• Merhaba günlük, arkadaş, dost. İçim solgun, kalbim üzgün, ruhum kırık bugün. İyi değilim, ağlamak istiyorum, üzerimdeki tüm mutsuzluğu atmak huzura kavuşmak istiyorum. Anksiyetem var ama bu çok normalmiş gibi geliyor. Bir insanın neden anksiyetesi olur? Yalnız kaldığı için mi? Sevilmediği, garipsendiği için mi? Bence biraz evet biraz hayır. En önemlisi içinde biriken duyguları anlayacak kimsesi olmadığı için. Büyüdükçe bu dünyadan nefret ediyorum. Her geçen gün bir önceki günden daha çok nefret ediyorum. Her geçen gün kalbim daha çok ağrıyor. Ve Bahçedeyim. Solmuş ağaç yapraklarını izliyorum. Ağaç adeta çırılçıplak kalmış, yaşlanmış. Aklıma derviş dayı geliyor. 1 sene önce tam hatırlamıyorum, hasta eşini kaybetmişti. Onun yalnızlığını düşündükçe gözlerim doluyor. Ne de iyi, güleç yüzlü tonton bi dedeyi. Eşi öldükten sonra onunla yaşadığı güzel ve kötü günleri düşünüp ağladığını hayal ettikçe ruhunda hissettiği o üzüntüyü anlayabiliyorum. Üzülüyorum da çünkü kimsesiz kalmış ruhlar bana bu hayatın ne kadar düzenbaz, sahte bir yer olduğunu kanıtlıyor.
    .
    Sahi hayat neydi? Yaşamak neydi ki? Nefes alıp veriyoruz. Kim bu dünyada sonsuz yaşamak isterdi ki? Mutlu olamayacağını bile bile. Her tarafta ölü ruhlar, yaşayan bedenler. Birbirine gülmeyen suratlar, birbirine boş ve anlamsız bakan gözler. Bedenim ölmek istiyor, ruhumun huzura kavuşmasını istiyor. Ama büyüyorum ve ben büyümek istemiyorum. Büyüdükçe beni üzen şeyleri takmıyormuş gibi görünüp gülsem de aslında sabredemiyorum. Bana ne olacağını bilmek ve diğer dünyada mutlu olmak istiyorum. Pişmanım herşey için. Ruhumdaki bu boşluğu bana güzel sözler söyleyen bir adamla doldurmak istediğim için. Çevremdekileri mutsuz ettiğim için. İnsanlara güzel bakmadığım için. Sahi doğru ya benim de ruhum yaşayan bir ölü. Herkes gibi.
    Şimdi Sabahattin Ali 'nin o ince ruhunu anlayabiliyorum. "İnsanın muhakkak içini boşaltması lazım dediğini". Uçaklar geçiyor üzerimden. Çok yakından.


    Etrafıma bakıyorum, etrafımda nefsini pazara çıkaran insanlar ve onlar içinde kaldıkça onlara benzeyen ben ...... Büyümek bumuydu ki ne anlamı vardı büyümenin .? Kötü insanlara şahit olmak birbirini yeren ,yargılayan insanlara .. Bumuydu yani ? Ben böyle hayal etmemistim büyümeyi. Kendimi aşağılık, zavallı biri gibi hissediyorum . Büyüdüğüm için . Ne olurdu hiçbirşey bilmeyen bir masum olsaydım..



    Ahhhh Sabahattin Ali keşke geçmişte yaşayıp seninle evli olsaydım . Benim bu kırılgan ince ruhum senin .
    Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi .!
  • "Keşke o günlerden fotoğrafın olsaydı" dedi Madeleine. "Seni mutlu halde görmek isterdim."
    "Neden?" dedim şaşkınlıkla.
    "Çünkü..." dedi. "İnsanlar sadece fotoğraflarda mutlu görünür."
  • 240 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Hayatın anlamını bulmaya çalışan bireyin hareketi...

    Bir fincan kahve hazırlanır ve bir sigara yakılır. Göz aralanan camdan dışarı kayar. Neler istenilmiştir şimdiye kadar, neler umut edilmiştir, nelere çaba sarf edilmiştir? neler geçmiştir ele neler kaçmıştır, kaçırtılmıştır? düşünmeye başlanır...

    Hiçbir şeyden mutlu olamayan insan çabalar neyin eksik olduğunu bulmaya. Uğraşır kendi zihninde. Belki bir okul istemiştir belki araba ya da bir sevgili. Elde etmişmidir onu, elde ettiyse mutlu mudur onunla? Umutsuzluğunu, mutsuzluğunu gören insan düşünür,nedir eksik diye? Mutlu olmak bu kadar zormudur? Diğer mutlu insanlar çok mu şanslıdır veya rol mü yapıyodur? Yarına dair ümitler mi mutlu edecektir bizi de onlar gibi, yoksa bu ümitlerdemi fos çıkacaktır buruşturulup bir köşeye atılmış kağıtlar gibi? Nedir hayatın anlamı? Ne isteriz ne umarız hayattan? Elde edilenlerle hayatı tamlamaya çalışıp onun anlamını bulmak bu kadar zormudur? Yoksa biz mi kabullenmeyiz elde olan sonucu daha güzel yarınlar için.

