• GEZEGENDEN NASIL AYRILABİLİRSİNİZ

    1. NASA'ya telefon açın. İşte onların numarası: (713) 483 31 11. Onlara buradan olabildiğince çabuk ayrılmanızın çok önemli olduğunu anlatın.
    2. Eğer sizinle işbirliği yapmaya yanaşmazlarsa, Beyaz Saray'da çalışan herhangi bir arkadaşınızı arayın -oranın numarası (202) 456 14 14- ve NASA'daki adamlara sizin tarafınızı tutan birkaç laf etmesini söyleyin.
    3. Eğer Beyaz Saray'da çalışan arkadaşınız yoksa, Kremlin'e telefon açın (uluslararası santrale bağlanıp 0107 095 295 90 51'i bağlamasını isteyin). Onların da orada (en azından konuşabilecekleri) bir arkadaşları olmayabilir, ama az da olsa bir ağırlıkları vardır, o yüzden deneseniz iyi olur.
    4. Eğer yine başarısız olursanız, yol göstermesi için Papayı arayın. Telefonu şu: 011 39 6 69 82 ve telefon santralı hata yapmıyormuş.
    5. Eğer bütün bu denemeler başarısızlıkla sonuçlanırsa, tepenizden uçup giden bir ufoyu bayrak sallayarak indirin ve telefon faturanız gelmeden önce bu gezegenden ayrılmanızın ne kadar da hayati bir önem taşıdığını açıklayın.


    Douglas Adams
    Los Angeles 1983 ve Londra 1985/1986
    Douglas Adams
    Sayfa 17 - Alfa Yayıncılık
  • NASA'nın burs verdiği ilk Türk bilim kadını olan, çalışmalarını Japonya'da sürdüren Betül Kaçar, 'NASA Genç Araştırmacı' ödülüne layık görüldü.
  • "Kozmos, olmuş veya olan ya da olacak her şeydir. Kozmos ‘düzen içinde bir evren’ anlamında kullanılan Yunanca bir sözcüktür ve bir bakıma ‘karmaşa’ anlamına gelen Kaos’un karşıtıdır."

    Carl Sagan kimdir? Burada uzun uzun anlatmak yerine linki bırakmayı daha uygun görüyorum. Malum ülkemizde wikipedia yasak siteler içinde yer aldığından VPN gibi yolları kullanmayı bilmeyen değerli kitap dostları için başka sitenin linkini bırakıyorum.

    https://onedio.com/...reken-10-sey--316796

    Kozmos. Okuduğum ikinci Carl Sagan kitabı. Yine iliklerime kadar şaşırtan, düşündüren bilgilerle dolu bir kitap oldu benim için. Sindire sindire okumayı tercih edenlerdenim. Verdiği bilgilerin, “düşünün ki” diye başlayan cümleleri üzerine düşünenlerdenim. Milyarlarca ve Milyarlarca kitabına başladıktan sonra şöyle demiştim; “Keşke daha erken tanısaydım Sagan’ı.” Kozmos’u bitirdikten sonra da “keşke” ile başlayan cümlelerim arttı. Bundaki en büyük etken elbette uzaya, dünyaya, geçmişe, yıldızlara dair bilgiler verirken kullandığı dil. Herkes için bilim!

    Kozmos. İncelemeye başlarken de kullandığım alıntıdaki düzeni anlatan bir kitap. Karmaşa gibi görünen birçok olgunun aslında ne muazzam bir düzen içinde milyarlarca yıldır sürüp gittiğini “Herkes için bilim!” parolasıyla anlatan bir başucu kitabı. Benim okuduğum e-kitapta Dr. Turhan BOZKURT’un önsözde şu cümlesi ne güzel özetliyor aslında: “Yerküremize uzaydan baktığımızda ulusal sınır diye bir şey göremiyoruz.” 13 bölümden oluşuyor başucu kitabımız. Kaynak olarak Eski Kitaplar göstererek şu cümlelerle başlıyor Kozmik Okyanusun Kıyıları başlıklı ilk bölüm.

