• 122 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Binlerce yıl önce, Meksika'nın güneyindeki Toltek ''bilginin kadınları ve erkekleri'' olarak biliniyordu. Antropologlar Toltekleri bir ülke ya da ırk olarak tanımlıyor. Oysa Toltek, kadim spiritüel bilgileri ve uygulamaları araştırmak ve korumak için bir toplum oluşturan bilim insanları ve sanatçılardı. Bu insanlar Teotihuacan'ın ustaları (nagual) ve öğrencileri olarak bir araya gelmişti. Teotihuacan, Mexico City'nin dışında ''İnsanın Tanrı olduğu'' bir yer olarak bilinen çok eski bir piramitler şehridir.
    Toltek bilgisi, dünyanın dört bir yanında değişik ezoterik geleneklerde öğretilen aynı temel gerçeğin birliğinden yola çıkar. Toltek bir din değildir ama dünyaya gelmiş tüm spiritüel ustalara saygı duyar. Toltek öğretisi ruhu kucaklar ama onu yaşam sanatı olarak tanımlamak daha doğru olur. Çünkü mutluluk ve sevgiyi bilmenin yolunu kılan bir öğretidir.

    Öğretisi; kendinizle anlaşma yapacağınız dört temel bilgiyi veriyor bunu kısa vadede yapmanız olanaksız zaman ve sabır gerekiyor. Dört temel prensibi hayatınızın merkezine aldığınızda sızın için yaşamak daha kolay olacaktır.Eminim birçok kişisel gelişim kitabından benzerlerine sıkça rastladık ama ritüeller daha kalıcı hale gelmesini sağlıyor.
    1.Kullandığın sözcükleri özenle seç: bu anlaşma çok güçlüdür.Sözlerinizi doğru kullanın.Sözlerinizi sevginizi paylaşmak için kullanın.Kendinizden başlayın.Kendinize ne kadar olumlu sözcükler kullanırsanız size acı veren olaylarla başa çıkmanız daha kolay olacaktır.
    2.Hiçbir şeyi kişisel algılamayın: İnsanlar ne yaparsa, ne söylerse, ne düşünürse düşünsün kişisel algılamayın. Sizin ne kadar harika biri olduğunuzu söyleseler bile, bunu sizin yüzünüzden söylemiyorlar. Sizin harika olduğunuzu kendinizin bilmesi önemli. Aynı şey sıze hakaret ettiklerinde de geçerli :)
    3.Varsayımda bulunmayın: kızgınlığı, mutluluğu, iyiliği, kötülüğü, yardımı ya da engellemeyi hatta reddedilmeyi, bunların hiç biri için varsayımda bulunmayın
    4. Daima yapabildiğinin en iyisini yap: her ne yaparsanız yapın elınızden gelenın en iyisini yaptıgınızda sorun kalmaz


