• 375 syf.
    ·6 günde·7/10
    Yeğenim henüz iki yaşında, adı Muhammed. Parka doğru yol alıyoruz. Ailenin ilk torunudur kendisi. Bir dediği iki edilmiyor haliyle. Parkta oynayan çocuklar görüyoruz. Hallerine bakınca Suriyeli ya da Afgan olduklarını anlıyorum. 3 çocuk kendi aralarında top oynuyorlar. Topları bizim tarafa doğru geliyor. Tam yanımıza gelince Afgan oldukları belli oluyor zaten. Muhammed onlarla top oynamaya başlıyor. Ben hayatımda ilk defa fevkalade bir zevk alarak top oynadığı görüyorum. Gözleri ışıl ışıl parlıyor. Oysa evde kendisi için iki kaleli mini bir halı saha aldık. Neredeyse evin sadece bir odası onun halı sahasına ayrılmış. Fakat bir gün gidip orada oynadığını görmedim. Fakat Afgan çocuklarla son derece mutlu bir şekilde oynuyor.

    Aradan biraz vakit geçtikten sonra Muhammed’i aldım. O ara elimi cebime attım. 1 lira bozuk para vardı cebimde. Aldım o parayı uzattım çocuğa. Çocuk bana baktı, baktı. Usulca elini uzatıp parayı aldı ve paraya bakmaya başladı. Tuhaf bir davranış sergiliyordu. İzlemeye başladım. Başını kaldırdı bana baktı, gözlerimiz buluştu. Aman Allah’ım… Gördüğüm şeye inanamadım. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim inanılmaz bir parıltı, bir sevinç, bir mutluluk… Ben daha önce hayatımda böyle mutlu bir göz görmemiştim. 1 lira dedim lan altı üstü 1 lira… Adaletine sıçayım dünya dedim. Kardeşlerini alıp ilerideki limonatacının yanına gidip bir tane şalgam suyu aldılar 3 kardeş. Şalgamın içinde bir havuç, alıp üçe böldüler onu. Bir bardak şalgamdan teker teker ve yudum yudum içmeye başladılar. Gözlerinde ve yanaklarında akıl almaz bir mutluluk. Öyle oturdum onları izledim. İçimde oluşan his, tarifsiz bir şeydi. Neredeyse hiçbir şey yapmamıştım. Ama bu çocukların bu şekilde mutlu olmasına sebep olmuştum. Yanlarına gittim. En küçüklerinin saçlarını okşadım. Bir kez daha yıkıldım. Sanki bugüne kadar kimse başını okşamamış gibi davrandı. Başını okşamaya muhtaç gibi kedi gibi süzüldü elime doğru. Çıkardım onlara 5 lira daha verdim. Gözlerine baktım. Bir dünya o gözlerde. 5 lira lan altı üstü 5 lira. Adaletine sıçayım dünya…

    Sonra eve doğru ilerlerken mutluluğum yerini yavaş yavaş hüzne bıraktı. 1 lira lan 1 lira… 1 lira dediğin şeyi yere düşmüş olsa eğilip alıp almakta tereddüt ediyoruz lan… Bir paket sigara parası bile değil. Sonra dönüp bizim yeğene baktım. Kendime baktım. O esnada yanımızdan akülü oyuncak arabasıyla bir çocuk geçti. Muhammed bakmadı bile. Çünkü kendisi akülü arabayı halletmiş. Şimdiler akülü helikopter istiyordu. Sonra o çocuklar ve bir lira geldi aklıma. Dudaklarımda yine aynı söz Adaletine sıçayım dünya… Senin o olmayan adaletine…

    Aradan bir hafta geçti. Okula gitmeden önce yolumun üstünde bir tezgâhta kaçak sigara satan Afgan Ali’den bir sigara almaya gittim. Baktım o çocuklar meğer bizim sigaracının çocuklarıymış. Sigaramı aldım. Ali, Hüseyin Ağa dedi. Ben gidiyorum. Hakkını helal et. Nereye, dedim. Avrupa’ya, dedi. Nasıl gideceksin, dedim. Denizden Yunanistan’a geçiriyorlar dediler. Oradan yürüyerek Avrupa’ya kadar gideceğiz, dedi. Şansımız dönerse Amerika’ya geçersek kurtuluruz, dedi. Hayırlı olsun, Allah'a emanet ol, dedim. Sonra çocuğa baktım, eline bir lira verip göz kırptım, yine gözlerinde o eşsiz sevinç. Aradan bir ay geçti. Televizyon kanalları haber geçiyordu, denizden Yunanistan’a kaçak olarak geçmeye çalışan göçmenler boğulup ölmüşlerdi. Fotoğraflara baktım. İçler acısı, kadınlar çocuklar… Bir ara bir tanesini bizim Afgan Ali’ye benzettim ama emin olamadım. Neticede muhtemelen onunda akıbeti öyle bir şeydi. İki üç ay daha geçti... Kıyıya başka çocuk cesetleri vurdu. İçim acıyarak o resimlere baktım. Adaletine sıçayım dünya dedim. Senin olmayan Adaletine…

    Halit Hüseyin Uçurtma avcısı kitabında etrafımızda belki binlercesiyle karşılaşacağımız olaylardan sadece bir tanesini anlatmış. Çokta güzel anlatmış. Bize hüznün doruk noktaları yaşatmış. Başarılı ve çok güzel bir yapıt olmuş. Afganistan’tan iki çocuğun hikayesini anlatmış. Kitabı okurken ister istemez düşündüm. Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye, Libya, Irak… Düşünsenize bu ülkelerde ve daha saymadığım kaç tane ülkede Emir var, kaç tane Hasan var...

    Peki neden? Neden bu çocuklar bu dünyanın adaletsizliği ödemek zorunda. Vereceğimiz cevap tektir.
    Emperyalist Devletler.
    Peki, Emperyalist Devletler başı kim, Amerika.
    Peki, Halit Hüseyni kitapta bundan söz etmiş mi? Hayır.
    Ona göre Amerika kurtarıcı…
    Afganistan’ın başına ne geldiyse ya Komünistler ya Rusya ya da Taliban yüzünden.
    Amerika Halit Hüseyni’ye göre bir sevgi pıtırcığı.
    Rusya’ya karşı Taliban’a silah veren zaten ben.
    Sonra o Taliban’a operasyon yapacağım diye yıllarca Afganistan’ı işgal edende ben. Irak’ta Saddam’ı büyütüp büyütüp sonra Saddam’ı bahane edip bir buçuk milyon Iraklıyı katleden de ben.
    Yemen’in bu hale gelmesine sebep zaten ben.

    Düşünün dünyadaki yüz binlerce çocuğun katili Bay Bush’tan ödül almış yazarımız. Afganistan’daki dramı çok güzel anlattığı için. Peki bir gram aklına gelmedi mi yanındaki kişinin bebek katili olduğu… Halit Hüseyin’in yaptığı şey en hafif tabiri ile düşüncenin namussuzluğu, fikrin fahişeliğidir.

    Edebiyat, sadece haz almak için yapılan bir sosyal aktivite olsaydı. Edebiyat, sadece güzel cümlelerin kurulduğu bir alan olsaydı. Bugün bu incelemede Halit Hüseyin’i yerden göğe çıkarırdık. Fakat Edebiyat sadece Edebiyat değildir.
    Edebiyat aynı zamanda namustur, şereftir...

    Edebiyat aynı zamanda…

    Sevgiyle Kalın…
  • Cansu Biray
    Cansu Biray Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir'i inceledi.
    @CansuBiray·21 Nis 19:19·Kitabı okumadı
    "Aşk, bir bedende iki kişi."
    “Ey aşk...! bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın”
    .
    Kitabı okurken sımsıcak bir yürek buldum. Yaşam kavgasının molalarında, sıcacık bir poğaça, buğusu üstünde demli bir çay, sevgi ve vefayla beslenmiş hoş bir muhabbet, zifiri karanlıklarda bir umut ışığı, sığınılacak güvenli bir liman, şifalı bir çift dost eli hissine kapıldım. 438 sayfalık kapsamlı ve güzel bir kitap, aforizmalarla, çarpıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Düşünmeyi ve düşündürmeyi hedefleyen, beyinlere seslenen metafor zengini tam bir şiir ziyafeti. Bu ziyafetin menüsünde, sevgi var, sitem var, aşk var, barış var, umut var , çocuk var, kadın, insan, doğa ve Dünya var, kısacası belli bir yaşanmışlık var. Benim en çok sevdiğim aforizmalarının birinde Şair Tahsin Özmen diyor ki " İnsanın pilini, sahip olduğu mallar değil, mutlu olduğu anlar şarj eder." Ben de bu kitabı okurken gerçekten mutlu oldum, yaşam enerjim yenilendi tazelendi.
    Bu kitapta Şair şiiri, insan insan, insan doğa, insan toplum ilişkileri olarak yansıtıp, sosyal siyasal iktisadi ve kültürel olguların bir bileşkesi olarak ele almış. Bir empati aracı, duygusal paylaşım aracı olarak şairin şiirlerini, esas olarak insanı düşündüren, bunun yanında kimi zaman üzse de, kimi zaman hüzünlendirse de, genelde hayatı sevdiren, manevi bir hazza kaynaklık eden ve eleştirel bir farkındalık yaratmaya dönük şiirler olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca Şair şiirlerinde, yaşadığımız zamanın garipliğinden, monotonluğundan, doyumsuzluğundan, duygusuzluğundan, duyarsızlığından, mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, yalnızlığından da şikayet ediyor. Robotlaşmış, mekanikleşmiş, doğallıktan uzaklaşmış, başkaları ne der şiarıyla yaşamı kendine rehber edinmiş empati yoksunu bir insanlar topluluğundan rahatsızlığını da dile getiriyor.