    "Yeryüzünün enginliğini zihnin kavrayabildi mi?
    Işığın evrendeki adresini biliyor musun?
    Peki, ya karanlığınkini..?"

    Belgesel olarak yayınladığı dönemde bir karahindiba olarak Dünya’dan başlayan yolculuk Güneş Sistemi, galaksiler, yakın ve uzak galaksiler, gözlemlenebilen evren içindeki yolculuktan sonra tekrar evimize dönüyor ve şöyle ifade ediyor Sagan:

    “Sonunda, Kozmos’u keşif serüvenimizin son durağındaki küçücük, «Dikkat kırılacak eşya» denecek çelimsizlikte, mavi beyaz renkli dünyamıza dönüyoruz.”

    Yuvamızdaki yolculuğumuz ise geçmişe doğru devam ederek İskenderiye şehrine doğru sürüyor. İskenderiye ve dönemin hatta dünya tarihinin en büyük kütüphanesi hakkında bilgiler veriyor. Bu bilgileri okurken insanın kitabı okumadan önceki haliyle aynı düşüncelere sahip olması düşünülemez.

    Diğer 12 bölümü tek tek burada anlatmak bu incelemeyi okuyan sevgili kitap dostunu sıkacaktır. Bize ne içindeki bölümlerden diyenler de olabileceğini göze alarak daha fazla ayrıntıya girmek yerine Kozmos neden okunmalı? Sorusuna kendimce cevaplar vermeye çalışacağım.

    1) Yer Küremiz Adına Kim Söz Hakkına Sahip başlıklı son bölüme varmak için okunabilir. Çünkü Carl Sagan bu bölümde öyle güzel noktalara değiniyor ki bu bölümde geçen şu alıntı bile sanırım dikkat çekmek için yeterli olacaktır.

    #37216904

    2) Güneş Sistemi, Dünya ve Ay, yuvamızın yörüngesi, evrenin merkezi, kara delikler gibi konuları merak ediyorsan, bu başlıkların tarihi sürecini de öğrenmek güzel olurdu diyorsan, hatta keşke bir önceki bilim insanının teorisiyle kıyaslamalı da anlatan bir kitap olsa diyorsan Kozmos’u okumalısın.

    3) Burçlara inanıyorsan ya da inanmıyorsan Kozmos’a göz atmalısın (3. Bölüm)

    4) Öklid, Pisagor, Erastostenes, Kristof Kolomb, Batlamyus, Einstein, Apollo astronotları, Hipokrat ve daha birçok filozof, bilim insanı hakkında olabilecek en sade dille bilgiler öğrenmek istiyorsan Kozmos’u okumalısın.

    5) Fizik kanunları ışık hızını geçmemize neden izin vermez, kara delikler nasıl oluşur, neden sadece Marslı tabirini kullanırız (Plutonlu, Venüslü, Merkürlü değil de), milyonlarca km uzaklıktaki uay araçlarımızdan veriler bize nasıl gelir ve biz onlarla nasıl iletişim kuruyoruz ve buna benzer onlarca sorunun cevabını öğrenmek için Kozmos’u okumalısın.

    6) Voyager 1-2 uzay araçlarımız hakkında bilgiler için okumalısın. Bunu özellikle ayrı bir madde olarak yazdım çünkü Voyager 2 aracı ben incelemeyi yazdığım 10.12.2018 tarihinde güneş sisteminden çıkmış bulunuyor. Voyager’in kelime anlamı “yolcu”. Yolculuğuna 40 yılı aşkın süredir devam eden bu dostumuz artık güneş sisteminde değil. Bizden milyarlarca km uzakta bir başına soğuk ve karanlık uzayda yüksek bir hızla yolculuğuna devam ediyor.

    https://voyager.jpl.nasa.gov/.../#where_are_they_now

    Bu linkten anlık olarak bu iki dostumuzun yolculuğuna dair bilgi edinebilirsiniz.

