• 128 syf.
    Pratik senaryo yazma rehberi adından da anlaşılacağı gibi senaryoda pratiğin üzerinde durulmuş bir kitap. Senaryonun içinde barınan her konuya en az 3 sayfa değinilmiş ve elde tutulan, açık, net ve işlevsel bilgiler vermiştir. Eğer hiç senaryo yazmadıysanız rehberi bitirdikten sonra kendinizden emin bir şekilde yazmaya başlayabilirsiniz. Fakat sadece temel bir senaryo yani ‘’yöntemi bilinip yazılan senaryo’’ olabilir.

    Yazar daha ilk sayfadan soru-cevap şekliyle okuyucuyu kendi kendisiyle yüzleştirir. Neyi, neden, nasıl yapmak istediğimiz sorularını kendimizle zorunlu olarak buluştururuz. Senaryoyu gerçek bir senaryo yapanın aşk ve tutku aksi halde sadece teknik bir doküman olduğu gerçeğini de yüzümüze çarpar.

    Yazara göre yöntemi bilinip yazılan senaryo sadece ‘’S’’tir. Sağlam bir hayal gücü ile desteklenirse yanına ‘’E’’ kazanır. Bol bol senaryo okuyup film izlersek ‘’N’’yi, iyi bir kitap kurdu olup edebiyatı seversek ‘’A’’yı ekleyebiliriz.
    Genel kültür seviyeniz ortalamanın üzerinde ise ‘’R’’de sizinledir. Bol bol yazıyor ve kendinizi geliştiriyorsanız ‘’Y’’ harfini ekleyebilirsiniz. Son harf ise asla vazgeçmeyen ve başarıya ulaşmak için tüm benliği ile mücadele edenlere verilir.

    SENARYO yazmakta başarılar...
  • 264 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kitap 7 öyküden oluşmakta. Kitap yorumuma başlamadan önce çok beğendiğim ve not aldığım bir yeri paylaşmak istiyorum.
    " Aşkın en güzel en dingin anları insanı kendinden geçiren solgun düşlerdedir."
    Kitap ismini son öyküsünden alıyor. Her öykü ayrı güzel ama 2 öyküsü gerçekten sarsıcı derecede beni çok etkiledi.
    Kitapta her öyküde kötü ve iyi, mut
    lu eden ya da yakıcı duyguları, duyguların
    karakterleri nasıl etkilendiklerini, psikolojik yönden anlamlarını, güçlü anlatımıyla, harika betimlemeleriyle Zweıg aşk, kıskançlık, pişmanlık, tutku, sevgi ve umut öykülerin konularını oluşturuyor. Karakterlerin bu duygulardan kaçmaları, kendi iclerinde, benliklerinde kaybolmaları, bastırdıkları duyguların altında ezilmeleri ya da o an hissettikleri duygular. Kesinlikle okunması gereken bir kitap diyorum.
  • 510 syf.
    ·166 günde·10/10
    Babasının kabul olunmuş duasıydı Said b. Zeyd. Birlikte açtık yolun yarısının kapağını. Ben böyle güzel yol görmedim!
    Hz. Hatice’nin asaletine şahitliğim en büyük hazinelerimdendir. Hayranlığımın sınırı yok hayatına. Aşk söze düşünce aklım onda durur benim. Ben böyle sevda duymadım!
    Ah bu toprakları şereflendiren insan! “Habibü’r Rum”! Keşke dizinin dibinde oturup Allah yolunda kullanmak için kabul ettiği o kılıcı nasıl kullandığını dinleyebilseydim ondan...
    Cesareti kılıçtan öte...
    Güzel Anne, Ümmü Süleym... “Ben anneyim !” demeden önce onun ahlâkını okusun herkes. “İslâmiyet teslimiyet dinidir.” Sözünü söylemesine gerek yok onun, nasıl yaşanır bu söz, hayatıyla anlatmış bize.
    Allah yolunda korkusuzca yürüyen Şehid! Hubeyb B. Adîy...
    Korkmadı, o korkmaz! Aldığı tattan dolayı uzadı namazı, biliriz. O sevdayı yüzyıllar öncesinde nasıl bir tutku ile yaşadıysa artık, bu çürümüş asra rağmen iliklerime kadar hissettim teslimiyetini.
    Abdullah B. Mesud’dan tevhidin kalesi olmayı, Ubâde B. Samit’ten Kur’an mualliminin duruşunu, Hz. Fâtıma’dan betül olabilmeyi, Mus’ab B. Umeyr’den dünyayı ezip geçebilmeyi, Hasan B. Ali’den vakarlı olmayı, Mikdad B. Amr’dan Allah tarafından sevilmenin nasıl bir ömür ile mümkün olduğunu ve daha yazamadığım toplam yirmi öncüden; yolu, yolculuğu ve yoldaş olmayı öğrendim bu kitapla.
    Gözyaşlarım karıştı gülüşlerime okurken. Her duygu değişiminde sabit olan tek şey vardı içimde, huzur. Korksam da, ara ara umutsuzluğun kalbimi yoklamasına maruz kalsam da, üzülüp kendimi tutamasam da içimdeydi hep.
    Hepsinin adı ayrı ama anlamı aynı onların. Yarısı bu kadar güzelse hepsi kim bilir nasıldır Allah’ım!
  • 400 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kadın Aşık Olursa
    D.H. Lawrence
    |
    TUTKU YAYINEVİ
    sayfa sayısı: 400
    Babası tarafından gayet özgür yetiştirilen Connie ile teker-lekli sandalyeye mahkum Clifford'un, İngiltere'nin orta bölgelerindeki kömür ocaklarının puslu ve pis havası içinde geçen sözde mutlu ama sıradan ve sıkıcı hayatları Connie'nin koru bekçisi Mellors ile tanışmasıyla alt üst olur. Cinselliğe ve mutluluğa aç bir kadın olan Lady Chatterley soylu bir sınıfa mensup olmasına rağmen alt tabakadan gelen bekçiyle sıra dışı bir yasak ilişkiye yelken açar.

