• Bakara Suresi, 124. ayet: Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler Benim ahdime erişemez" dedi.
    Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    Bakara Suresi, 126. ayet: Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah: "Sadece inananları değil) inkar edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti.
    Bakara Suresi, 127. ayet: İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin";
    Bakara Suresi, 128. ayet: "Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin."
    Bakara Suresi, 130. ayet: Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir.
    Bakara Suresi, 131. ayet: Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
    Bakara Suresi, 132. ayet: Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.)
    Bakara Suresi, 133. ayet: Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi.
    Bakara Suresi, 135. ayet: Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi."
    Bakara Suresi, 136. ayet: Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."
    Bakara Suresi, 140. ayet: Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
    Bakara Suresi, 258. ayet: Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
    Al-i İmran Suresi, 33. ayet: Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;
    Al-i İmran Suresi, 34. ayet: Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir.
    Al-i İmran Suresi, 65. ayet: "Ey Kitap Ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
    Al-i İmran Suresi, 67. ayet: İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi.
    Al-i İmran Suresi, 68. ayet: Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir.
    Al-i İmran Suresi, 84. ayet: De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız."
    Al-i İmran Suresi, 95. ayet: De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi."
    Al-i İmran Suresi, 97. ayet: Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
    Nisa Suresi, 54. ayet: Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
    Nisa Suresi, 163. ayet: Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
    En'am Suresi, 74. ayet: Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."
    En'am Suresi, 75. ayet: Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
    En'am Suresi, 76. ayet: Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim Rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
    En'am Suresi, 77. ayet: Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "Bu benim Rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demişti, "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."
    En'am Suresi, 78. ayet: Sonra Güneş'i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim Rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
    En'am Suresi, 79. ayet: "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
    En'am Suresi, 80. ayet: Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
    En'am Suresi, 81. ayet: "Hem siz, O'nun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz."
    En'am Suresi, 83. ayet: Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
    En'am Suresi, 84. ayet: Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
    En'am Suresi, 161. ayet: De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi."
    Tevbe Suresi, 70. ayet: Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
    Tevbe Suresi, 114. ayet: İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
    Hud Suresi, 69. ayet: Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
    Hud Suresi, 70. ayet: Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik."
    Hud Suresi, 71. ayet: Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
    Hud Suresi, 72. ayet: "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
    Hud Suresi, 73. ayet: Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir."
    Hud Suresi, 74. ayet: İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda Bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
    Hud Suresi, 75. ayet: Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi.
    Hud Suresi, 76. ayet: "Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir."
    Yusuf Suresi, 6. ayet: "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Yusuf Suresi, 38. ayet: "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler."
    İbrahim Suresi, 35. ayet: Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut."
    İbrahim Suresi, 36. ayet: "Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin."
    İbrahim Suresi, 37. ayet: "Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."
    İbrahim Suresi, 38. ayet: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
    İbrahim Suresi, 39. ayet: "Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir."
    İbrahim Suresi, 40. ayet: "Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur."
    İbrahim Suresi, 41. ayet: "Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla"
    Hicr Suresi, 51. ayet: Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
    Hicr Suresi, 52. ayet: Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
    Hicr Suresi, 53. ayet: Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
    Hicr Suresi, 54. ayet: Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
    Hicr Suresi, 55. ayet: Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
    Hicr Suresi, 56. ayet: Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
    Hicr Suresi, 57. ayet: Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
    Hicr Suresi, 58. ayet: Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
    Hicr Suresi, 59. ayet: "Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
    Hicr Suresi, 60. ayet: "Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
    Nahl Suresi, 120. ayet: Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.
    Nahl Suresi, 121. ayet: O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti.
    Nahl Suresi, 122. ayet: Ve Biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.
    Nahl Suresi, 123. ayet: Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi."
    Meryem Suresi, 41. ayet: Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi.
    Meryem Suresi, 42. ayet: Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
    Meryem Suresi, 43. ayet: "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
    Meryem Suresi, 44. ayet: "Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır."
    Meryem Suresi, 45. ayet: "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
    Meryem Suresi, 46. ayet: (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."
    Meryem Suresi, 47. ayet: (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
    Meryem Suresi, 48. ayet: "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
    Meryem Suresi, 49. ayet: Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
    Meryem Suresi, 50. ayet: Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
    Meryem Suresi, 58. ayet: İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
    Enbiya Suresi, 51. ayet: Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.
    Enbiya Suresi, 52. ayet: Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?
    Enbiya Suresi, 53. ayet: "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.
    Enbiya Suresi, 54. ayet: Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."
    Enbiya Suresi, 55. ayet: 'Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?"
    Enbiya Suresi, 56. ayet: "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."
    Enbiya Suresi, 57. ayet: "Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."
    Enbiya Suresi, 58. ayet: Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.
    Enbiya Suresi, 59. ayet: "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.
    Enbiya Suresi, 60. ayet: "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.
    Enbiya Suresi, 61. ayet: Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
    Enbiya Suresi, 62. ayet: Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"
    Enbiya Suresi, 63. ayet: "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin."
    Enbiya Suresi, 64. ayet: Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.
    Enbiya Suresi, 65. ayet: Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."
    Enbiya Suresi, 66. ayet: Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?"