    Neden okunmalı sorusuna verilecek birçok cevap var. Eğer ki bir kişi de olsa bu incelemeyi okuduktan sonra Kozmos’u okuduysa ne mutlu bana. Belki geri gelip buraya birkaç madde de o ekler.

    Toparlamak gerekirse, Carl Sagan kendisini bilime adamış bir insan. Okuduğum iki kitabı da daha sade olamazdı. Elbette yer yer anlaşılmakta zorlanılan bölümler oluyor. Ki koskocaman evrenden bahsederken bunun olması normal değil mi? Fakat bu genel olarak anlamaya engel değil. Evet burada çevirinin etkisini unutmamak gerek. İçerdiği bilgilerin birçoğu hepimizin “acaba” diyerek başladığımız soruların cevabı. Kitaptan önce belgesel olarak yayınlanan Kozmos’un bölümleri altyazılı olarak şurada mevcut;

    https://www.youtube.com/...PFRPkw7PLJYMY3moibUG

    Kitapla ve sevgiyle kalın.

    NOT: Her ne kadar mis gibi yeni kitap kokusuyla okumak istesem de maalesef Kozmos’u da epub formatında okudum ve yine benim gibi bir an önce okumak isteyen veya kitaba ulaşamayan olur diye e-kitap linki de şurada;

    https://yadi.sk/i/jmPhtFTo3LiLA8
  • Milyarlarca galaksiden oluşan koca evrende, yalnızca bir bezelye kadar yer kaplayan bir galakside, o galaksideki bir toz tanesinin üzerindeyiz. Merakımız sebebiyle her zaman uzayda neler olup bittiğini araştırıyoruz. Daha fazla bilgiye ulaşmak isteyip, aklımız aldığı kadar uzaklara anlam veriyoruz, ancak karşımıza çıkan her bilgi doğru olmayabiliyor.
    Günümüzde herkes istediği bilgileri büyük bir kitleyle kolay bir şekilde paylaşabildiği için asılsız bilgiler sık sık karşımıza çıkabiliyor. Bu içeriğimizde, uzay hakkında doğru sandığımız, ancak bilimsel şekilde çürütülmüş bilgileri derledik. Şimdiden söyleyelim, aşağıda okuyacaklarınız “Dünya yuvarlak değil, geoittir”den çok daha ilginç bilgiler içeriyor. O yüzden arkanıza yaslanın ve yolculuğunuzun keyfini çıkarın..
    Öncelikle evren nasıl oluştu. Big Bang, yani Büyük Patlama. Bir anda evrenin oluşmasını sağlayan o başlangıç. Düşününce ne kadar şiddetli ve ne kadar yüksek sesli olurdu tahmin bile edemiyoruz, ancak ilginç bir haberimiz var: Büyük Patlama o kadar da yüksek sesle olmadı, ayrıca gerçekten de büyük bir patlama değildi.

    Yanlış Bilgi: Büyük Patlama muazzam bir sesle gerçekleşti
    Büyük Patlama ismi, bu konuda fazlasıyla yanıltıcı bir durum teşkil ediyor. Araştırmalar, Büyük Patlama’nın uzay içerisinde olan bir patlama değil, aslında bir genişleme hareketi olduğunu söyler. Ayrıca evrenin hala genişlediği de unutulmamalıdır. ,
    Büyük Patlama 110 dB (desibel) civarında gerçekleşti. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki İngiliz Heavy Metal grubu Motörhead’in Cleveland Variety Tiyatrosu’nda verdiği 130 dB’lik konser çok daha yüksek sesliydi.

    Kaynak: big-bang-theory.com, Telescoper

    Yanlış Bilgi: Nükleer silahlar asteroidleri yok edebilirler
    Nükleer silahlar, Dünya’ya gelen bir asteroidi buharlaştıramazlar. Birçok asteroid aslında taş kümesi halindedir. Güçlü bir darbe daha da fazla parçalanmalarına sebep olacaktır. Bir mermiyi pompalı tüfek saçmalarına dönüştürmüş olursunuz. Silahlarla arası iyi olmayanlar için de şu örnek daha açıklayıcı olacaktır: Bir adet basketbol topu, hızla gelirken bir anda onlarca tenis topuna dönüşüyor. Gezegeni kurtarmak için fazla "zekice" bir hareket olmasa gerek.