    dört anlaşmayı kendinizle dürüst bir şekilde yapınca hayat daha kolay oluyor.
  • Biri bitmeden diğeri başlayan acılar, hangi mutluluğun zekâtı?
  • Gelirim dediydin.. Gelmedin. Gelseydin, burada bahar gelmeden açan çiçekleri gösterecektim sana.. Ve yaz gelmeden yetişen meyveleri..
    O kadar güzel açıyor ki çiçekler burada.. Yüzleri öyle masum, dilleri öyle samimi.. O kadar güzel meyveler yetişiyor ki burada.. Saçları gün ışığı, gözlerinden sevgi damlıyor her bakışlarında.. Bazen yağmur yağıyor yanaklarından şıpır şıpır, inciler dökülüyor gözlerinden pıtır pıtır.. Bazen yüzlerinde gökkuşağı beliriyor.. Bazen de güneş utanıyor doğmaya, onlar sımsıkı sarılınca dualarına.. Ve ardın dan.. Ardından dallar çiçek açıyor, çiçekler meyveye duruyor, bahar geliyor..
    Mevsim bilmiyor burada çiçekler, aylar sevgi olunca.. İklim bilmiyor meyveler, günler hoşgörü olun ca.. Aylardan sevgi, günlerden hoşgörü olunca her mevsim bahar kokuyor.. Gönüllerde çağlayanlar gibi ferahlık çağlıyor, güller çevresine gülücükler dağıtıyor, gamzeler çakıyor.. Bir yaprak hışırtısı.. Bir ırmak çağıltısı.. Bir kuş cıvıltısı.. Sonra tatlı bir meltem.. Etrafa gül kokuları yayılıyor..
    Hoşgörü, çok güzel ve çok özel bir kelime.. İnsanları engince kucaklamak, sımsıcak karşılamak demek.. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek demek.. Affedilebileceğimiz her şeyi affetmek, farklı düşüncelere saygı göstermek, kusurlara göz yummak demek.. Hoşgörü, kabul edilmesi mümkün olmayan düşünceler karşısında yumuşaklıkla hareket.. Hoşgörü, merhamet etmek.. İnsana, mesleğine ve fikrine bakmadan saygı göstermek.. Herkesi kendi konumunda kabul ederek, ‘‘Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmek’’ demek..
    Hayata hoşgörüyle bakınca insan, hadiseler yumuşuyor.. Yapılan iyi hareketler değer buluyor.. Ortaya konan güzel işler daha bir iyi görünüyor.. Gül yaprağına yazılan gülden ifadeler gibi göz kamaştırıy or.. Kumrunun yuvasına dönüşü gibi mutluluk veriyor.. Hoş davranışlar güzellikleriyle büyüyor büyüyor, yerlere göklere sığmaz oluyor.. Hatalar büyütülmüyor, dikkate alınmıyor, görülmez oluyor.. Kusurlar küçülüyor küçülüyor, bir iğnenin deliğine sıkışıp kalıyor, rahatsız etmiyor..
    Burada, güzel baktığı için güzel gören, güzel gördüğü için güzel düşünen, güzel düşündüğü için hay atından lezzet alan, birbirinden güzel ve birbirinden değerli dostlar var.. Ama ne dostlar.. Hoşgörüyle bakanın geniş olur yüreği.. Yüreği geniş dostlar.. Hoşgörüyü onlarda gördüm ben.. Gelseydin bir bir anlatacaktım sana.. Dikensiz gülü herkes görür.. Bakmasını bilip de dikende gül gören ‘’hoşgörü bakışını’’ anlatacaktım sana..
    Gelirim dediydin.. Gelmedin.. Gelseydin burada öğrendiklerimi anlatacaktım sana bir bir.. Hoşgörü, iyilikleri iyilikleriyle alkışlayan, düşeni kaldıran el diyecektim.. Kötülükleri iyilikleriyle savan, gönüllerden coşan sel diyecektim.. Ne baharı belli ne de yazı, kışta çiçek açan dal diyecektim.. Hoşgörü, zorda kalmışların haline dil ve en güzeli de, sevgiyi bilenlere gül diyecektim..
    Saygı görmek istemeyen, hoşgörü ve müsamaha ummayan var mıdır dünyada?.. Ya da sevgi bekle meyen? Küçük bir çocuk, yaramazlıklarından ötürü anne ve babasından müsamahalı olmalarını ister.. Yerinde duramayan bir öğrenci, okuldaki taşkınlıklarından dolayı öğretmenlerinden hoşgörü bekler.. Suçlu, karakolda polislerden, mahkemede hakimlerden af diler.. Küçük büyüğünden, müs tahdem müdüründen, memur amirinden, asker komutanından her zaman hoşgörü ve müsamaha ister.. Kim istemez, etrafında sevgi ve hoşgörü meltemlerinin esmesini.. Ve kim beklemez, muhabbet hisleriyle kucaklanmayı..
    İnsan için en büyük teselli ve ümit kaynağı affedilmektir, merhamettir, hoşgörüdür.. Hepimiz, dünümüzün ve bugünümüzün sevgi, saygı ve hoşgörü ikliminde geçmesini arzularız.. Yarınlara da öylesine emin ve endişesiz yürümek isteriz.. Ama sevgi de, saygı da, hoşgörü de liyakat ister.. İnsanları sevmeyen sevilmeye layık değildir.. Başkalarını affetmeyenin af beklemeye hakkı yoktur.. Etrafındakileri hoşgörüyle kucaklamayanın müsamahaya liyakati olamaz.. Bu dünya etme bulma dünyası değil midir? Eden bulur.. Yeren yerilir.. Seven sevilir.. Affeden affedilir.. Hoşgören de hoşgörülür..
    Affedilmenin yolu affetmekten geçer.. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz.. Taşlanmaya götürülen bir günahkar karşısında eli taşlı kalabalığa, Hazreti İsa aleyhisselam şöyle seslenmişti:
    — İlk taşı, hiç günahı olmayan biri atsın!
    Bu sözden sonra artık bu işe kim yeltenebilir?.. Taşlanacak başı varken, başkasını taşlamaya kim cesaret edebilir?..
    Affetmenin ve hoşgörmenin ölçüsü bellidir.. Bu insani değerler, layık olanlar için geçerlidir.. Başkalarının hakkının söz konusu olduğu bir yerde müsamaha göstermek, kimsenin hakkı değildir. İnsanlara acı çektirmekten zevk alan kişileri hoşgörmek ve onları affetmek, insanlığa karşı bir saygısı zlıktır..
    ‘‘Geleceğin dünyası kinin, nefretin, şiddetin, kavganın, savaşın üzerine değil, sevginin, hoşgörünün, birbirimizi kabullenmenin üzerine bina edilecektir.’’ İşte bu yüzden, yeni nesle verilebilecek en büyük armağan onlara hoşgörü bakışını ve affetmeyi öğretmek olacaktır.. Tarlada izi olmayanın har manda yüzü olmaz.. Öğretmen okulda, annebaba evde çocuğa karşı hoşgörülü olmalı.. Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir. Sabır acıdır, meyvesi ise tatlı.. Hoşlanmadığına sabredemeyen, hoşlandığını elde edemez ki..
    İçimin en iç yanı.. Bunları anlatacaktım sana uzun uzun.. ‘’Hiç kimseye hor bakma, incitme, gönül yıkma’’ diyen dostlardan; hoşgörüyü bir muska gibi giysisine değil yüreğine takan kahramanlardan bahsedecektim.. Sana ümitlerimizi, solmayan günlerimizi anlatacaktım.. Açılan kapıları, kapıları açanı.. Hoş gelenleri.. Hoş bulduk diyenleri.. Özlenen gelince, özleyenin gözlerindeki gökkuşağının renklerini anlatacaktım..
    Yürek taş gibi olunca kalpler kırılır, gönüller yıkılır.. Toprak gibi olunca dostluklar kurulur, güller açılır.. O halde saygı toprak, sevgi güldür.. Hoşgörü ise bir gül bahçesinin adı..
    Gelirim dediydin.. Gelmedin.. Gelseydin kucaklayacaktım seni doyasıya.. Taa gönle uzanasıya.. Çayımızı kendi ellerimle her zamanki gibi yine ben demleyecektim.. Çay, yalnızlığa hüzün taşır.. Sohbete ise muhabbet.. Muhabbet demleyecektim.. Ve gül bahçesinde hoşgörüyle olgunlaşan muhabbet güllerini anlatacaktım sana..
    Yılmaz SADIKLI
  • Mektubun dikenleri elime battı diyebilirim. Bedenime batan ve senin sapladığın bu dikenler, bana acı değil, mutluluk veriyor. Senden gelipte katlanamayacağım bir acı olabilir mi ?
  • 271 syf.
    GERÇEK OLMASINI İSTEMEYECEĞİN KADAR ÇOK ACI...
     
