fulden ufacık, Kuş Uçar Kanat Ağlar'ı inceledi.
17 Mar 20:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok ama ilerde şiir-hikâye diye, şiirle hikâye arasında ortak bir türe de yer verileceğini umuyorum.” Behçet Necatigil

Şiir kitabı bu söz ile başlıyor. Şiir ile Hikayenin birleşmesi ile oluşmuş bu kitabındaki eserler. Okurken hikaye gibi yazılmış şiirler. Anlam yükü fazla olan okuduğunuzda hikaye okuduğunuzu düşünüyorsunuz ama hikayelerdeki imgeler ile şiir okuduğunuzu da hissediyorsunuz. Bu yüzden şiir ve hikayenin harmanlanması ile oluşmuş bir türde yazılmış eserler.

Bu eserlerde dikkatimi çeken betimlemelere duygu yüklenerek anlatılmıştır Betimlemelerde benzetme sanatı kullanarak anlatmış. Ayrıca abartma sanatını kullanarak anlatmak istediği duyguyu okuyucuya aktarmak istemiştir. (Hikaye ve şiirin bir araya gelerek harmanlanmasını sağlayan unsurlardan biri bana göre benzetme sanatını kullanmasıdır. Bir diğeri ise kişileştirme sanatını kullanmasıdır.)

"Işıklar, ışıklar, ışıklar... her biri bir ayrılık düğünü."

Olaylar hikaye anlatılır gibi yazılmış ama aralara şiirler serpilmiş.

"Parmakları bileklerinden uzanıyordu da omuzlarından dökülüyordu."

Bildiğimiz ama göremediğimiz varlıklara görülebilirlik özelliği vererek zihnimizde canlanmasını sağlamış.

"Sessizlik usulca kirpikleniyordu."

Masa Dergisi'nde yazdığı bir yazıda neden şiir yazdığından bahseder.

"İnsan ruhunun en kapalı, en karanlık yerlerine uzanmaya çalışıyorum. Olağan görünen hiçbir şeyin, söz konusu insansa hiç de olağan olmadığını düşünüyorum. O diplere yüzeylerden sızanları, diplerde neye dönüştüğünü, bizi sessizce çekip çevirenlerin neler olduğunu bilmek istiyorum. Hiçbir insan davranışının, duygusunun, arzusunun, öfkesinin, korkusunun görünenden oluşmadığını en azından kendimden biliyorum. Bunu dilin bütün olanaklarını kullanarak görünür kılmaya çalışıyorum. Yoksa ben de dahil herkes çok yoksul yaşayacak. Çok yanlış büyüyecek. Kötülük ve kabalık olağanlaşacak. Sevgisizlik, hayatı çöle çevirecek. Oysa yaşamak bir mucizedir. Oysa doğada kötülük yoktur. ve insan yalınkat bir varlık değildir. "

"Benim sesim insana dokunmazsa çıkamaz. Dokunduğu insanın yarasını harf harf iyileştirmezse, güzelleştirmezse çıkamaz. İnsanı aşkla ve özgürlük duygusuyla kucaklamazsa çıkamaz. Bütün bir doğayı insanın varoluşuna sığdırmazsa çıkamaz. temel var oluş hakları nedeniyle acı çeken bir insan varsa, sesim onun acısını taşımazsa çıkamaz."

İnsan sevgisini (bu kitabında ağırlıklı olarak işlediği çocuklukta edinilen sevgiden) şiirlerinin tohumunu oluşturuyor. Kalemi ile o tohumu yeşillendiriyor Şükrü Erbaş. Yeşillendirirken suluyor şiirlerini ve besliyor o güzel sesiyle okurken. Sonra gür dallarıyla yemyeşil ağaç oluyor şiirler. Her biri ayrı güzellikte her biri ayrı duygular hissettiriyor okurlarda. O duygularla daha da büyüyor ağaçlar. Şiirin gücüyle.

Çocuklara sevgi aşılamalıyız. Onlara merhameti öğretmeliyiz. Onlar mutlu olursa dünya mutlu olur. Çocuklar için önemli olan bir diğer unsur ise aile. Sevgiyi gösteren anne ve baba ile büyümek çocuklar için umut ışığı olur. Umudun ışığı olur çocuklar. Bu yüzden çoculukluk önemlidir insanlar için. Çocuklara iyi bakalım.

Şükrü Erbaş'ın kalemi ile tanışmadıysanız mutlaka okumanız gereken bir şair. Şiirlerinin yüreğinizi ekileyeceğinize eminim.

Levent Kılıç, bir alıntı ekledi.
14 Mar 11:33 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ve hiçbir zaman sevgiye yön verebileceğinizi düşünmeyin, Çünkü Sevgi, eğer sizi o değerde bulmuşsa, kendi yönünü
kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kılmaktan öte hiçbir arzusu yoktur.(Halil cibran)

Dünya Şiir Antolojisi 1, Ataol BehramoğluDünya Şiir Antolojisi 1, Ataol Behramoğlu
Mete Özgür, Gittiğim En Uzak Yer Sizdiniz'i inceledi.
 09 Mar 19:56 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Hani hepimiz dünyaya yalnızca mutlu olmak için geldiğimizi düşünüyoruz ya, öyle değil! Öyle değil işte.

İnsan hep eksik ve bundan daha fazlası değil hayat. Ne demişti Ah Muhsin Ünlü hatırlayalım:
"Burası dünya yahu burası bu kadar işte."
Hadi bir de Arthur Schopenhauer'i hatırlayalım:
"Dünyanın hiçbir yerinde alınacak çok şey yoktur. Acı ve yoksunluk dünyayı doldururlar ve onlar geçip gittiğinde de dört bir yanda can sıkıntısı beklemektedir. Üstelik esas olarak kötülüktür dünyada egemen olan ve budalalık da büyük söz sahibidir. Yazgı acımasızdır ve insanlar zavallıdır."