    Enbiya Suresi, 67. ayet: "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?"
    Enbiya Suresi, 68. ayet: Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."
    Enbiya Suresi, 69. ayet: Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
    Enbiya Suresi, 70. ayet: Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.
    Enbiya Suresi, 71. ayet: Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.
    Enbiya Suresi, 72. ayet: Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.
    Enbiya Suresi, 72. ayet: Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.
    Enbiya Suresi, 73. ayet: Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.
    Hac Suresi, 26. ayet: Hani Biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."
    Hac Suresi, 27. ayet: "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler."
    Hac Suresi, 42. ayet: Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı.
    Hac Suresi, 43. ayet: İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de:
    Hac Suresi, 78. ayet: Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
    Şuara Suresi, 69. ayet: Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:
    Şuara Suresi, 70. ayet: Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
    Şuara Suresi, 71. ayet: Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
    Şuara Suresi, 72. ayet: Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
    Şuara Suresi, 73. ayet: "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
    Şuara Suresi, 74. ayet: "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
    Şuara Suresi, 75. ayet: (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
    Şuara Suresi, 76. ayet: "Hem siz, hem de eski atalarınız?"
    Şuara Suresi, 77. ayet: "İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"
    Şuara Suresi, 78. ayet: "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
    Şuara Suresi, 79. ayet: "Bana yediren ve içiren O'dur;"
    Şuara Suresi, 80. ayet: "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
    Şuara Suresi, 81. ayet: "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
    Şuara Suresi, 82. ayet: "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
    Şuara Suresi, 83. ayet: "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
    Şuara Suresi, 84. ayet: "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
    Şuara Suresi, 85. ayet: "Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"
    Şuara Suresi, 86. ayet: "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
    Şuara Suresi, 87. ayet: "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
    Şuara Suresi, 88. ayet: 'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
    Şuara Suresi, 89. ayet: "Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
    Ankebut Suresi, 16. ayet: İbrahim de; hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."
    Ankebut Suresi, 18. ayet: "Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir."
    Ankebut Suresi, 24. ayet: Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır.
    Ankebut Suresi, 25. ayet: (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."
    Ankebut Suresi, 26. ayet: Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Ankebut Suresi, 27. ayet: Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır.
    Ankebut Suresi, 31. ayet: Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular."
    Ankebut Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
    Ahzab Suresi, 7. ayet: Hani Biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
    Saffat Suresi, 83. ayet: Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
    Saffat Suresi, 84. ayet: Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
    Saffat Suresi, 85. ayet: Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
    Saffat Suresi, 86. ayet: "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"
    Saffat Suresi, 87. ayet: "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
    Saffat Suresi, 88. ayet: Sonra yıldızlara bir göz attı.
    Saffat Suresi, 89. ayet: "Ben, doğrusu hastayım" dedi.
    Saffat Suresi, 90. ayet: Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
    Saffat Suresi, 91. ayet: Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.
    Saffat Suresi, 92. ayet: "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"
    Saffat Suresi, 93. ayet: Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
    Saffat Suresi, 94. ayet: Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
    Saffat Suresi, 95. ayet: Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
    Saffat Suresi, 96. ayet: "Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."
    Saffat Suresi, 97. ayet: Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."
    Saffat Suresi, 98. ayet: Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
    Saffat Suresi, 99. ayet: (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."
    Saffat Suresi, 100. ayet: "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."
    Saffat Suresi, 101. ayet: Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
    Saffat Suresi, 102. ayet: Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın."
    Saffat Suresi, 103. ayet: Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
    Saffat Suresi, 104. ayet: Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.
    Saffat Suresi, 105. ayet: "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz."
    Saffat Suresi, 106. ayet: Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
    Saffat Suresi, 107. ayet: Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
    Saffat Suresi, 108. ayet: Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
    Saffat Suresi, 109. ayet: İbrahim'e selam olsun.
    Saffat Suresi, 110. ayet: Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
    Saffat Suresi, 111. ayet: Şüphesiz o, Bizim mü'min olan kullarımızdandır.
    Saffat Suresi, 112. ayet: Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.
    Saffat Suresi, 113. ayet: Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
    Sad Suresi, 45. ayet: Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.
    Sad Suresi, 46. ayet: Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.
    Sad Suresi, 47. ayet: Ve gerçekten onlar, Bizim Katımız'da seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır.
    Şura Suresi, 13. ayet: O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.
    Zuhruf Suresi, 26. ayet: Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."
    Zuhruf Suresi, 27. ayet: "(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir."
    Zariyat Suresi, 24. ayet: Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
    Zariyat Suresi, 25. ayet: Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
    Zariyat Suresi, 26. ayet: Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
    Zariyat Suresi, 27. ayet: Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
    Zariyat Suresi, 28. ayet: (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
    Zariyat Suresi, 29. ayet: Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
    Zariyat Suresi, 30. ayet: Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."
    Zariyat Suresi, 31. ayet: (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
    Zariyat Suresi, 32. ayet: "Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
    Zariyat Suresi, 33. ayet: "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
    Zariyat Suresi, 34. ayet: "(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
    Zariyat Suresi, 35. ayet: Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.
    Zariyat Suresi, 36. ayet: Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.
    Necm Suresi, 37. ayet: Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan...
    Hadid Suresi, 26. ayet: Andolsun, Biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
    Mümtehine Suresi, 4. ayet: İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik ve 'içten Sana yöneldik.' Dönüş Sanadır."
    A'la Suresi, 19. ayet: İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde.
  • Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da, (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım." dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez." dedi. (Bakara, 2/124)