    Farklı sınıflara ait bu iki insanı birleştiren tek şey ise AŞK'tır!

    Yayınlandığı zaman tüm dünyada tartışma yaratan D.H. Lawrence'ın bu muhteşem yapıtı hala etkilerini günümüzde de sürdürmektedir:

    AŞK SINIF VE SINIR TANIR MI?

    KİTAP YORUMUM: Aslında insanın kafasında kendini sorgulatan aşk mı? kariyer mi? Soylu bir kök mü?
    Eski Türk filmlerinde genelde Fakir, zengin aşkları konu edilir ve genelde de sonu kötü biterdi.
    İnsan düşünüyor o kadar şeyiniz var ama tek bir eksik bile diğerlerini bir an da yok etmek için ne olabilir? Tabii ki sende eksik olan büyük aşk.
    Mutlu gibi görünmelerine rağmen gerçekten mutlular mı? Ya da nereye kadar gidecek? Bazen ters kutuplar birbirini çeker.
    Bana eskiden sormuş olsaydınız böyle uç noktada o kadar varlıktan sonra olur mu diye olmaz derdim. Şu an büyük konuşmamak lazım diyorum.
    Aşk ne kadar sınırı geçebilir? Aşkın gücü tüm başka güçleri nasıl bu kadar altüst edebiliyor?
    İster, istemez sorgulamanıza neden olacak. Güzel bir romandı.
    DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
  • 516 syf.
    ·18 günde·Beğendi·8/10
    Kemal'in Füsunu nasıl sevdiğini okudum. Roman 1975'in İstanbul'undan başlıyor. İçine giriyorsunuz resmen hatta gerçek hayatta Kemal'i arıyorsunuz sonra onun sadece Orhan Pamuğun yarattığı bir karakter olduğu gerçeği tokat gibi çarpıyor. Tutku ve acı doluydu hikayenin içi. Kemal öyle tutkuyla bağlıydı ki Füsuna onun elinin değdiği, kokusunun sindiği her eşyayı topluyordu, elliyordu, hissediyordu,onu arıyordu eşyalarda böyle mutlu bile oluyordu. Bir solukta okunacak cinsten bir aşk hikayesi. Ben şahsen okurken üzüldüm Kemal'e ama sonda dediğine göre o hep mutluymuş. Sevinsem mi bilemedim.. Bir ip misali bağımlıydı Füsuna. Füsun sanki bu ipleri görüyor da bir şey demiyor hatta düğümlerini tek tek kendi dokuyordu. Olay örgüsü içinde bazen yitip gittiğini hissediyorum Füsun'un. Yani demem o ki sanki onun adından da okumak isterdim bu hikayeyi. İçinde neler yaşadığını-taşıdığını daha çok bilmek isterdim. Kemal'in onu 'gerçek mânâ'da görmediğine mi inanıyordu yoksa kemalin kendisine mi inanmıyordu işte orayı tam bilemedim. Bence ikisi de.
  • 255 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Her sayfasıyla dolu dolu bir kitaptı. Kitaptaki denemelerde bulunan konular yer yer birbirini takip ediyordu. Yani bir önceki yazının son paragraflarından yola çıkarak bir sonraki yazıyı yazıyor. Aşkı, her açıdan ele alıyor. Aşk, cinsellik, tutku, evlilik vs. Aşkı, halk hikayeleri ile ele alırken , aynı zamanda aşkın bir savaş olduğunu da gösteriyor. Birazda ulaşılamazlık var, nasıl yani, ortada zorluk olmadığı halde aşığın kendini zor duruma soktuğunu söylüyor.
  • 304 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Öncelikle şunu kabul edelim ki: Ortaçağın, hele din konusunda dogmatik anlayışın içinde doğmuş olan Dante, Hıristiyan dininin tüm dinlerinin zirvesinde olduğuna inanan bir kişiydi. Bunu aklınızdan silmeyin ki ileride Cehennem'de kimlerin olduğunu duyduğunuzda küfür etmeyin.