    Bu bağlamda kitaptaki şiirlerin okuyucuyu sıkmayan, mesajı açık, anlaşılır, sade şiirler olduğunu düşünüyorum. Şair şunu demek istemiş, bunu demek istemiş şeklinde tercüme ve tercüman gerektirmediğini, yoruma ihtiyaç hissetmediğini, pazardaki karpuz gibi, elma gibi, erik gibi, kiraz gibi somut, capcanlı dipdiri şiirler olarak değerlendiriyorum. Yani şiir ete kemiğe bürünmüş, eğip bükmeden, lafı dolandırmadan söylenmiş, çiçekle ilgiliyse çiçek, güneşle ilgiliyse güneş, insanla ilgiliyse insanı odağına oturtmuş.
    Bu kitabın tüm geliri "ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ”ne bağışlanmış.
    Kitabı herkese önerir ve şimdiden Kitaba göz nuru dökerek gönlünü bırakacaklara keyifli okumalar dilerim.

    BİR DELİNİN SENFONİK DOKUNDURMALARI

    İnsanlar Dünyası
    1.
    -İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok, mutluluğu aramaktan.-
    .
    -Her güleni mutlu mu sandınız.-
    .
    Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların,
    Umutsuz evlilikleriyle doldu.
    Çünkü -sevgiler tadımlık- oldu.
    .
    Anladım ki hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok,
    Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz.
    Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten,
    Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz.
    .
    Aç parantez (Oysa cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir.
    Mesela bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, dünyanızı cennete çevirsin.)
    .
    Bu arada (Bir insanı diğerine aşık edecek ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.)

    Kadın !...
    Bir zamanlar susmak,
    Kadınların konuşma diliydi.
    Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi.
    .
    -Gözler ki dilin telaffuz edemedigini söyler.-
    .
    Tek savunma silahları,
    Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi.
    Sığınabilecekleri biricik mekân,
    Ya mezar ya da ana baba evleriydi.
    .
    Aç parantez
    (-Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.-
    .
    Oysa kadınların çığlıkları ışık,
    Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete.
    .
    -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.-
    -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.-
    Zira,
    -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.-)

    -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.-
    -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.-
    .
    Aç parantez,
    (Adam değilsen hiç farketmez,
    Ha cahil ha alim olmuşsun.
    -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.-
    Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı
    koymuşsun.)
    .
    Terörün vücut bulmuş hali,
    Papatya yürekli adama (!)...
    (seviyor/sevmiyor)
    Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin.
    Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin.
    İşine gelince seveceksin,
    Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın.
    .
    "Kadına Şiddet" diyoruz biz buna.
    .
    -Yamuk bir kişilik,
    doğru bir hayat yaşatmaz insana.-
    .
    Sen ne zaman Adam olacaksın?
    Yapma !...
    -Kadınlar kimsenin duygusal işçisi değildir.-
    Onlara kullanışsız amele muamelesi çekme.
    .
    Be Adam (!)
    -Güle, dikenleri var diye kızamazsın.-
    .
    Bil ki..,
    Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir.
    Ne de senin gibi,
    Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir.
    .
    -Gerçek onu arayanla er ya da geç buluşur.
    Ve tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter.
    Gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur.-
    .
    Parantez içi (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri;
    Adliyeleri,
    Hapishaneleri,
    Hastaneleri.)

    2.
    -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.-
    .
    -Her şey boş bu Dünyada diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.-
    .
    Hayatın hazır bir senaryosu yok ki
    Onu sen kendin yazıp oynayacaksın.
    .
    Parantez içi (Zira hayatı bekleme odası olarak kullanmak...;
    Çölde bahar,
    Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır.
    Yaşamın rengini matlaştırmak,
    Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır.)
    .
    İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur;
    Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için.
    Sedece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi, sahiplenmesi ve kendi yolundan çekilmesi,
    Asla kendini terketmemesi,
    Kendine merhamet etmesi gerekir.
    .
    İnsan önce...
    Kendine dost, kendine deva olmalı,
    kendini, sevmeli, saymalı,
    Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı.
    Kısacası...
    İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı.
    .
    Bazen su yanar, ateş donar.
    Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın.
    Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.

    Ah bu Dünya !...
    Camlar kırılır sesten durulmaz.
    Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.
    .
    -Ki insan yaprak yaprak dökülen umut ağacıdır.-
    .
    Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını.
    Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.)
    .
    Unutmayı unutan herkesin bir yangını var,
    Kustukça sönen sustukça yanan.
    Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından.
    .
    Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz.
    .
    Parantez içi (Sık sık konuşmak gerek vakti gelince,
    Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce.)
    .
    Aç parantez (Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki,
    Herkes ağzına kadar dolu.)

    Ben !... Annem...! Babam !... ve Çocuk
    3.
    Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır,
    Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim.
    .
    Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına.
    Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına,
    Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır.
    .
    -Mutluluk arayışındaysanız,
    Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.-
    .
    Saklandığı yerde unutulmuş bir sokak çocuğuyum ben.
    .
    -Ki sokaklar;
    Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-
    .
    Hangi bankta sabahlasam,
    Üşüyen sokak lambaları misali,
    Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum.
    Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente
    Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum,
    Bir anne yüreği düşler içinde uyurum.
    .
    Yine de seviyorum Dünyayı,
    Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter.
    Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler.
    Olsun !...
    Biliyorum bir yerlerde bir gül var,
    Hayalimdeki kokusu da yeter.
    .
    Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz.
    .
    -Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz,
    Çoğu zaman kırılabileceğini unuturuz.-
    .
    Geceleri yıldız gibi parlayan,
    Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan.
    Kimi güneşin batmasıyla hiç olur,
    Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur.
    .
    Aç parantez (Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir.)
    .
    -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran.
    Hayallerdir insanı umutlandıran.-
    .
    -Yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.-
    .
    Parantez içi (Bazıları hayatı eksile eksile öğrenir.
    Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını.)

    4.
    Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim,
    bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden.
    Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden.
    .
    Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları,
    Ağaçlardan kuş sesleri toplarım,
    Rüzgârla uçup gitmesinler diye.
    Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm,
    Unutulup yitmesinler diye.
    .
    Yoktur çocuk olupta gökkuşağına kanmayan.
    Masal var mıdır içinde çocuk olmayan?
    .
    Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz.

    Babam...!
    Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam.
    Tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı.
    Gurbet kokardı, annemse memleket.
    .
    Annem...!
    Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı.
    Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine,
    mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar,
    Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı.
    .
    -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.-
    .
    Tüm anneler gibi annemin de
    Binlerce karatlık yüreği vardı.
    Ne zaman kardeşim balkondan sarksa,
    Ellerinden önce gözleriyle tutardı.
    Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı.
    .
    -Elinin erişemediği yere yüreğin yetişsin.-
    .
    -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.-
    -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.-
    .
    Aç parantez (Bu arada,
    Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum
    Tek bir baba boşluğunu dolduramadım.
    .
    Gözyaşımı ektim toprağına.
    .
    Ruhumu mavi bir sızıya saldı ölüm.
    Artık babasız, boşluğa savrulmuş külüm.)

    Nesneler Dünyası
    5.
    İçimde bir nehir,
    İçinden kelebek kanatlı filler geçiyordu.
    Sıkı sıkı suya sarılmıştı ateş son bir umutla,
    Güneş eğilmiş su içiyordu.
    Ağa yakalanmayan balıklar,
    Can pazarından kurtulmanın sevinciyle
    bulutların üstünde uçuyordu.
    .
    Parantez içi
    (Gül de sevinir kokarken !..
    Su da yorulur akarken !...
    Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa,
    Başını taştan taşa vurmuşsa.
    Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.)
    .
    Buzullar...
    Taş gibi dururken kalptekiler,
    Damla damla eriyor kutuptakiler.
    .
    Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz.
    .
    Aç parantez (Demek ki
    Su da ağlar !... ateşi düşsün diye.
    Yağmur niye yağar !... insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar.)
    .
    Parantez içi (Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan,
    Hepsi de deniz ruhlular.
    Bu devran böyle sürüp gitmez,
    Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinazorlar Tarihi.)
    .
    Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü.

    Asi bir konar göçerdir dalında her yaprak.
    Bir gün saat intiharı çeyrek geçer,
    Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak.
    Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak.
    -Ki ben, dökülen yapraklarda hüzünlü bir eylül uykusuyum.-
    .
    Parantez içi (Yapraklar neden serçeler ve çocuklar gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer?
    Hep merak ederim.)

    Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin.
    .
    Parantez içi (Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık, şarkı söylemeyen çocuk mu olur?)
    .
    Dünyanın en güzel iki dilinde:
    Bir kuş bir çocuğa şarkı söylüyordu “kuşça.”
    Bir çocuk bir kuşa eşlik ediyordu “çocukça”.
    .
    Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !...
    Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde
    Göz yeşili ormanların yerine, beton ormanlar yaratarak,
    Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !...
    -Dalgaların pes ettiği yerdir sahil.-
    Balıkları deniz manzarasız bırakmayın !...
    Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !...
    .
    Kuru bir dala gözyaşı olun, ama
    Yeşile düşman bahçıvan olmayın.
    .
    Parantez içi (Mesela İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.)

