeden az evvelki düşüncelerim oldular.
    Cümleler… Onlarda insanlar gibi bir var bir yoklar. Hayat gibi, oksijen gibi ve Aşk gibi.
    Keşke o çiçekler kökünden yalan sevdalar için ayrılmasaydı…
    Keşke bu ruh yalnızca kendi bedenine hapsolmayı başarabilse ve diğerleri gibi, bencilliğin maskesine sıkı sıkıya bağlanıp ondan hiç ayrılmasaydı.
    Ne derler ölmüş bir bedene?
    Önce yazık, sonra…? Sonra rahmet diler kimileri. Kimileri de bunun bir intihar olduğunu anlar ve zayıflık olarak niteler belki. Ama hayır! İşte bu zoruma gider. Çünkü gerçek zayıflık bencillik maskesinden hiçbir zaman kurtulamamak, vefasızlığın kucağında yaşayıp etrafa hala gülücükler saçabilmek iğrençliğidir. İnsan mutlu olmak için böylesi bedbahtlıkları nasıl olur da hak sayar…
    Belki de onlardır haklı olan, belki de yaşamak için, mutlu bir hayat sürdürebilmek için, böyle davranmak gereklidir. Ölmek için ise…
    Ölmek için gerekli olan tüm şeyleri yaşadım…

    Ötesi yok...

    - Bu mektubun sonuna eklenen tarih, başka bir başlangıcın vücut bulmasıdır. Ölümümden fiziki anlamda kimse sorumlu değildir...
    (10.01.2019)


    °°° Vaveyla °°°

    https://www.strawpoll.me/17261037