    İnceleme yazmak benim için hiç bu kadar zor olmamıştı, kitap hakkında bir fikir sunmak yazısı olsun bu, inceleme yazmak günler geceler süreler, sayfalar sürer. Oturup tartışmamız gerekir, araştırmalar yapmak gerekir.
    Başlıyorum;
    "Biz ekranların arkasındaki zengin adamların aletleriyiz. İpleri çektiklerinde dans eden kuklalarız. Yeteneklerimiz, imkanlarımız ve yaşamlarımız tümden diğerlerinin mülküdür. Bizler entellektüel fahişeleriz."

    Hiç duygularınızın, hayat tarzınızın, yaşam şeklinizin, yediğinizin, içtiğinizin bir belirleyeni olduğunu düşündünüz mü? Kitleleri kontrol eden bir gücün etkisi altında kalma ihtimaliniz var mıdır?
    Son zamanlarda şiddetin artmasına tepki göstersekte duyarsızlaşmıyor muyuz?
    Kendini yeni baştan tanımaya ne dersin? Benimle birlikte büyük düşünmeye.. Böyle şeylerin gerçeklektikten uzak olduğunu düşünüyorsun belki de. Zihin kontrolü mü peh, bir dizi izleyip etki altında kalmak mı aslaaa. İstersen biraz daha büyük düşünelim.