    Hani Evi (Kâbe'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin" İbrahim ve İsmail'e de "Evimi tavaf edenler itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik. (Bakara, 2/125)

    Hani İbrahim: "Rabbim bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır." demişti de (Allah: "Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o." demişti. (Bakar, 2/126)

    İbrahim İsmail'le birlikte Evin (Kâbe'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen işiten ve bilensin." (Bakar, 2/127)

    "Rabbimiz ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara, 2/128)

    Kendi nefsini aşağılık kılandan başka İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir. (Bakara, 2/130)

    Rabbi ona: "Teslim ol." dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum." demişti. (Bakar, 2/131)

    Bunu, İbrahim oğullarına vasiyet etti Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti siz de ancak Müslüman olarak can verin." (diye benzer bir vasiyette bulundu.) (Bakar, 2/132)

    Yoksa siz Yakub'un ölüm anında orada şahidler miydiniz? O oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk." demişlerdi. (Bakar, 2/133)

    Dediler ki: "Yahudi veya Hristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi." (Bakara, 2/135)

    Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Bakara, 2/136)

    Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." (Bakara, 2/140)

    Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür." demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim." demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir." deyince o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara, 2/258)

    Gerçek şu ki Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti. (Âl-i İmran, 3/33)

    Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah, işitendir, bilendir. (Âl-i İmran, 3/34)

    Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Âl-i İmran, 3/65)

    İbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyandı: ancak O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi. (Âl-i İmran, 3/67)

    Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah müminlerin velisidir. (Âl-i İmran, 3/68)

    De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Âl-i İmran, 3/84)

    De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O müşriklerden değildi." (Âl-i İmran, 3/95)

    Orada apaçık âyetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse, o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah âlemlere karşı muhtaç olmayandır. (Âl-i İmran, 3/97)

    Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine, Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülkde verdik. (Nisa, 4/54)

    Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik. (Nisa, 4/163)

    Hani İbrahim babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (En'âm, 6/74)

    Böylece İbrahim'e -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. (En'âm, 6/75)

    Gece üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup gidenleri sevmem." demişti. (En'âm, 6/76)

    Ardından ayı (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "Bu benim rabbim." demiş fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demişti "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse, gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum." (En'âm, 6/77)

    Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim bu en büyük." demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım." (En'âm, 6/78)

    "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim." (En'âm, 6/79)

    Kavmi onunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken siz benimle Allah konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (En'âm, 6/80)

    "Hem siz Onun, haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu hâlde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz." (En'âm, 6/81)

    Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir bilendir. (En'âm, 6/83)

    Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. (En'âm, 6/84)

    De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola ilet, dimdik duran bir dine İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O müşriklerden değildi." (En'âm, 6/161)

    Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (9/70)

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim çok duygulu yumuşak huyluydu. (Tevbe, 9/114)

    Andolsun elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. (Hud, 11/69)

    Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz, Lut kavmine gönderildik." (Hud, 11/70)

    Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. (Hud, 11/71)

    "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şey!.." (Hud, 11/72)

    Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir ey ev halkı. Şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir." (Hud, 11/73)

    İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı. (Hud, 11/74)

    Doğrusu İbrahim yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (Hud, 11/75)

    "Ey İbrahim bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir." (Hud, 11/76)

    Böylece Rabbin, seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Yusuf, 12/6)

    "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler." (Yusuf, 12/38)

    Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." (İbrahim, 14/35)

    "Rabbim, gerçekten onlar, insanlardan birçoğunu şaşırtıp saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette sen bağışlayansın, esirgeyensin." (İbrahim, 14/36)

    "Rabbimiz, gerçekten ben çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında, ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (İbrahim, 14/37)

    "Rabbimiz, şüphesiz Sen bizim saklı tuttuklarımızı da açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (İbrahim, 14/38)

    "Hamd Allah'a aittir ki O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir." (İbrahim, 14/39)

    "Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz duamı kabul buyur." (İbrahim, 14/40)

    "Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün beni, anne-babamı ve müminleri bağışla." (İbrahim, 14/41)

    Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver. (Hicr, 15/51)

    Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti. (Hicr, 15/52)

    Dediler ki: "Korkma, biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz." (Hicr, 15/53)

    Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?" (Hicr, 15/54)

    Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma." (Hicr, 15/55)

    Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?" (Hicr, 15/56)

    "Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?" dedi. (Hicr, 15/57)

    Dediler ki: "Gerçekte biz suçlu günahkâr olan bir topluluğa gönderildik." (Hicr, 15/58)

    Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. (Hicr, 15/59)

    Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o geride kalanlardandır. (Hicr, 15/60)

    Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (Nahl, 16/120)

    O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. (Nahl, 16/121)

    Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o ahirette de salih olanlardandır. (Nahl, 16/122)

    Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi." (Nahl, 16/123)

    Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o doğruyu söyleyen bir peygamberdi. (Meryem, 19/41)

    Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın? (Meryem, 19/42)

    "Babacığım! Gerçek şu ki bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım." (Meryem, 19/43)

    "Babacığım! Şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan Rahman'a başkaldırandır." (Meryem, 19/44)

    "Babacığım! Gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun." (Meryem, 19/45)

    (Babası) Demişti ki: "İbrahim sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş (bir yerlere) git." (Meryem, 19/46)