Diyeceğim o ki; yaşadığımız sürece bir şeyler hep eksik kalacak. Öyle ki, son nefesimizi verirken dahi hep tamamlayamadıklarımız olacak aklımızda. Olmadığımız her yer ve tamamlayamadığımız her şey, eksikliğimizin sisli tarafları hep daha cazip gelecek. Ancak inanın, nerede değilsek orada mutlu olacağız hissi içimizde bir kemirgenden başka bir şey değil. O yüzden, hemen şimdi çekip gitmeyi düşündüğünüz yerleri unutun ve sırt çantanızı sessizce yerine bırakın.
"hayata ne anlamlar yüklemişiz anlasanıza
tamamlanmış bir şey de yok üstelik
her şey nasıl sisli hala" (s.20)

İnsan kendisiyle yüzleşmeden nereye giderse gitsin, geldiği yerdekinden daha iyi olmayacak hiçbir şey. Bir kaçış hangi beklentiyi karşılayabilir ki zaten. Kişinin kendisiyle yüzleşmesi korkunç, meşakkatli ve fazlasıyla uzun, bitmez bir yol, bir çıkmaz sokak. Dolayısıyla kendimizden başka gidecek daha uzak bir yer yok.

"gittiğim en uzak yer sizdiniz" tam da bu temeller üzerine kurulmuş bir şiir. Hayır yanlış yazmadım, küçük bölümlere ayrılmış olsa da aslında kitabın tamamı yalnızca bir şiirden ibaret. Hep sonlar akılda kalır ya -son bakış, son söz, son mimik- sanıyorum burdan hareketle şair, şiirin her bölümünü, ayrı bir şekilde bölümün sloganı niteliğinde dizelerle bitiriyor ve sıkça kendisiyle yüzleşme kapısını açan can alıcı sorular yöneltiyor kendisine. Belki aynı soruları siz de kendinize yöneltirsiniz. Belki de kendinize cevabını bilmediğiniz sorular sormaktan vazgeçersiniz.


"ne farkım var ustaca yontulmuş bir heykelden?" (s.53)



İyi kitaplar...

AFORİZMAYI SEVEN OLUR SEVMEYEN OLUR. BURAYA BIRAKIYORUM :)
HALİL CİBRAN - AFORİZMALAR

1- Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim –çünkü sözlerim senin düşüncelerinden ve yaptıklarım gerçekleşmiş umutlarından başka bir şey değil.

2- Sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır insanın gerçeği. Bu yüzden, onu tanımak istediğinde söylediklerine değil, söylemediklerine kulak ver. Söylediklerimin yarısı anlamsızdır, ama diğer yarısı anlaşılsın diye söylüyorum bunları.

3- Aç gözlerini iyice bak, bütün şekillerde kendini göreceksin. Ve kulaklarını açıp dikkatle dinle, bütün seslerde kendi sesini duyacaksın.

4- Dostum, sen iyisin, dikkatlisin, akıllısın; hatta sen mükemmelsin – ve ben de seninle akıllıca ve dikkatli konuşuyorum. Ve ben yine de deliyim. Fakat deliliğimi gizlerim. Tek başıma deli olmak isterim.

5- Aslında hiçbir insana hiçbir şey borçlu değilsin. Ama her şeyi bütün insanlara borçlusun.

6- Sen iki kişisin: birincisi karanlıkta uyanık, ikincisi aydınlıkta gafil.

7- Kimimiz mürekkep gibidir, kimimiz kâğıt. Bazımızın siyahlığı olmasa, beyazlık sağırlaşırdı. Ve bazımızın beyazlığı olmasa, siyahlık kör olurdu.

8- Siyah beyaza şöyle dedi, ‘‘ Gri olsaydın, sana karşı hoşgörülü olurdum.’’

9- Onlar bizim önümüze altın ve gümüşten olan zenginliklerini sererler, bizse onların önüne kalplerimizi ve ruhlarımızı sereriz. Buna rağmen onlar, hâlâ kendilerini ev sahibi, bizi ise misafir sayarlar.

10- Hepimiz hücredeyiz. Ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.

11- Hepimiz mabedin büyük kapısında bekleyen dilencileriz. Kral mabede girip çıkarken, her birimiz onun ihsanından payımızı alırız. Ama yine de birbirimizi kıskanır, böylece kralı küçük gördüğümüzü apaçık gösteririz.

12- İnsanların cenaze töreni, belki de meleklerin düğünüdür.

13- İkinci benliğin senden dolayı sürekli hüzünlüdür. Ama o, ancak hüzünle yaşar ve gelişir. Bu yüzden, onun sevincinin kaynağı yine hüzündür.

14- Hepimiz kutsal dağın zirvesine koşuyoruz. Geçmişi bir rehber değil de, bir harita olarak kabul etsek yolumuz daha kısa olmaz mı?

15- İnsanlar geveze ayıplarımı övüp, dilsiz ayıplarımı yerdiğinde hissetmeye başladım yalnızlığın acısını.

16- İnsanın kürsüsü, geveze aklı değil, suskun kalbidir.

17- Gevezelere yalnızca dilsizler imrenir

18- Sen körsün bense sağır ve dilsiz; o halde elini ver ki, birbirimizin farkına varalım.

19- İçimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik konağında oturur ve sonsuza kadar orada kalacak, anlaşılmadan, yaklaşılmadan.

20- İnsanlar arasında kalbime en yakın olan, bir ülkesi olmayan kral ve dilenmeyi bilmeyen fakirdir.

21- Büyük insan ne efendi ne de uşak olandır.

22- Tanıdığım her büyük adamın kişiliğinde, onun büyüklüğünü açıklayan küçük şeyler olduğunu fark ettim, bütün o büyüklükleri uyuşukluktan, delilikten ve intihardan alıkoyan işte bu küçük şeylerdi.

23- İnsanın koyduğu yasalara insanın ruhu değil, aklı tâbi olur.

24- Sadece iki kişi insanlık yasalarını tanımaz; deli ve dahi. Onlar, insanlar arasında Tanrı’ya en yakın olanlardır.

25- İnsanlık, insanlarına hitap eder, ama onlar dinlemez. Biri dinleyecek ve bir anneyi gözyaşlarını silerek teselli edecek olsa, diğerleri ‘‘O zayıf, fazla duygusal,’’ der.

26- Sahip olduklarınızdan verdiğinizde, çok az şey vermiş olursunuz; Gerçek veriş, kendinizden vermektir. Çünkü sahip olduklarınız, yarın ihtiyacınız olabilir diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi?

27- İhtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir? Kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak, tatmin olmayan bir susuzluk göstermez mi?

28- Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

29- Faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten ve güvenden daha büyük bir değer var mıdır?

30- En özgür ruh bile fiziksel gereksinimlerden kaçamaz.

31- Ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da onların değerlerini örtüsüz ve gururlarını utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz?

32- Önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve verme olayında bir aracı olarak görün. Çünkü gerçekte her şeyi veren hayattır ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde, sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.

33- Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz, ne kendinize ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için, hiçbir minnet hissi taşımayın. Bunun yerine, armağanları kanat yaparak, verenle beraber yükselin; Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak, annesi özgür yürekli dünya babası evren olan cömertlik olgusundan şüphe etmek demektir.

34- Her halükârda bu kötü bir zindan değil. Ama beni diğer odadaki mahkûmdan ayıran duvarı sevmiyorum. Gerçi şunu da sana itiraf etmeliyim ki, bu konuyu ne zindancıya ne de zindanın mimarına açmak niyetindeyim.

35- Zindana götürülen bir adam görürsen, kalbinden şöyle geçir: ‘‘Kim bilir, sürüldüğü daha dar ve karanlık bir zindandan kaçıyordur belki.’’

36- Özgürlük tahtı önünde ağaçlar, meltemin dokunuşuyla titriyorlar.Özgürlüğün heybeti karşısında güneş ve ay ışığıyla seviniyorlar. Serçeler, özgürlüğü işitmek için ötüşüyor, çiçekler özgürlük ortamında nefeslerinin kokusunu yayıyor. Yeryüzündeki her şey, özgürlük şeref ve sevinciyle dolu tabiat kanunlarıyla yaşıyor. Oysa insanlar bu nimetten ne kadar yoksun! Çünkü insanlar, evrensel ilahi ruhlarına sınırlı kanunlar koydular. Bedenleri ve ruhları için acımasız kanunlar çıkardılar. Eğilim ve duyguları için korkunç ve dar zindanlar yaptılar.

37- Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir?

38- Öbür ‘Siz’ hep size üzülür durur. Ama öbürü de üzüntülerden beslenerek büyür; yani işler yolunda.

39- Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın. Bir zorba, özgür ve gururlu olana, eğer özgürlüğünde zulüm ve gururunda utanç taşımasaydı, nasıl hükmedebilirdi?

40- Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlersiniz; Yüce Yaratan, alnınıza diktatörleri yazmamıştı, bunu sizler kendi kendinize yazıyorsunuz.

41- Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır.

42- Aşk acısı mırıldanır; bilgi acısı konuşur; arzuların acısı fısıldar; fakirlik acısı yalvarır. Ancak ortada aşktan daha derin, bilgilerden daha şerefli, arzulardan daha güçlü ve fakirlikten daha acı bir üzüntü vardır. Ancak gözleri yıldızlar gibi parlak olan bu acı dilsizdir, hiç sesi çıkmaz.

43- Bir sene önce komşum bana, ‘Elemden gayrı bir şey olmadığı için hayattan nefret ediyorum.’ demişti. Dün mezarına uğradım. Hayat, kabri üzerinde aksediyordu.

44- Tasa, iki bahçeyi ayıran bir duvardır.

45- Kederin veya sevincin büyüdüğünde, dünya gözünde küçülür.

46- Evet, Nirvana vardır. Ve o; koyunlarını yeşil otlağa sürmene, çocuğunu uyuması için yatağa yatırmana ve şiirin son dizesini yazmana değer.

47- Kendinizi neşeli hissettiğinizde kalbinizin derinliklerine inin. Fark edeceksiniz ki, size bu sevinci veren, daha önce üzülmenize neden olmuştu.

48- Bence bir hastalığın en iyi tedavisi inzivadır.

49- Bir damla yaş ki, beni şu kırılmış gönüllerde birleştiren; bir gülümseyiş ki, varoluşta sevincimin belirtisi olan.

50- İsteğin ve özlemin iç çekişini duymuştum bir kez, o, en tatlı müzikten de tatlıydı.

51- Ben, gönlümün kederlerini, kalabalığın sevinçleriyle değiştirmeyecektim ve üzüntülerimin her parçamdan akıttığı gözyaşlarım, gülüşlere dönmeyecekti. Yalnızca bir damla yaş ve bir gülümseyiş olacaktı benim hayatım.

52- Ben istekli ve arzu dolu ölecektim, bu bıkkınlık ve umutsuzluk yaşamak yerine. Ruhumun derinliklerinde aşkı ve güzeli arzulamayı istiyorum ve insanların en perişanını mutlu görmeyi. İsteğin ve özlemin iç çekişini duymuştum bir kez, o , en tatlı müzikten de tatlıydı.

53- Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

54- Istırabın içinize kazıdığı alan ne kadar derin olursa, o denli çok hazzı içerebilir.

55- Dünümüzün borçlarını ödemek için yarınımızdan ödünç alırız çoğu kez.

56- Gökte(esir âlemi) yaşayan ruhlar insanın acılarına gıpta etmez mi?

57- Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar.

58- Haz bir özgürlük şarkısıdır, Ama özgürlük değil.

Haz, arzuların tomurcuğudur, Ama meyvesi değil.

Haz, kafestekinin kanatlanışıdır, Ama mekanla sınırlanmış değildir.

Haz yükselişi çağıran bir derinliktir, Ama ne derin, ne de yüksek olandır…

59- Gençliğe ve onun bilgisine aynı anda sahip olamazsın. Çünkü, gençlik bilmek için; bilgi ise yaşamak için çok meşguldür.

60- Ve bedeniniz, ruhunuzun müzik aletidir. Ve güzel müzik veya anlaşılmaz sesler çıkarmak size kalmıştır. Şimdi kalbinize sorun: ‘Bizim için iyi olan hazla zararlı hazzı nasıl ayırabiliriz?’

61- Bırakın bugününüz, geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.

62- Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rast gelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

63- Bir tohum ek, toprak sana bir çiçek verecektir. Düşünü gökle donat, sana sevgilini gönderecektir.

64- Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.

65- Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.

66- Kıskanç, bilmeden beni över.

67- İnsanın kendisi olmasının koşulu, kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesidir.

68- İnsan tüm nesneleri bildiği zaman kendini de bilecektir. Nesneler sadece onun kendi sınırlarıdır çünkü.

69- İnsanlık, ezel vadilerinden ebed denizine akan bir ışık nehridir.

70- Kardeşlerim şimdi ne söylüyorsam tek yürekten, yarın söylenecek binlerce yürekten.

71- Beni sempatilerinin sütüyle besliyorlar; oysa bilseler benim o mamadan daha doğduğum gün vazgeçtiğimi.

72- Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

73- Kalplerinizin esrarına ancak kalpleri sırlarla dolu

olanlar yol bulabilir.

74- Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz. Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz. Ve böyle de olması gerekir.

75- Özel ve ayrımcı olmayalım. Unutmayalım ki, şairin aklı da, akrebin kuyruğu da gururla aynı yeryüzünden yükselir.

76- Ruhun üstün hali, aklın isyan ettiğine bile boyun eğmektir. Ve aklın en alçak hali, ruhun boyun eğdiğine karşı isyan etmektir.

77- Kendini av gibi gösteren avcıya ne diyeyim?

78- Bugüne kadar yalnızca, ‘Sen kimsin?’ diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

79- Bana diyorlar ki:’Kendini tanırsan, insanların hepsini tanırsın.’ Ben de onlara diyorum ki:’Ancak bütün insanları tanıyınca kendimi tanıyabilirim.’

80- Kendini tanıdığın ölçüde başkalarını yargılayabilirsin. De bana hangimiz günahkâr, hangimiz masum?

81- Ben bir yolcu ve aynı zamanda bir denizciyim. Her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.

82- Hiçbir zaman ikinci benliğimle tam olarak uyuşamadım. Bana öyle geliyor ki varlık probleminin sırrı, ikimizin arasında bir yerde.

83- Ruhlar sevinçlerinin ışığında yükselirken benim ruhum ihtişamla kederin karanlığında yükselir. Ben senim: Gece! Ve sabahım geldiğinde benim devrim de bitecektir.

84- Bedenim ruhuma âşık olup da evlendikleri gün, ikinci kez doğdum.

85- Ruh ile tenin savaşı, yalnızca ruhu sakin, ama teni asi olanların düşüncelerindedir.

86- Durmadan yürüyorum bu kıyılarda,

Kum ve köpüğün arasında yürüyorum,

Bir gün ayak izlerimi silecek met,

Ve rüzgâr köpüğü götürecek elbet,

Ama denizle kıyı ebediyen kalacak arkamda.

87- Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi…

88- Ne yöne gidersen git, çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

89- “Meşgulüm” demek, hayata saygısızlıktır biraz da. Zaman sarhoş oluverir, önce-simdi-sonra el ele tutuşur dans eder, sonsuzluğun ezgisiyle…

90- yaşadın mı

ağız dolusu yaşayacaksın,

sevdin mi de

yüreğin dolusu!

güneş gibi bakacak gözlerin

yakınca hasreti

sevdiğinin…

91- Sadece açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,

Sadece söylenen sesi duyabiliyorsan, …

Ne görebiliyorsun,

Ne duyabiliyorsun!

92- Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

93- Aşk;

Duyguların okyanusundan bir hıçkırık,

Düşüncelerin cennetinden bir damla yaş,

Bir gülümseyiş, ruhun kırlarından…

94- Ağzında ekmek varsa şarkı söyleyemezsin, elinde altın varsa dua edemezsin…

95- Yalnızca bir kez konuştu Sfenks: ‘Bir kum tanesi çöldür, çöl de bir kum tanesi.’ Bunu söyledi ve tekrar sustu. Bir daha da hiç konuşmadı. Sfenks’i işittim, ama anlamadım.

96- Gülmeyi ve acımasız biri olmayı aynı anda başaramazsın.

97- Yüzsüzlükle elde edilen başarıdansa, edebiyle başarısızlık daha iyidir.

98- Bir şeyi elde etmek istiyorsan, onu kendin için isteme.

99- Susmayı gevezeden, hoşgörüyü fanatikten, edebi edepsizden öğrendim. Bütün bunlardan garibi, bu öğretmenlere hâlâ teşekkür etmemiş olmamdır.

100- Neden bazı insanlar sizin denizinizde yaşayıp dereleriyle övünüyorlar?

101- Bazı insanları görmemek için gözlerimi kapattığımda, onlara göz kırptığımı sanıyorlar.

102- Hükümetler için, deliler yerine akıllılar için akıl hastaneleri yapmak daha ekonomik olmaz mıydı?

103- Telaşla yemek yiyor, salına salına yürüyorsunuz. Öyleyse neden ayaklarınızla yiyip, avuçlarınız arasında yürümüyorsunuz?

104- Gitmeye hazırsam, sabırsızlığım, çekili yelkenleriyle rüzgârı bekliyor demektir.

105- Benim ayrılışım, Âdem’in Cennet’ten kovuluşu gibiydi, ama tüm dünyayı bir Cennet Bahçesi yapmak için kalbimin Havva’sı yanımda yoktu.

106- Hatırlamak, umut yolunda tökezleten bir taştır.

107- Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş ise bir tür özgürlük.

108- Zaten bilgi sözcüğü, sözcüksüz bilginin gölgesinden başka nedir ki?

109- Cezirde bir dize yazdım kumun üzerine. Ve ona tüm kalbimi verdim. Ve ruhumun tamamını. Medde döndüm, yazdıklarımı okumak için. Ve sahile vurmuş cahilliğime rastladım.

110- İnsanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık ve okulunun yaşam olduğu bir gün gelecek mi?

111- Senin aklın rakamlarla yaşamaktan vazgeçmedikçe ve benim kalbim sis içinde yaşamayı sürdürdükçe, hiçbir zaman anlaşamayacaklar.

112- İnsanlar salgın hastalıktan korku ve dehşet içinde, ama İskender ve Napolyon gibi yok edicilerden hayranlıkla söz eder.

113- Felsefenin işi iki nokta arasındaki en kısa yolu bulmaktır.

114- Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

115- İnsan bir fikirle sarhoş olunca, bu fikir hakkındaki en çürük ifadeyi bile leziz bir şarap kabul eder.

116- Anlatarak tutsak ettiğim her düşünceyi, işlerimle özgür kılmalıyım.

117- Her gün gelişmeyen sevgi, her geçen gün ölmektedir.

118- Sevgi titreyen bir mutluluktur.

119- Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

120- Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

121- Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.

122- Aşk, âşık ile mâşuk arasında bir maskedir.

123- Kadının küçük yanlışlarını bağışlamayan erkek, onun büyük erdemlerinden faydalanamaz.

124- Bir kadının yüzüne baktım ve henüz doğurmadığı çocukları gördüm. Bir kadın yüzüme baktı, daha o doğmadan ölmüş atalarımı gördü.