    Duygu Dünyam
    6.
    Yalnızlık mutsuzluktur.
    .
    Yalnızlık; insanın kapısını en çok geceleri vurur.
    Kapıyı açsanız da açmasanız da,
    Öteleyip içine attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur.
    Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine,
    Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur.
    .
    -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır.-
    .
    Bütün hata benim,
    Önce gözlerine iman ettim,
    Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim.
    Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam.
    Kıymet bilmez biri uğruna,
    Bataklıkta çırpına çırpına tükettim.
    .
    Aç parantez (Yani...,
    -Benim aşktan yana yaralı şarkılarım vardır.
    Çünkü gönül bahçesine baharı getiren de,
    götüren de yârdır.-)

    Her neyse önceleri,
    Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı.
    Her sabah uğurlar akşam karşılardı.
    Tek sorun,
    -İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.-
    .
    Misafir gelipte yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne.
    .
    Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.)
    .
    Daha sonraları medeni durum...
    Üşürüm...! ey sevgili ne olur aklından çıkarma beni.
    Ve bütün ıhlamurlar sen kokar.
    Şekline evrildi.
    .
    Ve şimdi sevmek zamanı deyip aşk çağrıldı:
    “Ey aşk...!
    Bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın.
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın.”
    .
    -Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.-
    Ve
    -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.-

    -Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.-
    .
    Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz,
    Yine de dağlara hiç baş eğmedik.
    Kana kana içip yaşarken öldüğümüz,
    Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik.
    Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik,
    Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz,
    İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik.
    .
    Parantez içi (Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik.
    Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik.
    Ve
    “Güzeldir yardan gelen,
    Ondan gayrı ne varsa haram olsun
    Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm,
    Ondan gelirse belâm olsun” dedik.)
    .
    Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz.
    -Aşk; su arayan ateştir.-
    .
    Ve -Aşk,
    İçi ateş dışı buz,
    Girer yanarsın, çıkar donarsın.
    Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.-
    .
    Ve yine -Aşk,
    Defter arasında bir tutam gül kokusu.-
    .
    Nu mutlu sevenlere, sevilenlere.
    Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.
    .
    Parantez içi (Bütün sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli.
    .
    -Seven ne boya, ne soya bakar.-
    -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.-)

    Büyüdükçe Kirlendik
    7.
    -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.-
    .
    Aç parantez (-Ego yönetimi bir sanattır.-
    Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız,
    Sonunuz ya duvar ya uçurumdur.)
    .
    Son zamanlarda;
    Utanır olduk insanlığımızdan,
    Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki,
    Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik,
    Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, EGO’sunun esiri kara kara insanlarla doldu.
    Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan
    temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu.
    .
    Madde egemen bir toplum düzenine geçtik;
    -İnsani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.-
    .
    -İnsanın yerini ekran aldı.-
    .
    Bırakınız doğayı, diğer canlıları...
    İnsanlar bile kullanıp atmalık.
    Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan.
    Error verirse format atılacak hard disk,
    Canın isteyince açılacak cep uygulaması,
    Okuyunca kenara koyulacak kitap,
    Merdiven basamağı,
    Araştırma projesinde denek,
    Satranç tahtasında piyon,
    Kukla ya da kurşun asker.... blablablablablablabla bl a b l a.
    .
    Aç parantez (Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaribim.
    .
    Arsız zamanlardayız...
    Üzerimize konan sinekler bile,
    Ya kahrından, ya utancından ölür oldu.)
    .
    Aslında biz,
    Darağacında simsiyah gölgeydik.
    İndirdik masmavi göğü yere,
    Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları
    Ama’ya gökkuşağı önerdik,
    Kara kara insanlara rengarenk güller verdik.
    Oysa güneşin saçları sarı sarı,
    -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.-
    (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.)
    .
    Aç parantez (Her çocuk zamanla adam olur.
    Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek,
    Sadece reçel yanaklar kaybolur.)
    .
    Büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük.
    Parantez içi (İlk cinayetimiz.)
    Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti.
    Yer açtıkça günahlarımıza,
    İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti.
    Şimdi alacakaranlık kuşağı,
    Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti.
    .
    Aç parantez (Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar.
    Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar.
    Serçe olursun kanatlarını kırarlar.
    Ah bu insanlar, ah bu insanlar...!
    Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar.)
    .
    Yarattıkları cehennemde yanıyor,
    Savaşlarda anası ağlayanların çocukları.
    Yarattıkları cennette oynuyor,
    Savaşlara silah sağlayanların çocukları.
    .
    Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz.
    .
    Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli.
    Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar.)
    .
    Zulmün esiri hayatı sırtlayan kimliksiz çocuklar;
    Paraları yok, ama ne çok yaraları var.
    .
    Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler.
    Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı,
    Yaralarından çok etrafları sarıldı,
    Yaralarından çok kimlikleri soruldu,
    Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler.
    Yaralarından soyunamadan öldüler.
    .
    Ki ölüm uykunun kuzenidir.
    -Ölülerin hiç kimsesi yok Anne...!-
    .
    Aç parantez (Özlem, uykuların en seslisidir.
    Çocuk, ölümlerin en yaslısıdır.
    Ölüm, acıların en paslısıdır.)
    .
    Parantez içi (Ah şimdi beyaz kanatlı bir güvercin olacaktım ki.
    .
    Savaşın başına barış ören,
    Düşmana kurşun yerine gül veren
    neferlerim var benim.
    Kaybederken kazanırmış iyiler,
    Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim var benim.
    .
    -Ki insanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.-)
    .
    Yüreğimi dikenli teller yerine hep çiçekler sardı,
    Yangınları dışında, ne topu tüfeği vardı, ne de kimseye bıçakla daldı.
    Yine de onmaz yaralar açtı hayat, çoktur yarası yüreğimin.
    Neler gördü bu yorgun gözlerim esirlerin mahzun bakışlarında,
    Takılı kaldı tel örgülerde, yoktur yarısı yüreğimin.
    .
    Yansın karanlıklar dedim...
    başını maviye yaslayınca gece,
    aydınlığa yasak koydular.
    Saçları bukleli, gözleri kavun içi
    bir güneş çizdim dağın doruğuna,
    daha doğmadan vurdular.
    .
    (Çatlaklarımdan sızıyorum,
    kanaması sürüyor hala yaralarımın.)
    .
    Bilmezsiniz...!
    Parantez içi (Belki de bilirsiniz.)
    .
    İnsan ne kedi kanında, ne de kendi gözyaşında yüzme öğrenemez.
    .
    Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde,
    Balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali
    Her gün can pazarları yaşanır,
    Ölüm koroları hiç susmaz.
    Kese kağıdı değildir patlayan,
    Metal kuşlardan bombalar yağar
    Göğümüzde serçeler uçmaz.
    Demir leblebiler gezinir içimizde,
    Kan göllerimizde nilüferler açmaz.
    Biz her şeyimizden vaz geçeriz de
    ölüm bizden hiç geçmez.
    .
    “Her şey eksilir de,
    Bir tek ölüm eksilmez evimizden
    Tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden.”
    .
    Parantez içi (Oysa enkazda bile güller açardı yeniden,
    Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden.)

    Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına
    Kurşun yağdıran askere çağrımdır:
    Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki.
    Bir çoçuğun düşlerini,
    Hangi mayın, hangi bomba hangi mermi vurabilir ki.
    Hangi çocuk sapanıyla bir askeri öldürebilir ki.
    .
    Parantez içi (Ağla ki Dünya arınsın,
    Silme gözyaşını bırak aksın çocuk.
    -Ki gözyaşı yüreğin dolup taşmasıdır.-
    Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.)
    .
    Umudum...!
    Bir dilim yaşamayı güvercin payı bölüşenler.
    Bir gün bize kardeşçe yaşamayı öğretecekler.

    Dua
    8.
    Yüce Yaradan bedenlerimizi en yuksek zekasıyla yaratmış ve o ilahi sevgisiyle donatmış.
    Bilir misiniz ilahi zamanlama dolmadan durmayacak kalbiniz her atışında Allah der.
    Yani kâinatta bizleri dizlerinin üzerine çöktürüp şükrettirecek o kadar çok şey var ki.
    .
    Öyleyse duasız şiir mi olur !...
    .
    Ancak, şayet inanıyorsan,
    Allah gelişi güzel dile dolanacak ağızda sakız edilecek bir kelime değildir.
    O’ndan alelâde birinden bahseder gibi bahsedilmez.
    Manava sipariş verir gibi,
    Tarkan’dan şarkı ister gibi dua edilmez.
    .
    Dua ki gönüllere umut eken,
    Huzur veren yürekteki derinlik.
    Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş,
    Dertlere en büyük teselli,
    Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik.
    .
    Parantez içi (Dünyanın kirini yıkamak için,
    Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara
    Sadece inançlı, vicdanlı insanlara
    İhtiyaç var !...
    .
    Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe, kurdum saati umuda.)