    O zaman Cehennem'de kimlerin olduğuna bir bakalım.
    Sokrates, Platon, Aristoteles ve sayamadığım bir sürü filozof, Attila, İlyada, Truva atı ekibi, ve bir sürü Yunan savaşçı(sanırım Yunanlara karşı ayrı bir kin besleniyor.)
    Homeros, Hz. Muhammed(ileride açıklama ekleyeceğim.), Hz. Ali... Vatan hainleri, katiller, düzenbazlar, oburlar, hırsızlar... Lucifer ve Yahuda.

    Dante eserin amacını şöyle açıklar: "Eserin meydana getirilmesinde güdülen amaç, bu dünyada yaşayan insanları içinde bulundukları sefaletten kurtararak mutluluğa ulaştırmaktır." Beni mutluluğa ulaştırıp ulaştırmadığını bilmiyorum fakat kitabı bitirene kadar aklımda hep şu soru döndü: "Bu kişiler Cehennem'de ise peki Cennet'te kimler var?"

    Cehennem'e yolculuğumuz başlasın. Dante karanlık ve vahşi bir ormanda kaybolmuştur. Bu orman sembolik bir anlam taşıyor. Dante, Tanrı'yı unutmuş, günah işlemiştir. Şimdi de bu günahlar ormanından kurtulmak için çırpınıp durmaktadır.

    Cehennem iç içe geçmiş ve gittikçe daralan dokuz sarmal daireden oluşmaktadır. Bu dairelerde günahlarıyla nam salmış pek çok tarihi kişilik vardır. Hadi Cehennem'i tanıyalım.

    Korkaklar Avlusu
    Cehennem'in bu ilk kesiminde korkaklar, yani ne Cehennem'i ne de Cennet'i hak etmiş kişiler bulunmaktadır.

    Birinci Daire: Limbus
    Burası Limbus'tur. Hıristiyanlıktan önce ya da sonra vaftiz edilmeden ölenlerin, acı çekmeden, ümitsizlik içinde yaşadıkları yer.

    İkinci Daire: Şehvet Düşkünleri
    Şimdi asıl Cehennem'deyiz. Buradaki ruhlar, ölümlü hayatlarında aşk denen tutku fırtınasının elinde oyuncak olmuşlardır. Buradaki bazı ruhlar: Semiramis, Kleopatra, Helena, Akhilleus, Paris, Tristan, Dido, Caina...

    Üçüncü Daire: Oburlar
    Burası oburların, şiddetli yağmur, kar ve dolu altında ve çamurlar içinde azap çektikleri yerdir. Zebani, tırnaklarıyla günahkârların derilerini yüzmekte ve ulumalarıyla kulaklarını sağır etmektedir.

    Döndüncü Daire: Cimriler ve Savurganlar
    Dairenin iki yarısındaki günahkârlar, dairenin orta yerine gelince bu iki grup arasında çarpışma olmaktadır. Bunlar cimriler ve savurganlardan başkası değildir.

    Beşinci Daire: Öfkeliler
    Burada; Zebaniler, iki şairin Cehennem gezisini engellemeye çalışırlar. İki şairin ilahi bir yardım beklemekten başka çaresi kalmaz.