    Kaynak: National Geographic

    Yanlış Bilgi: Uzay çok uzaktadır
    Uzay, insanlığın son kalesi olarak adlandırılsa da o kadar da uzak değildir. Uluslararası olarak yapılan anlaşmalara göre uzay, deniz seviyesinin tam olarak 100 km üzerindedir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri’nin tanımına göre uzay deniz seviyesinin 80 km üstünde başlar. Tabii ki bu sayılar uzayın ilk sınırlarıdır. Saatte 100 kilometre giderek, 1 saatte uzaya çıkabilirdiniz. Elbette resmi olarak. Bilimsel açıdan zaten uzayda olduğumuz için, uzaklara bakmaya gerek yok.

    Kaynak: livescience

    Yanlış Bilgi: Uzaya gitmek sizi ağırlıksız kılar
    Uzaya çıkmak sizi bir anda ağırlıksız yapmaz. Eğer ivmeli bir rokette olsaydınız, Dünya’nın yer çekiminden çok daha fazlasını hissederdiniz. Uzayda olan şey de buna benzer bir durum. Bir kütlenin yörüngesi etrafında dönmeyi de buna benzetebilirsiniz. Kısaca bir cismin yörüngesinde dönmeye sonsuza kadar düşmek de denebilir. Yani yalnızca uzaydaki astronotlar değil, Dünya’nın etrafındaki Ay, Güneş’in etrafındaki Dünya ya da Samanyolu Galaksisi'nin etrafındaki Güneş Sistemi birbiri etrafında sürekli olarak "düşüyorlar."

    Çok karışık bir kozmik dans, öyle değil mi?

    Kaynak: NASA

    Yanlış Bilgi: Güneş sarıdır
    Şimdi gözünüzle gördüğünüz şeyi de yalanlayacak değiliz. Sorun aslında tam olarak burada başlıyor. Güneş sarı gibi görünse de teknik olarak beyaz bir ışık yayıyor. Dünya’nın atmosferi bizim bu yıldızı sarı görmemize sebep oluyor. Atmosferde ışıkların dağılması sonucunda, biz Güneş’i günün belirli saatlerine göre sarı, turuncu ya da kırmızı olarak görebiliriz. Hatta kültüre göre bile değişiklik gösteren bu karmaşada, Amerika’daki anaokulu öğrencisinden sarı, Japonya’daki bir akranından kırmızı cevabını alabilirsiniz.

    Kaynak: Stanford Üniversitesi

    Yanlış Bilgi: Güneş sisteminde 8 adet gezegen vardır
    Plüton’un elenmesinden sonra neredeyse herkes nihai sayıya ulaştığımızı düşünüyor. Listemiz daha kabarık, maalesef kabartan şeylerden birisi yine Plüton değil.
    2016 yılının ocak ayında bilim insanları, 15.000 yıldır Güneş’in etrafında dönen, kütlesi Dünya’nınkinden 10 kat daha fazla olan bir gezegenin varlığını kanıtladılar. Neptün’ün Güneş’e olan uzaklığından yedi kat daha uzakta bulunuyor. Bu nedenle şu an için dokuzuncu olmaya biraz uzak görünüyor. İleride bu sayı artacak mı bilinmez, ama sekiz adet gezegenle sınırlı kalmayacağımız kesin gibi.

    Kaynak: iflscience.com

    Yanlış Bilgi: Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenler Güneş’in etrafında dönerler
    Dünya da dâhil Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenler, teknik olarak Güneş Sistemi'nin ağırlık merkezinin etrafında dönerler. Bu, bahsettiğimiz ağırlığın �,87 gibi bir yüzdesini Güneş tek başına karşılar. Gezegenlerin konumuna ve uzaklıklarına göre içinde bulunduğumuz sistemin ağırlık merkezinde değişiklikler yaşanır.