    Ve Yaşamın Son Evresi
    9.
    Her insan önce çocukluğunun,
    sonra gençliğinin katili,
    Yaşlılığının ise kurbanıdır.
    .
    -Zaman her şeyi çalar insandan.-
    Ve hayat insanı perte çıkarır.
    .
    İnsanoğludur zamanın geçip gittiğinden şikayet eden.
    Oysa zaman değil kendisidir bu hayattan geçip giden.
    Zira,
    -Zaman geçip gitmek için, hiç kimseden izin istemez.-
    .
    Yaşlanmak kötü şey evlat...!
    Yaş ilerledikçe ot bürümüş,
    Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin,
    Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin.
    Artık üvey evlatsın bu Dünyada
    Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali,
    Yedi sülalen yük sayar seni
    Yatalak olup altına kaçırırsın,
    Takma dişlerini unutursun bardakta
    Torunlarından bi güzel dayak yersin.
    .
    Her an dört gözle ölümü beklersin.
    -Ki sizi Yaradan sizi yarı yolda bırakmaz.-
    Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar,
    Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...!
    Nerde kaldı bu ecel dersin.
    .
    -Çünkü Huzur, gönlün gelincik tarlasıdır.-
    .
    Böylece parantez kapanır.
    .
    Ama bu şiirin parantezi kapanmaz.
    Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz.
    Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz.)
    .
    -Vicdan kararlarında ekseriyet aramaz.-
    .
    -Ne kadar verirsen o kadar hak edersin.-
    .
    ..
    ...
    2010
  • "Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
    Hasan Âli Yücel Klasikleri Sıralı Tam Listesi"

    Bu liste sürekli güncellenecek, yeni basılan her kitap yoruma ve konuya eklenecektir. Kitap ve yazar adları kolay ulaşım sağlanması adına yavaş yavaş link haline getirilecektir.