125- Evlilik, ya ölümdür ya da yaşam; arası yoktur bunun.



126- İki kadın konuştuğunda hiçbir şey söylemezler. Bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.

127- Annenin derin uykusunda uzun zamandır bir düştün. Ve uyanınca seni doğurdu.

128- Anne kalbinin sessizliğinde saklı duran şarkılar, çocuğunun dudaklarında yankılanır.

129- Bebeklerimize çoğunlukla kendimiz uyuyabilelim diye ninniler söylemişizdir.

130- Ve arkadaşlığın hoşluğunda, kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun. Çünkü küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir.

131- Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

132- Konuğumu eşikte durdurup dedim ki, ‘Lütfen ayağını içeri girerken silme, dışarı çıkarken silersin.’

133- Hayat, kalbini övecek bir şarkıcı bulamadığında, aklından söz edecek bir filozof doğurur.

134- Kullandığımız dili yedi kelimeye düşürünceye dek, birbirimizi anlamayacağız. Kalbimin mühürleri parçalamadan nasıl açılacak?

135- Gerçekte biz kendi kendimizle konuşuruz; ama ara sıra diğerleri de bizi işitebilsin diye sesimizi yükseltiriz.

136- Sözlerimizin hepsi aklımızdaki ziyafetten dökülen kırıntılardan başka bir şey değildir.

137- Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.

138- Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

139- Yaşamın özüne ulaştığında, her şeyde güzellik bulursun, hatta güzelliği görmezden gelen gözlerde bile.

140- Hayatın kalbine ulaştığında, kendini ne günahkârlardan üstün ne de peygamberlerden aşağı görürsün.

141- Yaşam bizim sessizliğimizde şarkı söyler ve uykularımızda rüya görür.

142- Hayır, boşuna yaşamadık biz! Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

143- Ölüm de, tıpkı yaşam gibi, yaşlıya yeni doğandan daha yakın değildir.

144- Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

145- Kaplumbağalar yollar hakkında tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler.

146- ‘En doğru yol: en dikensiz yoldur.’ Diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

147- Eğer sırrını rüzgâra açarsan, sırrını ağaçlara söyledi diye rüzgârı suçlayamazsın.

148- Senin işlediğin suçun yarı sorumluluğunu üstlenen kişi, gerçek bir dindardır.

149- Birlikte güldüğün birini unutabilirsin ama birlikte ağladığını asla!

150- Adaletin yarısı merhamettir.

152- Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

153- Kendimi senin bildiklerinle doldurmuş olsaydım, bilmediklerimi hangi odama yerleştirirdim.

154- Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim, durup yürüyenlerin geçişini seyretmeyi değil.

155- Asıl gerçek, içimizde sessiz; kulaktan dolma bilgilerse, gevezedir.

156- Sonsuzluğu istiyorum. Çünkü yazılmamış şiirlerim ve çizilmemiş resimlerimle buluşacağım orada.

157- Şiir, biraz sözcükten; çoğu sevinç, acı ve hayretten oluşan bir şeydir.

158- Şiir, ruhun sırrıdır; neden bunu sözlerle açığa çıkarasınız ki?

159- Şairin, kalbindeki şiirlerin annesini bulmaya çalışması boşunadır.

160- Âlimle şair arasında yeşil bir çayır vardır. Âlim onu aşarsa bilge olur, şair aşarsa peygamber olur.

161- Sözler zamansızdır. Onları zamansızlıklarını bilerek söylemeli ya da yazmalısın.

162- Kalemlerini yüreklerimizin kanına batırırlar, sonra da ilham iddiasında bulunurlar.

163- Ağaç hayat hikâyesini yazabilseydi, onun öyküsü, herhangi bir kavmin tarihinden farklı olmazdı.



164- Ey Müzik,

İçimizin derinliklerinde

yüreklerimizi ve

Canlarımızı gizleriz

Sensin öğreten bize

Kulaklarımızla görmeyi

Ve yüreklerimizle işitmeyi.

165- Karnı aç olana şarkı söylersen, seni midesiyle dinler.

166- Büyük şarkıcı, sessizliğimizin şarkılarını söyleyendir.

167- Ah Tanrım, bana merhamet et ve kırık kanatlarımı iyileştir.

168- Göğsümün bir yanında İsa, diğer yanında ise Muhammed oturur.

169- Cennet orada, şu kapının ardında, hemen yandaki odada; ama ben anahtarı kaybettim. Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

170- Rüyasında mağduriyetiyle savaşan, uyanıkken kusurlu olana boyun eğen ulusa yazık.

171- Devlet adamı bir tilki, düşünürü bir hokkabaz ve sanatı yamama ve taklit olan o ulusa ne yazık.

172- Para sahte sevginin kaynağı, sahte ışığın ve talihin menbaı; zehirli suyun kuyusu, eski çağın çaresizliği!

173- Artık bir bahçıvan olamayacak olan bankerin hali ne üzücüdür?

174- Gözlerindeki nefreti dudaklarındaki aptal gülümsemeyle kapatmaya çalışan kşmse ne ahmaktır!

175- Yüreğin bir volkansa eğer, avuçlarında çiçekler açmasını nasıl umabilirsin?

176- Bazı insanların erdemi, bize zenginliğe önem vermememizi öğretmenleridir.

177- Elbiseni, ona kirli ellerini silene ver. Belki o gereksinim duyabilir o elbiseye; ama senin artık ihtiyacınız olmaz.

Yunus, bir alıntı ekledi.
03 Mar 15:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

"Sevginin kendini mutlu kılmaktan öte hiçbir arzusu yoktur."