    (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim; çünkü O bana pek lütufkârdır." dedi. (Meryem, 19/47)

    "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım." (Meryem, 19/48)

    Böylelikle onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup ayrılınca, ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık. (Meryem, 19/49)

    Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. (Meryem, 19/50)

    İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (Meryem, 19/58)

    Andolsun bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik. (Enbiya, 21/51)

    Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?" (Enbiya, 21/52)

    "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler. (Enbiya, 21/53)

    Dedi ki: "Andolsun siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz." (Enbiya, 21/54)

    "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?" (Enbiya, 21/55)

    "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim." (Enbiya, 21/56)

    "Andolsun, Allah'a sizler arkanızı dönüp gittikten sonra ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım." (Enbiya, 21/57)

    Böylece o yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. (Enbiya, 21/58)

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden biridir." dediler. (Enbiya, 21/59)

    "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik." dediler. (Enbiya, 21/60)

    Dediler ki: "Öyleyse onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." (Enbiya, 21/61)

    Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (Enbiya, 21/62)

    "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa siz onlara soruverin." (Enbiya, 21/63)

    Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) "Zalimler sizlersiniz, sizler!" dediler. (Enbiya, 21/64)

    Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." (Enbiya, 21/65)

    Dedi ki: "O hâlde Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?" (Enbiya, 21/66)

    "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" (Enbiya, 21/67)

    Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (Enbiya, 21/68)

    Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya, 21/69)

    Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya, 21/70)

    Onu ve Lut'u kurtarıp içinde âlemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık. (Enbiya, 21/71)

    Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. (Enbiya, 21/72)

    Ve onları kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (Enbiya, 21/73)

    Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükûa ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (Hac, 22/26)

    "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen, yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler." (Hac, 22/27)

    "Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı. (Hac, 22/42)

    İbrahim'in kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini) yalanladılar. (Hac, 22/43)

    Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (Hac, 22/78)

    (Resûlüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.(Şuâra, 26/69)

    Hani babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti. (Şuâra, 26/70)

    Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz." (Şuâra, 26/71)

    Dedi ki: "Peki dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?" (Şuâra, 26/72)

    "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?" (Şuâra, 26/73)

    "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." (Şuâra, 26/74)

    (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?" (Şuâra, 26/75)

    "Hem siz hem de eski atalarınız?" (Şuâra, 26/76)

    "İşte bunlar gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç." (Şuâra, 26/77)

    "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;" (Şuâra, 26/78)

    "Bana yediren ve içiren O'dur;" (Şuâra, 26/79)

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;" (Şuâra, 26/80)

    "Beni öldürecek sonra diriltecek olan da O'dur." (Şuâra, 26/81)

    "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;" (Şuâra, 26/82)

    "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;" (Şuâra, 26/83)

    "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver." (Şuâra, 26/84)

    "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl." (Şuâra, 26/85)

    "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır." (Şuâra, 26/86)

    "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme." (Şuâra, 26/87)

    "'Malın da çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde." (Şuâra, 26/88)

    "Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka." (Şuâra, 26/89)

    İbrahim de; hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Ankebût, 29/16)

    Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise yalnızca açık bir tebliğdir. (Ankebût, 29/18)

    Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın!.." demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için âyetler vardır. (Ankebût, 29/24)

    (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi inkâr edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebût, 29/25)

    Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Ankebût, 29/26)

    Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o ahirette salih olanlardandır. (Ankebût, 29/27)

    Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman dediler ki: "Gerçek şu ki biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular." (Ankebût, 29/31)

    Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır." (Ankebût, 29/32)

    Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık. (Ahzab, 33/7)

    Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. (Saffât, 37/83)

    Hani o Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. (Saffât, 37/84)

    Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?" (Saffât, 37/85)

    "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?" (Saffât, 37/86)

    "Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" (Saffât, 37/87)

    Sonra yıldızlara bir göz attı. (Saffât, 37/88)

    "Ben doğrusu hastayım." dedi. (Saffât, 37/89)

    Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. (Saffât, 37/90)

    Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi. (Saffât, 37/91)

    "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?" (Saffât, 37/92)

    Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. (Saffât, 37/93)

    Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. (Saffât, 37/94)

    Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" (Saffât, 37/95)

    "Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır." (Saffât, 37/96)

    Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffât, 37/97)

    Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffât, 37/98)

    (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben Rabbime gidiciyim; O beni hidayete erdirecektir." (Saffât, 37/99)

    "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et." (Saffât, 37/100)

    Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Saffât, 37/101)

    Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın." (Saffât, 37/102)

    Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup, (babası İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (Saffât, 37/103)

    Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik. (Saffât, 37/104)

    "Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz." (Saffât, 37/105)

    Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. (Saffât, 37/106)

    Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.(Saffât, 37/107)

    Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (Saffât, 37/108)

    İbrahim'e selam olsun. (Saffât, 37/109)

    Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (Saffât, 37/110)

    Şüphesiz o bizim mümin olan kullarımızdandır. (Saffât, 37/111)

    Biz ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik. (Saffât, 37/112)

    Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan ihsanda bulunan (muhsin olan) da var açıkça kendi nefsine zulmeden de. (Saffât, 37/113)

    Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla. (Sâd, 38/45)

    Gerçekten biz onları, katıksızca yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. (Sâd, 38/46)

    Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. (Sâd, 38/47)

    "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir. (Şûrâ, 42/13)

    Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım." (Zuhruf, 43/26)

    "(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip iletecektir." (Zıuhruf, 43/27)

    Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? (Zâriyât, 51/24)

    Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk." (Zâriyât, 51/25)

    Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi. (Zâriyât, 51/26)

    Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi. (Zâriyât, 51/27)

    (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (Zâriyât, 51/28)

    Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?" dedi. (Zâriyât, 51/29)

    Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O hüküm ve hikmet sahibidir bilendir." (Zâriyât, 51/30)

    (İbrahim) dedi ki: "Şu hâlde sizin asıl isteğiniz nedir ey elçiler?" (Zâriyât, 51/31)

    "Doğrusu biz suçlu günahkâr bir kavme gönderildik" dediler. (Zâriyât, 51/32)

    "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için." (Zâriyât, 51/33)

    "(Ki bu taşların her biri) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir." (Zâriyât, 51/34)

    Bu arada müminlerden orda kim varsa çıkardık. (Zâriyât, 51/35)

    Ne var ki orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık. (Zâriyât, 51/36)

    Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler):.. (Necm, 53/37)

    Andolsun Biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadîd, 57/26)

    İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim babasına: "Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler:) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. (Mumtehine, 60/4)

    İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde. (A'la, 87/19)
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.

    2. Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.

    3. Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.

    4. İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.

    5. Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.

    6. Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.

    7. Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

    8. Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.

    9. Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır.(1) Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.

    (1) Âyetin bu cümlesi, "Bu doğru yoldan sapanlar da vardır" şeklinde de tercüme edilebilir.

    10. O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.

    11. Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.

    12. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.

    13. Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.

    14. O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O’nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir.

    15,16. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.

    17. Şu hâlde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?

    18. Hâlbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    19. Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.

    20. Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar.

    21. Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.

    22. Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr etmekte, kendileri de büyüklük taslamaktadırlar.

    23. Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.

    24. Onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları” dediler.

    25. Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.

    26. Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.

    27. Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirlerin üzerinedir.”

    28. O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.”

    29. “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”

    30. Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselere, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayr indirdi” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir.

    31. İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları böyle mükâfatlandırır.

    32. Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler.

    33. (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

    34. Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.

    35. Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

    36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan(2) kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

    (2) Tâğût ile ilgili olarak bakınız: Bakara sûresi, âyet, 256.

    37. Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.

    38. Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    39. (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!

    40. Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen oluverir.

    41. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi..

    42. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.

    43. Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.(3)

    (3) Âyetin son cümlesi, "Bilmiyorsanız Kitap ehline sorun" şeklinde de tercüme edilebilir.

    44. (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.

    45. Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?

    46. Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.

    47. Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

    48. Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.

    49. Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (boyun eğerler).

    50. Üzerlerinde hâkim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.

    51. Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek ilâhtır. O hâlde, yalnız benden korkun.”

    52. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İtaat de daima O’na olmalıdır. Öyle iken siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?

    53. Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız.

    54. Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar.

    55. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz!

    56. Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

    57. Onlar, kızları Allah’a nispet ediyorlar -ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini.

    58. Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!

    59. Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!

    60. Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

    62. Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır.

    63. Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

    64. Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.

    65. Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.

    66. Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.

    67. Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.

    68. Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”

    69. “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.

    70. Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

    71. Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar?

    72. Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

    73. Allah’ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar.

    74. Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.

    76. Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?

    77. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    78. Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.

    79. Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.

    80. Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.

    81. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.

    82. Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.

    83. Onlar, Allah’ın nimetini bilirler, sonra da inkâr ederler. Onların çoğu kâfirlerdir.

    84. Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.

    85. O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.

    86. Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar.

    87. Onlar o gün Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur.

    88. İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.

    89. (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.

    90. Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

    91. Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir.

    92. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.

    93. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

    94. Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır.

    95. Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.

    96. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.

    97. Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.

    98. Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.(4)

    (4) Âyette sözü edilen Allah’a sığınma, “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” diyerek yapılır.

    99. Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.

    100. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.

    101. Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

    102. Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.”

    103. Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.(5)

    (5) Müşrikler, Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğunu inkâr ediyorlar ve okuma yazma bilmeyen Hz. Peygamberin de, böyle son derece yüksek edebî yapıya sahip olan Kur’an’ı yazmış olacağına da ihtimal vermiyorlar, olsa olsa onu Arap olmayan birinden öğrenmiş olabileceğini iddia ediyorlardı. Bu âyette bu tür iddialara cevap verilmektedir.

    104. Allah’ın âyetlerine inanmayanları, Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

    105. Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.

    106. Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.

    107. Bu, onların dünya hayatını sevip ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir.

    108. İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.

    109. Hiç şüphesiz onlar, ahirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir.

    110. Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    111. Herkesin nefsi için mücadele ederek geleceği, kendilerine zulmedilmeksizin herkese yaptığının karşılığının eksiksiz ödeneceği günü düşün.

    112. Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.

    113. Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.

    114. Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.

    115. Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(6)

    (6) Yenmesi yasaklanan şeylerle ilgili olarak ayrıca bakınız: Bakara sûresi, âyet, 173.

    116. Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.

    117. (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Hâlbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır.

    118. Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

    119. Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(7)

    (7) Tövbe ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Nisâ sûresi, âyet, 17-18.

    120. Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.

    121. O’nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.

    122. Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

    123. Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.