    Kaynak: realclearscience.com

    Yanlış bilgi: Kızıl Gezegen Mars, adından da anlaşılabileceği gibi kırmızıdır
    Mars’ın neden kırmızı olmadığını açıklamadan önce, Mars’ın neden kırmızı göründüğündenbaşlayabiliriz. Mars belirli bir noktadan bakıldığında kırmızı görünür, çünkü demir oksit tozu tabakasıyla kaplıdır. Bu tabaka yaklaşık bir milimetre kalınlığındadır. Mars Simülasyon Laboratuvarı’ndaki araştırmacılar, bu tozun Mars rüzgarlarının sürtünme etkisiyle oluştuğunu doğruladılar.
    Peki, Mars hangi renk? Geçtiğimiz yıllarda yapılan çalışmalarda Curiosity aracı, Mars’ın maviye yakın gri bir tona sahip olduğunu gösterdi. Yani her şey o demir oksit katmanının altında

    Kaynak: sciencealert.com

    Yanlış Bilgi: Tüm gezegenlerin uyduları vardır
    Evet, gezegenimizin bir uydusu var ve adı Ay. Hatta Plüton ve asteroidler gibi küçük cisimlerin bile uyduları var. Bunları duyduktan sonra devasa gezegenlerin de uydularının olduğunu düşünmek fazlasıyla mantıklı, öyle değil mi? Mantıklı ancak gerçek öyle değil. Merkür ve Venüs, uydusu olmayan iki gezegen olarak yalnızlıklarını koruyorlar.
    Bu arada uydu sayılarını merak edenler için; Dünya ve Plüton bir, Mars iki, Neptün sekiz, Uranüs on beş, Jüpiter on altı, Satürn ise on dokuz adet uyduya sahiptir.
    Kaynak: gridclub.com

    Yanlış Bilgi: Merkür Güneş Sistemi’ndeki en sıcak gezegendir
    Güneş’e en yakın gezegen olduğu için doğru gibi görünse de aslında bu bilgi yanlıştır. Merkür 427 dereceyle fazlasıyla sıcak bir gezegendir, ancak en sıcak gezegen Venüs’tür. Ortalama 465 derecelik sıcaklığıyla Venüs, Adanalıları bile çileden çıkartabilir. Venüs’ün daha sıcak olmasının sebebi, daha yoğun atmosferi sayesinde sıcaklığı içerisinde hapsedebiliyor olmasıdır.

    Kaynak: space.com
  • Dan Brown’ın ikinci kitabı. Maalesef bence en vasat kitabı. Heyecanlandırır diye düşünmüştüm ama sıkıcı çıktı. NASA, Göktaşı ve kimyevi bilgiler aşırı ayrıntılı. Bu da kitabın heyecan kısmını sınırlıyor. Bazen göktaşı ile ilgili akademik bir makale okumuş gibi hissettim. Umarım siz beğenirsiniz.
  • ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yeni keşif aracı Curiosity'nin Mars'ın yüzeyinde külçeye benzeyen sıra dışı bir nesne bulduğunu açıkladı.

    Mars'ın Gale kraterinde keşifte bulunan gezgin robotu Curiosity'nin kamerasına yansıyan nesnenin tanımlanamadığı belirtildi.

    Little Colonsay (İskoçya'nın kuzeyinde bir ada) ismi verilen nesne için araştırma ekibinde yer alan Dr. Suzanna Schwentser, "Little Colonsay'nin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Planlama ekibi nesnenin parlak olduğu için bir göktaşı olabileceğini düşünüyor. Ancak, kesinleşmesi için kimyasal analiz yapılması gerekir" dedi.

    NASA'nın keşif aracı Curiosity, 2012 yılında Gale kraterine inmiş, 6 yıl süren keşif faaliyeti süresince Kızıl Gezegen'in geçmişte mikrobiyolojik canlı yaşamına ev sahipliği yapmış olabileceğine dair çok sayıda kanıt toplamıştı.

    Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

    Kaynak: https://newsbeezer.com/...sual-object-on-mars/
  • Weir, 1972 Amerika California doğumlu bir bilgisayar programcısı ve aynı zamanda bir yazar. San Diego Üniversitesindeki yazılım uzmanlığı eğitimini yarıda bırakmış. İlk bilindik eseri The Egg, epey de popüler olmuş sonraları. Ama en önemli eseri, 2009-2011 arasında yazdığı bilim-kurgu romanı The Martian, Türkçe adıyla Marslı. Marslı, Dünyaca ünlü kitap yorum sitesi Goodreads’in okurları tarafından 2014 yılında en iyi bilim-kurgu romanı seçilmiş. Weir, şimdilerde yeni kitabı Zhek üzerinde çalışıyor. Uzaylılar, telepatik güçler ve ışıktan hızlı giden araçların olduğu yeni bir bilim-kurgu, 2016 yılında yayımlanacak, merakla bekliyoruz. Unutmadan, Weir sıkı bir Asimov hayranı. Hangimiz değiliz ki…

    Marslı romanını özetlemek gerekirse: Mars, Dünya ve uzayda geçen modern uzaylı bir Robinson Crusoe bilim-kurgusu. NASA ve ESA’nın ortak Mars Projeleri olan ARES sayesinde artık Dünyadan Marsa insanlı uzay araçlarıyla seyahat yapılabilmektedir. Hikâyemiz ARES-3’ün 6 kişilik astronot ekibinin Mars yüzeyine MİA aracıyla (Marsa İniş Aracı) inmeleriyle başlar. 6 kişilik ekip 5 sol boyunca defalarca yaptıkları GDF (Gemi Dışı Faaliyet) çalışmalarıyla 31 sol (1 sol için 1 normal Dünya gününe 39 dakika ekleyin) sürecek görevlerine başlarlar. Ancak henüz 6. soldeyken, yaşadıkları bir kum fırtınasının saatte 175 kilometre yıkıcı bir hıza ulaşmasıyla, 31 sol sürecek görevleri iptal edilir ve tüm ekip Mars yüzeyindeki MTA aracıyla (Mars Tırmanma Aracı) Mars yörüngesinde bekleyen gezegenler arası ulaşım araçlarına, HERMES’e (iyon motorları ile dönerek ivmelenen ve Argon gazını iterek hızlanan bir uzay gemisi) gitmek için kalkış kararı alırlar.

    Beklenmedik bir kaza sonucu, ekibin botanik uzmanı ve makine mühendisi olan Mark Watney, göğsüne hızla çarpan bir uydu anteniyle yaralanır ve görüş mesafesinin sıfır olduğu bir fırtınada kaybolur. Biyolojik verileri Mark’ın öldüğünü gösterdiğinden, kısıtlı arama çalışmaları da fayda etmediğinden, kalan 5 kişi, MTA ile Mars yüzeyinden ayrılıp HERMES’e geçer. Kumandan Lewis yönetimindeki ekip, arkadaşları Mark’ı kaybetmiş olmalarının üzüntüsüyle, Dünyaya yaklaşık 210 gün sürecek dönüş yolculuklarına başlarlar.

    Mark, Mars’ta yapayalnızdır. Üsteki hiçbir iletişim aygıtı çalışmamaktadır. Ne HERMES’le, ne de NASA ile bağlantı kurulamamaktadır. Ancak Mark, ARES-4 seferinin bundan tam 4 yıl sonra, Mars yüzeyindeki Schiparelli Kraterine ineceğini de bilmektedir. Mark’ın şu an bulunduğu yer olan Acidalia Planitia’dan ARES-4 iniş alanına uzaklığı ise 3.200 km’dir. Mark’ın mevcut yiyeceği ve suyunun 4 yıl yetmesi ise mümkün değildir. İlginçtir, oksijen sorunu ise yoktur, çünkü ileri teknoloji NASA araçları ile Marsın neredeyse sıfır atmosferinden gazları toplayıp oksijen yapan bir makinesi vardır. Schiparelli’ye gitmek için kullanacağı araç saatte en fazla 25 km. hız yapabilmekte, yedeğiyle beraber aküleri sadece 4 saat sürüşe izin vermektedir. Aküleri güneş panelleriyle en az 12 saatte ise doldurabilmektedir. Bu araçla 1 solde 80 km yol kat ederek 3.200 km. uzağa gitmek tamamen Mark gibi bir delinin yapacağı iştir.

