nazife

nazife
@naod0b
77 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Başkalarının Gecesi
Görünmeyeni görmenin azabı İçimizde durmadan ödediğimiz ne ruhumun ay ışığı ne yırtıcı hayvanlarla güreşen yorgun bedenim ihtiyar atlar gibi kapandım içime yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin Görünmeyeni görmenin azabı Çılgınlıklar otu ağzımda Kırların yırtığına takılmış karaca Sıvası dökülmüş duvarlardaki Donmuş halı zamanı Çılgınlıklar otu ağzımda Değişik kalibreli intiharlar denedim Dipteki arayış boş kovan Başkalarının gecesi bitmedi daha Murathan Mungan
Reklam
Burada ele alacağımız konu varoluşçu diye tanımlanan filozoflardan Heidegger ve Sartre’daki ‘kaygı’ kavramı olacaktır. Ancak belirtmek gerekir ki Sartre, kaygı durumunu belirtmek için Heidegger gibi kaygı (Angst) terimini kullanmaz. O, daha çok bu durumu karşılamak için bulantı (Nausea) veya iç daralması terimlerini kullanır. Ancak her iki terim de aynı durumu karşılar. Çünkü iki filozofun da kullandığı iki farklı kavramın ortak ifadesi insanın iç sıkıntısı ( ki buradaki iç sıkıntısı gündelik olmayıp hiçbir zaman tamamlanmayan, yani natamam olan insanın kendi sonlu zamanı çerçevesinde kendini oluşturması hareketinde ortaya çıkan bir sıkıntıdır) olarak değerlendirilebilmektedir. Bu anlamda iki kavram da sadece insanda ortaya çıkan bir durum olup aynı zamanda insanın öyle ya da böyle olmaklığını belirleyen bir nitelik kazanacaktır. Bu kavramların ikisi de varoluş felsefesinin ana kavramları olmakla birlikte kendisini varoluşçu olarak görmeyen Heidegger’i de varoluşçu çerçeve içine sokmaktadır. Çünkü varoluşçuluk tek insan ve onun karşılaştığı somut durumları konu edinerek, insanın nesnel bilinen her şeyden daha fazla bir şey olduğunu insana hatırlatır. Onlara kendi zorunlulukları ve kaybolmuşlukları içinde kendilerini gerçekleştirme ve bir birey olabilme imkanı sunar.
Felsefe
Aç bir serçe olsaydım eğer, Konmazdım sizin pencerenize. Karınca olsaydım eğer ben, Geçmezdim sizin geçtiğiniz yoldan. Siz gassal olsaydınız eğer, Elbette sizden sonra ölürdüm. Eğer ben bir ağaç olsaydım, Sizin bağınızda yeşermezdim. Fakat büyük bir taş olsaydım, Yolunuzda boyulu boyunca yatardım.
Kanalın üzerinde sabah oluyordu. İş hayatının önlenemez telaşının uğultusunun albatrosların hızla kanat çırpma seslerine karışmasına henüz çok vardı. Daha borsa bile cesaret edememişti çığlıkları ve haykırışları ile gökyüzünün ancak mavileşmiş rengini karatmaya.
Rüzgâr tümden durmuştu dışarıda. Yaprakları rahat bırakmaya karar vermişti. Sürüklenmiyorlardı artık ordan oraya. Sürüklenen halktı. Kutsal adına korkutulan halk, din adamının korkuttuğu halk.
Reklam