    124. Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

    125. (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.

    126. Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

    127. Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.

    128. Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.
  • "Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
    Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.
    Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir."
  • *NÜZUL SIRASINA GÖRE KUR’AN’DAKİ EMİRLER VE YASAKLAR (207 Madde)

    1) Kur’an okuyun! (Alak, 1)
    2) Kulluk görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyenlere itaat etmeyin! (Alak, 19)
    3) Secde edin! (Alak, 19)
    4) İnkârcılara itaat etmeyin! (Kalem, 8-15)
    5) Sabırlı olun! (Kalem, 48)
    6) Geceleri değerlendirin! (Müzzemmil, 2-4)
    7) Allah'ın adını anın ve tüm benliğinizle O'na yönelin! (Müzzemmil, 8)
    8) Yalnız Allah'a dayanıp güvenin! (Müzzemmil, 9)
    9) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun! (Müzzemmil, 20)
    10) Namaz kılın! (Müzzemmil, 20)
    11) Zekâtı verin! (Müzzemmil, 20)
    12) Allah'tan af dileyin! (Müzzemmil, 20)
    13) İnsanları uyarın! (Müddessir, 2)
    14) Her türlü pislikten uzak durun! (Müddessir, 4-5)
    15) Allah ile kul arasına girmeyin! (Müddessir, 11)
    16) Allah'ın adını yüceltin! (A'la, 1)
    17) Kur'an'la öğüt verin! (A'la, 9)
    18) Yetimi horlamayın! Yetimin hakkına dokunmayın! (Duha, 9)
    19) Bir şey isteyeni hor görmeyin! (Duha, 10)
    20) Dilenciyi azarlamayın! (Duha, 10)
    21) Allah'ın nimetlerini dile getirin! (Duha, 11)
    22) Sürekli faaliyette olun, çalışkan olun! (Inşirah, 7)
    23) Allah'ı anmaktan yüz çevirenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    24) Dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    25) Kendinizi temize çıkarmayın! (Necm, 32)
    26) Rabbinizden size indirilene uyun! (A'raf, 3)
    27) Allah'tan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyin! (A'raf, 3) 5
    28) Dini yalnız Allah'a özgüleyerek dua edin! (A'raf, 29)
    29) İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin! (A'raf, 31)
    30) Nimetlerden faydalanın ama israf etmeyin! (A'raf, 31)
    31) Dualarınızı yalvara yakara, gizlice ve yapın! (A'raf, 55)
    32) Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (A'raf, 56)
    33) Allah'a güzel isimleriyle dua edin! (A'raf, 180)
    34) Affetmeyi esas alın! (A'raf, 199)
    35) İyiyi ve güzeli emredin! (A'raf, 199)
    36) Cahillerden yüz çevirin! (A'raf, 199)
    37) Şeytandan Allah'a sığının! (A'raf, 200)
    38) Kur'an okunduğu zaman susun ve dinleyin! (A'raf, 204)
    39) Allah'ı benliğinizin içinden anın! (A'raf, 205)
    40) Allah'ı sesinizi yükseltmeden anın! (A'raf, 205)
    41) Allah'tan başkasına dua etmeyin! (Cin, 18)
    42) Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın! (Fatir, 3)
    43) Şeytanı düşman bilin! (Fatir, 6)
    44) Namaza sabırla devam edin! (Taha, 132)
    45) Ailenize namazı emredin! (Taha, 132)
    46) Günahkârların nasıl bir sona uğradıklarına bakın! (Neml, 69)
    47) Yeryüzünü gezip dolaşın! (Neml, 69)
    48) Allah'tan başka hiçbir varlığa kulluk etmeyin! (Isra, 23)
    49) Anne ve babaya çok iyi davranın! (Isra, 23-24)
    50) Akrabaya yardımcı olun! (Isra, 26)
    51) Düşküne yardımcı olun! (Isra, 26)
    52) Yolda kalmışa yardımcı olun! (Isra, 26)
    53) Harcamalarda orta yoldan ayrılmayın! (İsra, 29)
    54) Geçim kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Isra, 31)
    55) Zinaya yaklaşmayın! (Isra, 32)
    56) Cana kıymayın! (Isra, 33) 6
    57) Ahde vefalı olun! (Isra, 34)
    58) Ölçü ve tartıda dürüst olun! (Isra, 35)
    59) Hakkında bilginiz olmayan şeyin ardına düşmeyin! (Isra, 36)
    60) Kibirlenip böbürlenmeyin! (Isra, 37)
    61) Namaz sırasında sesinizi ne yükseltin ne de kısın! (Isra, 110)
    62) Göklerde ve yerde neler var araştırın! (Yunus, 101)
    63) Zalimlere eğilim göstermeyin! (Hud, 113)
    64) Hak dostlarını horlamayın! (En'am, 52)
    65) Dünya hayatının aldattığı kişilerden uzak durun! (En'am, 70)
    66) Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun! (En'am, 70)
    67) Diğer dinlere ve inananlarına sövmeyin! (En'am, 108)
    68) Üzerine Allah'ın adı anılan şeylerden yiyin! (En'am, 118)
    69) Günahın görüneninden de görünmeyeninden de kaçının! (En'am, 120)
    70) Adil olun! (En'am, 152)