Dünya Şiir Antolojisi 1, Ataol Behramoğlu (Sayfa 268 - Pozitif yayınları)Dünya Şiir Antolojisi 1, Ataol Behramoğlu (Sayfa 268 - Pozitif yayınları)
Sadık Cemre Kocak, Göktanrı'nın Çocukları'ı inceledi.
28 Şub 13:53 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bundan sonra uykum çok ağır olursa sabah saatleri bu kitapla başlamayı düşünüyorum. Yahu arkadaş daha sabah 6’da bir insan tüm uykusuzluğunu atar mı?  O ne muazzam “GÖK” girişidir öyle.
Kitabımızın içeriği oldukça güzel ve sürükleyici. Tabi benim tarih kitaplarını artık derin derin araştırarak okumam bir ROMAN bile olsa bana etki etmiyor. Burada Yaratılış ve Türeyiş destanları anlatılıyor. Görgü Ata ve Sagan (sonradan Kam Sagan) üzerinden giden bir hikâyemiz var.
Burada tarihin hikâyeleştirilmesi ve Yoğ (Yuğ) Töreni, Yoğ (Yuğ) Aşı gibi şeyler öğreniyoruz. Sadece bu mu? Hayır. Mesela ‘Yağmur’ için: Gök’ün ışıklı gücünün yere inmesi ve çok kişinin öldüğü diye devam eden süslü bir anlatım da mevcut. Bu tarz yazıları salt tarih kitaplarında göremiyoruz ve bu tarz uydurma değil de gerçek tarihin harmanlandığı öykülerde bunlarla karşılaşmak insanı güzel hissettiriyor.
Diğer hikâyemizde ise Göç Destanı anlatılıyor. Bu sefer de Turak adında bir çocuk var ileride savaşçı olacağını ve şaman olamayacağını Bulduk Ata’dan öğrenen. Tabi amaç burada hikâye tadında destanı anlatmak ve faydalı oldu mu derseniz, kesinlikle. Bir destanın nasıl yaşanmışlıkla bir araya geldiğini anlıyorsunuz. Heh tabi kitabın ortasına geldik artık benim eleştiri zamanım geldi demektir. 
Öncelikle Göktürk Devleti ve sonra gelen diğer sülale Uygurlar konu edinilmiş. Bu sıralamada oldukça güzel tabi. Ancak burada özellikle Uygur Efsanesi olan Hulin Dağı ağacının biliyorsunuzdur hikâyesini. Yazarımız bunu harika harmanlamış. Gerçekten ağzım açık okudum buraya yaptığını. Hatta ağaçtan çıkan 5 çocuğa isim vermesi (Bögü Tigin, Us Tigin, Türek Tigin, Kutur Tigin, Sungur Tigin) falan da çok güzeldi. Peki, Sadık kardeşim, hani eleştiri? Gelelim oraya. Sayfa 139’da bu doğan çocuklar için baştan 3. paragrafta en küçük çocuğa dalgınlıkla (!) en KÜÇÜK deyip yine aynı sayfanın sondan 3. paragrafında en büyük çocuk olarak Bögü Kağanı göstermesi dediğim gibi dalgınlık (!) olarak düşünüyorum. Onun dışında herhangi bir tezatlık olmadan oldukça güzel ilerleyen ve akıcı bir dille anlatılan kitaba sahibiz. Hatta şunu da eklemeliyim, tarih kitaplarını bizim neslin okuması ve SIKILMAMASI için bu tarz bir kitap sitili benimsenmesi oldukça faydalı olur, kanaatindeyim.
Bozkurt Destanı gerçekten de güzel bir destan, yazarın bunu kurgu romanında aktarması da gayet güzel. Usu Baksı karakterinden canlandırma yapılmış ve bu karaktere böyle yazarımızın ilk kez şiir falan söyletmesi de oldukça hoş geldi. Özellikle sayfalar 241’e geldiğinde oldukça güleceksiniz. Çok iyi bir kız isteme merasimi ile karşı karşıyayız. Aşina Destanı da buraya eklenmiş yani bildiğimiz haliyle Asenalar. Bunları da görünce olumsuz bir kanıya kapılmamın imkânı sizce de var mı? Yağ gibi gidiyor sayfalar.
Dervişten bir destan kısmında ise Ergenekon Destanı konu ediniliyor ki burada ağızlar son yerine kadar. Yazarın bu destanı büyük bir ustalıkla anlattığını gözlemliyoruz. En baştan kurtuluşa kadar geçen süreyi. Benim de kanım acayip derecede kaynadı. Şuan Tanrı Dağı şarkısını söyleyerek yazıyorum bunları. Her an Çin’e tek başıma savaş açabilirim. 
Kurtuluş dedik. Eh son bölüm de böyle bitirilir. Modern dönemin en güzel efsanesidir Kurtuluş Savaşı. Türklüğün, Milliyetin ne olduğunun kanıtıdır. Hatta bunu o dönemin en mükemmel insanı, MÜSLÜMAN ve Türk’ün en büyük komutanlarından Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en güzel sözlerinden birisiyle anlatalım. (Neydi bu 10. Yıl Nutku mu?)
“-Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni niteliği ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !
Ahmet Haldun Terzioğlu ya da benim için kısaca Haldun Abimiz. Öyle bir kitap yazmış ki, öyle bir sonla başlamış ki hani en açık haliyle reklam veya sponsorluk alsam bile bu kadar beğenip bu kadar hayran kalamam da bıraktıramam da. O son kısım neydi be abi. Yani sadece o sondaki yeri bile bastırıp Türk gencine hatta Milletine 10 dakika ayırtıp okutturmak lazım. Sakarya Meydan Savaşları ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi. Üstelik yazar sadece üstünkörü geçmiş bunları. Bir de derine girip detaylandırsa kim bilir neler olur.
Son yazıma geldiğimde ise yazardan koca bir özür diliyorum. Onun kitabıyla bu kadar geç tanıştığım için. Lakin kendisine de oldukça kırgınım; Beni kitaplarıyla bu kadar geç tanıştırdığı için..

Ölümsüzlüğe Sığınış
Nunez de Balboa isimli bir maceraperestin Kristof Kolombun İspanya Kralına vaat ettiği altından ırmakları olan dağ ve taştan altın çıkan yeri istemeden bulan bir liderdir.Kendisi öncelikle ispanyol kralına isyan bayrağını çekmiş altını bulduktan sonra ise resmi bir şekilde vali olmak istemiştir.Tabikide büyük okyanusu gözleriyle ilk defa gören bu arkadaşın gözleri giyotin ile kapanmıştır.

Bizans'ın Fethi
Atamız Sultan Fatihi anlatan ve İstanbul'un fethine dayanmış,keşke bunu her Türk okusa İstanbula barış türküleriyle girmediğimiz ne kadar mel'un olduğumuzu görmüş olurlardı.