    ***

    1. Gurur ve Önyargı - Jane Austen
    2. Geceye Övgüler - Novalis
    3. Mutlu Prens - Oscar Wilde
    4. Seçme Masallar - Hans Christian Andersen
    5. Kerem ile Aslı - İsa Öztürk
    6. Yürek Burgusu - Henry James
    7. Duino Ağıtları - R.M.Rilke
    8. Modeste Mignon - Honore de Balzac
    9. Kanlı Düğün - F.G.Lorca
    10. Hüsn-ü Aşk - Şeyh Galip
    11. Yarat Ey Sanatçı - Goethe
    12. Gorgias - Platon (Eflatun)
    13. Dedektif Auguste Dupin Öyküleri - Edgar Allan Poe
    14. Ermiş Antonius ve Şeytan - Gustave Flaubert
    15. Yerleşik Düşünceler Sözlüğü - Gustave Flaubert
    16. Paris Sıkıntısı - Charles Baudelaire
    17. Yergiler - Saturae- Decimus Iunius Iuvenalis
    18. Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri - Abdulbaki Gölpınarlı
    19. Seçme Şiirler- Emily Dickinson
    20. Kamelyalı Kadın - Alexandre Dumas Fils
    21. Dörtlükler Hayyam - Hayyam
    22. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Arthur Schopenhauer
    23. Denemeler - Montaigne
    24. Devlet - Platon (Eflatun)
    25. Gargantua - François Rabelais
    26. Oblomov - İvan Gonçarov
    27. Utopia - Thomas More
    28. Tarih - Herodotos
    29. Kaygı Kavramı - Soren Kierkegaard
    30. Şölen - Dostluk - Platon (Eflatun)
    31. Yüzbaşının Kızı - Aleksandr Puşkin
    32. Seviyordum Sizi - Aleksandr Puşkin
    33. Madame Bovary - Gustave Flaubert
    34. Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev
    35. Köpeğiyle Dolaşan Kadın - Anton Çehov
    36. Büyük Oyunlar - Anton Çehov
    37. Cimri - Molière
    38. Macbeth - William Shakespeare
    39. Antonius ve Klopatra - William Shakespeare
    40. Akşam Toplantıları - Nikolay Gogol
    41. Hitopadeşa - Narayana
    42. Mantık Al-tayr - Feridüddin Attar
    43. Hagakure -Yamamato
    44. Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar - Aristophanes
    45. Suç ve Ceza - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    46. Sis - Miguel De Unamuno
    47. İki Oyun - Henric Ibsen
    48. Bir Delinin Anı Defteri - Nikolay Gogol
    49. Toplum Sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau
    50. Milletlerin Zenginliği - Adam Smith
    51. Masallar - La Fontaine
    52. Guliver’in Gezileri - Jonathan Swift
    53. Ursule Mirouet - Honore de Balzac
    54. Rubailer - Mevlana Celaleddin Rumi
    55. Medea - Seneca
    56. Julius Caesar - William Shakespeare
    57. Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - Jean Jacques Rousseau
    58. Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi - Mary Wollstonecraft
    59. Kısa Romanlar, Uzun Öyküler - Henry James
    60. Hophopname - Mirze Elekber Sabir
    61. Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    62. Toprak Arabacık - Şudraka
    63. Dillerin Kökeni Üstüne Deneme - Jean Jacques Rousseau
    64. Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler - Diderot
    65. Yaşamının Son Yıllarında Goethe İle Konuşmalar - Johann Peter Eckermann|
    66. Phaedra - Seneca
    67. Abel Sanchez – Tula Teyze - Miguel de Unamuno
    68. Pericles - William Shakespeare
    69. Sanat Nedir - L.N Tolstoy
    70. III. Richard - William Shakespeare
    71. Divan-ı Kebir - Mevlana Celaleddin Rumi
    72. Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin - Thomas De Quincey
    73. Atinalı Timon - William Shakespeare
    74. Akıl ve Tutku - Jane Austen
    75. Illuminations - Artur Rimbaud
    76. Yüce Sultan - Miguel de Cervantes
    77. Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri - David Ricardo
    78. Hamlet - William Shakespeare
    79. Ezilenler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    80. Binbir Hayalet - Alexandre Dumas
    81. Evde Kalmış Kız - Honore de Balzac
    82. Seçme Masallar - E.T.A. Hoffmann
    83. Hükümdar Niccolo Machiavelli
    84. Seçme Öyküler - Mark Twain
    85. Hacı Murat - L.N Tolstoy
    86. İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog - Galileo Galilei
    87. Ölüler Evinden Anılar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    88. Seçme Aforizmalar - Francis Bacon
    89. Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları - William Blake
    90. Yeraltından Notlar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    91. Bizansın Gizli Tarihi - Prokopios
    92. Othello - William Shakespeare
    93. IV. Haçlı Seferi Kronikleri - Geoffroi De Villehardouin - Henri De Valenciennes
    94. Upanishadlar - Kolektif
    95. Galib Divanı - Mirza Esedullah Han Galib
    96. Alçakgönüllü Bir Öneri - Jonathan Swift
    97. Fragmanlar - Sappho
    98. Kuru Gürültü - William Shakespeare
    99. Mahşerin Dört Atlısı - Vicente Blasco Ibanez
    100. Güvercinin Kanatları - Henry James
    101. Gezgin Satıcı - Guy de Maupassant
    102. Troialı Kadınlar - Seneca
    103. Bir Havva Kızı - Honore De Balzac
    104. Kral Lear - William Shakespeare
    105. Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu
    106. Emile - Jean-Jacques Rousseau
    107. Üç Silahşör - Alexandre Dumas
    108. Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri - İvan Sergeyeviç Turgenyev
    109. Sivastopol - L.N. Tolstoy
    110. Yaşamımdan Şiir ve Hakikat - Johann Wolfgang Von Goethe
    111. Diriliş - L.N. Tolstoy
    112. Suyu Bulandıran Kız - Honore de Balzac
    113. Pazartesi Hikâyeleri - Alphonso Daudet
    114. Soneler - William Shakespeare
    115. Katıksız Mutluluk - Katherine Mansfield
    116. Bütün Fragmanlar - Ephesoslu Hipponaks
    117. Ecce Homo - F. Niethzsche
    118. Müfettiş - Nikolay Gogol
    119. Siyasetname - Nizamü’l-Mülk
    120. Tılsımlı Deri - Honore de Balzac
    121. Stepançikovo Köyü - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    122. Therese ve Laurent - George Sand
    123. Romeo ve Juliet - William Shakespeare
    124. Tragedya’nın Doğuşu - Friedrich Nietzsche
    125. Aşk Sanatı - Ovidius
    126. Mülkiyet Nedir - Pierre Joseph Proudhon
    127. Pierrette - Honore de Balzac
    128. Kafkas Tutsağı - L.N.Tolstoy
    129. Göksel Kürelerin Devinimleri - Copernicus
    130. Taras Bulba - Nikolay Gogol
    131. On İkinci Gece - William Shakespeare
    132. Sapho - Alphonse Daudet
    133. Öteki - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    134. Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche
    135. Germinal - Emile Zola
    136. Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
    137. Bakkhalar - Euripides
    138. Yeter ki Sonu İyi Bitsin - William Shakespeare
    139. Ölü Canlar - Nikolay Gogol
    140. Lykurgos’un Hayatı - Plutarkhos
    141. Yanlışlıklar Komedyası - William Shakespeare
    142. Düello - Heinrich Von Kleist
    143. Olmedo Şövalyesi - Lope De Vega
    144. Ev Sahibesi - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    145. Kral John’un Yaşamı ve Ölümü - William Shakespeare
    146. Louis Lambert - Honore de Balzac
    147. Gülşen-i Râz - Mâhmud-i Şebüsteri
    148. Kadınlar Mektebi - Molière
    149. Bütün Şiirleri - Catullus
    150. Masal Irmaklarının Okyanusu - Somadeva
    151. Hafız Dîvânı - Hafız-ı Şirazî
    152. Yakarıcılar - Euripides
    153. Cardenio - William Shakespeare ve John Fletcher
    154. George Dandin - Molière
    155. Genç Werther’in Acıları - Johann Wolfgang Von Goethe
    156. Böyle Söyledi Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
    157. Kısasa Kısas - William Shakespeare
    158. Sistem Olarak Tarih - Jose Ortega Y Gasset
    159. Hayat Bir Rüyadır - Calderon De La Barca
    160. Dionysos Dithyrambosları - Friedrich Nietzsche
    161. Anna Karenina - Lev Tolstoy
    162. Güzel Dost - Guy de Maupassant
    163. Resos - Euripides
    164. Kral Oidipus - Sophokles
    165. Budala - Fyador Mihayloviç Dostoyevski
    166. Kral VIII Henry - William Shakespeare
    167. Körler Üzerine Mektup Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup - Denis Diderot
    168. Akıl Çağı - Thomas Paine
    169. Venedik Taciri - William Shakespeare
    170. Silas Marner - George Eliot
    171. Mutlak Peşinde - Honore de Balzac
    172. Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare
    173. Marianne’nin Kalbi - Alfred de Musset
    174. Ecinniler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    175. Boris Godunov - Aleksandr Puşkin
    176. Hırçın Kız - William Shakespeare
    177. Duman - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    178. Elektra - Sophokles
    179. Northanger Manastırı - Jane Austen
    180. Robınson Crusoe - Daniel Defoe
    181. İki Soylu Akraba - William Shakespeare
    182. Sokrates in Savunması - Platon (Eflatun)
    183. İnsan Neyle Yaşar - L.N.Tolstoy
    184. Evlenme-Kumarbazlar - Nikolay Gogol
    185.
    1. İnsanca Pek İnsanca - 1 - Friedrich Nietzsche
    2. İnsanca Pek İnsanca-Karışık Kanılar ve Özdeyişler - Friedrich Nietzsche
    3. İnsanca Pek İnsanca-Gezgin ve Gölgesi - Friedrich Nietzsche
    186. Ayı - Anton Çehov
    187. Para Üzerine Bir İnceleme - John Maynard Keynes
    188. Joseph Andrews - Henry Fıeldıng
    189. Profesör - Charlotte Bronte
    190. Malavika ve Agnimitra - Kalidasa
    191. Nasıl Hoşunuza Giderse - William Shakespeare
    192. Zincire Vurulmuş Prometheus - Aiskhylos
    193. Cyrano de Bergerac - Edmond Rostand
    194. Yaşama Sevinci - Emile Zola
    195. Kumarbaz - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    196. Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe - Soren Kierkegaard
    197. Yükümlülükler Üzerine - Cicero
    198. Rameau’nun Yeğeni - Denis Diderot
    199. Kral V. Henry - William Shakespeare
    200. Kreutzer Sonat - L. N. Tolstoy
    201. Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Soren Kierkegaard
    202. Ezop Masallar - Aisopos
    203. Cymbeline - William Shakespeare
    204. Atinalıların Devleti - Aritoteles
    205. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü - Victor Hugo
    206. Felsefe Konuşmaları - Denis Diderot
    207. Veronalı İki Soylu Delikanlı - William Shakespeare
    208. İnsandan Kaçan - Molière
    209. Üç Ölüm - L. N. Tolstoy
    210. Kırmızı ve Siyah - Stendhal
    211. İlâhiname - Feridüddin Attar
    212. Kaderci Jacques ve Efendisi - Denis Diderot
    213. Notre Dame’in Kamburu - Victor Hugo
    214. Coriolanus’un Tragedyası - William Shakespeare
    215. Medea - Euripides - Euripides
    216. Troilus ve Cressida - William Shakespeare
    217. Gülme - Henri Bergson
    218. Kış Masalı - William Shakespeare
    219. İlyada - Homeros
    220. Odysseia - Homeros
    221. Kral IV. Henry -I- - William Shakespeare
    222. Kral IV. Henry -II- - William Shakespeare
    223. İvan İlyiç’in Ölümü - L. N. Tolstoy
    224. Aşkın Emeği Boşuna - William Shakespeare
    225. Aşk ve Anlatı Şiirleri - William Shakespeare
    226. Sevgililer - Carlo Goldoni
    227. Beyaz Geceler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    228. Antigone - Sophokles
    229. Titus Andronicus - William Shakespeare
    230. Çocukluk - Tolstoy
    231. Hançer - M. Y. Lermontov
    232. Trakhisli Kadınlar - Sophokles
    233. II. Richard - William Shakespeare
    234. Savaş Sanatı - Sun Zi (Sun Tzu)
    235. Kral VI. Henry - I - William Shakespeare
    236. Kral VI. Henry - II - William Shakespeare
    237. Kral VI. Henry - III - William Shakespeare
    238. Alman Göçmenlerin Sohbetleri - Johann Wolfgang Von Goethe
    239. Wındsor’un Şen Kadınları - William Shakespeare
    240. Gılgamış Destanı
    241. Özel Günceler Apaçık Yüreğim - Charles Baudelaıre
    242. Fırtına - William Shakespeare
    243. Şam Tarihinde Zeyl - Ibn Kalanisi
    244. Kutadgu Bilig - Yusuf Has Hacib
    245. İlkgençlik - Tolstoy
    246. Philoktetes - Sophokles
    247. Seyir Defteri - Kristof Kolomb
    248. Lokantacı Kadın - Carlo GoldonIı
    249. Theseus-Romulus - Plutarkhos
    250. Sefiller - Victor Hugo
    251. İskender Sezar - Plutarkhos
    252. İran Mektupları - Montesquıeu
    253. Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaıre
    254. Ham Toprak - İvan Turgenyev
    255. Gençlik - L.N. Tolstoy
    256. Anabasis - Ksenophon
    257. Lorenzaccio - Alfred de Musset
    258. Nana - Emile Zola
    259. Aias - Sophokles
    260. Divan - Baki
    261. David Strauss,İtirafçı Yazar - Friedrich Nietzsche
    262. Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası - Friedrich Nietzsche
    263. Eğiti Olarak Schopenhauer - Friedrich Nietzsche
    264. Richard Wagner Bayreuth’ta - Friedrich Nietzsche
    265. Şamdancı - Alfred de Musset
    266. Cennetin Anahtarları - Michelangelo
    267. Rahibe - Denis Diderot
    268. Atebetü-'l-Hakayık - Edib Ahmed Yükneki
    269. Başkanın Ziyafeti-Parasızlık-Bekar - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    270. Poetika - Aristoteles
    271. Aforizmalar - Hippokrates
    272. Şarkılar - Giacomo Leopardi
    273. Mimoslar - Herodas
    274. Hastalık Hastası - Molière
    275. Tao Te Ching - Laozi
    276. Babil Yaratılış Destanı-Enuma Eliş -
    277. Frankenstein ya da Modern Prometheus - Mary Shelley
    278. Deliliğe Övgü - Erasmus
    279. Sainte-Hermine Şövalyesi - Alexandre Dumas
    280. Oidipus Kolonos’ta - Sophokles
    281. Siyah Lale - Alexandre Dumas
    282. Siyah İnci - AnnaSewel
    283. Paris’te Katliam - Christopher Marlowe
    284. İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche
    285. Kartaca Kraliçesi Dido - Christopher Marlowe
    286. Theogonia - İşler ve Günler - Hesiodos
    287. Ars Petica - Şiir Sanatı - Horatius
    288. Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar - William Shakespeare
    289. Kibarlık Budalası - Moliere
    290. Şiirler - Bütün Fragmanlar -
    291. Veba Yılı Günlüğü - Daniel Defoe
    292. Önemsiz Bir Kadın - Oscar Wilde
    293. Efendi ile Uşağı - L.N. Tolstoy
    294. Vadideki Zambak - Honoré De Balzac
    295. Maltalı Yahudi - Christopher Marlowe
    296. Kâtip Bartleby - Herman Melville
    297. Yasalar Üzerine -
    298. Matmazel De Scudery - E.T.A. Hoffmann
    299. Sümer Kral Destanları -
    300. Savaş ve Barış 2 Cilt - L. N. Tolstoy
    301. Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero - Plutarkhos
    302. İdeal Devlet - Farabi
    303. II. Edward - Christopher Marlowe
    304. Kanunların Ruhu Üzerine - Montesquıeu
    305. Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine - Cicero
    306. Parma Manastırı - Stendhal
    307. Değirmenimden Mektuplar - Alphonse Daudet
    308. İphigenia Aulis’te - Euripides
    309. İphigenia Tauris’te - Euripides
    310. Düşünceler - Blaise Pascal
    311. Almanya Üzerine - Madame De Stael
    312. Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine - Seneca
    313. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma - David Hume
    314. Denemeler - Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü - Sive Interiora Rerum
    315. Babil Hemeroloji Serisi -
    316. Otranto Şatosu - Horace Walpole
    317. Avcının Notları - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    318. Sarrasine - Honoré De Balzac
    319. Mutluluğun Kazanılması - Farabi
    320. Doksan Beş Tez - Martin Luther
    321. Pantagruel - François Rabelais
    322. Kritovulos Tarihi (1451-1467) - Kritovulos
    323. Büyük Timurlenk 1-2 - Christopher Marlowe
    324. İskendername - Ahmedi
    325. Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius
    326. Dostluk Üzerine (Latince-Türkçe) - Cicero
    327. Dede Korkut Hikayeleri - Kitab-ı Dedem Korkut - Anonim
    328. Ploutos (Servet) - Aristophanes
    329. Hayvanlaşan İnsan - Emile Zola
    330. Rigveda
    331. Yaşlı Denizcinin Ezgisi İngilizce Türkçe - S.T. Coleridge
    332. Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas
    333. Kazaklar - L.N. Tolstoy
    334. Dorian Grayin Portresi - Oscar Wilde
    335. Argonautika - Rodoslu Apollonios
    336. Carmilla - Sheridan Le Fanu
    337. Klara Miliç - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    338. Mutlu Yaşam Üzerine, Yaşamın Kısalığı Üzerine - Seneca
    339. Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Friedrich Engels
    340. Karabasan Manastırı - Thomas Love Peacock
    341. Amphitryon - Heinrich von Kleist
    342. Eugenie Grandet - Honoré De Balzac
    343. Çimen Yaprakları - Walt Whitman
    344. Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler - Montesquieu
    345. Sevilla Berberi Veya Nafile Tedbir - Pierre Beaumarchais
    346. Pragmatizm Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad - William James
    347. Danton’un Ölümü - Georg Büchne
    348. Andromakhe - Euripides
    349. İlimlerin Sayımı - Farabi
    350. Gılgamış Hikayeleri
    351. Kadın Mebuslar - Aristophanes
    352. Pyrrhonculuğun Esasları - Sextus Empiricus
    353. Goriot Baba - Honore de Balzac
    354. Düzyazı Fabllar - Gotthold Ephraim Lessing
    355. Enkheiridion - Epiktetos
    356. Dhammapada
    357. Sadık veya Kader Bir Doğu Masalı - Voltaire
    358. Phaidros - Platon
    359. Deniz İşçileri - Victor Hugo
    360. Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün - Pierre Beaumarchais
    361. Aşık Şeytan - Jacques Cazotte
    362. Sağduyu - Thomas Paine