    71) Dini Allah'a has kılın ona kulluk edin! (Zümer, 2)
    72) Allah'tan ümit kesmeyin! (Zümer, 53)
    73) Kötülüğü en güzel tavırla savın! (Fussilet, 34-35)
    74) İhtilaflarla karşılaştığınızda hükmü Allah'a bırakın! (Şura, 10)
    75) Dinde ayrı düşüp fırkalara ayrılmayın! (Şura, 13-14)
    76) Dosdoğru olun! (Şura, 15-16)
    77) Resulullah’a ve ailesine sevgi, saygı gösterin! (Şura, 23)
    78) Allah'a kaçıp sığının! (Zariyat, 50)
    79) Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin! (Kehf, 23-24)
    80) Müminlerin yanlarında bulun! (Kehf, 28)
    81) Bilmediklerinizi bilenlere sorun! (Nahl, 43)
    82) Allah'ın emsallerini aramaya kalkmayın! (Nahl, 74)
    83) Yeminlerinizi bozmayın! (Nahl, 91-94)
    84) Nimetlere şükredin! (Nahl, 114)
    85) Uydurma haramlar icat etmeyin! (Nahl, 116) 7
    86) Hz. İbrahim'in dinine uyun! (Nahl, 123)
    87) Allah'ın yoluna çağrıyı hikmetle, güzel öğütle , güzel tartışmayla yapın!(Nahl, 125)
    88) Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın! (Nahl, 126)
    89) Kendi ellerindeki parça parça bilgileri tek doğru sananlardan uzak durun!(Müminun, 52-54)
    90) Yalan sözden uzak durun! (Hac, 30)
    91) Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin! (Hac, 78)
    92) Sabır ve namaz ile yardım dileyin! (Bakara, 45)
    93) Sürüye dönüşmeyin! (Bakara, 104)
    94) Hayırlarda yarışın! (Bakara, 148)
    95) Kâbe'yi kıble edinin! (Bakara, 150)
    96) Helal yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    97) Temiz yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    98) Kısası uygulayın! (Bakara, 178-179)
    99) Ramazan ayını oruçlu geçirin! (Bakara, 183-185)
    100) Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin! (Bakara, 187)
    101) Birbirinizin mal varlığını haksız yoldan yemeyin! (Bakara, 188)
    102) Rüşvete bulaşmayın! (Bakara, 188)
    103) Sizinle çarpışanlara karşı meşru savunma hakkınızı kullanın! (Bakara, 190-194)
    104) Sahip olduğunuz nimetleri Allah yolunda paylaşın! (Bakara, 195)
    105) Yaptığınızı güzel yapın! (Bakara, 195)
    106) Kendinizi tehlikeye atmayın! (Bakara, 195)
    107) Barışı hep birlikte gerçekleştirin! (Bakara, 208)
    108) Şeytanın adımlarını izlemeyin! (Bakara, 208)
    109) Müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyin! (Bakara, 221)
    110) Hayızlı(Adetli) kadınlarla cinsel temas kurmayın! (Bakara, 222)
    111) Kadınlara cinsellik için yaklaştığınızda Allah'ın size emrettiği yerden gidin! (Bakara, 222)
    112) Yeminlerinizi bahane ederek iyilikten kaçmayın! (Bakara, 224)
    113) Namazlara özellikle orta namaza devam edin! (Bakara, 238)
    114) Dinde zorlamaya yapmayın! (Bakara, 256) 8
    115) Yaptığınız iyilikleri başa kakmayın! (Bakara, 264-266)
    116) Beğenip almayacağınız şeyleri başkalarına vermeye kalkmayın! (Bakara, 267-268)
    117) Faizden uzak durun! (Bakara, 275-280)
    118) Borçlanma işlemlerini yazıya geçirin! (Bakara, 282-283)
    119) Borçlanma işlemlerinde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    120) Alışverişlerinizde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    121) Şahitlikten kaçınmayın! (Bakara, 283)
    122) Allah'ın elçisine itaat edin! (Enfal, 1)
    123) Savaştan kaçmayın! (Enfal, 15-16)
    124) Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin! (Enfal, 27)
    125) Cihatta, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın(Enfal, 47)
    126) Düşmanı savaştan caydırıcı önlemler alın! (Enfal, 60)
    127) Barış eğilimlerine olumlu karşılık verin! (Enfal, 60-61)
    128) İnananları bırakıp kâfirleri dost edinmeyin! (Ali Imran, 28)
    129) Hacca gidin! (Ali İmran, 96-97)
    130) Hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen ekipler oluşturun! (Ali İmran, 104)
    131) Üzülüp gevşemeyin! (Ali Imran, 139)
    132) Yönetimde istişareyi esas alın! (Ali İmran, 159)
    133) Allah'tan korkun! (Ali Imran, 175)
    134) Savaşa hazırlıklı ve uyanık bulunun! (Ali İmran, 200)
    135) Kendinizi sürekli hesaba çekin! (Haşr, 18)
    136) Cuma namazı kılın! (Cuma, 9-10)
    137) Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! (Ahzab, 5)
    138) Peygamberinizin şanını yüceltin! (Ahzab, 56)
    139) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Ahzab, 59)
    140) Mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; onları besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin.(Nisa , 5)