    "Adlarını duymadığımız adamlar tarafından yönetiliyoruz, zihinlerimiz kalıba sokuluyor, beğenilerimiz biçimlendiriliyor, fikirlerimiz öneriliyor"....

    Cehaletin artması, insanın duyarsızlaşması, eğitimin niteliksizleşmesi, hislerin değer kaybetmesi... hepsini bir kere daha düşün. Şikayetlerin var mı seninde dünyaya dair, hayata dair? Yoksa hızla geçen resimlere dalmış geri kalanı umursamayanlardan mısın? Platonun bahsettiği teoremin aynısı bir dünya misali. Görüntüleri gerçek sandığımız bir dünya, birileri bizi kandırıyor olabilir mi?

    Kitlelerin hangi parçasısın? Kolayca şekil alanlardan mı? Umutsuzluğa ya da intihara meylettirdikleri insanlar olduğunu biliyor muydun?
    Çok soru sordum, biliyorum. Ben de sorularla dolu zihnimle çevirdim sayfaları. Bazı sayfaları okumak cidden ağır geldi bana. Yeni dünya düzenini hayal ettim. Kurmak istedikleri düzende istenmiyoruz, bu yüzden bizi, seni yönetmek istiyorlar. Bu sebeple kendi rızası dışında yüzlerce kadın kısırlaştırılmış..

    Dünya elitinin ajanları, yeryüzü halkına karşı savaşa girmiş durumda. Bir felsefeleri bile var, "kitle denetim felsefesi." İnsanın kendini ve gerçekliği algılayışını bile yeniden tasarlamak üzerine kurulu. Ne kadar denetlenirsen o kadar iyi. Meselâ, gece yarılarına kadar süren en verimli saatlerini almayı isteyen dizileri izlemeyi seviyor musun?

    Bazı hikâyeler okudum, arşivlerde olan, kaynakları sağlam hikayeler. Anlattıklarının doğru olma ihtimali ürkütücüydü.

    Bu tarz deneyler için savaşlar çok elverişlidir. Örneğin Vietnam, hitlerin yahudi kıyımı. Şu an Doğu Türkistan'da yaşanılan şeyleri bile tam bilmiyoruz. Savaş, bunu başlatanlara insanları tepe tepe kullanma hakkını veriyor...
    Gerçek kurbanların hikayelerini saçma diye bir yana bırakmak, gerçeğin gizlenmesine de neden olabilir.

    "Zihin kontrolüyle ilgili teknik yeterliliğin devasa adımı, elektromanyetik enerjinin insanların uzaktan denetlenmesi, sakatlanması ya da öldürülmesinde kullanılabilmesiyle gerçekleşti." (Nikola Tesla)
    "Uyumaya yönelik zihinsel iletiye 1 dk içinde itaat edildi."
    "Çok sayıda araştırmacı daha başarılı sonuçlar almaya başladıkları bir noktada, çalışmalarının kendilerinden alındığı benzer hikâyeler anlatıyor."
    Biliyorum alıntılarla dolu incelemeler pek sevilmez, ama araştırma ve incelemelerle dolu bir kitap için bu pek mümkün olmuyor..

    Psikaytri bilimini, tıp, mühendislik bütün bunların kötü ellerde tehlikeli olabileceğini düşünmüş müydünüz? Gördüğünüz gibi, ne yazık ki bilimi kendi lehlerine çevirdiklerinde ortaya pek iç açıcı sonuçlar çıkamayabiliyor..
    Elektromanyetik silahların deney alanından öteye taşınıp, yurttaşlar üzerine kullanıldığı oldu mu acaba? Savaş içindeki bir çok ortadoğu ülkesinde kullanılan kimyasal silahlar bunun cevabını veriyor.
    Aynı zamanda basit bir depresyon sebebiyle psikyatra başvuran bazı şanssız insanlar korkunç deneylere maruz kalabilmiş. Bunu kendi ülke vatandaşına yapabilmekle başlıyor yanlışlar silsilesi.

    Mesela kitaptan bir başlık seçelim, "Işın Savaşı"  olsun, sadece minik bir delil sunalım;
    "Eylül 1987'de, elektromanyetizm üzerine bir konferansta Puharich şöyle söylüyor:
    "1981'de ABD hükümeti kapsamlı ELF savaşına girdi; Avustralya ve Afrika'da tüm büyük vericileri kurdu, bu vericiler hala fââl; her şey gizlenmiş, kimse bir şey söylemiyor." ELF dalgaları olup olabilecek en düşük frekans, engellenmesi olanaksız. Üstelik kanser hastalığına bile sebep olabiliyorlar.