George Friedrich Handelin Dirilişi
Bu aranjör arkadaşımız 50 küsür yaşlarında felç geçirip 4 sene sonra sıcak su nedeniyle iyileşen müzisyen bestekar emektar bir insan, çoğumuzun bildiği Hristiyan ilahisi Ha-Halleluja(The Messiah) bestekarı kendisi kendisinden tam ümidi keserken bir akşam eve geldiğinde bahsettiğim ilahinin sözlerini kapısının altından atılmış bir şekilde bulur ve okudukça kendisinden geçer 2 hafta odasına kapanır ve aç susuz bi harika eserini ortaya koyar. Alçak gönüllü abimiz tüm konserlerini bağışlar, taktire şayan bir isim.

Bir Gecelik Dahi
Rouget de Lisanın yazmış olduğu fransız ulusal marşı, belediye başkanı ya vatan için bir şiir yaz demesiyle 5 dakikada yazdığı 18.yy den günümüze kadar gelen ve özellikle Jakoben, devrimci, özgürlükçü kesimlerin sahiplenmesi kendisi ise bunlara karşı fikirde bir insan olması işi ilginç kılar.Bu marşın şairini hala bir çok fransızın bilmediğine eminim, çünkü hiç bir zaman bu şiirle anılmıyor ve sefalet içinde ölüyor.

Waterloo: Dünyanın Yazgısını Belirleyen An
Bonaparte ve kuvveti, neredeyse tüm Avrupa'nın Fransa karşısında cephe aldığı büyük savaş ve Napolyon'un tek başına bunlara göğüs germesi, bir çok birlikleri dağıtması lakin bunlardan sorna kendisi de bitik düşmesi tek umudu Prusya ordusunu takip etsin diye gönderdiği bir kolordu lakin onlar ne Prusyayı takip ediyorlar ne de ağır top seslerini duymasına rağmen desteğe geliyorlar, pısırık bilinçsiz beceriksiz bir komutan yüzünden Waterloo da mağlup düşüyorlar, ne imparatorluk kalıyor ne de Napolyon.
Marienbad Ağıdı
Goethe ve gençlik, taze hisler depreşti fikirler ve fiiliyatlar bize yazarımızın Marienbad'in var oluşunu tasvir etmesi, öze dönüş ve Goethe, kitabı elle tutulur yapan bu hadiseyi kitaba dönüştüren yüzyılın şairi kendisine gelmesi,af ve bağış dilemesi fakat içindeki gençlik hissini söndürememesinin bir neticesidir elbet.

Eldorado'nun Keşfi
Suter Londra'dan ailesini bırakıp Amerika'ya kaçar oğulları eşi ve akrabaları göz arkası kalmıştır onun için San Francisco'ya yerleşir Vali'den izin alır ve buranın toprak sahibi olur, işçiler altın için isyan eder ve ona ait olan tüm yerler talan olur.Oğul ve eşi yanına gelmiştir, sahibi olduğu tüm topraklara yeni şehir kurulmuştur avukat oğul dava peşinde koşmuştur lakin tüm aile katledildi bugün hala August Suter San Francisco'nun toprak sahibi olmasına rağmen elinde tapusu ile açlık ve safeletle ölmüştür.

Bir Yiğitlik Anı
Dostoyevski'nin beyninde Karamazov'ların sarı gülüşü var.

Okyanusu Aşan İlk Söz
Cyrus Field ne bir bilim adamı ne de elektrikçi sadece mühendis Gisborne'nin işini devam ettiren bir planlamacı, plan ise İngiltereden Amerikaya okyanus ötesi elektirik tel çekmektir.İyi bir propaganda ile bu işe başlar Amerikan ve İngiliz hükümetinden maddi destekler alır aynı şekilde dönemin zenginlerinden de.Plan yapılır ve ilk girişim başlar heyecanla tüm halk bu katılır lakin bir kaç gün sonra makara kayması nedeni ile son bulur, aradan uzun bir süre geçer ortalığın yatışması beklenir ve yine bir defa denenir yine aynı gemiler iki kıtadan da haraket eder ve işe koyulur lakin bu sefer beklenmedik bir fırtına tüm işi berbat eder maddi zarar bir hayli fazladır ama Field asla vazgeçmeyecektir 3.deneme yapılır başka gemi ve yeni yatırımlar tabikide etrafına çok tepki alır lakin bu sefer başarılı olunur okyanus ötesinden kablo çekilmiştir, halkın gözünde çok büyür bir kaç hafta sonra ise kablolar dayanmaz ve yine hınç girişiminde bulunurlar belki insanlar küçükte olsa bir başarıdan mutlu olamıyorlar.

Tanrı'ya Sığınış
Lev Tolstoy ve son yılları, evine davet ettiği iki üniversiteli komünist militan ve soruları, neden bu davanın temellerini atmasına rağmen dava da kendisi yoktur?Tolstoy'un cevabı açıktır vahşet, zorbalık ve güç içerisinde herhangi bir dayatma olmamalıdır.Gençlerin Tolstoy'un evinden ayrılırken onu eleştirmeleri Tolstoy'un aklını başına getirir 83 yaşlarında olan bu adam tüm aile sıkıntısı için eşi ile konuşur ve yine onun hainliğine uğrar böylelikle 13 yıl evvel evden kaçış planını bugün uygular ve kaçar ülkede hemen yayılır Tolstoy kendi karakterleri gibi basit bir ölüme kavuşmak istemektedir yolculuk için bir trene binler ve istasyon şefi rahatsızlandığı için ona kendi odasını verir üzülerek.Bir yatak ve bir battaniye vardır tüm ülkede aranan Tolstoy bir bilinmeyen trende sessizce basitçe ve üryan bir şekilde hayata elveda der.

Güney Kutbu İçin Savaşım
Kaptan Scott ve adamları Güney Kutbu için İngiltere adına keşfe çıkarlar bu yolculukta 2-3 boyunca samimi olduğu hayvanları öldürüp yemek zorunda kalırlar 87.enleme geldiklerinde ise sadece 5 kişinin oraya varması gerektiğini diğerlerinin geri dönmesini söyler böylede olur o soğutan o zamanın en şartsız vaktinde 90. Dereceye varmayı başarılar lakin kendilerinden önce bir Norveç bayrağı görürler, o üzüntülü bakışlarla geri dönerler ilk başlarda bir arkadaşı pes eder sonra birisi daha ve 3 kişi kalılar artık ölme isteği daha ağırdır omuzlarında hayatlar fazla gelir ve Kaptan Scott dünyaya adını geçiren o mektubunu yazar(bkz.KaptanScottMektubu)bu mektuba kral bile dizlerini vurur tüm ingiltere saygıyla selamlar ölümünden 6-7 ay sonra bulunurlar birbirlerine sarılı halde ve ortalarında o mektup ile...