    Klasiklere buradan ulaşabilirsiniz:
    https://www.iskultur.com.tr/...-ali-yucel-klasikler

    İş Bankası kendi sitesinde indirim uyguluyor fakat; araştırma yaparak %40 indirimle farklı sitelerden satın alabilirsiniz. Yakınınızda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları kitabevi var ise; her hafta bir kitabı %50 indirimli satıyor, bilginize sunayım.

    Faydalı olması ümidiyle, herkese iyi okumalar dilerim.
  • 1.GÜN
    Siteye üye olur. Hemen okuduğu kitapları eklemeye başlar.Genellikle " Kürk Mantolu Madonna" ilk eklediği kitaptır.
    Ardından rastgele kişileri takip etmeye başlar. Erkek ise takibe dönen sayı üçü beşi geçmez.Kadınsa bu sayının onu bulduğu görülmüştür.
    Takip ettikleri: 55
    Takipçileri: 5

    2.GÜN
    Artık kitap incelemeye hazır olduğunu düşünür ve okuduğu kitaplardan birinin inceleme kısmına gelir.
    İlk olarak " Çok güzel bir kitap" yazılır ama sistem izin vermez. 150 karakter diye diretir. Bunun üstüne " Ben beğendim herkese tavsiye ediyorum " yazılır. Yine dolmaz 150. " Bu çok beğendiğim kitabı herkese tavsiye ediyorum" diye yazar. Yetmez hâlâ 8 karakter eksiktir. 8 harfli ne var? En iyisi 8 tane nokta koyup incemeleyi bitireyim diye düşünür. Ardından ........ nokta konulur.Ortaya şöyle bir inceleme çıkar.

    "Çok güzel bir kitap. Ben beğendim herkese tavsiye ediyorum. Bu çok beğendiğim kitabı herkese tavsiye ediyorum........."

    Ama bu inceleme umduğu beğeniyi almaz. Üzülür. Kaldırır incelemesini ama ileride yine deneyecektir şansını.
    Takip ettikleri : 70
    Takipçileri : 11

    4.GÜN
    Başka şeyler yapması gerekir. En kolayı Cemal Süreya'dan şiir iletileri paylaşmak olacaktır. Google'da zorlu bir yolculuğa çıkar. Evet, bulmuştur. Hemen paylaşır.

    " Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası."

    Yalnız şairin ismi genelde yanlış yazılır. Süreyya diye çift (y) ile yazar. Sonradan tek (y) ile yazıldığını öğrenecektir.Kendine göre ileti tutmuştur. 5-10 beğeni alır. Hemen beğenen kişileri takip etmeye başlar. Ardından 1-2 tane de aforizma paylaşır. Doğru yoldadır.Takipçileri artmaya başlar.

    Takip edilen :150
    Takipçi : 25

    7.GÜN
    Kendisini takip eden kişileri sevmeye başlar. Duvarlarına girip, alıntı,ileti, inceleme, okudukları, okuyacakları ne görürse beğenir . Artık takibe dönmeyenler sinirini bozar. Hepsini takipten çıkar. Bundan sonra takipçi sayılarını dengede tutmaya çalışacaktır.

    Takip edilen : 33
    Takipçi :33

    8.GÜN
    Takip edilen : 33
    Takipçi : 32

    Bir kişi takipten çıkmıştır. Uzun bir uğraş sonucu onu bulup takipten çıkarır. Hatta bazen o kişiyi engeller bile.

    Takip edilen : 32
    Takipçi :32


    10. GÜN
    Artık siteye alışmıştır. Hatta 1K bağımlılık yapar. Facebook'a , twitter'a girmez olur. Okulda, teneffüste, evde, otobüste, dolmuşta, durakta fırsatını bulup 1K'ye girer. Kendisini takip edenleri ödüllendirip, onları beğeniye boğacaktır. Çevresinden " şu telefonu elinden bırak " diye tepkiler alır.

    13.GÜN
    Artık alıntılara, anketlere, incelemelere yorum yapacaktır. Tabi önceleri yorum altlarına cevap vermeyi bilmediğinden yanıtları yukarıya doğru çıkacaktır. Bunu da zamanla öğrenecektir. Bazı yorumları şöyledir;

    " Çok güzel alıntı."
    "Çok güzel kitap."
    "Izninizle paylaşıyorum."
    "Bu yazarın diğer kitabını da okudunuz mu? "
    "Aynen"
    "Kesinlikle güzel kitap"
    "Bu kitabın filmi de var."

    Ama yetmez! Komik olmaya çalışacaktır.
    " Burcunuz ne" sorusuna kedi-köpek-kunduz  gibi cevaplar verecektir.

    15.GÜN
    Hesabını dondurur. 10 dakika sonra siteye girmeye çalışır ama " 24 saatten önce giremezsiniz" uyarısıyla karşılaşır.

    16.GÜN
    Hesabını dondurduğu için siteye giremez. Evdekilerle sohbet eder.

    17.GÜN
    Hesabına tekrar kavuşur. Artık kitap okumaya da başlar. İlk alıntısını yapmak için heyecanlıdır. Yalnız ilk önceleri "hangi cümleyi alıntı yapsam " diye düşünmekten okuduğu kitaptan bir şey anlamaz. Önüne her gelen cümleyi alıntılar. Kitap okudukça takipçilerinin arttığını görür. Hatta özelden yazıştığı 3-5 arkadaşı bile olmuştur. Artık alıntı paylaşmayan, kitap okumayan kişileri takipten çıkacaktır.

    Takip edilen: 75
    Takip ettiği : 70


    40.GÜN
    Keşfette yaptığı yorumların akışa düştüğünü görür ve daha az yorum yapmaya başlar. İncelemelerine yapılan beğeniler artmaktadır. Bazı incelemelerde " Yazarın okuduğum ilk kitabı ama kesinlikle son olmayacak " cümlesini yazma gereği duyar.
    Ama yine de hâlâ inceleme yapamadığını düşünür.

    50.GÜN
    Siteyi tanımadan önce hiç de iyi bir okuyucu olmadığını anlar. Yeni yazarlar, yeni kitaplarla tanışır. Artık beğeni ve takipçi sayısını dert etmemektedir.

    3. AY
    Seçici olmaya başlar.Öyle her önüne geleni beğenip, paylaşmaz. Okuma hedeflerine yaklaştıkça mutlu olur. Arada isyan eder. "Site çok bozdu yeaaa!" Anketörlere ve ileticilere sataşır. Onlarla sorunu bittiğinde inceleme yazanlarla uğraşır. Kendini iyi bir eleştirmen görür.


    YILBAŞI GECESİ
    Aldığı alkolün etkisiyle okuma hedefi sayısını 150 yapar.

    YILBAŞINDAN SONRAKİ GÜN
    Okuma hedefi sayısını 70'e düşürür.

    5.AY
    Artık ileticileri ve anketçileri hoş karşılamaya başlar. Görmezden gelir.

    8.AY
    Okuduğu kitap sayısı artar. Farklı kitaplar okur. Emile Zola'nın erkek olduğunu, Dosto'nun kumar oynadığını, Balzac'ın kahve bağımlısı olduğunu öğrenir. Artık bir edebiyat duayenidir. İki lafının birisi postmodernizmdir. Her şeyi bilir. Bilinen yazarlarla dalga geçen incelemeler yazar.


    9.AY
    Artık takip ettiği kişileri beğenmemeye başlar. Takip ettiği kişi sayısını azaltır. Bazıları o kadar "üst okur" olurlar ki takip ettiği kişi sayısını 10lu sayılara düşürür.