    141) Yetimleri kollayıp gözetin! (Nisa, 6)
    142) Kadınlarınızdan eşcinsellik yapanlara karşı dört şahit getirin! (Nisa, 15) 9
    143) Homoseksüellik yapan erkeklere eziyetle karşı çıkın! (Nisa, 16)
    144) Size haram kılınan kadınlarla evlenmeyin! (Nisa, 22-24)
    145) İntihar etmeyin! (Nisa, 29-30)
    146) Birbirinizin nimet ve imkânlarına göz dikmeyin! (Nisa, 32)
    147) Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve nihayet onları evden uzaklaştırın! (Nisa, 34)
    148) Araları açılan eşlerin barışmaları için iki hakem tayin edin! (Nisa, 35)
    149) Su bulamadığınız yerde teyemmüm ile ibadet edin! (Nisa, 43)
    150) Sarhoşken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    151) Cünüpken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    152) Emanetleri ehil olanlara verin! (Nisa, 58)
    153) Müslüman idarecilere itaat edin! (Nisa, 59)
    154) Zulme uğrayan insanlar için savaşın! (Nisa, 75)
    155) Şeytan dostları ile savaşın! (Nisa, 76)
    156) Selama kesinlikle karşılık verin! (Nisa, 86)
    157) Size selam verenlere "Sen mümin değilsin!" demeyin! (Nisa, 94)
    158) Hainlerin savunucusu olmayın! (Nisa, 105-107)
    159) Allah'a iman edin! (Nisa, 136)
    160) Peygamberlere iman edin! (Nisa, 136)
    161) İndirilen kitaplara iman edin! (Nisa, 136)
    162) Meleklere iman edin! (Nisa, 136)
    163) Ahiret gününe iman edin! (Nisa, 136)
    164) Allah'ın ayetleriyle inkâr ve alay edildiğinde orada oturmayın! (Nisa, 140)
    165) Zina eden kadın ve erkeği dövün! (Nur, 2)
    166) Zina edenler ancak zina edenlerle ya da müşriklerle nikâhlansın! (Nur, 3)
    167) İffetli kadınlara iftira edenleri dövün! (Nur, 4)
    168) İffetli kadınlara iftira atanların şahitliğini bir daha asla kabul etmeyin! (Nur, 4)
    169) Başkalarının evlerine izinsiz ve selamsız girmeyin! (Nur, 27-29)
    170) Bakışlarınızı denetim altında tutun! (Nur, 30-31)
    171) Irzınızı koruyun! (Nur, 30-31) 10
    172) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Nur, 31)
    173) Mümin kadınlar ziynetlerini yakınlarından başkasına göstermesinler! (Nur, 31)
    174) Hepiniz Allah'a tövbe edin! (Nur, 31)
    175) Evlenme durumuna gelenleri evlendirin! (Nur, 32)
    176) Hz. Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın! (Nur, 63)
    177) Mallarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    178) Çocuklarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    179) Mescitlerde, meclislerde yeni gelenlere yer açın! (Mücadile, 11)
    180) Allah'ın emirlerini tanımayanların getirdiği haberleri iyice araştırın! (Hucurat, 6)
    181) Müminler arası çekişmelere müdahale ederek barışı sağlayın! (Hucurat, 9-10)
    182) Müminler arası çekişmelerde şiddeti başlatan tarafla savaşın! (Hucurat, 9-10)
    183) Birbirinizle alay etmeyin! (Hucurat, 11)
    184) Birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurat, 11)
    185) Birbirinizde ayıp aramayın! (Hucurat, 11)
    186) Zandan, önyargılardan kaçının! (Hucurat, 12)
    187) Sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın! (Hucurat, 12)
    188) Birbirinizin gıybetini yapmayın! (Hucurat, 12)
    189) Kendinize ve ailenize sahip çıkın! (Tahrim, 6)
    190) Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabileceklere karşı tedbirli olun! (Teğabun,14-15)
    191) Yapmayacağınız, yapamayacağınız şeyleri söylemeyin! (Saff, 2-3)
    192) Allah'ın yardımcıları olun! (Saff, 14)
    193) İyilik ve takva üzere yardımlaşın! (Maide, 2)
    194) Düşmanlık üzere yardımlaşmayın! (Maide, 2)
    195) Haram etleri ve kanı yemeyin! (Maide, 3)
    196) Av hayvanları üzerine Allah'ın adını anın! (Maide, 4)
    197) Namazdan önce abdest alın! (Maide, 6)
    198) Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın! (Maide, 6)
    199) Allah'a giden yol arayın! (Maide, 35)
    200) Hırsızın elini kesin! (Maide, 38-39) 11
    201) Zorda kaldığınızda Yahudi ve Hristiyanlara sığınmayın! (Maide, 51)
    202) Allah'ın helal bıraktığı şeyleri haram ilan etmeyin! (Maide, 87-88)
    203) İçkiden, uyuşturucudan, kumardan, putlardan, şans oyunlarından uzak durun!(Maide,90-91)
    204) Kâfirlerle olan nikâhlarınızı bitirin! (Mümtehine, 10)
    205) Allah'ın gazap ettiği bir toplulukla dostluk etmeyin! (Mümtehine, 13)
    206) Savaş sırasında bir müşrik size sığınırsa buna izin verin! (Tevbe, 6)
    207) Allah rızası için inşa edilmeyen mescitlerde bulunmayın! (Tevbe, 107-109

    *alıntı