    Daha güzel yarınlar... onlar... elimizi uzatsak tutabileceğimiz kadar yakın bir o kadar uzak, yıldızlar gibi parlak ama çok önceden sönmüş. hayat bu kadar zor mu anlamak için yoksa biz miyiz hayatı bu kadar anlaşılmaz kılan.

    Tam sonuca ulaşılan anda sönüverir sigara veya biter insanın hevesi anlamaya. Gecenin karanlığında hiçlere karışır ümitler, söner yıldızların parlaklığı. Son bir hamle gelir kendi içinden insanın. Kendisindedir belki de çözümü hayatın. Evet bir sonuç bulmuştur. Yeniden ümitlerine sarılır yarınlar için. Ufak bir gülümseme belirir bir an yüzde sonra sıcak bir yatak akla düşer. Ümitlerin ilk adımı atılır...
  • herkesin kaybolduğu bir şehirde kendimi aramaya çalıştım. uzun zamandır yaptığım gibi, uzun zaman sonra da yapacağım gibi. bilmiyorum, belki de yeni şehirler, yeni insanlar tamamen aptallıktır benim için. ah, keşke biraz aptal olsaydım, belki o zaman mutlu olurdum. sanırım düşünmek insana bahşedilmiş en büyük lanet. peki insana bahşedilmişse düşünmek, neden insanların en büyük korkusu da düşünen insanlar? tanrı da korkuyor mudur düşünen insanlardan? düşünmek neden bu kadar yorucu ve yaralayıcı? güdüsel bir fonksiyondan ibaret değil mi? yeterince koşmaya başladığımızda, günler boyu koşu antrenmanı yaptığımızda ilk güne nazaran daha az acı verici, yorucu oluyor ya, yeterince “düşünürsem” daha az acı verici olur mu benim için? ya da senin için?

    bilmiyorum, yine bilmediğim düşüncelerin içinde kayboluyorum ama bu sefer düşündüğüm her şeyi yazıyorum, parmaklarım bana yetişmeye çalışıyor, sahi “yetişme” nedir bu yetişme? neden herkes, her şey bir şeylere yetişmeye çalışıyor? neden yürüyen merdivenlerde koşan insanlar var? merdiven senin için yürümüyor mu zaten? ne için bu kadar acele ediyoruz? günün sonu için mi? yoksa bir gün gelecek olan, mutlak son için mi? neden bütün sonlar acelecidir?

    kafamın içinde uğultular var, kafamın içinde koca bir çöplük var. kafamın içinde çok fazla soru var ve bu sorular gitgide soruna dönüşmeye başladı. kendimi çok fazla boşlamaya başladım. etrafımda çok fazla boş insan barındırdım, yıllarca kendimden uzaklaşmak için elimden geleni yaptım. ama artık çok yoruldum. düşünmek miydi bütün mesele? yoksa yeterince aptal olmamak mı? mutluluk, bizi de bulacak mı günün birinde? yoksa farklı gün, aynı bok yaşamaya devam mı edeceğiz bu gidişle?

    üzgünüm, bu defa aşk değil konumuz. ama halledeceğim, hep yapamadığım gibi.
  • Kimse lotoyu kazandığı,yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz.insanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisleri sayesinde mutlu olurlar.lotoyu kazanmış veya aşkı bulmuş biri aslında para veya yeni aşkı yüzünden mutluluktan mutluluğa koşmaz.sadece kanında dolaşan yeni hormonlara ve beyninin çeşitli bölgelerinde çakan sinyallere tepki veriyordur.
  • 163 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Etrafınızda kahramanımız Raif gibi "hayatta yalnız başına yürüyemeyecek" insanlar var mı? Kendi silik yapısı için adeta ruhu da yaşamını terk etmiş insanlar... İnsanın kendine ait olanı bulmasına, kendini teslim edecek insanı bulmasına aşk ve sevgiden başka ne yardımcı olabilir? Ah Maria Puder ahh diye yakınırken, ne mutlu ki Sabahattin Ali de bizim dememek elde değil.
  • - Şunu öğrendim ki, insan kendi çabasıyla değil sevgiyle yaşar, dedi.
    ...
    İnsanken hayatta kalmamı sağlayan şey kendi çabam değil, yoldan geçen bir adamın yüreğinde var olan sevgiydi...Aynı şekilde bütün insanlar kendi başlarına nasıl mutlu olabileceklerine kafa yormakla değil, sırf insanın özünde var olan sevgi sayesinde hayatta kalırlar.