    1.YIL
    Bazı okurlar "1.yılım bitti yuppii" tarzında iletiler paylaşır. Bazıları sessizleşir. Bazıları siteden soğur. Bazıları gider...
  • 208 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Son zamanlara okuduğum en etkileyici kitap olduğunu söylersem, kesinlikle abartmış olmam. Kitabın türü korku değil; korkuyorsunuz. Kitabın türü dram değil; ağlıyorsunuz. Kitabı okuduğum an etkilendim ama bundan daha fazlası olacak. Hepsi birbirinden farklı olan her bir kitabı elime aldığımda aklıma bu hikâye tekrar tekrar gelecek ve yine ürpereceğim. Üstelik bu hissin bana özgü olduğunu hiç sanmıyorum. Her kim kitaplara değer veriyorsa, bu cümlelerimin altına imzasını atacaktır. Evvela kitabın adını açıklayayım. Fahrenheit 451 nedir? - “Kitap kâğıtlarının tutuştuğu ısı derecesidir." İşte şimdi ilginizi çekmeye başladı öyle değil mi?

    Yaptığım araştırmalara göre, kitabın yayınlandığı yıl: 1952. Hikâyeye konu olan yıl ise: ikibinçok! Günümüzden daha ileri bir tarih üzerinden yazılmış. O yıllarda bu kitap “Bilim-Kurgu” türünde basılmış. Bilirsiniz ki bu tabir özetle, geçmişin ya da geleceğin o günün olası olmayan teknoloji ve bilim şartları gereğince kurgulanması halidir. İtiraf etmeliyim ki, bu kitabı 1952 yılında okusaydım, saçma bulabilirdim. Fakat 2018 yılında okudum. İşte türü korku olmayan bir kitaptan bu kadar korkmama neden olan şey tam da budur. Ve eminim ki; 2019’da okuyan biri benden daha çok korkacak. 2020’de okuyan ondan da fazla... Ve belki de 2021’de kimse bu kitabı okuyamayacak. İşte bu en korkuncu olacak.

    Yanmayan evlerin, kapsüllerin, mekanik tazıların, adına böcek denilen son sürat araçların ve itfaiyecilerin hala görev yaptıkları bir zaman yolculuğuna çıkın. -Neyse ki 1952’ye oranla bizim yolumuz oldukça kısa. Günümüz teknolojisi ile hayal etmek daha kolay olacak.- Fakat aklınıza bir konu takıldı öyle değil mi? Mademki yanmayan evler var, o halde itfaiyeciler neden var? Hemen söyleyeyim. Bu hikâyede itfaiyeciler yangın söndürmek için değil, yangın çıkartmak için var. Devletin bir kolu olan itfaiyeciler, toplumun huzuru ve mutluluğu için gece-gündüz çalışıyorlar. Gece-gündüz demeden ülkede ellerine geçen tüm kitapları yakıyorlar! Evet, yanlış okumadınız. İtfaiyeciler, kitap yakmak için var.

    İtfaiyeciler asla kötü insanlar değiller. Sakın böyle bir önyargıda bulunmayınız. İnsanlık için, vatandaş için, halk için alevlerle dans eden vatansever nefer onlar. Kişiler şiir okuyup üzülerek intihara kalkışmasınlar diye… Roman okuyup hayal güçlerini kullanmasınlar diye… Deneme okuyup düşünmek zorunda kalmasınlar diye… Bilgi kitapları okuyup, gereksiz bilgilerle kendilerini yıpratmasınlar diye… Azıcık aş, ağrısız baş olsun diye… Kafalarına hiçbir şey takılmasın ve eğlenceye daha fazla vakit ayırabilsinler, böylece hep mutlu olsunlar diye... Ülkede savaş olsa dahi, üzülmesinler, yokmuş gibi davranabilsinler, huzurları asla kaçmasın diye… Tüm iyi niyetleriyle görevlerini yapan her biri vatansever, milliyetçi birer kahraman asker onlar.

    Distopik bir kurgu olduğunu düşünüyorsunuz öyle değil mi? Kesinlikle öyle. Ama detayları ayrımsamakta yarar var. İlk etapta yukardaki cümleleri okuduğunuzda aklınıza baskıcı, otoriter/ totaliter bir devlet sistemi geliyor. Ve ister-istemez insan korkmaya başlıyor. Kitabı okurken de aynı böyle oluyorsunuz. Fakat ben yazımın en başında sadece korkudan değil başka bir türden daha bahsetmiştim. Neydi o? Dram mı? Elbette dram! Kitabı okudukça, eğer korkuyu iliklerinize kadar hissedebilmişseniz, bu durumun “devlet baskısı” değil, “halk arzusu” olduğunu görmeye başlıyorsunuz. Ve o hissettiğiniz korku bu görüyle beraber yerini drama bırakıyor. Sonunda kendinizi çaresiz ve gözü-yaşlı yakalıyorsunuz. Teşbih etmek gerekirse; kundaktaki bebeğini bırakıp gitmek zorunda kalan bir anne/baba olmaktan korkarken, ölüm döşeğinde olan bebeği karşısındaki çaresiz anne/baba oluyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra istemsizce kitaplığınıza uzun süre uzaktan bakarak duygusallaşıyorsunuz.

    Abartıyor muyum? Öyle mi? Gerçekten mi? İnsanlığın yüzde kaçı kitap okumak için vakit ayırıyor? Soruyu yanıtlamadan evvel doğru okuduğunuzdan emin olunuz. Boş vakitlerinde kitap okuyanları sormuyorum. Kitap okumak için vakit ayıranları soruyorum. “Kitap okumak” birçok insan için “boş vakitler” takısıyla kullanılan bir eylem değil mi? O zaman şuna bir bakalım:

    “Nihayetinde film izlemek, kitap okumaktan daha kısa sürüyor. Eğer güzel bir eserse, biraz beklerim. Nasıl olsa filmi çekilir, ben de izlerim. Böylece kitabı öğrenmiş olurum. Ya da okuyan biri onun özetini çıkarır. Ben de özeti okurum. Böylece kitap hakkında şurada burada sohbet ederken konuşarak entelektüelliğimi ortaya koyabilirim. Hem belki teknoloji biraz daha ilerler ve özetin de özeti çıkar. Sonunda kocaman bir ansiklopedi 20 kelimeye sığar. Ben de o 20 kelimeyle bilge bilge gezerim. Üstelik bir sürü vakit yanıma kâr kalır ve ben kalan vaktimde gönlümce eğlenirim.“ Nasıl plan?

    Yarın devlet kitap yasağı çıkarsa, kaçımız devleti baskıcı, otoriter/ totaliter olarak suçlayabilecek yüze sahibiz? Gücü de boş verelim. Ben yüzü soruyorum yüzü. Bu kitabı okuduğunuzda, itfaiyecilerin yaktığı kitaplar sizi korkutuyor. Halkın yaşam biçimi ise ağlatıyor. Ve korkuyla dramdan sonra işin içine son olarak üçüncü tür giriyor. Trajedi! Trajedi ne biliyor musunuz? Tüm bunlara rağmen halk sadece mutlu! İşte bu noktada trajedi başlıyor. Sonra ne mi oluyor? Okuyun ve görün.

    Herkesin vakit çok geç olmadan bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Bir gün evde yalnız başımayken 110’u aramam gerekirse, hangi mobilyaya sarılacağımı ve o mobilyanın içinde neler olduğunu artık sadece ben değil, siz de biliyorsunuz.

    Bu kitap: Hepimizin yemesi gereken bir tokat!
  • 272 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Benim için şimdiye kadar yaptığım en özel inceleme olacak bu, umarım yazmak istediklerimin çeyreğini olsun ifade edebilirim.

    Leyla ile Mecnun hayatımda en önemsediğim şeylerden biri. Bir diziye bu kadar anlam yüklemek ne kadar mantıklı tartışılabilir. Ama sitede son zamanlarda denk geliyorum benden yaşça büyük kişilerin yorumlarına; gençliğindeki detayları birbirleri ile paylaşmalarını gülümseyerek okuyorum. Çünkü biliyorum ki yıllar sonra ben de Leyla ile Mecnun dolu anılarımı düşünüp hüzünleneceğim. --> Hocanın ısrarla telefonları bırakın uyarısını takmadan sıranın altında tek kulaklıkla birlikte LM izlediğimizi, "Seni tanıdığımdan beri ne fark ettim biliyor musun, aynı Mecnun gibi konuşuyorsun sen!" şeklinde ilerleyen sohbetleri, hatta o konuşmanın bize iyice sinmesi ve günlük hayatta bilinçsizce ağızdan çıkması ile akabinde gelen kahkahalar, dizide geçen o çok özel şiirleri gönlündeki kişiyle paylaşmak ve üstüne bin kat daha anlam yüklemek, hediye almayı isteyip cesaret edemezken LM temalı bir şeyler almanın arkasına sığınmak, "Aaa zil sesini sen de mi o sahnedeki şarkı yaptın" diye ortak nokta bulmanın sevincini yaşamak... Daha niceleri işte. Kitabı okurken içinde küfür de görünce şaşırdım, arkadaşıma "Küfür de geçiyor biliyor musun" dedim, "Poşet gibi mi :D" dedi. Her şeyin özeti gibi bir olay aslında, Leyla ile Mecnun evreninde poşet küfürdür, kulpu kırık çaydanlık küfürdür, ıslak terlik küfürdür. Sakız sigaradır, erik içkidir. Bu dünyadan değildir Leyla ile Mecnun. Orada her şey mümkündür, uzaya da çıkılır, yerin dibine de batılır, mecaz değil cidden batılır! Hatta Mecnun "yeraltına" batmışken kenarda Dostoyevski göze çarpar bir şeyler yazarken :)) Yakalamasını bilene en ince absürd espriler oradadır. Bi de bunları anlayınca sevinir insan, "Yavvv adamlar ne ince düşünmüş yav helal olsun Burak Aksak!!" denilir. Bunu yapmak da farzdır.