    Her başlığın altında oturup konuşmamız lazım. Hepsi önemli şeylerden bahsediyor. Şunu da bilmelisiniz ki, bugün ki internet dediğimiz şey ortak bir bilgiler ağı sunuyor ama biz onu kullanırsak. Onun bizi olumsuz kullanma ihtimali de var, sonsuz bir deniz gibi. Arka planda bize sunulan bilgilerin çok daha detayını görenler var. Yaptığınız aramalardan, yönelimlerinizden sizi tanıyorlar. Tek dünya beyni oluşturmaya çalışıyorlar.

    Son yüzyılın süratlenen ilerleyişinden bir anlam çıkaran özgür ve hızlı eylem sevdalısı olan yönetici, elit, gelecek 20 yıl içinde insan türünün bedenleri ve zihinleri üzerinde, tam bir kontrolü etkili olarak gerçekleştirecek. Belki de çoktan gerçekleştirdi bile.

    İşte oldurulmak istenen yeni insan bu, bedeni ve zihni çalınmış, ruhu olduğunu düşündüğü hayvan dürtülerine indirgenmiş. Gerçeklik algısı elekronik imajlarla desteklenmiş, örümcek ağı gerçekliği asla algılamayacağı biçimlerle önüne sunulmuş. Mutluluk bir tüple, elektronik bir bağlantıyla ulaşılır hâle getirilmiş.
    " Zihin kontrolü ve insan kontrolü için ileri teknolojinin yaratılmasıyla, bu sayfalardaki şiddetin ezberden okunması gibi bir cehennemin kıyısında duruyoruz." Şiddet artık size de bütün yönleriyle bildiğimiz bir tanıdık gibi gelmiyor mu?

    Ee ne olacak şimdi? Bu kontrolleri durduramazsak tek insan türü olacak moronlar ve ahmaklar, özgürlüğün varlığını bile unutacak. Sahiden özgür müsünüz? Sahiden acıyı hissediyor musunuz? İzlediğiniz binlerce videodan elinizde neler kaldı? Elektrik gidince mum yakabilecek misiniz karanlığınıza? Kendinize ait bir tane hayaliniz, düşünceniz var mıdır? Markalar bir hapishane, kozmetik bir hapishane sayılmaz mı? Özgür müsün?
    Bu kitabı okuduktan sonra insan eyleme geçmek zorunda hissediyor kendini. Temkini elden bırakası gelmiyor. Yasa dışı ve şiddet içerikli en ufak şeye dahi karşı olmak, bir duruşu olmaktır. Özgürlüğümüze, insanlığa yönelik saldırılara karşı kendimizi korumalıyız. Bu kitlesel kontrolü sonlandırmalıyız.
  • Arkadaşlar elimde bir kitap var yıllardır okuyorum, ama her gün, her saat, her dakika hatta her saniye bile yanımda. Okuduğum her saniyede; kimi zaman acı, kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk, kimi zamanda kedere kapılıyorum.
    Dün mesela okuduğum bir sayfasında bir genç kıza rastladım 17 yaşlarında bir fidan, annesiyle tartışıyor ve tartışma esnasında kendini 5. Kattan aşağı atarak intihar ediyor ve hayatına son veriyor. Kitabı okudukça şunu fark ettim o intihar eden melek aslında giderken bir eliyle de bütün insanlığı götürüyor. Genç kız öldükten sonra herkes bir şeyler söylemeye başlıyor, sevgilisinden hamile kaldığı için intihar etti dediler. Kız öldü dedim, sevgilisi varmış dediler kız öldü dedim tecavüze uğramış dediler, kız öldü dedim zorla evlendirilecek dediler YAHUU KIZ ÖLDÜ ÖLDÜ!!!! Dedim, allah affetmesin evlatlarımıza kötü örnek oldu dediler.
    Kız öldü;
    Etrafa kötü örnek oldu
    Allah’a isyan etti
    İntihar ettiği için müslüman olarak ölmedi
    Evlendirileceği erkeğe ayıp oldu
    Yazıklar olsun eyy insanlar!! biraz merhamet edin yahuu
    kız her şey oldu ama bir türlü insan olarak görülmedi.!!!