Mühürlü Tren
Dünyayı altüst eden mükemmel ama fiiliyatta boş olan komünizmin kurtarıcı Lenin ile bir tren yolculuğu, devrim hareketleri başlar İsviçre de olan Lenin derhal Rusya'ya dönmelidir lakin bunu yapamaz tüm yollar düşman ülkeleri ile kapalıdır en sonunda ise savaşta farklı tarafta olan Almaya ile anlaşır ve kendisi her yazısında Almanya'yı eleştirmesine rağmen şerefsizce bir hareket eder, tüm dünya düzeni değişir 20.yy başında olan bu olay tüm dünyaya seyir verecek ve Komünist düzenin başlangıcını bize gösterecektir.

Cicero
Zeki bilgin bir insan ve Sezar'ın tüm zalimliğine rağmen onun affından yararlandı lakin Sezar ölesiye kadar peşine düşenler ve onun hümanist fikirlerini engelleyenler aynı şekilde kendi halkının özgürlük değil çıkar peşinde oluşu aklı başına gelişi ve öldürülüşü, kitabın esrarengiz bölümlerinden

Wilson'un Başarısızlığı
Avrupada Birinci Cihan Harbiden sonra barış ve yeni dünya düzeni üzerine çalışan Amerikan başkanımızın başarısız oluşu, pek bir şey yazmayacağım kendisi bile hatasının farkındadır.

Aşk Tarifi-Bige Güven Kızılay
Fahiş fiyatlara satılan, ikinci gün solacak kokusuz kırmızı güllerin, kocaman kadife kalplerin, peluştan devasa ayıcıkların ve ısmarlama şarkıların arasında bir yerlerde “Aşk nedir” diye düşünüyorum.

Ben kendi aşk tarifimi biliyorum da, şu toplumda insanların aşkı tarifi neydi ve şimdilerde ne oldu diye düşünüyorum.

50’li yıllarda , Ahmet Muhip Dranas ne demiş bakın :
“Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”

“Sana karşı yükseliyorum galibaaa” demiyor, dikkatinizi çekerim 
Yeşil pencerenden bir gül at bana diyor.
Kimbilir, kızın gözleri yeşil belki de, gül dediği de bir anlamlı bakış...
Ve mevsim nasıl kaçınılmaz, nasıl doğallıkla gelirse, nasıl beklenerek gelirse, öyle gelmiş sevdiceğinin kapısına.
İfadenin güzelliğine bakar mısınız? Gözlerimde bulut...Saçlarımda çiğ...

“Sen mavi giyin / Ben denizi unuturum” diyor Edip Cansever. Aşk için dünyanın en güzel nimetlerinden vazgeçmeye niyet etmiş anlayacağınız.

Şundan daha şahane bir evlenme teklifi düşünebiliyor musunuz mesela;
“Yarın bizi beraber görenler
Kimdi o yanındaki diye sorarlarsa
Beni detaylı anlatma.
Kısaca; ömrümün geri kalanı dersin.”
Ah... Cemal Süreya, ah...

Nazım, ne kadar basit ve yalın anlatır aşkı değil mi?
“Seviyorum seni
Ekmeği tuza banıp yer gibi.
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi”

Göksu kasrında, narin bir elden yavaşça yere bırakılan işlemeli kumaş mendillerde başlayıp, leylak kokulu kağıtlara mürekkepli kalemle yazılan mektuplarla taçlanıp, ömür boyu birbirine “siz” diye hitap eden evliliklerden doğan çocukların torunları ve onların torunları...

Aşk nedir diye düşünüyorsunuz bilemem.

Ama ne değildir, onu söyleyebilirim.

Cep telefonu mesajıyla başlayıp, onunla bitecek ucuz bir şey değildir aşk.
Yemekleri nerede yediğinizle, hangi pahada hediye aldığınızla ölçülecek bir duygu da değildir.
Her zaman güleç, her zaman mutlu, her zaman sabırlı olamazsınız.
Her zaman yakışıklı, her zaman güzel, her daim bakımlı da olmazsınız.
Hatta sağlıklı bile olmayabilirsiniz kimi zaman. Kalkıp traş olacak, saçınızı tarayacak, dişinizi fırçalayacak haliniz kalmamış olabilir.
Süslenmek istemeyeceğiniz zamanlar, onun nazıyla oynamak istemeyeceğiniz, sinirinize dokunan hallerine sabredemeyeceğiniz vakitler de gelecektir.
Onun en sevdiği filmler size eziyet, sizinkiler ona saçmalık gibi de görünebilir.

İşte tam da bu sınırlarda gezinirken belli olur aşkınız. Eğer o durumda bile sevgi dolu gözlerle bakabiliyorsanız birbirinize, işte aşk o’dur.

Aşk... Mükemmellik değildir kısacası.

Hayalinizde yarattığınız mükemmel kadını/adamı sevmek değildir.

Çünkü mükemmel bir kadın veya mükemmel bir erkek yoktur.

Önemli olan nedir biliyor musunuz?
Kendiniz gökkuşağı iseniz, renk körü bir adamdan uzak durmaktır.
Kendiniz uçsuz bucaksız bir okyanusken, yüzme bilmeyen bir kadından da uzak durmaktır.

Aşkın tarifinde karşı tarafı değiştirmeye çalışmak yoktur. Niyet ediyorsanız hemen vazgeçin bence.
Sizi siz yapan yanlarınızı seven insanları alın kalbinize.

Hani Ümit Yaşar’ın dediği gibi :

Gülleri sarı severim
Toprağı ıslak
Türküleri yanık
Şiirleri hoyrat

Bir seni olduğun gibi
Bir seni her şeye rağmen
Bir seni, hâlâ.

Bige Güven Kızılay
14.Şubat. 2018
( Sevgili erkeklere bir ufacık tavsiyem olsun naçizane. Biz kadınlar zannettiğiniz kadar zor değilizdir. Güzel bir kağıdın üzerine özene bezene , “kendi elinizle” duygularınızı yazın, verin. Hatta bir de şiir iliştiriverin bir köşesine. Emin olun hediyelerin şahıdır. Ömür boyu sinemizde saklarız. )