    Şimdi kitap incelemesinde diziyi anlatmak da eleştirilme sebebim olur belki ama buna da bir savunmam var. Ben diziyi azcık da olsa izlememiş birinin bu kitabı okuyup beğeneceğini kesinlikle düşünmüyorum. Cidden dürüst olalım, güzel bi kitap mıydı o kadar? Yooo. Leyla ile Mecnun evrenine yabancı biri olarak okusam "Ne yaşıyo ya bunlar" diye sorgulardım. Nitekim diziye ilk başladığım zaman da hiç anlam verememiştim inanın ki, bu kadar insan neyini seviyor bu dizinin demiştim. Ama sonra 104 bölümü de sıra ile izledim. Hayatımda bu kadar zamanımı aldığı halde zerre pişmanlık hissetmediğim tek konu da budur belki de. Bir sürü yapım harikası diziyi de bitirdim ama hiçbirini şu saçma sapan LM'ye değişmem. O küçük, bencil, gösteriş dolu dünyamızda gerçek samimiyeti bize hiçbir şey bu dizi kadar gösteremezdi.

    Neyse işte ne diyordum, bu kitap da bir edebiyat harikası değil elbette. Bir sürü kusur var. Hatta çok komik giderken bi anda öyle bi son yazmış ki "Pardon noluyoruz???!!!" oldum. "Haa, o niye öyle oldu ki şimdi?" diye isyan ettim İsmail Abi sesiyle, "Nidennn?" diye sordum. Ama yine de eleştiremem ya. Gönlümde hanları sarayları var şu an bu kitabın. Vallahi uydurmuyorum, okurken her şeyi duydum ben kulağımda. Bütün o meşhur replikleri karakterlerin sesi ile okudum, belki de bu yüzden hayatımın en keyifli okumalarından biri oldu.

    Yalnız bu kitap bana hiç yetmedi. Cidden her karakterden küçük bi tadımlık bırakmış önümüze. 104 bölüme gelen 105. bölüm gibi oldu biraz yani. Burak Aksak çok önceden Twitter'dan söz vermişti kitapla ilgili. "Bir gün mutlaka" demişti. Valla kralsın Burak reyiz, inan ki bu kadar çabuk beklemiyordum ben, nasıl mutlu ettin bi bilsen. Ama inşallah daha da çoook edersin, inan ki buna ihtiyacımız var.

    Leyla ile Mecnun edebiyatının baydığını söyleyenleri görüyorum her geçen gün. Kimseyi de eleştirmeyeyim en iyisi. Üzerinden yıllar geçtiği halde hala sevenleri arasındaki dayanışmaya hayran kalmak çok daha keyifli. Eleştirenlere sormak istediğim tek şey var: "Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğu bir mi? Algıda mı seçicisin sen?" :)

    Gerçekten canım hala yazmak istiyor ama buraya kadar bile okuyan çok az olacaktır diye düşünüyorum. Sonuna kadar dayananlar için klişelerin en güzelini, en umut dolusunu, en samimisini bırakıp kaçıyorum: O GEMİ BİR GÜN GELECEK.

    ---
    Hee bi de unutmadan:
    ÇAY ERDAL BAKKAL'DA İÇİLİR.
  • 198 syf.
    ·4 günde·9/10
    Anadolu Öğretmen Lisesi mezunuyum. ÖSS adlı sınavda puanım yüksek gelmeseydi, büyük ihtimalle de öğretmen olacaktım. Aslında karakterime ve hayata bakış tarzıma oldukça uygun bir meslekti öğretmenlik. Her şeyden önce kutsal meslektir. Toplum önderi olarak görürler bizde öğretmenleri. Çünkü öğretmen dediğin hem doktordur, hem avukattır hem de mühendistir. Hele ki köylerde öğretmenlik yapanlar, başbakandan da üstün bir konumdadır. Ekmeği, yağı, sütü köylü tarafından karşılıksızca verilir. Yeter ki bir kelime öğretsin, köylü her şeyini vermeye razıdır ona. Böylesine saygıdeğer bir meslektir öğretmenlik...

    Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yapan bir adamın yaşadıklarını anlatıyor kitap. Hem de yalnızca bir mevsimde yaşadıklarını. O mevsim de kış mevsimi... Hakkari'de veya doğuda bir ilde kışların sert geçtiğini, bitki örtüsünün 6 ay boyunca "kar" olduğunu eminim hepiniz tahmin ediyorsunuzdur... Bu kitapla tanışmam ise, Oğuz Aktürk/Duvar/'ün #24769932 incelemesi ile gerçekleşti. Yazdıklarından etkilendim ve kitabı araştırdım. Nitekim bugün itibarıyla kitabı okumuş durumdayım ve Oğuz'a teşekkür ederim böyle içten bir kitapla tanışmama vesile olduğu için.

    Dedim ya, öğretmen lisesi mezunuyum. Bu sebeple, çok fazla öğretmen arkadaşım var. Hem de en yakın arkadaşlarımın çoğu öğretmen. Belki hiçbiri Hakkari'de öğretmenlik yapmadı; ama tam 5 arkadaşım, tesadüf budur ki, Şırnak'ta doğu görevlerini tamamladılar. Yapmış oldukları iş gerçekten saygı duyulması gereken bir işti. Çünkü hiç kimse üniversiteden mezun olduktan sonra 4 sene boyunca Şırnak'ta veya Hakkari'de öğretmenlik yapmayı hayal etmez. Ama hiçbiri gitmem demedi. Gittiler ve görevlerini yapıp geldiler. Şimdi hepsi ülkemizin batısında, Şırnak'a veya Hakkari'ye nispeten daha kolay koşulların olduğu yerlerde görevlerini sürdürüyorlar.

    Arkadaşlarım doğuda öğretmenlik yaparken zorlu koşullarla ve cehaletle büyük mücadele içine girdiklerini her seferinde anlatıyorlardı. Her seferinde de onları can kulağıyla dinledim geldiklerinde. Birçok defa okullarına yapılacak yardımlara el ayak oldum. Kütüphanelerine kitap yardımında bulundum. Hepsinin de helali hoş olsun. Bir çocuğun bile eğitimine ve hayatına katkı sağlamayı başarabildiysem ne mutlu bana. Bizim bu yaptıklarımız ve naçizane katkılarımız, inanın o öğretmenlerin verdiği emek karşısında bir hiçtir. Gerçekten de kutsal bir meslek icra ediyorlar. Elleri öpülesi insanlar... Düşünüyorum da ilkokul öğretmenim benimle bu kadar alakadar olup bana güvenmeseydi belki de şimdi daha farklı bir konumda olacaktım. Bu sebeple vefamı ona her zaman göstermeye çalışıyorum. Keşke öğretmen olsaydım diyorum şimdilerde. 18 yaşında bir insanı meslek seçmek zorunda bırakan eğitim sistemimize kırgınım...

    Kitaba dönecek olursak, Hakkari'de sadece bir kış mevsiminde öğretmenlik yapan birini yaşadığı zorlukları ve Hakkari'nin, amiyane tabirle, üvey evlat oluşunu anlatıyor Ferit Edgü. Son derece çarpıcı yorumları ve betimlemeleri var. Bir öğretmen olarak köye giden isimsiz kahramanımız, köye ayak basar basmaz bir çocuğun ölümüyle karşılaşıyor. Öğretmenimizin konuştuğu dili köylüler anlamıyor, köylülerin konuştuğu dili ise öğretmenimiz anlamıyor. Zorluklar ilk dakikadan itibaren baş gösteriyor.

    İkinci gününde, İçi örümcek ağlarıyla dolu, tahtasız ve sırasız bir okul teslim ediliyor öğretmenimize. Hemen kara tahtayı yapıyor çocuklarla birlikte ve sıraları bir marangoz gibi paslı çiviler yardımıyla oturulacak vaziyete getirerek dersine başlıyor. Ne zaman bir zorlukla karşılaşsa ve yardım talebinde bulunsa, yardım talepleri geri çevriliyor. "Ne yaparsınız, devletimiz her yere elini uzatamıyor," diyorlar. Yaşadığı zorluklar ve omzundaki yük her geçen gün artıyor. Biri hastalansa reçete yazması için ona geliyor köylü. Bir başkasının problemi olsa öğretmenden akıl alıyorlar. Öğretmen bilirkişisi oluyor köyün zamanla...

    Bizler batıda, eğitimde fırsat ve olanak eşitliğini münazara konusu yaparken doğuda binbir türlü zorlukla eğitimde eşitsizliği yaşıyor çocuklar. "Bir tek şey istiyorum. Çaresizliği yenmek." diyor öğretmenimiz. Evet, çaresizliği yenelim. Hep birlikte yumruğumuzu vuralım doğudaki çaresizliğe. Elimizi uzatalım. Bütün çocuklarımız eşit şartlarda eğitim alsın. Liyakat usulüne uygun olarak kurumlara çalışan alalım. İbn-i Haldun'un dediği olmasın, coğrafya kaderimiz olmasın...

    Çok güzel ve samimi bir dili var Edgü'nün. Okunması gereken bir eser bana göre... Kitabı okurken, keşke doğuda öğretmenlik yapan bir arkadaşımız çıkıp şu kitabı okusa da ağız tadıyla bir inceleme okusak dedim içimden. Şimdi tekrarlıyorum. Doğuda öğretmenlik yapan bir arkadaşımız çıksın ve şu güzel kitabı incelesin lütfen.