Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise receb-i şerifte yüzden geçer, şaban-ı muazzamda üç yüzden ziyade ve ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pek çok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i imana temin eden şuhur-u selâseyi böyle bire on kâr veren…
Şualar
…hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me'muldür.
O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş, denilir.
Mektubat
Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Mesela Leyle-i Kadri, umum ramazanda; saat-i icabe-i duayı, cuma gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve kıyametin vaktini, ömr-ü dünya içinde saklamış.
Sözler
ey nefis! Sen, Muhabbetini
kendi nefsine sarfediyorsun. Sen, kendi nefsini kendine mabud ve mahbub
yapıyorsun. Herşeyi nefsine feda ediyorsun, âdeta bir nevi Rubûbiyet
veriyorsun. Halbuki Muhabbetin sebebi, ya Kemaldir; zira Kemal Zâtında
sevilir. Yahut menfaattır, yahut lezzettir veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi
bir sebeb tahtında Muhabbet edilir. Şimdi ey nefis! Birkaç Sözde kat'î isbat
etmişiz ki; asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, acizden yoğrulmuştur ki;
zulmet, karanlığın derecesi nisbetinde Nurun parlaklığını gösterdiği gibi,
zıddiyet itibariyle sen, onlarla Fâtır-ı Zülcelâl'in Kemal, Cemâl, Kudret ve
Rahmetine âyinedarlık ediyorsun.
ı Zülcelâl'in Kemal, Cemâl, Kudret ve
Rahmetine âyinedarlık ediyorsun. Demek ey nefis! Nefsine Muhabbet
değil, belki adavet etmelisin veyahut acımalısın veyahut mutmainne
olduktan sonra Şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen, çünki senin nefsin
lezzet ve menfaatin menşeidir, sen de lezzet ve menfaatin zevkine meftun-
sun. O zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-ı nefsiyeyi, nihayetsiz lezzet
ve menfaatlere tercih etme.