    Altıncı Daire: Sapkınlar
    Baştan başa mezarlarla kaplı uçsuz bucaksız bir sahra. Sonsuza dek yanan bu mezarlarda, sapkınlar vardır.

    Yedinci Daire: Saldırganlar
    Bölümler
    1-) Soydaşlarına Karşı Zor kullananlar
    2-) Kendilerine Karşı Zor kullananlar
    3-) Tanrı'ya saldıranlar/ Doğaya Karşı Zor kullananlar/ Sanata Karşı Zor kullananlar

    Sekizinci Daire: Hileciler
    -Birinci Hendek: Başkaları ya da Kendileri İçin Aldatma Eylemini Yapmış Olanlar
    -İkinci Hendek: Dalkavuklar
    -Üçüncü Hendek: Rüşvet Yiyiciler
    (Bir sürü din adamı bulunmaktadır.)
    -Dördüncü Hendek: Kâhinler
    -Beşinci Hendek: Rüşvet Yiyiciler, Para Çalanlar
    -Altıncı Hendek: İkiyüzlüler
    -Yedinci Hendek: Hırsızlar
    -Sekizinci Hendek: Yalancı Danışmanlar
    -Dokuzuncu Hendek: Arabozuculuk ve Bölücülük Yapanlar
    (Burada dini bölmüş günahkârlar, vücutları kesilmiş, delik deşik edilmiş halde cezalandırılmaktadır. Hz. Muhammet ve Hz. Ali de burada olduğu için yayınevinin açıklamasını aynen yazacağım.)
    Hiçbir müslüman ve Türk okuyucu düşünülemez ki, Dante'nin dinimizin kurucusu olan Hz. Muhammet'i bu acıklı haliyle Cehennem'in bu kesiminde cezaya çarptırıldığını görsün de nefretle irkilmesin ve isyan etmesin.
    Hz. Peygamber'i Cehennem'de arabozucular arasında cezalandırmasının büsbütün başka nedeni vardır. Hz. Muhammet güya Hıristiyan ve kardinalmiş. Hz. Muhammet'e papalık vaat edilmişse de sonradan her nedense bu vaat yerine getirilmemiştir. Buna çok kızan Hz. Muhammet öç almak için başka bir din kurmaya karar vermiştir.
    -Onuncu Hendek: Tahrifçiler
    Birinci Bölüm: Madenlere Hile Karıştıranlar
    İkinci Bölüm: İnsanları Taklit ve Tahrif Edenler
    Üçüncü Bölüm: Kaplazanlar
    Dördüncü Bölüm: Sözleri Tahrif Edenler

    Dokuzuncu Daire: Hainler
    -Birinci Bölüm: Hısım ve Akrabaya İhanet Edenler
    -İkinci Bölüm: Vatan Hainleri
    -Üçüncü Bölüm: Konuklarına İhanet Edenler
    -Dördüncü Bölüm: Velinimetlerine İhanet Edenler

    Ve Cehennem'den Ayrılış...

    Mükemmel bir ön söz var ki kitabı özet geçerek okurken daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca Dante hakkında bilgiler veren bir kısmı da var. Cehennem'de bilmediğimiz bir sürü isimler geçiyor. Bu isimlerin açıklanması bakımından sayfanın altındaki açıklamalar çok işe yarıyor. Hatta o kadar ayrıntılı açıklamalar var ki metnin özünden daha fazla açıklama olan sayfalar var.

    İlahi Komedya'da Düzen ve Simetri
    Ortaçağ'da 3 rakamına özel önem verilirdi. Bu yüzden üçün karesi olan 9 da değerliydi. 10 rakamı yine o devirde tamlık sembolü olarak kabul ediliyordu.
    10=3x3+1
    İlahi Komedya; Cehennem, Araf ve Cennet o.ü. üç bölümden oluşmaktadır. Ahiret'i oluşturan üç ülke 10 bölüme ayrılmıştır. Hepsi 30 bölüm eder ki, bu da rakamla gösterildiğinde 3+10 demektir.
    Her bölüm 33 manzumeden oluşmuştur. Yalnız Cehennem, giriş görevi yapan Birinci Manzume ile beraber 34 manzumeden oluşmaktadır. 34+33+33=100=10x10

    Bu kitabı okuyunca sizin de aynı soruyu soracağınızı düşünüyorum. "Cehennem bu kadar kalabalıksa, Araf'ta ve Cennet'te kimler var?"