    Mars Dünyaya öyle uzaktadır ki, Marstan gönderdiğiniz bir fotoğraf ya da sesli, hatta yazlı bir e-posta bile ancak 14 dakikada dünyaya ulaşabilmektedir. 1.500 sol hayatta kalabilmek için Mark’ın botanikçi güçlerini ve hatta tamirci yeteneklerini sergilemesine ihtiyacı vardır. Marsta tek başına kalmak, deniz ortasında bir adada kalmaktan bile daha kötüdür. Neden mi? Sadece basit bir GDF yapabilmek için 50 kilogramlık bir elbise giymeli, -150 C derece soğuğa çıkmalı ve insan vücuduna tamamen düşman olan bir gezegende hayatta kalabilmeye çalışmalıdır Mark.

    İşe sebze yetiştirmekle başlar Mark. Ama Marsın toprağı içinde hiçbir bakteri olmayan ölü bir topraktır. Gübresi de yoktur, suyu da. Ama bu onu yıldırmaz. Yaşam alanı olan GAP’ın (oksijenle şişirilmiş, 1 atmosfer basıncındaki karbon liflerden yapılmış çadır) içinde Tam 128 m2’lik bir patates tarlası yapar kendine, aslında bu tarlayı yoktan var eder demeliyiz. Tuvalete bıraktığı idrar ve dışkısını artık biriktirip ondan gübre elde ederek, son derece tehlikeli roket yakıtından hidrojeni ayrıştırıp içine oksijen de ekleyerek H2O yani su yaparak tarlasını sular, gübreler ve çapalar. İçinde tek bir bakteri barınmayan Mars toprağından şahane patatesler filizlenir. Artık suyu da yemeği de vardır Mark’ın. Bir sorun yeni bir çözümü, yeni bir çözüm başka bir sorunu doğurur. Ama pratik zekâsı ve biraz da şansıyla hemen her türlü problemi aşma yolunda ilerleme kaydeder Mark. Hatta 800 km’lik çılgın bir yolculuk yaparak, Marsta devre dışı kalmış Pathfinder aracını bulup tekrar çalıştırarak, ilkel bir yöntemle de olsa Mars ile NASA arasında iletişim kurmayı başarır.

    Mark’ın artık tek bir hedefi vardır: Sol 449’da Acidalia Planitia’da yaşadığı GAP’ı geride bırakıp, modifiyeli Mars yüzeyi aracı Rover’ıyla yaklaşık 50 sol sürecek, 3.200 km’lik sıkıntılı bir yolculuğa çıkması gerekmektedir. Dünyanın en büyük üreticisi Çin’in de teknik desteğiyle kurtarma operasyonu küresel bir boyuta taşınmıştır. Tüm Dünyanın gözü kulağı Mars’tadır. Çünkü artık Mark’ın, sol 550’de, Mars’ta ölmeden, sağ salim kurtulabilmesiyle ilgili küçük de olsa bir şans doğmuştur…

    İthaki Yayınlarını bu güzel edisyondan ve kitap seçimlerinden ötürü kutlarım. Çevirmen Emre Aygün de ayrıca övgüyü hak ediyor, temiz bir çeviri olmuş, metindeki dil son derece akıcı. Küfürleri de sansürlemeden çevirdiği için meslektaşımı ayrıca kutlarım.

    Süha Demirel, 11 Ağustos 2016.